Bayrak Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                  BAYRAK SEVGİSİ

Bayrak, bir milletin veya devletin varlığının sembolüdür. Sade bir bez veya kağıt parçası ile tanımlanabilen bir nesne değildir. Onun önemi ve değeri, yüklendiği anlamından gelmektedir. Kişilerin, vatanlarına olan sevgisi, bayrak sevgisi ile eş değerdir. Bir kişi vatanını, milletini ne kadar çok seviyorsa, bayrağını da o derece sever ve ona sahip çıkar.

Geçmişten beri bayrak, en değerli varlıklarımızdan biri olmuştur. Ona zarar gelmesindense, canımıza zarar gelmesini yeğlemişizdir. Çünkü bizler, bağımsızlığı ve özgürlüğü canımızdan daha değerli kılmışızdır. Onu kutsal sayıp, ona yönelik her türlü tehdide karşı milletçe, birlik ve beraberlik içinde karşı çıkmış, bunun için canımızı, kanımızı, malımızı vermişizdir. Öyle ki bayrak ve bayrak sevgimiz üzerine nice şiirler, marşlar yazılmış, okunmuştur. Arif Nihat Asya, ne güzel anlatmıştır onu: ''Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...'' Evet, bayrağımızın dalgalandığı her karış toprak bizimdir. Gücümüzü, cesaretimizi ondan alırız. Yine Arif Nihat Asya'nın dediği gibi bayrak, tarihimiz, şiirimiz, şerefimiz, her şeyimizdir. Onun altında doğduk, onun dibinde öleceğiz.

Bizler, vatanımıza ve bayrağımıza sahip çıktığımız kadar varız. Bayrağımızın varlığına gelecek en ufak bir zarar, hepimize gelecektir. Bu bayrağı, atalarımızdan emanet aldık, torunlarımıza bırakacağız. Onlar da kendi torunlarına...
Devamını Oku

Batılılaşma ile İlgili Kompozisyon

                                                           BATILILAŞMA

   Batılılaşma; batı devletlerini örnek alma, daha çağdaş, daha ileri seviyeye gelme olarak tanımlanabilir. Bu kavram, dilimize son yüzyılda girmiştir. Zira önceki tarihlerde Batılılaşmayı bir kenara bakın, Doğululaşma kavramı bile kullanılabilirdi. Çünkü eskiden asıl medeniyet, çağdaşlık, ilericilik doğu ülkelerindeydi. Ancak özellikle 18. yüzyıldan itibaren, batılı devletler hızlı bir gelişme göstererek, her alanda ileri seviyede olmaya başladılar.

   İlerleme, gelişme anlamında elbette ki Batılılaşmak yadırganacak, uzak durulacak bir kavram değildir. Ancak maalesef bu kavram zamanla anlamını yitirmeye başlamıştır. Normalde Batının çağdaşlığını, ilericiliği alıp, kendi kültürümüzü korumaya devam etmemiz gerekirken, günümüzde bu durumun neredeyse tam tersi yaşanmaya başlamıştır. Öyle ki onların kültürlerine özenip onlar gibi yaşamaya başlamışız; ancak iş ilerlemeye, çalışmaya, teknolojiye gelince, onlardan geri kalmaya devam etmişiz. Sanki çağdaşlık giyim-kuşamdaymış gibi sadece bunları örnek almaya başlamışız.

   Demek ki işin püf noktası Batının, çalışkanlığını, teknolojide, tıpta gelişmişliğini almakmış. Onlar gibi giyinip, onlar gibi yaşamaya çalışmak; ama bunları yaparken onlar kadar çalışmamak, bizlere hiçbir şey katmaz.
Devamını Oku

Başarısızlık ile İlgili Kompozisyon

                                                      BAŞARISIZLIK

   Başarısızlık; kişinin giriştiği herhangi bir işi, istendiği gibi neticelendirememesidir.  İnsana gerçekten acı veren bir duygudur. Hele de arkasında yoğun bir emek, çalışma varsa, sonucu daha da kötü olur. Ancak başarısızılığın sebebi genellikle başarmak için yeterince emek vermemek, yeterince çalışmamaktır.

   Hepimizin hayatında başarısızlıklar olmuş ve olmaya da devam etmektir. Mükemmel insan başarılı olan insan değildir. Mükemmel insan, başarısızlıklarından ders alıp başarıya ulaşmayı öğrenen insandır. ''Başarısızlığından ders almak da başarıdır.'' aslında. Eskiden günümüze, güzel başarılar elde etmiş kişilerin bolca başarısızlık da yaşadığı; ama asla pes etmediği bilinmektedir. Örneğin Edison'un elektriği icat etmeye çalışırken onlarca, hatta belki yüzlerce defa başarısız olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Önüne herhangi bir engel çıkan bir insan, engeli aşamayacağını düşünüp, başarıya odaklanmazsa, sonunda başarısızlığa uğrayacaktır.

   Kişi önce başaracağına inanmalı, öz güven sahibi olmalıdır. Hatalarından ders çıkarmasını bilmeli, başarısızlığı başarıya çevirmeyi bilmelidir. İşte o zaman, hayatımızdaki başarısızlıkların sayısı daha çok azalacaktır.
Devamını Oku

Başarı ile İlgili Kompozisyon

                                                        BAŞARI

   İnsanlara en çok mutluluk veren, onu heyecanlandıran durumlardan biri başarıdır. Başarının verdiği haz neredeyse hiçbir şeyde yoktur. Ancak başarı ile çile kavramları birbirine yakın kavramlardır. İstisnalar dışında hemen her başarının ardında bir çile, yoğun bir emek, fedakarlık bulunmaktadır. Çünkü başarı, öyle ha deyince gelecek bir şey değildir.

   Bugün, faydalandığımız birçok şey yüksek bir başarının ürünüdür. Örneğin günlük yaşantımızda her alanda kullandığımız elektrik, Edison'un inanılmaz bir fedakarlığının, çalışmanın, azmin ürünüdür. O, elektriği öyle kolay bir şekilde bulmadı. Belki binlerce deney yaptı, yüzlerce kez başarısızlığa uğradı, uykusundan oldu; ancak hiçbir zaman bırakmadı, pes etmedi. Sonunda, tüm insanlığı aydınlatacak elektriği buldu ve bundan son derece mutlu oldu. Başarının vazgeçilmez şartı çalışmak, emek vermektir. İnsan bir kere istedi mi yapamayacağı iş yoktur. Bir kere de bu başarma hazzını duydu mu, daha fazla çalışır; çünkü başarının getirdiği mutluluğun tadı damağında kalmıştır. ''Hiçbir başarı tesadüfi değildir.'' sözünü doğrulamamak mümkün değildir. Çoğu kez, tesadüfen başarıya ulaşıldığı düşünülse de aslında durum böyle değildir. Örneğin birçok bilim adamı, insanlığa da faydası olacak herhangi bir iş üzerinde çalışmıştır. Aylarca, belki yıllarca bu işe odaklanmış, emek vermişlerdir. Ancak olumlu bir sonuca varamamışlardır. Yine de çabalamaya devam etmişlerdir. Öyle bir an gelmiştir ki Yaratıcı, bu kişilerin emeklerini heba etmemiş, bir ilham yoluyla onları başarıya ulaştırmıştır. Bu durum sizlere tesadüf gibi gelebilir; ancak bilinmelidir ki öncesinde yapılan çalışmalar olmasaydı, bu tesadüfler de oluşmayacaktı.

   Başarmak için bazı şeyleri göze almamış, fedakarlıklarda bulunmamız şarttır. Azmedip, peşinden gittiğimiz işi yarıda bırakmazsak, er geç başarıya ulaşırız.
Devamını Oku

Barış ile İlgili Kompozisyon

                                                                        BARIŞ

   Barış, insanların birbirine zarar vermeden, savaşmadan, kan dökmeden veya şiddet uygulamadan yaşamasıdır. Barışın egemen olduğu toplumlarda korku yoktur. İnsanlar korku içinde yaşamadıkları için daha huzurlu, mutlu ve üretken olurlar. Barışın önemi en çok savaş zamanlarında anlaşılır; zira bu tür zamanlarda insanlarda bir ölüm korkusu, sevdiklerinden ayrılma kaygısı görülür. B korkuları yaşadıkları için de üretmek için verimli çalışmaları neredeyse imkansız hale gelir.

   İnsanlar maalesef çıkarları için her türlü kötülüğü, zalimliği yapmaya başlamışlardır. Bunun en iyi örneği henüz 20. yüzyılın başlarında başlayan Birinci Dünya Savaşıdır. Birinci Dünya Savaşı, bazı devletleri tamamen kendilerine menfaat çıkarmak, başka ülkelerin topraklarından, yeraltı kaynaklarından, ham maddesinden yararlanmak için başlattıkları bir vahşet örneğidir. Dünya menfaati için insan canının ne kadar önemsiz görüldüğünün timsalidir. Nitekim bu savaşlarda milyonlarca insan ölmüş, milyonlarca çocuk yetim, belki milyonlarca kadın dul kalmıştır. Çoğu yerde kıtlıklar ve hastalıklar baş göstermiş, savaşın ne kadar kötü bir şey olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Ancak bu durum maalesef, insanlara bir ders olmamıştır; zira bu tür savaşlar sonrasında da devam etmiş ve devam etmektedir. Geçmiş tarihlere bakıldığında, savaşların olmadığı dönemlerde bilimsel gelişmelerin daha yoğun olduğu görülmektedir. Bunun da kaynağı elbette ki barış ortamıdır.

   İnsan canı kadar önemli bir şey yoktur. İnancımıza göre de zaten haksız yere bir insan öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Barışı sadece devletler arasında savaş olmaması durumu olarak düşünmemeliyiz. İki insanın küs olmaması, birbiri ile kavgalı olmaması, birbirine kin duymaması ve birbirini sevip sayması olarak da düşünülebilir. Dünyada barışın egemen olmasın ilk şartı, öncelikle kişiler arasında egemen olmasıdır. Her insan barıştan yana olduğunda, devletler de barışçıl olacak ve savaşlar olmayacaktır.
Devamını Oku

Affetmek (Bağışlamak) ile İlgili Kompozisyon

                                                                AFFETMEK

   İnsanlar, zaman zaman birbirine karşı hatalar yapabilir, birbirini kırabilir. Bu durum, insan fıtratında olan gayet tabii bir durumdur. Hiçbir insan günahsız ve hatasız değildir. Önemli olan yaptığımız hataların farkına varıp, bunları düzeltmek ve tekrar etmemeye çalışmaktır. Bu, bütün insanlar için geçerlidir.

   En büyük affedici olarak bildiğimiz Allah, bu konuda en iyi örneğimizdir. Her şeye gücü yeten, rahman ve rahim olan Allah, affetmeyi, bağışlamayı seviyorsa ve bunu tavsiye ediyorsa, biz insanların ne haddine ki bize karşı küçük hatalarda bulunanları affetmeyelim, bağışlamayalım! Affetmeyen insan kincidir. Kin ve nefret duyguları ise en kötü duygular arasındadır. Kin, sadece kin duyulan kişiye değil, aynı zamanda kin duyan kişiye de büyük zarar verir. İçinde sürekli bir düşmanlık besleyen kişinin, zamanla kalbi kararır, katılaşır ve iyiliklerden uzak olur. Bağışlayan insan ise kinden uzak, insanlara karşı sevgi doludur. Kendisine karşı yapılan hataları affettiği için içinde, kalbinde kötü duygular barındırmaz; böylece daha kolay bir şekilde mutlu olur.

   Her insan gibi, bizler de hata yapabiliriz. Elbette ki yaptığımız bu hatalar için, affedilmeyi bekleriz. İşte, bizler ne zaman affedici olursak, birileri de bizim hatalarımızı affedecektir.
Devamını Oku

Bağnazlık ile İlgili Kompozisyon

                                             BAĞNAZLIK (TAASSUP)

   Bağnazlık, insanların herhangi bir düşünceye, inanca veya ideolojiye körü körüne bağlanması, o düşünce, inanç veya ideolojinin dışına çıkamaması, yeniliklere kapalı olması demektir. Günümüzde, daha çok dini inançlarla ilgili kullanılan ve taassup da denilen bağnazlık, aslında sadece din ile sınırlandırılamaz. Dinli-dinsiz, Müslüman-Hıristiyan, kadın-erkek, herkeste bağnazlık olabilir.

   Kişinin gelişmesini, yenilenmesini engelleyen en önemli etkenlerden biri bağnazlıktır. Bağnaz olan insan, yeniliklere sürekli kapalı olduğu için, kendini geliştirme imkanına sahip olmaz. ''Sadece benim düşüncem doğru!'' der, başka bir şey bilmez. Kendi fikrine karşı çıkan fikirlere saygı duymaz ve iyinin, doğrunun sadece kendi düşüncesi olduğunu iddia eder. Maalesef, bağnazlık, dinimizde de baş göstermiştir. İlim öğrenmeyi farz kılan dinimize rağmen, dinle alakası olmayan hurafelere saplanıp kalmış, İslamla uzaktan yakından alakası olmayan uygulamalarda bulunup, bunları uygulamayanları da kafirlikle suçlayan binlerce insan vardır. En basit örneği İslam dini adı altında, insanları öldürmekten çekinmeyen, camilere ve diğer ibadethanelere saldırılar düzenleyen ve İslamla hiçbir alakası olmayan silahlı örgütlerdir. Bu örgüt veya şahıslara göre, sadece kendi dini inançları veya mezhepleri hak, gerisi de yalandır. Buna karşı çıkan, onları eleştiren ve doğru yolu göstermeye çalışan alimleri dinlemezler bile. Hatta bu alimleri de suçlayarak, onların da canına kastetmeye çalışırlar.

   Bağnazlıktan kurtulmak için, insanlar kendilerini geliştirmeli ve bol bol okuyup öğrenmelidir. Ancak okurken, öğrenirken sadece kendi fikrimizi savunan, anlatan kaynakları değil, her türlü kaynağı okumalı, fikirleri karşılaştırmalı ve en doğrusuna karar vermeliyiz. Taassup haliyle hareket edersek, bir adım yol katetmemiz mümkün değildir.
Devamını Oku

Bağımsızlık ile İlgili Kompozisyon

                                                            BAĞIMSIZLIK

   Bağımsızlık; herhangi bir devletin veya gücün himayesi altına girmeden, kendi toprak parçası üzerinde özgür bir şekilde yaşamaktır. Uluslar için en önemli kavramlardan biri bağımsızlıktır. Bağımsızlığı olmayan toplumların ilerlemesi, gelişmesi ve mutluluk içinde yaşaması imkansızdır.

   Eski tarihten bu yana, Türkler de bağımsızlığa çok önem vermiş ve bunun için her şeyi yapmıştır. Çanakkale Savaşında bağımsızlık ve özgürlük uğruna binlerce can verdik. Atalarımız, bize bağımsızlığı armağan etmek için, başka devletlerin boyunduruğundan kurtarmak için canlarını ve kanlarını gözü kırpmadan verdiler. Biz Türkler, namusumuz, bağımsızlığımız için yaşar, bu değerlerimiz için ölürüz. Günümüzde, tam bir bağımsızlık içinde olmayan toplumlara baktığımızda, bu toplumların gelişmediğini, çağdaşlarına göre çok gerilerde olduklarını görmekteyiz. İnsan yapısı gereği bazı ihtiyaçlarını gidermeden, başarıya ulaşamaz. Örneğin aç bir toplumun, teknolojik alanda gelişmesi çok zordur. Çünkü insan yeme ihtiyacı ile doğmuştur. Bağımsız olmayan toplumlar için de bağımsızlık, temel bir ihtiyaçtır. Bu temel ihtiyaç giderilmeden de zirvelere çıkmak, huzur ve refahı bulmak olanaklı değildir.

   Bizlere atalarımız bağımsızlığı ve özgürlüğü nasıl miras bıraktıysa, bizler de onları örnek alıp, bu değerleri torunlarımıza bırakmalıyız. Bağımsızlık için her zaman silahlarla savaşmaya gerek yoktur. Ülkemizi kalkındırmak, zenginleştirmek için uğraşırsak, onu güçlü hale getirirsek, bağımsızlığımız daha uzun sürecek, belki de ilelebet yaşayacaktır.
Devamını Oku

Baba Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                 BABA SEVGİSİ

   İlk kahramanlarımız... Hele de çocuk yaşlarımızda, onlar bizim Superman'lerimizdir. Herkesten güçlü, herkesi yenebilen, her şeyi bilen üstün varlıklar... Kültürümüzde, baba evin direğidir. O olmadan bir evin ayakta kalması çok zordur. Onun varlığı, çocuklara güven verir. Onunla daha güçlü olurlar. Babalarımız, aynı zamanda çoğunlukla ilk rol modellerimizdir. İlk önce onlara özenmeye çalışır, onları kendimize örnek alırız. Aynı zamanda çekindiğimiz, şikayet edildiğimiz, bazen kendisinden azar işittiğimiz ve hatta bazen dayak bile yediğimiz babalar... Ancak her şeye rağmen, onların yeri bambaşkadır. Onlara duyduğumuz sevgi, biraz daha gizlidir. Anne sevgimizi dışa vurmamıza rağmen, enteresandır ki babaya olan güzel duygularımızı çoğu defa bir sır gibi saklarız.

   Bir arkadaşım anlatmıştı. Kendisi, çocukluğunda babasından sürekli şiddet gören, babasından nefret ettiğini düşünen biri imiş, Aslında dayağı çoğu defa hak ediyormuş; ancak yine de babasının bu davranışlarından nefret eder, çoğu defa babasının ölmesi için beddua bile edermiş. Bir gün babası bir fıçının üstüne çıkıp evin dış duvarlarını boyarken, olan olmuş ve babanın ayağı kaydığı için fıçıdan düşmüş. Düşünce de çenesini demir fıçının kenarına çarpıp fena halde yarmış. Bizimki de o esnada oradaymış. ''Babamın çenesini ve onun acı çeken yüzünü görünce, sanki kalbim paramparça oldu, Babamı bu kadar sevdiğimi bilmiyordum, bir daha da asla beddua etmedim; zaten babam da bir süre sonra şiddet eğilimlerinden vazgeçti.'' dedi. Evet, istesek de istemesek de Allah bazı şeyleri, yaradılışımızda oluşturmuş. Anne baba sevgisi de doğuştan getirdiğimiz duygular olsa gerek. Kardeşler için de aynı durum geçerlidir. Çoğu defa kavga eder, birbirimizin kalplerini kırarız; ama yeri geldi mi de birbirimiz için canımızı vermekten geri durmayız.

   Babalarımızın üzerimizde emekleri çoktur. Biz çoğu defa anlamasak da onlar bizim için çalışır, çabalarlar. Babam bir keresinde anlatmıştı. Ben daha çocukken, kendisi İstanbul'a gider mevsimlik çalışır, birkaç ay sonra dönerdi. Bir keresinde acıkmış, gidip bir dürüm almış. Almış almasına ama bir türlü yiyememiş. ''Daha ilk lokmayı ağzıma alır almaz, boğazımda düğümlendi kaldı; eşim, çocuklarım bu dürümü yiyemezken, kim bilir onlar ne haldeyken ben nasıl yerim'' deyip bırakmış. İşte onların fedakarlıkları böyledir. Bize düşen de, onlar yaşlılıklarında bize muhtaç olduklarında, bizim de onlar için emek sarf etmemiz, vefa göstermemizdir.
Devamını Oku

Azim ile İlgili Kompozisyon

                                            AZİM

   Her insan, bir amaç için gelir dünyaya. Doğar, yaşar ve ölür. Ancak yaşarken yaptıkları, onun ölümsüzleşmesine, ismini yaşatmasına sebep olabilir. Nitekim tarihteki birçok şahsiyet, bunu başarabilmiştir. Kemiklerinin bile nerede olduğu bilinmeyen öyle şahsiyetler vardır ki, azimleri sayesinde gerçekleştirdikleri başarıları ile herkes tarafından tanınır, anılır olmuşlardır. Azim, başarma isteğidir. Başarma uğruna sarf edilen emektir, vazgeçmemektir, direnmektir. Ancak bunları yapanlar başarıya ulaşır, kendilerine ve diğer insanlara faydalı olabilirler.

   Azmin ön koşulu inanmaktır. Başaracağına inanmak, başarmanın yarısıdır. ''Zafer, zafer benimdir, diyebilenindir.'' sözü, bu tezi doğrulamaktadır. Başarabileceğine inanan insan, başarmak için bütün gücüyle çalışır, gerekirse çeşitli fedakarlıklarda bulunur. Herkes bilir ki, hiçbir başarıya çiçekli yollardan gidilmez. Her başarının ardında, bir fedakarlık söz konusudur. Öyle insanlar vardır ki, gece çalışırken veya yazarken, uyumamak için saçlarını bir ip yardımı ile tavana bağlamışlar ve istem dışı uyuduklarında, acı çekerek uyanıp çalışmalarına devam etmişlerdir. İşte, bunun sonucunda başarıyı yakalamış ve günümüzde hala isminden bahsettirmişler ve eserlerini okutturmuşlardır. Kimisi uykusundan, kimisi malından, kimisi canından feragat etmiştir. Ama bu fedakarlığın meyveleri bol olmuştur. Çoğumuz hazıra alışmış, bir şeylere sahip olmak için çaba sarf etmez duruma gelmişiz. Önümüzde en ufak bir engel gördüğümüzde hemen pes ediyor, başaramayacağımıza kendimizi inandırıyor ve nitekim de başarısız oluyoruz. Oysa, başarı öyle kolay gelen bir şey olmamalı. Başaran kişinin, diğer insanlardan bir farkı olmalı. İnsanoğlu isterse, yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey, ulaşılamayacak kadar yüksekte değildir. Yeter ki ulaşılması gerekene nasıl ulaşabileceğimizi bilelim ve bu uğurda her şeyi göze alalım.

   Yeri gelmişken bir kurbağa hikayesinden bahsetmemek olmaz. Öyle bir hikaye ki azmin zaferini en güzel şekilde anlatır: Birkaç kurbağayı, bir yoğur kabına koymuşlar. Kurbağaların hemen hepsi zıplamaya çalışarak dışarıya çıkmaya çalışmış. Durdukları anda yoğurdun içine batıyor ve boğulma tehlikesi geçiriyorlarmış. Bir süre çabaladıktan sonra bu kaptan kurtulamayacaklarını düşünüp pes etmişler ve yoğurda batarak hayatlarından olmuşlar. Ancak bu kurbağalardan öyle bir tanesi varmış ki pes etmek nedir bilmezmiş. Son derece azimliymiş. Tüm arkadaşları pes edip bırakmasına rağmen, o başaracağına inanmış ve sürekli sıçramaya devam etmiş. Öyle uzun bir süre sıçramış ki bir süre sonra sıçramaya çalıştığı yerdeki yoğurt katılaşmaya, tereyağı olmaya başlamış Bu sıçrama denemeleri devam ederken, yağ iyice katılaşmış ve bizim kurbağa kabın dışına çıkarak özgürlüğüne kavuşmuş. Böylece azmin zaferini, başarmanın mutluluğunu yaşamış.

   İşte hepimiz böyle bir kurbağa olmalıyız. Önümüze çıkan engellerden korkmamalı, onları aşmak için direnmeli, çok çalışmalıyız. Bunu yaptığımız zaman, elimizden hiçbir şey kurtulamayacak, başarının anahtarını elimizde tutmuş olacağız.
Devamını Oku

Ayrılık ile İlgili Kompozisyon

                                                    AYRILIK

   Türkülerimiz ne güzel anlatır ayrılığı ve ayrılığın acısını... ''Ayrılıktan zor belleme ölümü, görmeyince sezilmiyor Mihriban!'' ifadesi, onun ne kadar zor olduğunu, ölümün bile unutulabileceğini; ancak ayrılık acısının kolay kolay geçmediğini anlatır bizlere. Gerçekten de öyle değil midir? Ciddi manada sevdiğimiz birinden ya da bir yerden ayrıldığımızda içimizde hissettiğimiz yangınları düşünsenize! Ölüm, her ne kadar bir ayrılık olsa da, Allah'ın takdiridir ki acısı pek uzun sürmez. Ayrılık ise kişinin tamamen kendi iradesi ile ilgilidir. Bu konuda zayıf olan insan iradesi, ayrılık acısından payını alır.''Ölüm Allah'ın emri de, ayrılık olmasaydı'' sözü bu fikrimize destek vermektedir aslında.

    İnsan sevdiğinden ayrıldığında, garip bir duygu hisseder kalbinin derinliklerinde. Sanır ki tüm evren birlik olmuş da onun üstüne üstüne gidiyor. Gözler kararır, dünya döner ve gözlerde bir boşalma oluşuverir. Göz kapakları engel olmaya çalışsa da gözyaşlarına, buna mani olamaz. aksine onlar mani olmaya çalışıp kendilerini kasınca, göz yaşlarınin işi daha da kolaylaşmış olur. Ve kişinin tüm duygularını dışa vurarak yer çekimine yenik düşerler. Ayrılık bir yangındır, kolay sönmez yüreklerde. Yakıtı yine kendisidir. Ayrılık var oldukça, vuslat olmadıkça bu yangının sönmesi pek mümkün değildir. Yangını söndürmenin iki yolu vardır: Ya hasretlik bitecek, kavuşma gerçekleşecektir ya da geçen zaman yüreğini buna alıştıracaktır. İnsanların en duygulu, en üzgün olduğu durumlardan biri ayrılıktır. Ayrılık üzerine nice türküler yakılmıştır. Ayrılığın her türlüsü kötüdür; ancak hele de sonunda vuslat yoksa; beklenen gün gelmeyecekse daha farklıdır. Öyle ayrılıklar vardır ki belli bir süre ile sınırlıdır. Ancak maalesef bazı ayrılıkların ebedi olduğu bellidir. İşte insanı kahreden de bu ayrılıklardır.

   Ayrılık ne kadar acı olsa da, insan bünyesi bunun üstesinden gelebilmektedir. İnsana çeşitli duygular veren yüce Allah, bunların üstesinden gelme gücünü de vermiştir. Bu sebeple, kötü ayrılıklar yaşayanlar, bunun da üstesinden gelebileceğini bilmeli, sabretmeli ve yangının sönmesi için gereken zamanı beklemelidir.
Devamını Oku

Atatürkçülük ile İlgili Kompozisyon

                                                ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürkçülük; gücünü milletten alan, bağımsızlığı ve özgürlüğü temel alan, din ve devlet işlerini birbiri ile karıştırmayan, insanlık ve insan sevgisini her şeyin üstünde tutan, bilime ve çağdaşlığa önem veren, savaşı değil barışı benimseyen ve Atatürk ilke ve inkılapları ile desteklenen bir düşünce akımıdır. Atatürkçülüğün en önemli değerlerinden bazıları bağımsızlık ve halk egemenliğidir. Halkın, devletin yönetiminde etkin olarak rol almasını, ülkenin çağdaş seviyeye uygun olarak hareket etmesini, bilimi kılavuz alarak almasını benimser.

Atatürkçülük, Atatürk'ün ilkelerini ve inkılaplarını yaşama ve yaşatma çabasıdır. Onun yolunu takip etme, onun gibi barışçıl, özgürlükçü, ileri görüşlü, bilimci olma yoludur. Dünyanın unutulmaz, tarihe damgasını vurmuş önderlerden birisi de Atatürk'tür. O, çaresizliğin kol gösterdiği bir zamanda çare olmuş, bilimin kör olduğu bir dönemde kılavuz olmuştur. ''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.'' diyerek bilimin önemini belirtmiş ve insanların yersiz bazı hurafelerden uzaklaşmasını sağlamıştır. Devlet yönetiminin babadan oğula geçtiği, halkın fikrinin önemsenmediği bir devlet anlayışını reddetmiş; bunun yerine halkın söz sahibi olduğu, kendisini yönetecekleri seçme hakkı vermiştir. Ancak tüm bunları yapmadan önce tam bağımsızlığı savunmuş ve ülkenin bağımsızlığını kazanması için sonuna kadar çaba sarf etmiştir. Bunu yaparken çoğu defa ölümle burun buruna gelmiş; ama tüm bu olumsuzluklar değil onu hedefinden uzaklaştırmasına, aksine hedefine daha fazla yaklaştırmasını sağlamıştır. Bugün, rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamamızın en büyük kaynağı Atatürk'tür. Bu rahatlık ve huzur devam ettirmenin yolu da Atatürkçülüğü korumaktan geçmektedir.

Her birimiz Atatürkçülüğü benimseyip, onu yaşatmaya çalıştığımızda, çağdaş zaman ülkelerinden geri kalmayacağımız hatta dünya öncüsü olabileceğimiz söylenebilir. İnsan sevgisi birçok şeyden üstün gelmektedir. Adaletsizliği, haksızlığı, sınıf ayrımlarını ortadan kaldırdığımızda, mutluluk içinde yaşayan bir ülke olacağız. İşte, bu da Atatürkçülüğü doğru anlamaktan ve uygulamaktan geçer.
Devamını Oku

Atatürk ile İlgili Kompozisyon

                                                                   ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ülkemizin kurucusu olduğu gibi, devlet yönetimi konusunda da manevi önderliğini halen korumaktadır. Onun getirdiği yenilikler, haklar ve özgürlükler, onu yaşatmamızı sağlamaktadır. Bizler Atatürk'ü sıradan bir insan olarak görmeyiz. Onu; çağdaş, özgürlükçü, barışçıl, halkçı, milliyetçi, yenilikçi ve ilerici olarak tanırız. Bir anlamda asıl değer verdiklerimiz onun sadece kendisi değil, bize bıraktığı mirastır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bıraktığı en güzel miras, Türkiye Cumhuriyetidir. Kendisi ''Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet yaşayacaktır.'' diyerek, aslında onun şahsından çok, devrimlerine önem vermemiz gerektiğini vurgulamıştır. Atatürk, üstün zekası ve ileri görüşlülüğü ile Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu vahim durumu anlamış, bunun sebeplerini kendisince tespit etmiş ve tüm bu sebepleri ortadan kaldırmak için çaba sarf etmiştir. Nitekim bunun için neredeyse tüm Anadoluyu dolaşmış, toplumlarla iletişime geçmiş ve birlikteliğin getireceği olumlu gelişmeleri herkese aktarmıştır. Onun öncelikli hedefi bağımsızlık ve özgürlüktür. Ancak bağımsızlık ve özgürlüğün, bir devletin huzur ve refahı için yeterli olmayacağını ön görmüş, ülkesini çağdaş hale getirmek için birçok adımlar atmıştır. Ülkede geçmişten beri varlığını sürdüren çeşitli hurafeleri, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmakla işe başlamış ve bunu çok iyi bir şekilde başarmıştır. Her zaman barıştan yana olmuş ve çeşitli ulusal ve uluslararası sorunları, diplomasi yolu ile halletmeyi yeğlemiştir. Sadece ırk bazında bir milliyetçiliği hoş görmemiş, bir toprak üzerinde aynı bayrak altında yaşayan her kesimi bir millet olarak görmüştür. Bilime ve sanata fazlası ile önem vermiş ve kendisi de bu konuda en güzel örnek olamaya çalışmış ve toplumdaki cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmıştır.

Atatürk, Atatürkçülüğün simgesidir. Atatürkçülük ise her türlü haksızlığın, adaletsizliği, eşitsizliğin ve mantıksızlığın önüne geçmek, bağımsızlık ve özgürlük uğruna gerekirse canını feda etmektir. Atatürkçüyüm diyen insanların, en başta yapması gereken şey çok çalışmak ve daima ilerlemektir. Bağnazlıktan kurtulmak ve mantıklı düşünmektir. İşte, gerçek anlamı ile bunları yapabildiğimiz zaman Atatürk'ü anlamış ve yaşatmış olacağız.
Devamını Oku

Aşk ile İlgili Kompozisyon

                                                                       AŞK

   Yüce Yaratıcının, insanlara sunduğu en güzel duygulardan biridir aşk. Aşkı tek manaya hapsetmek ve iki insan arasında yaşandığını söylemek çok sığ olur. Aşk öyle bir duygudur ki salt iki insan arasındaki yoğun sevgi duygusu ile sınırlamak, ona haksızlık olur. Aşk, karşı bir cinse duyulabileceği gibi Yaratıcıya, bir ideolojiye, bir memlekete, bir iş veya uğraşa da duyulabilir. Bu yüzden ''Herhangi bir varlığa veya kavrama duyulan yoğun sevgi'' olarak tanımlamak en mantıklısı olacaktır.

   Kişi, aşık olduğuna bambaşka bir gözle bakar. Onun her zaman güzel taraflarını görür, eksik veya hatalı yanlarını ise ya hiç görmez ya da görmezlikten gelir. Aşık olduğunu her an düşünür ve onsuz yapamayacağını, onsuz yaşanmayacağını hisseder. Aşk her zaman mutluluk veren bir duygu değildir. Aşkın en yakın komşusu acıdır. Nitekim çoğu defa, aşk ile acı beraber yaşar ve çoğu defa beraber ölürler. Aşk öldüğünde acı biter; veya acı bittiğinde aşk ölür diyebiliriz. Bu durum bir çelişki gibi görünebilir; ancak derin düşünüldüğünde, durumun gerçekten de bu şekilde olduğu anlaşılır. Aşk ve beraberindeki sevgi duygusu, insan üzerinde de büyük etkilere sahiptir. Örneğin insan neslinin devam edilmesinde aşkın ve sevginin rolü büyüktür. Aşk iki insanı bir araya getiri ve bu beraberlik sonucunda neslin devamı sağlanır. Zaten Allah'ın aşk, sevgi ve cinsellik arzusu gibi duyguları insana vermesinin belki de en büyük anlamı, onların çoğalmasını sağlamaktır. Düşünsenize, dünyada aşk, sevgi ve cinsellik duyguları veya dürtüleri olmasaydı, kaç kişi evliliği veya çocuk doğurup büyütmeyi göze alabilirdi ki?

   İnsanlar, Allah'ın kendilerine verdiği bu güzel duygunun kıymetini bilmeli, aşka değer vermeli ve ona sahip olmalıdır. Günümüz aşk anlayışı maalesef genel anlamda değişmiştir. Eski saf aşkların nesli tükenmek üzeredir. Eskiden mezarda biten aşklar, şimdilerde birkaç yıl, hatta birkaç ay sonra bitiveriyor. Bu güzel duygunun peşinden gidin ve acısından da tat çıkarmayı öğrenin.
Devamını Oku

Arkadaşlık ile İlgili Kompozisyon

                                                              ARKADAŞLIK

   Arkadaş sözcüğü, kelime itibariyle birbirinin arkasını tutan, birbirinin arkasından giden, birbirine destek veren kişiler manasına gelir. Hemen hepimizin arkadaşları vardır. Her insan, arkadaşlara ihtiyaç duyar. Çünkü insanoğlu, diğer insanlarla iletişim kurma ihtiyacı ile yaratılmıştır. Yalnızlık, insanlara zor gelir ve aynı mahallede olsun, okulda veya başka yerde olsun, çeşitli arkadaşlar veya arkadaşlıklar kurma gereği hissettirir.

   Öncelikle burada belirtmek gerekir ki arkadaşlık ve dostluk kavramları aynı anlama gelmez. Bu iki kavram halk arasında bazen karıştırılsa da, dostluk için, arkadaşlığın ilerlemiş hali diyebiliriz. Örneğin okulda, aynı sınıfı paylaştığımız her öğrenci arkadaşımızdır; ancak bunların hepsinin dostumuz olduğunu söylemek biraz güçtür. Burada bahsettiğimiz arkadaş kavramı, beraber zaman geçirdiğimiz, konuştuğumuz, oyun oynadığımız kişilerdir. Arkadaşların, insan kişiliği üzerindeki etkileri büyüktür. Genellikle aynı karaktere sahip insanlar arkadaşlar olurlar. Veya farklı şahsiyetteki kişiler arkadaş olsalar bile, zamanla birbirinden etkilenir ve birbirinin karakterine bürünebilirler. ''Bana arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim.'' sözü, bu durumun en iyi örneğidir. Yine benzer anlamlara gelen ''Üzüm, üzüme baka baka kararır.'', ''Kır atın yanında duran, ha huyundan ya suyundan...'' sözleri de arkadaşlardan etkilenmenin öneminden bahsetmektedir.

    İnsanlar, arkadaş seçerken dikkatli olmalı, kendisini kötü davranışlara sevk edecek kişilerden uzak durmalıdır. Bu yüzden herhangi bir ortama girildiğinde, örneğin bir okula yeni başlandığında, etraftaki insanlar belli bir süre gözlenmeli ve davranışları ile kötü sayılmayacak kişilerle yakınlaşma kurulmalı ve iyi insanlarla arkadaş olunmalıdır.
Devamını Oku

Anne Sevgisi ile İlgili Kompoziyon

                                                             ANNE

   Doğan her bebeğin, koruyucu bir meleğinin olduğu ve bu meleğin adının ''Anne'' olduğu söylenir. Gerçekten de öyle değil mi? Bu hayatta, annelerimizden daha koruyucu, daha vefakar, daha merhametli kimse var mıdır? Bizim mutluluğumuz için kendi mutluluğundan feragat eden, bizim üzüntümüzle daha çok üzülen, bizim için sürekli daha iyisini isteyen ve bunun için emek sarf eden başka biri?

   Allah'ın insanlara bahşettiği en güzel varlıklardan biri annedir aslında. Hele ki çocukluğumuzda, onun değeri bambaşkadır yanımızda, Onsuz bir dünya düşünemez, böyle bir dünya düşünecek olsak bile, gözlerimizden akan yaşlara mani olamayız. Üzüntümüzde, kederimizde aklımıza gelen ilk kişi odur. Hatta enteresandır ki yaptığımız kötü bir yaramazlıktan dolayı annemizden aldığımız bir ceza sonucunda ağlarken bile ''Anne, anne'' diye ağlarız. Yani zaten bize ceza veren kişiye aynı zamanda sığınmaya çalışırız. Çünkü biliriz ki en emin, en sağlam kalemiz odur. Ancak maalesef, insanoğlu çoğu kez vefasızdır. Kendisi için saçını süpürge etmiş o biricik varlığın kıymetini bilmez. Annesinin, hamileliğinde, bebekliğinde ve çocukluğunda neler çektiğini, nelerden vaz geçtiğini düşünmez. Büyüyünce kuş misali yuvadan uçar ve onu büyütüp yetiştiren annesini pek de önemsemez. Ancak ne kadar bencil, ne kadar ilgisiz bir evlat olursa olsun, annesini kaybettiği zaman içi sızlamayacak insan da yoktur. Annelik ve anne sevgisi, insanın kalbinin ta derinliklerine işlemiştir çünkü.

   Peygamber Efendimizin, cenneti ayağının altına serdiği annelerimizin kıymetini bilmeli, bu dünyada yaşadıkça onları ihmal etmemeli, gönüllerini kırmamalı, halini hatırını sık sık sorup öğrenmeliyiz. Zamanında bizim için verdikleri emeklerin, az da olsa karşılığını vermeliyiz.
Devamını Oku

Allah Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                      ALLAH SEVGİSİ

   Şöyle bir etrafımıza, yerlere ve göklere, cümle canlılara baktığımızda, ne kadar muazzam bir düzenin varlığını görebiliriz. Allah'ı, onun yarattıklarının ta kendisinde bulabilir ve ona şükredebiliriz. Evrende, hiçbir şey tesadüfi değildir. Her şey mükemmel hesaplar içinde yaratılmış ve her varlık, görevini Allah'ın takdir ettiği şekilde yerine getirmektedir.

   Örneğin şöyle gündelik yaşantımızdan bazı durumları düşünelim bakalım. Derine inmeye gerek yok. Her gün şahit olduğumuz durumlar bile bize Allah'ın sonsuz rahmetini göstermektedir. Düşünsenize, kediler kanatlı olarak yaratılabilirdi. Peki, o zaman kuşların varlığı ne kadar sürerdi acaba? Yahut akrepler uçabilirdi? Karpuz gibi büyük ve ağır bir meyvenin ağaçta yetiştiğini düşünsenize! İnsanların kafasına düştüğünü? Bu konuyu örnek veren, güzel bir fıkrası vardır Nasrettin Hoca'nın: Bir gün, öğle sıcağında büyük bir ceviz ağacının gölgesinde uzanıyordur. Karşısında, yerde de kocaman kocaman kabaklar bulunmaktadır. Hoca, bir cevizlere bakar, bir de yerdeki kabaklara. ''Bu işte bir gariplik var.'' diye düşünür. ''Aslında bu kocaman kabaklar, büyük ağaçta; bu küçük cevizler ise küçük ağaçta yetişmeliydi.'' der. O anda, ağaçtan, kafasına bir ceviz düşer. Kafasındaki acıyı hissedince, jetonu bir anda düşer. Kabağın, ağaçta yetişmediğine şükreder. İşte, Allah'ın düzeni, hesapları böyledir. En ufak bir hatada, dünyamızın bile yok olabileceği bilinmektedir. Ancak Allah, her şeyi, biz kulları için mükemmel ölçüde yaratmıştır. Böyle bir Yaratıcı'yı sevmemek, ona şükretmemek olur mu?

   Allah'a olan sevgimizi, onun emir ve yasaklarına uyarak gösterebiliriz. İnsanları, hayvanları, bitkileri severek, onları koruyarak ve onlara yardım ederek gösterebiliriz.
Devamını Oku

Alkol ve Zararları ile İlgili Kompozisyon

                                               ALKOLÜN ZARARLARI

   Peygamber Efendimizin ''İçki, bütün kötülüklerin anasıdır.'' hadisi, alkollü her türlü içeceğin zararlarını en güzel şekilde özetlemektedir. Alkolün en kötü yanı, kişiyi sarhoş etmesi ve kişide bağımlılık oluşturmasıdır. Bağımlılık oluşturan alkol, insanları sürekli kendine çekmekte, onu kullanan insanların da kendinden geçmesine, kendisine ve diğer insanlara zarar vermesine sebep olmaktadır.

    Alkolü gereğinden fazla kullanan insanlar, onu kullanarak dertlerini unuttuklarını iddia ederler; ancak aslında kendilerine yeni dertler ediniyorlar da haberleri yok. Bir insan herhangi bir zararlı maddeyi, alkolü, uyuşturucuyu kullanırken sadece kendisine zarar verse, belki kabul edilebilir, kişinin kendi özgürlüğüne verilebilir. Ancak maalesef alkol kullananların zararları sadece kendilerine olmuyor. Örneğin içki içip sarhoş olan biri, sarhoş hali ile trafiğe çıkabiliyor ve insanların yaralanmasına, hatta ölmesine sebep olabiliyor. Sarhoşken, ne yaptığının farkında olmadığı için insanlara küfür veya hakarette bulunabiliyor. Bilindiği gibi alkol, sigara, uyuşturucu gibi maddeler zamanla alışkanlık haline gelebiliyor. Bu yüzdendir ki dinimiz, alkolün azını da çoğunu da yasaklamış, böyle bir bağımlılığa yaklaşmanın bile çok büyük zararlara sebep olacağını vurgulamıştır.

    İçkiyi tatmadan önce, onun alışkanlık yapabileceği ve bu alışkanlık sonucunda kişinin kendisinin ve başkalarının zarar görebileceği düşünülmeli, ondan uzak durulmalıdır. Ülkemizde alkol kullanımından kaynaklanan binlerce ölüm gerçekleşmektedir. Alkol yerine kendimize güzel alışkanlıklar edindiğimiz zaman, dünya daha yaşanır hale gelecektir.
Devamını Oku

Alışkanlık ile İlgili Kompozisyon

                                                            ALIŞKANLIK

Cüneyt ARKIN'a sormuşlar:
- ''Neden bütün kelimelerden sonra ''n'' harfini kullanıyorsunuz?''
- ''Nalışkanlık'' diye cevap vermiş kendisi.

    İşte alışkanlık öyle bir şeydir. Belli bir süre tekrar ettiğimiz, uyguladığımız herhangi bir davranışı, zamanla tekrar etmeden duramayız. Bünyemiz, o davranışlara adeta programlanmış gibidir. İlgili davranışları sergilemediğimiz zaman içimizde bir eksiklik hissederiz.

   Atalarımızın, alışkanlık ve alışkanlığın kalıcılığı ile ilgili birçok sözü olmuştur. ''Alışmış, kudurmuştan beterdir.'', ''Yiğit yedisinde neyse yetmişinde de odur.'', ''Can çıkar, huy çıkmaz.'', gibi atasözleri bu duruma örnektir. Bunlardan bazıları her ne kadar alışkanlık değil de kişinin karakteri ile ilgili olsa da, aslında bir anlamda kişinin karakterini oluşturan da alışkanlıklarıdır. Alışkanlığın nasıl bir durum olduğunu kavrayabildiğimizde, onu nasıl kullanmamız gerektiği hususunda da gikir yürütebiliriz. Bir kere alıştığımız davranışı kolay kolay terk edemiyorsak, bunu güzel alanlarda kullanmak, iyiye alışmak, en mantıklı olandır. Örneğin öğrencilerin çoğunluğu ders çalışamama problemi yaşarlar. Çünkü bu öğrenciler ders çalışmaya alışkın değillerdir. Oysa belli bir süre kendilerini zorlayıp çalışmaya devam ettiklerinde, ders çalışma eylemi bir alışkanlığa dönüşecek ve terk edilmesi daha zor olacaktır. Aynı şekilde, bu durum olumsuz davranışlar için de geçerlidir. Zararlı maddeleri uzun bir süre kullananlarda, bu maddeler bağımlılık yapmakta ve kişilerin bu alışkanlıkları terk etmesi ya imkansız ya da çok zor olmaktadır..
 
    Bu yüzden herhangi bir davranışa veya duruma başlamadan önce o davranış veya durumların alışkanlığa dönüşebileceğini ve sonradan terk edilmesinin zor olacağını bilmeli, kendimizi güzel ve faydalı işlere alıştırmalıyız.
Devamını Oku

Akıl ile İlgili Kompozisyon

                                                                               AKIL

Şüphesiz ki Allah'ın bize bahşettiği en güzel nimetlerden birisi akıldır. İnsanlar, sahip oldukları akıl sayesinde diğer tüm yaratıklardan üstün kılınmış, onlardan bu yönü ile ayrılmıştır. Akıl, kelime anlamı ile ''beyni kullanma gücü'' olarak ifade edilebilir. Halk arasında çoğunlukla beyin yerine kullanılsa da, beyinle eş anlamlı bir sözcük değildir. Beyin, bir organ iken; akıl, o organı kullanma kabiliyetidir.

Biz insanlar aklımız sayesinde sürekli bir gelişim ve değişim içerisindeyiz. Bu durum hayvanlarda söz konusu değildir. Örneğin bir kırlangıç kuşunun 10 sene önce yaptığı yuva da, 100 sene önce yaptığı yuva da, 1000 sene önce yaptığı yuva da aynıdır. Geçen zaman, kırlangıçların yeni yeni, daha kullanışlı ve sağlam yuvalar yapmasına sebep olmamıştır. Allah onlara vermediğini insana vermiş ve onların kendisini sürekli geliştirmesini, ilerlemesini sağlamıştır. İnsanların bir yılı bile bir önceki yıla göre çok daha ileridedir. Yapılan bir icat, hayattaki birçok zorluğu yok edebilmektedir. En basiti, eskiden insanlar, duman ile, kuşlar ile veya haberciler ile iletişim kurarken, şimdi telefonlarla, bilgisayarlarla, bize binlerce kilometre uzakta olan kişilerle konuşabiliyor, hatta birbirimizi görebiliyoruz.

Allah'ın verdiği aklı elbette ki iyi işlerde kullanmak şarttır. İnsanlar, diğer insanlara da yardımcı olmak, onlarında işlerini kolaylaştırmak, doğayı güzelleştirmek zorundadır. İşte bu aklı gereği gibi kullandığımızda, aklın ne kadar güzel bir nimet olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Devamını Oku

Ahilik Kültürü Haftası ile İlgili Kısa Yazı

                                                   AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI

Ülkemizde her sene 8-12 Ekim tarihleri arasında kutlanan Ahilik Kültürü Haftası, atalarımızın uyguladığı en güzel uygulamaların bir örneğini teşkil etmektedir. Ahilik, 1299 yılında kurulan Osmanlı Devletinden önce yaşamış Selçuklularda uygulanmaya başlanmış ve Osmanlı Devletinde de uygulamaya devam edilmiştir.

Sözcük anlamı ile de ''kardeş, cömert'' anlamlarına gelen Ahi kelimesi, tam da bir kardeşlik, cömertlik, iyilik kurumu olmuştur. Ülkenin esnaflarının, zanaatkarlarının oluşturmuş olduğu bu kültürün, kendine has kuralları ve uygulamaları bulunmaktadır. Bu kültürü yaşayan kişiler, gerçekten de bir kardeşlik ve cömertlik örneği göstermiş, şehirlerine gelen yabancı misafirleri bile herhangi bir karşılık beklemeden ağırlamış, yedirmiş içirmişlerdir. Böyle güzel bir uygulamanın, atalarımızca uygulanması elbette mutluluk vericidir. Genel anlamı ile günümüz Esnaf ve Zanaatkarlar Odası olarak düşünebiliriz. Ancak gerçek kardeşlik, gerçek cömertlik konusunda, daha önde olduğunu da söyleyebiliriz.

Ahilik geleneğinin güzellikleri her sene şiirlerle, güzel sözlerle ve kutlamalarla kutlanmaktadır. Bize düşen ise böyle güzel bir uygulamayı, olabildiğince yaşatmak, ahilerin göstermiş olduğu cömertliği ve kardeşliği göstermektir.
Devamını Oku

Alçak Gönüllülük ile İlgili Yazı

                                                                 Alçak Gönüllülük

    Alçak gönüllülük, mütevazı anlamına gelmektedir. Yani kendini üstün görmemek, kibirlenmemek ve diğer insanları da küçümsememektir. Alçak kelimesi mecazlaştırılarak, kişinin kalbinin, gönlünün havalarda olmadığı anlatılmaya çalışılmıştır.

     Alçak gönüllülük, bir insanda aranan en önemli kişisel özelliklerden birisidir. Bu duygu veya özellik, insanların gerçek manada değer görmesini, herkes tarafından sevilmesini sağlar. Alçak gönüllülüğün karşıt anlamlısı kibirdir ki kibirli insanları kimse sevmez, onlarla yaşamak hatta konuşmak bile istemez. Tevazu, en güzel erdemlerden biridir. Kendisini büyük görmeyen ve bununla beraber diğer insanları küçümsemeyenler başarıya daha yatkındırlar. Kibirli insanların, kibirlerinin yıkıldığı zaman mutlaka gelir. İnsanlar gerçekten üstün özelliklere sahiplerse, diğer insanlardan daha başarılı, şanslı veya zenginlerse bunu sürekli dillendirmemeli, bu başarılarının anlatılmasını başkasına bırakmalıdırlar. Kibirli insanların içten dostları ve dostlukları olmaz. Onların etrafındaki kişiler ise genellikle samimiyetsiz kişilerdir. İnancımız da, insanların alçak gönüllü olmasını emreder ve kibri kesinlikle yasaklar.

    Atalarımızın bir sözü vardır. ‘’Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli!’’ Gerçekten de çok yerinde bir söz. İnsanlar, gelecekte başlarına ne gelebileceğini bilmezler. Kibirlenip küçük gördükleri insanların durumuna düşmeleri an meselesidir. Bu yüzden herkes alçak gönüllü olmalı, kimseyi küçümsememelidir.
Devamını Oku

Adalet ile İlgili Kompozisyon

                              ADALET KONULU KOMPOZİSYON

     Adalet, hak ve hukuku yerine getirme olarak tanımlanabilir. Adaleti sağlamadaki temel amaç herkese hakkı olanı vermektir. Bu anlamda eşitlik ile karıştırılmamalıdır. Eşitliğin olduğu her yerde adaletin de olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek vermek yerinde olacaktır. Örneğin biri yedi yaşında, diğeri otuz yaşında iki aç insana adaleti sağlamak amacı ile her birine aynı miktarda ekmek vermek adalet değildir. Bu eşitliktir; ama adalet değildir. Adalet, her ikisine, doyabileceği kadar ekmek vermektir.

     İnsanların sahip olduğu haklar doğuştan sahip olunan haklar ve sonradan sahip olunan haklar olarak ikiye ayrılır. Örneğin yaşama hakkı, çalışma hakkı, seyahat etme hakkı gibi haklar, insanların doğuştan sahip olduğu haklardır. Ancak bazı haklar vardır ki, yaşantımız boyunca kendi çabamızla, kendi emeğimizle elde ederiz. İnsanların refah ve mutluluk içinde yaşamasının temel gerekliliklerinden birisi adaleti sağlamaktır. Gerçek anlamda adaletin sağlandığı bir ülkede neredeyse tüm insanlar mutludurlar. Adaleti sağlama görevi ise genel anlamda devlet yöneticilerine aittir. Adaletin sağlanmadığı toplumlarda insanlar mutsuzdur ve gerek devlet yöneticilerine gerekse de diğer insanlara karşı güvensizdirler. Bir diğer büyük görev ise adaleti sağlamakla sorumlu bulunan yargı mensupları, bir diğer deyişle mahkemelerdir. Yargı, işini yaparken adaletli davranıp, herkesin hakkına rivayet ettiği müddetçe, insanlar mutlu bir şekilde yaşamaya devam edecektir.

     Her ne olursa olsun, bütün insanlar adaletin sağlanması için üzerine düşeni yapmalı, onu sağlamayı sadece devlet yöneticilerine bırakmamalıdır. Adalet sadece insanlar için geçerli değil; hayvanlar hatta bitkiler için de geçerli olmalıdır. Gördüğümüz haksızlıklara gücümüzün yettiğince karşı çıktığımızda, her şeyin daha güzel olduğunu göreceğiz.
Devamını Oku

Açlık ile İlgili Kompozisyon

                                                       AÇLIK    

   Açlık, insanlar için dayanılması en güç durumlardan birisidir. Öteden beri atalarımızdan gelen ve gündelik yaşantımızda sık sık duyduğumuz ‘’Allah kimseyi açlıkla sınamasın.’’ Sözü, bu durumun en büyük kanıtıdır.

   Açlığın çeşitli sebepleri olabilir; ancak şüphesiz ki en büyük neden yoksulluk, yani fakirliktir. Ekonomik gücü yerinde olmayan fakir toplumlarda açlıkla boğuşan belki de milyonlarca kişi vardır. Biz normal insanların ayda yılda bir defa aç kalması, aslında açlık ile ifade edilmemesi gerekir. Ancak o durumda bile açlığın ne kadar zor olduğunu anlar, karnımız doyana kadar o çileyi çekeriz. Peki, etrafımızda veya dünya genelinde olup bitenleri görüyor muyuz hiç? Afrika’da açlıktan mideleri sırtlarına yapışmış çocukları? İşte asıl açlık onların yaşadığıdır. Bizlerin neredeyse sadece oruçlu iken veya nadiren yaşadığımız bu açlık duygusunu, milyonlarca insan her gün yaşıyor. Bizler elimizdekinin kıymetini bilmeyip, en kutsal yiyeceğimiz olan ekmeği bile onca israf ederken, açlık ve sefalet içinde yaşayan insanları düşünmüyoruz bile. ‘’Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir.’’ Sözünün hiç mi ehemmiyeti yok bizim için? Komşu deyince aklımıza sadece evimizle bitişik hanelerde oturanlar mı gelmeli? Elbette hayır. Dinimiz diğer insanlara yardım etmeyi, paylaşmayı, israf etmemeyi emreder.

   Atalarımızın da dediği gibi, Allah kimseyi açlıkla sınamasın, kimseye o açlık duygusunu yaşatmasın. İşte bunun için en büyük görev aslında bizlere düşüyor. İnsanlara yardım etmeli, sahip olduklarımızı onlarla da paylaşmalıyız.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *