Özlem ile İlgili Kompozisyon

                                                           ÖZLEM

Özlem, uzak olan bir varlığa karşı duyduğumuz kavuşma isteğidir. Sadece insana karşı duyulan bir duygu değildir. Kişiler herhangi bir insana özlem duyabilecekleri gibi, bir yere, bir eyleme, duruma veya başka varlığa da özlem duyabilir. Özlem, sevgi ile kardeştir aslında. Onun olduğu yerde sevgi de vardır; çünkü insan sevdiğini özler sadece.

Özlem, birçok şaire ilham kaynağı ve şiirlerine konu olmuştur. Bu duygu kimi zaman güzel kimi zaman ise çilelidir. Eğer vuslat yani kavuşma yoksa özlemin sonunda, bu duygu çekilmez bir hal alabilir. Ölen bir sevdiğimize duyduğumuz özlem, bu dünya için kavuşması yani mutlu sonu olmayan bir duygudur. Çekilmesi gerçekten zordur. Ancak kimi zaman, özlediğimiz kişi veya varlığa kavuşacağımız an bellidir. ''Sayılı günler tez geçer.'' sözünden de anlaşılacağı gibi bu duygu insana pek de acı vermez. ''Beklenen gün gelecekse, çekilen çile kutsaldır.'' derler. İşte beklenen gün, özlemin sona ereceği gündür.

İnsanlar çoğu defa sahip olduğu şeyin kıymetini bilmez. Ne zaman ki o şeyi kaybeder, aslında onun ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlar. Bu manada düşünüldüğünde, mutlu sonu olan özlemler güzeldir aslında; çünkü sahip olduklarımızın değerini daha iyi anlamamızı sağlar.
Devamını Oku

Ölüm ile İlgili Kompozisyon

                                                                       ÖLÜM

Ölüm, bir anlamda yok oluş, bir anlamda ise tekrar diriliştir. Yok oluş, bu dünya için geçerlidir. Diriliş ise ahiret ile ilgilidir. İslam inancına tabi olan bizler için ölüm sadece yeni bir başlangıçtır. Zira bizler Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Bizi nasıl yarattıysa bu dünyada, ölümümüzden sonra tekrar diriltecektir.

Bir ayet-i kerime der ki ''Her nefis, ölümü tadacaktır.'' Buradaki nefis kelimesi canlı anlamına gelir. Gerçekten de bu dünyadaki hangi canlı varlığa bakarsak bakalım, hiçbir varlığın ebedi olmadığını görmekteyiz. Ebedi olan sadece Allah'tır. Bu imtihan dünyasını iyi, verimli bir şekilde geçiremeyenler genellikle ölümden korkarlar. Elbette ki hepimiz ölümden korkarız; ancak ölümden sonra yeni bir hayatın oluşu, belki de cennetle müjdelenecek oolmamız, bizi umtvar etmekte ve ölümden korkmamamızı sağlamaktadır.

Şayet olması gerektiği gibi yaşadıysak bu hayatı, Allah'ın emir ve yasaklarına uyduysak, canlılara iyi davrandıysak korkmamız için bir sebep yoktur. Tek sıkıntı, aslında geride bıraktıklarımızı düşünmemizdir. Örneğin bir anne, ölümü durumunda çocuklarının perişan olacaklarını düşündüğünden korkar ölümden. Ne yaparsak yapalım, ölüme çare yoktur. Madem durum böyle, madem imtihan dünyasındayız, bu dünyada en güzel şekilde yaşayıp, Allah'ın huzuruna çıkmaktan korkmamalıyız.
Devamını Oku

Oruç ile İlgili Kompozisyon

                                                                      ORUÇ

   Oruç, İslam'ın şartlarından ve en önemli ibadetlerinden bir tanesidir. Müslümanlar için farz olan oruç, Ramazan ayında tutulan oruçtur. Bu orucun dışında tutulan sünnet mahiyetinde nafile oruçları da bulunmaktadır.

   Oruç, ruhun temizlenmesi, kötülüklerden arınması aynı zamanda bedenin sağlıklı hale gelmesi için önemli bir vesiledir. Oruç kalkan demektir ve oruç sabrın yarısıdır. Oruçlu insan her türlü kötülükten, fenalıktan uzak durmaya çalışır. Kavgadan, küfürden, gıybetten uzak durur. Bu ibadeti yapan kişi, hem sabretmeyi öğrenir hem bedeninin daha sağlıklı olmasını sağlar hem de yoksulların, açların neler çektiğini daha iyi anlar. Sahuruyla, iftarıyla bir başkadır oruç. Tüm Müslümanların eşit olmasını, aynı duyguları yaşamasını sağlar. Ne kadar zengin olursak olalım, o gün yoksulların yaşadığı açlık duygusunu bizler de yaşarız. Belki de bu sayede hem iyilik yapmaya yönelmiş oluruz hem de Allah'a verdiği nimetler için şükrederiz.

   Orucun faydaları sağlık konusunda da büyüktür. Organlarımızın dinlenmesine fırsat vermek onları daha da güçlendirir. Aynı zamanda düzenli bir beslenme alışkanlığı kazandırdığı için insanlar dengeli beslenmiş olur böylece çağın hastalığı obeziteden uzak durmuş oluruz.
Devamını Oku

Orman ile İlgili Kompozisyon

                                                                 ORMANLAR

Ormanlar, bil ülkenin en güzel zenginlik kaynaklarından biridir. Gerek görünüşüyle gerekse de yararları ile ormanların önemi büyüktür. İnsanlar birçok konuda ormanlardan yararlanmaktadır. İnsanlara hem maddi hem de manevi değerler katar.

Ormanların en büyük faydası, bizim için hayati önemi olan oksijeni üretmeleridir. Ayrıca bunun haricinde sayılamayacak kadar çok faydası vardır. Örneğin yağmur tanelerini üzerinde tutarak suların sel olmasını engeller, suyu bünyelerinde barındırarak, onun varlığını sürdürür, ısınmak için kullandığımız odunlar ormandan gelir, bugün kullandığımız kitap defter kalemlerin büyük bir bölümü ormanlardan elde edilmektedir.

Ormanlar hayvanlar için de çok önemlidir; zira hayvanların barınağı, evidir. Onlar için yiyecek barındırır, birçok canlı ormanlardaki bitkilerle beslenir. Bu kadar çok faydası olan ormanları korumak da elbette hepimize düşer. Bunun için öncelikle var olan ormanları korumalı yok olan ormanların yerine de yeni ağaçlar dikmeliyiz.
Devamını Oku

Okul ile İlgili Kompozisyon

                                                                         OKUL

   Okul ikinci evimizdir bizim. Kendi evimiz dışında belki de en çok zaman geçirdiğimiz yer... Bir aydınlatma kurumudur. Nice çocukları yarınlara hazırlar. Bir hamur gibi yoğurur, şekil verir onlara. Eğitimin, sosyal yaşamın, terbiyenin ilk öğretilerini ailemizden aldıktan sonra, daha da ileriye gitmek, kendimizi geliştirmek, öğrenmek ve bir meslek sahibi olmak için okula gideriz. Okul, bu hayatta en güzel şekilde yaşamamızı sağlayan kurumdur.

   Okula henüz başlamış çocuklar pek bilmez; ama o defterin, kitabın kokusunu bir kere içine çekmiş her öğrenci, okulun vazgeçilmez bir şey olduğunu iyi bilir. 3 ay süren yaz tatillerinde, hele de bir müddet uzak durduysak defterden kağıttan, o koku dünyanın en güzel kokusu gibi gelir bize. Okulların açılmasını iple çekeriz adeta. Okuduğumuz, öğrendiğimiz, paylaştığımız bu yerin bizim için ayrı bir önemi vardır. Okullar, kendisine, ailesine, devletine yararlı insanlar yetiştirmek için vardır. Okulun önemi bu anlamda çok büyüktür. Her yıl eylül ayının ortalarında, sırtımızda çantalarımızla başladığımız okulun ilk günlerinin heyecanı başkadır. Bunun yanında her eğitim-öğretim yılının sonunda karne günlerini beklememizin de... Yorucu bir seneden sonra hak etmişizdir tatili.

   İnsanın büyüdüğünde en çok özlediği günleri okul günleridir. Orada yüzlerce anımız yaşanır ve ilerde sık sık anılır. Okul, ülkelerin gelişmişlik düzeyini de belirler. Bir ülkede okula verilen önem ne kadar büyükse, o ülkenin kalkınmışlık düzeyi de o derece yüksek olur.
Devamını Oku

Okumak ile İlgili Kompozisyon

                                                                     OKUMAK 

   Kendini en iyi şekilde yetiştirmenin en iyi yolu okumaktır. Okumak, zamandan tasarruf ederek bilgiyi öğrenmek, idrak etmek, uygulamaktır. Okumanın insanlara sağladığı faydalar büyüktür. Kitap okuyan insanın penceresi geniştir. Olayları çok yönlü inceleme ve analiz etmede başarılıdır.

   Okumak, insanın hafızasını geliştirir. Öğrendiği bilgilerin kalıcılığını sağlar. Aynı zamanda beyni güçlendirerek olaylar arasında mantıklı çıkarımlar yapılmasını sağlar. Dili en güzel şekilde öğrenmek, diksiyonunu güzelleştirmek, insanlarla olumlu bir iletişim kurabilmek için çok okumak gerekir. Bugün gelişmiş ülkelerin kitap okuma oranlarını incelediğimizde, onların neden gelişmiş olduğunu çok iyi anlayabiliyoruz. Dünyadaki tüm gelişmiş ülkelerde okuma oranı çok yüksektir. Gelişmemiş, geri kalmış ülkelerde ise kişi başına düşen kitap sayısı veya okunma oranının çok düşük olması hiç de şaşırtıcı değildir.

   Kitap okumak, kendini geliştirmenin yolu olduğu gibi, eğlenmenin, güzel vakit geçirmenin de güzel bir yoludur. Okuduğumuz güzel bir kitap, bizi çoğu defa farklı dünyalara götürür. Kendimizi ona kaptırır, orada yaşananları adeta kendimiz de yaşarız. Başarılı insanlar, zeki insanlar olmak istiyorsak, kendimize ve çevremize daha fazla yararlı olmak istiyorsak kitap okumayı alışkanlık haline getirmemiz şarttır. Bu alışkanlığı bir kere edindik mi zaten artık istesek bile okumaktan, onun verdiği hazdan ayrılamayız.
Devamını Oku

Namazın Önemi ile İlgili Kompozisyon

                                                         NAMAZIN ÖNEMİ

   Namaz, Peygamber Efendimizden önce gelen tüm peygamberlere emrolunmuş önemli bir ibadettir. Namaza ruhun ve bedenin arınması, temizlenmesidir. Namaz, Allah'a yakınlaşmanın en güzel yoludur. Namaz kılan kişi, kendisini tamamen Allah'a bırakmakta, ona sığınmaktadır. Namazın önemi, günde 5 vakit olarak emredilmesinden de anlaşılmaktadır. Namaz kılan tüm müslümanlar, Allah'ın huzuruna günde beş defa çıkmaktadır.

   Namaz İslam'ın beş şartından biridir. Hatta belki de en önemlisidir. Hem Kur'an'da hem de hadislerde namazın dostoğru kılınması gerektiği ile ilgili birçok tavsiye ve emir buyrulmaktadır. Abdest alınmadan namaz kılmak mümkün değildir. Abdest ise bedenin arınması, vücuttaki statik elektriğin yok olması için çok önemli bir ibadettir. Namazın en makbulü, huşu içinde yapılanıdır. Bu ibadet yapılırken, insanlar sadece Allah'ı düşünmeli, onun büyüklüğünün, yüceliğinin farkına varmalı, onu zikretmeli ve haline şükretmelidir.

   Namaz, insanları birçok kötülükten uzak tutmaktadır. Namazına devam eden biri, haram yemekten kendini sakındırır, küfre, dedikoduya, kavgaya bulaşmaz. Temiz yaşar, çevresini, üstünü başını temiz tutar. Namazın cemaatle kılınmasının da çeşitli güzellikleri vardır. Cemaatle kılınan namaz, Müslümanlar arasındaki bağı kuvvetlendirmekte, onların birbirinden haberdar olmasını sağlamaktadır. Her Müslüman, namazına düzgün bir şekilde devam ederse, her türlü kötülükten de uzak olacaktır.
Devamını Oku

Hayalimdeki Öğretmen ile İlgili Kompozisyon

                                                     HAYALİMDEKİ ÖĞRETMEN

   Bir öğretmen olsun istiyorum, öğrencilerini seven, onlara değer veren. Her türlü zorluğa göğüs geren. Bir öğretmen istiyorum öğretmekten çok, eğitmeyi ilke edinen. Hani o kendisine güvenilen, çekinilen ama uzak durulmayan. Tatlı ama sert. Ne sadece öğretmen, ne sadece anne, ne sadece baba ne de sadece arkadaş. Hepsini bir arada yoğuran öğretmen.

   Bir öğretmen olacaksa eğer, önce o aşık olmalıyı bilgiye. İlk o okumalı her şeyi. İlk o olmalı mum gibi eriyip, etrafını aydınlatan. Dersini anlattığında kolayca anlamalı tüm öğrenciler. Anlayamayanlar çekinmeden tekrar ettirmeli. Korkmamalılar ondan; ama cıvıtmamalılar da.

   Öğretmen, öğrencilerini koruyup gözetmeli, dertleri ile dertlenmelidir. Öğretmenlik ilk ders zili ile başlayıp, paydos zili ile biten meslek değildir. Evde de devam eder. Öğretebilmek için en az öğrenciler kadar çalışıp çabalamalı, inceleyip araştırmalı. Öğretmen, rehber olmalı. Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmeli.

   Gerektiğinde güldürmeli, bazen hüzünlendirmeli. Hayatın her anını yaşatmalı öğrencilerine. Her zorluğa alıştırmalı. ağır yüklerin altından kalkmayı öğretmeli, gerektiğinde kahkalarla gülmeyi veya hıçkırıklarla ağlamayı.

   Her şeyden önce sanatı sevdirmeli öğretmen; şiiri, edebiyatı, musikiyi... Ülkesini, milletini seven, sevdiren; insan sevgisini her şeyden üstün tutan olmalı. Güzel konuşmalı, diksiyonu düzgün, hitabeti sağlam olmalı. O konuştu mu susmalı herkes, onu dinlemeli, ona hayran kalmalı.

   Kendine özen göstermeli, bakımlı olmalı. Temizliği sevmeli, sevdirmeli.

   Her şeyden önce öğretmen, insan olmalı, insan yapmalı...


Devamını Oku

Hayalimdeki Sınıf Konulu Kompozisyon

                                                        HAYALİMDEKİ SINIF

   Bir öğretmenin biricik eseri öğrencisidir. Öğretmen, bu eseri en güzel şekilde oluşturabilmek için çeşitli materyallere ihtiyaç duyar. Bir fırıncı ekmek yapmak için nasıl ki una, suya, tuza, yoğurma kabına ihtiyaç duyuyorsa, öğretmen de o eserini oluşturmak için dürüst, çalışkan ve ahlaklı çocuğa, iyi bir sınıf ortamına ihtiyaç duyar.

   Bir öğretmen adayı olarak benim de en büyük beklentim dürüst, güvenilir, çalışkan ve sosyal bir sınıfla karşılaşmaktır. Ancak böyle bir sınıfı en güzel şekilde yetiştirebilmem için onlara öğrenme yaşantıları kazandırabileceğim bir ortam kurmalıyım. Fiziki açıdan bir sınıf oluşturmam gerekiyor. Benim hayalimdeki sınıf ortamı şöyle beliriyor:

   Sınıfın hemen girişinde bir ayakkabılık var. Yerler halı ile döşeli. Derse giren öğrenciler ayakkabılarını çıkardıktan sonra kendilerine ait olan sınıf terliklerini giyerek sıralarına geçiyor. Öğrencilerin oturabileceği sıralar var; ancak sıraların dışında, çeşitli etkinliklerde kullanılabilecek yer minderli köşelerimiz de var. Özellikle birbirinden güzel hikayeler, şiirler okuduğumuz zaman öğrencilerim bu köşeleri kullanıyor. Sınıfımın bir de projeksiyon cihazı var. Dersimle ilgili her türlü sunuyu projeksiyon yardımı ile yapabiliyor, öğrencilerime videolar, belgeseller hatta izlenmesi gereken filmleri izlettirebiliyorum.

   Sıra düzeni, bildiğimiz klasik sıra düzeni değil. Aksine birbiri ile aktif etkileşim kurabilecekleri kümeler oluşturulmuş. Grup ödevlerini iş birliği içinde yapabilecekleri, konuşurken birbirinin gözlerine bakabilecekleri, aralarında bir kardeşlik bağı oluşturabilecekleri kümeler...

   Duvarlarım, dersimle ilgili özetlerle kaplı. Öğrencilerimin en güzel ödevleri, en iyi projeleri bu duvarlarda sergileniyor. Pencere kenarlarında mis gibi kokan rengarenk çiçekler ve bir duvarı boydan boya kitaplık. Her türden...

   Bir de öğrenciler... Saf, temiz, güvenilir, bilgi açı... Ezbercilikten uzaklar. Her şeyi anlamak, analiz etmek, çözümlemek istiyorlar. Bilmek değil, kavramak, değerlendirmek istiyorlar. Sadece rutin konulara değil, şiire, tiyatroya, sanata önem veriyorlar. Kitap okumaktan son derece zevk alıyor ve okudukları her kitabı benimle paylaşmak için can atıyorlar. Şiir ezberleyin dememe gerek kalmıyor hiç. İstemesem de ezberleyip en güzel şiirler, en içten şekilde okuyorlar.

   Sınıfta espriden geçilmiyor. Eğlenceli ama verimli geçiyor dersler. İyi niyetimi asla suistimal etmiyorlar. Ders zamanında ders dinlemeyi, şaka zamanında şaka yapmayı çok iyi ayırt ediyorlar. Bir anne, bir abla gibi görüyorlar beni. Dökebiliyorlar tüm dertlerini. Her zaman çözüm bulamazsam da rahatlatıyorlar içlerini. Her konuda çok iyiler. Kendilerini çok iyi geliştirmişler. Yarışmalarda, sınavlarda derece yapıyorlar. Esma Hoca'nın öğrencileri diyor başkaları... Helal olsun. Mutlu oluyorum elbet, gururum okşanıyor. Ortaya çıkardığım eserlerle övünüyorum.

   Kendi aralarında da çok güzel bağları var. Hep yek hareket ediyorlar. Kimseye ezdirmiyorlar kendilerini; ama güçsüzü ezmekten de uzaklar. Onlar için notun pek de önemi yok. amaç değil araç olarak görüyorlar onu. Asıl gayeleri öğrenmek, öğrendiğinden zevk almak ve onu her an kullanmak.

   Böyle bir sınıf istiyorum işte. Saf, temiz, çalışkan ve güvenilir.
Devamını Oku

Misafirperverlik ile İlgili Kompozisyon

                                   MİSAFİRPERVERLİK (KONUKSEVERLİK)

   Türkiye'de yaşayan bireylerin en fazla önemsediği değerlerden biri konukseverliktir. Misafirperverlik olarak da adlandırılan konukseverlik, bizlerde geçmiş tarihten beri varlığı ile süregelen güzel bir gelenektir. Bizim insanımız misafir ağırlamaktan asla çekinmemiş hatta bunu bir onur saymıştır. Eskiden insanlar yaşadığı şehrin girişlerinde bekler, gelen yabancıları hiçbir karşılık beklemeden evlerinde ağırlamış, onlara çeşitli ikramlarda bulunmuşlardır.

   Eski dönemler ile günümüz karşılaştırıldığında, misafirperverliğin artık eski önemini kaybettiği görülmektedir. Ancak hala birçok bölgemizde bu değer en güzel şekilde yaşatılmaya devam etmektedir. Konukseverlik, dinimizce de bir güzellik olarak görülmüş, yolda kalmışlara, geldiği yerde evi barkı olmayanlara yardımda bulunmayı emretmiştir. Nitekim misafirperverliğin en güzel örneği İslam'ın henüz yeni yayılmaya başladığı dönemlerde yaşanmıştır. Müşriklerin zulmünden dolayı Mekke'den Medine'ye göçen muhacirler, Ensar olarak adlandırılan Medine halkı tarafından en güzel şekilde karşılanmış ve gelen misafirlerini kardeşleri gibi görmüşlerdir. O yoksullukta bile kendilerinden kısıp, misafirlerine yedirmekten çekinmemişlerdir.

   Bu kadar güzel olan bir değerin yitmemesi için bizler de bu değeri yaşatmaya çalışmalıyız. Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır düşüncesine sahip olan ülkemizde bu değerin yavaş yavaş yitmeye başlaması üzüntü vericidir.
Devamını Oku

Milliyetçilik ile İlgili Kompozisyon

                                                     MİLLİYETÇİLİK

   Milliyetçilik kavramı, aynı tarih ve kültürü paylaşan insanların benimsediği düşünce biçimidir. Milliyetçilik sadece ırksal anlamla sınırlandırılamaz. Hangi ırktan, dinden olursa olsun, aynı çatı altında yaşayan ve ortak bir kültüre, dile sahip olan herkes aynı milletten sayılır.

   Milliyetçilik kavramına biraz da Atatürk'ün bir ilkesi olarak bakmak ve onun penceresi ile yorumlamak gerekir. Onun benimsediği milliyetçilik anlayışı, sadece Türklerin oluşturduğu bir kavram değildir. Dili, dini, mezhebi vb. farklı da olsa aynı bayrağın himayesinde yer alanlar, kendini bir devletin vatandaşı sayanlar milletin birer unsurudurlar. Milliyetçiliği yaşatabilmenin en iyi yolu, insanların öncelikle tarihine, diline, gelenek-göreneklerine, değerlerine sahip çıkması gerekir.

   Bir milletin yok olmasını önleyecek en iyi şey bütün değerlere sahip çıkmak ve onları yaşatmaya çalışmaktır. İçinde millet sevgisi olan insanlar, üretici olurlar. Sadece kendilerine değil, milletine de faydalı olmaya çalışırlar. Gelişmiş medeniyetlere elbette ayak uydurulacak, teknolojik gelişmeler takip edilecektir. Ancak milleti millet yapan unsurlardan da vazgeçilmemelidir.
Devamını Oku

Millet Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                           MİLLET SEVGİSİ

   Millet, genel anlamı ile, aynı bayrak altında veya sınırları belirlenmiş aynı toprak parçası üzerinde yaşayan tüm insanlardır. Irk kelimesinin yerine kullanılsa da, ırk kelimesinin tam anlamı ile ''millet'' kelimesi yerine kullanılması mümkün değildir.

   İnsanlar din, dil, renk ayrımı yapmadıkları sürece, bir bayrak altında barış ve mutluluk içinde yaşayabilirler. İnsanlar sadece kendilerini değil, milletini, devletini, vatanını da düşünmelidir. Millet sevgisine sahip olan kişi, faydalı işler yapmaya çalışır. Milletini ve devletini kalkındırmak için çabalar. Atatürk'ün millet sevgisi de ırk sevgisi değildir. Ona göre Türkiye Cumhuriyeti himayesinde yaşayan her vatandaş aynı millettendir ve eşit haklara sahiptir. Onun millet sevgisi insan sevgisine dayanır.

   Bir milleti millet yapan, ona değer veren bireylerdir. Milletimizi seviyorsak, öncelikle bireysel olarak üzerimize düşenleri yapmalı, çalışmalı, çabalamalıyız.
Devamını Oku

Mevlana ile İlgili Kompozisyon

                                    MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

   Hoşgörünün en iyi timsali olan Mevlana Celaleddin-i Rumi büyük bir düşünür, tasavvuf adamı ve manevi önderdir. Onun düşünceleri, ülkemizde halen en güncel ve güzel hali ile varlığını korumakta, insan sevgisi konusunda tüm insanlara bir rehber olmaktadır.

   Her daim iyiden, güzelden yana olan Mevlana için en güzel ilke insanları sevme, onları kabullenme ilkesidir. Hoşgörü denince akla gelen ilk isimlerden biri Mevlana'dır. Mevlana da tıpkı Yunus emre gibi, yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevenlerdendir. İnsanı olduğu gibi kabullenmesinin yanı sıra ''Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.'' ilkesini benimsemiş, insanların ikiyüzlülükten uzak durmasını tavsiye etmiştir. Yüzlerce yıl öncesinden kaleme aldığı ''Mesnevi'' adlı eseri günümüzde halen en çok okunan eserler arasında yerini almaktadır.

   Böyle kanaat önderlerinin düşüncelerini yaşatmak bizlere düşmektedir. Mevlana'nın düşüncelerini uyguladığımız, insanları sevdiğimiz, hoş gördüğümüz sürece Mevlana'yı yaşatabiliriz.
Devamını Oku

Kurban Bayramı ile İlgili Kompozisyon

                                                    KURBAN BAYRAMI

   Kurban kesmek, İslam dinince tüm Müslümanlara verilmiş bir emirdir. Bu emri yerine getirmenin çok büyük faziletleri vardır. Böyle bir emrin daha güzel yaşanması için dinimizce kurban kesildiği günler bayram olarak kabul edilmiştir. Her sene Kurban Bayramı dört gün olarak kutlanmaktadır.

   Kurban Bayramı, yardımlaşmanın, iyilik yapmanın zamanıdır. Maddi imkanları elverişli olan insanlar kurban keserek fakirlere, akrabalarına ve komşularına yardımda bulunur, onları mutlu ederler. Aynı zamanda bu bayram birçok iyiliğe de vesile olmaktadır. Bayram olması dolayısı ile insanlar birbirlerini ziyaret eder, hal hatırlarını sorarlar. Varsa küskünler barışır ya da barıştırılırlar.

   Kurban Bayramı, iki dini bayramımızdan bir tanesidir. Bu bayramı usulüne uygun bir şekilde geçirmek, kurban kesip dağıtmak ve o etten kendimiz de yemek hepimizin dini borcudur. Onu en güzel şekilde yaşamalı veyaşatmalıyız.
Devamını Oku

Kitap ile İlgili Kompozisyon

                                      KİTAPLAR HAKKINDA KOMPOZİSYON

   Kitap, bilgiye ulaşmamızı sağlayan en kısa ve en yararlı yoldur. Belki de öğrenmek için ömrümüzün yetmeyeceği bilgiler yığınını, kitaplar sayesinde çok kısa bir sürede öğreniriz. Kitap hem öğrenmenin hem de güzel vakit geçirmenin anahtarıdır. Faydaları saymakla bitmez.

   Hepimizin bu dünyadaki bir görevi, bir anlamı vardır. Yaratıcının gönderdiği bu kısa yaşamı en güzel ve yararlı şekilde bitirmek en büyük sorumluluğumuzdur. Hayatı yaşanabilir hale getirmek, insanlara ve insanlığa faydalı olmak için hepimizin yapması gerekli olan durumlar vardır. Her insan kendini en güzel şekilde eğitmeli, yetiştirmelidir. Bu da en güzel şekilde, kitaplar sayesinde olmaktadır. Kitaplar, neyi, nasıl, nerede, ne zaman yapmamız gerektiğini öğretir. Her konuda bize yol gösterir. Kitap okuyan insan kendini geliştirmiş insandır. Kendini geliştirmiş insan ise kendisine ve diğer insanlara yararlı bir insandır.

   Kitap okumanın birçok faydası vardır. Örneğin kitaplar, beynimizi, zekamızı geliştirir. Karşılaştığımız sorunlara kolayca çözüm bulmamızı sağlar. Hafızamızı kuvvetlendirir. Öğrendiğimiz bilgilerin uzun bir süre kalıcı olmasını sağlar. Olaylara farklı pencerelerden bakma olanağı kazandırır. Kendimizi başkasının yerine koymayı öğretir, bir sorunun birden fazla çözümünü bulmamızı sağlar.


                                        BİR KİTAP BİR DÜNYA KOMPOZİSYONU

   Evrenin nasıl var olduğunu, Amerika kıtasının yer şekillerini, kutuptaki penguenlerin yaşamını, denizin derinliklerindeki canlıları oralara gitmeden öğrenmek mümkün müdür? Okuduğumuz kitaplar olmasaydı bu bilgileri nasıl elde edebilirdik? Oralara gitmemiz gerekirdi değil mi?

   Oysa kitaplar, bize tüm bunları, dakikalar içinde öğretebilir.Bir kitap, bizlere bir dünya öğretebilir. Öğrenmek için ömrümüz boyunca gezsek, belki dünya hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamayız. Ancak tek bir kitapta, dünyanın tüm bilgilerini okuyup öğrenmemiz mümkündür.

   Kitaplar hem iyi bilgi kaynakları hem de en iyi dostlardır. Onlarla iyi vakit geçirir, bazen eğlenir bazen üzülürüz. Ancak bize hiçbir zaman kötülük yapmazlar. Onları kullanmayı, okumayı öğrendiğimiz sürece kulumuz, kölemiz olurlar. efendilerinden istedikleri tek şey ise okumaktır.
Devamını Oku

Kan Bağışının Önemi İle İlgili Kompozisyon

                         KAN VERMENİN ÖNEMİ İLE İLGİLİ YAZI

   Yapacağımız bir kan bağışı, bir insan hayatını kurtarabilir. Üstelik kan vermemizin hiçbir zararı yoktur. Aksine kan vermenin insan sağlığı üzerinde büyük yararları vardır. Bazı insanlar, sadece kan vermenin faydalarını bildiği için bile çekinmeden kan verirler. Bir yakınımıza veya kendimize bir zarar gelse veya kan lazım olsa, kan vermenin değerini o zaman daha iyi anlarız.

   Allah bizleri insan olarak yaratmıştır. İnsan olmanın gerektirdiği özellikler ise doğmak, yaşamak ve ölmektir. Hepimiz bu dünyada belli bir süre yaşarız. Bu süre içerisinde sağlıklı olduğumuz günler olduğu gibi hasta olduğumuz günler de olur. Hastalandığımız veya yaralandığımız zaman bizlere çeşitli tedaviler uygulanır. Kimi zaman hayatta kalabilmemiz için başka insanların bizlere kan bağışlaması gerekir. O zamanlarda kan bağışı yapmanın ne kadar önemli ve yararlı bir şey olduğunu daha iyi anlarız.

   Hem bir insana yardım etmek, onu hayatta tutabilmek için kan bağışından çekinmemeliyiz. Bu arada kendi sağlığımız için de bir şeyler yapmış oluruz. Hiç tanımadığımız birine kan vermiş olmanın mutluluğunu hissettiğimizde, bu işin önemini daha iyi kavramış oluruz.
Devamını Oku

Kıskançlık ile İlgili Kompozisyon

                                        KISKANÇLIK

   Kıskançlık, başka insanların sahip oldukları şeyleri çekememe, bundan hoşnutsuz olma veya sevdiği kişiyi başkaları ile paylaşma konusunda aşırılığa gitme durumu olarak tanımlanabilir. Bu anlamda, iki farklı kıskançlık duygusundan bahsetmek mümkündür. Birinci tür kıskançlıkta, başka insanların iyi şeylere sahip olmasını istemeyiz, böyle bir durumda çekememezlik duygusuna kapılır hatta o kişinin kötülüğü için beddua bile ederiz. İkinci tür kıskançlıkta ise, bizim sahip olduğumuz bir şeyin veya sevdiğimiz birinin başkaları tarafından da sevilmesi, başkası tarafından da ilgi görmesi veya o sevdiğimizin başkaları ile iletişim kurması bizi üzer ve kötü duygulara sevk eder.

    Ne olursa olsun, kıskançlık çok kötü bir duygudur. Sinsidir ve hissettirmeden yer bitirir insanı. Kıskanç olan birinin mutluluğu yakalaması çok zordur. Bu duygu kaynar bir su gibi, sürekli kaynar içimizde. Bize en yakın olan arkadaşımız için bile, bizi kötü düşünmeye yöneltir. Kıskançlık duygusu doğuştan var olduğu gibi, sonradan da edinilen karakteristik bir özelliktir. Kişinin büyütülme, yetiştirilme şekli, anne-babanın tutumu bu duygunun ilerlemesinde veya sönmesinde önemli bir etkendir. Gerçek manada başarıya odaklanmış; ancak paylaşımcı insanlarda kıskançlık olmaz. Böyle insanlar, başarmanın verdiği mutluluk için çabalarlar. Oysa kıskançlığı kişilik haline getirenler, kendilerine sürekli rakipler oluşturur, başkasından daha iyi olma ya da başkasının ondan daha kötü olma duygu ve düşüncesini güderler. Kıskanç olmayanın rakibi kişinin kendisi, kıskancın rakibi ise başkasıdır. Bu yüzden herkes ondan daha başarısız ise, onun da başarısız olması çok da dokunmaz ona.

   Kıskançlığın en tehlikeli, en zararlı olanı ise, sevdiğimiz veya sahip olduğumuz için duyulan kıskançlıktır. Bu kıskançlık türüne örnek olarak bir kocanın, karısını kıskanmasını örnek verebiliriz. Bu kötü duygu yüzünden nice boşanmalar gerçekleşmiş hatta birçok masum kadın, kocası tarafından yaralanmış veya öldürülmüştür. Bu kıskançlığa sahip insanın içinde sürekli şüpheler vardır. Şüpheleri onun sürekli tedirgin olmasına, olumsuz şeyler düşünmesine sebep olur ki bu da kötü olaylara yol açar.

   Aşırı kıskanç kişi aslında korkak, kendine güvenmeyen, ezik kişidir. Öz güveni bastırılmıştı ve ne kendine ne de başkasına güvenmez. İnsanı bu denli yıpratan, psikolojisini bozak bir duyguyu yok etmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Hatta bu duygunun varlığı bizde aşırı ise, gerektiğinde bir psikiyatrist ile iletişime geçmeliyiz. Kıskançlığın zararlarına yenik düşmemeliyiz.
Devamını Oku

İyimserlik ile İlgili Kompozisyon

                          İYİMSERLİK VE İYİMSER OLMAK İLE İLGİLİ YAZI

   İyimserlik, karşılaşılan herhangi bir zorluk karşısında, başa gelen bir olay, musibet durumunda veya sonucu beklenen bir durum hakkında iyi düşünmek, her şeyin iyi, güzel olacağı beklentisi içinde olmak ve gerçekleşmiş olana üzülmemek, halinden memnun olmak anlamlarına gelir.Karşıt anlamı ise kötümserliktir ki bu cümleden hemen önce belirttiğimiz durumların tersi söz konusudur.

   Hiçbirimizin işleri, her zaman istediğimiz gibi sonuçlanmaz. Bazen ne kadar gayret edersek edelim, istemediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu gibi durumlarda iyi düşünmek, iyimser olmak yerine veryansın eder durursak, elimize kendimize zarar vermiş olmaktan başka hiçbir şey geçmez.

   Hayatımızda yaşadığımız her olayın bir anlamı vardır. Hiçbir şeyin tesadüflere bağlanması mümkün olamaz. Yaşadıklarımızı, yaşamamız gerektiği için yaşarız. Başka durumların gerçekleşmesine temel atılması gerektiği için yaşarız. Bugün şer diye düşündüğümüz bir olay, yarın hakkımızda hayra dönebilir. Ve o zaman ''İyi ki öyle olmuş.'' diyebiliriz.

   İyimserlik demek, hiçbir şeyi takmamak, başarının veya isteklerimizin peşinden gitmemek değildir elbette. İstediğimiz bir sonuca varmak istiyorsak, her şeyden önce onun için çaba sarf etmeli, alın teri dökerek emek vermeliyiz. Biz elimizden geleni yaptığımız halde, sonuç istediğimiz gibi olmadıysa olumlu düşünmekten başka elimizden başka bir şey gelmez. Zaten kötümser düşünmek, kendi kendini harap etmenin de bizlere hiçbir faydası olmaz. İyimserlik ve kötümserlik, birbirine zıt kavramlardır. Kötümserlik kötülük, iyimserlik ise iyilik getirir her zaman.

   Düşüncelerimizin, hayatımızı etkilediği, bilimsel araştırmalar sonucunda da ispatlanmıştır. Sürekli kötümser düşünen birinin başına musibet gelme olasılığı, iyimser düşünen birinin başına gelme olasılığından daha yüksektir. 

   Kötümser olarak, aslında farkında olmadan tüm olumsuzlukları üzerimize çekeriz. Bunu kendi üzerimizde de düşünebilir, deneyebiliriz. Örneğin güne güzel başladığımız bir gün, çoğunlukla günümüz güzel devam eder. Olur da günün ilk saatlerinde herhangi bir olumsuz durumla karşılaşır ve günümüzün berbat geçeceğini düşünürsek, gerçekten de o gün tüm aksilikler birbirini bulacak ve günümüz berbat geçecektir.
Devamını Oku

Empati ile İlgili Kompozisyon

                                                           EMPATİ

  Kişinin, kendisini başka birisinin yerine koyarak onun hissettiklerini hissedebilmesi, dünyaya onun bakış açısı ile bakabilmesi, onu anlaması ''empati'' olarak adlandırılır. Bu yetiyi gerçekleştirmek ise ''empati kurmak'' ifadesi ile tabir edilir.

   İnsanları, diğer insanları doğru anlayabilmesi için empati kurmak şarttır. Her insanın içinde bulunduğu durum, yaşadığı olaylar, beslediği düşünceler ve hissettiği duygular birbirinden farklıdır. Kişiyi anlamanın biricik yolu, tüm bu etkenleri iyi bilmek, iyi anlamaktır. Bunun için de ya aynı durumu bizim de yaşamamız ya da kendimizi o kişinin yerine koyarak onun hangi duygular içinde olduğunu anlamaya çalışmamız gerek.

   Empati, hayatın her alanında kullanılması gereken bir yetidir. Empati kuramayan bir insan, karşısındaki insanı anlayamaz. Böyle bir durumda da ortaya iletişimsizlik gibi bir durum ortaya çıkar ki bu durumda da çatışmalar başlar.

   Bir atasözümüz ''(Önce) iğneyi kendine, (sonra) çuvaldızı başkasına batır.'' der. Aslında olması gereken, insanın önce çuvaldızı kendine, iğneyi ise başkasına batırmaktır. Ancak burada asıl düşünülmesi gereken şey, başkasına yaptığımız bir şeyi, öncelikle kendi üzerimizde yapmalı, neler hissedeceğimizi düşünmeli ona göre yapmalı veya yapmamalıyız.

   İnsanlar çoğu defa başkasının ne düşüneceğini, ne hissedeceğini düşünmeden hareket ederler. Böyle insanlar için zaten diğer insanların pek kıymeti yoktur. Örneğin hiç acımadan çocukları katledenler, onlara işkence yapanlar, kendi çocuklarının başına bir şey geldiği zaman kıyametleri koparırlar. Çünkü ancak o zaman neyin ne olduğunun farkına varabilirler.

   Oysa bir olayı, durumu veya kişiyi anlamak için ille de aynı durumda olmaya gerek yoktur. Empati kurarak da hayli hayli insanların duygularını anlayabiliriz. Bir insana bir davranışta bulunmadan önce durup bir düşünmeliyiz. ''Karşımdaki insan bana bu davranışı gösterseydi ben ne düşünürdüm, ne hissederdim?'' demeliyiz. Bunu yaptığımızda da insanları kırmaktan, üzmekten uzak durur, daha barışçıl, daha mutlu ve huzurlu bir dünyanın oluşumunda katkıda bulunuruz.
Devamını Oku

Atatürkün Çocuk Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                  ATATÜRK VE ÇOCUK SEVGİSİ

   Mustafa Kemal Atatürk'e göre, çocuklar, geleceğin mimarıdır. Geleceği imar edecek, düzenleyecek olan onlardır. Bu nedenle bu mimar adaylarını eğitmek, yetiştirmek en önemli meseledir.Atatürk, yaşamının her döneminde çocuklara büyük bir sevgi duymuş, onlarla ilgilenmiş, onlara güzel, huzurlu ve emniyetli bir ülke bırakmak için çok emek sarf etmiştir.

   Türkiye Büyük Millet Meclisini açmış ve bu güzel, değerli günü, dünyanın tüm çocukları için bayram ilan etmiş, böylece onlara olan sevgisini ve onlara verdiği değeri bir kez daha ispatlamıştır.

   Atatürk, çocuklara nasıl bir eğitim verilirse verilsin, onlara aşılanması gereken bazı değerlerin olduğunu vurgulamıştır. Ona göre bir çocuğa mutlaka millet sevgisi, ulusal egemenlik, bağımsızlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti sevgisi ve saygısı aşılanmalıdır. O, öğretimden çok eğitime önem vermiş, ahlakı her şeyden üstün görmüştür.

   Atatürk'ün çocuk sevgisi hem barış hem de savaş döneminde devam etmiştir. Savaşların en yoğun olduğu dönemlerde bile, o sürekli çocuklarla ilgilenmiş, okulları gezmiş, onları motive edecek sözler söylemiştir. Onlara seslenirken bile, ''küçük beyler, küçük hanımlar'' ifadesini kullanmış, çocukların kendini değerli ve önemli hissetmesini sağlamıştır.

   Mustafa Kemal, sadece kendi milletinin çocuklarına değer vermemiş, tüm dünya çocuklarını önemsemiştir. Zaten bu yüzdendir ki 23 Nisan gününü millet, dil, din, renk ayrımı yapmadan tüm çocuklara armağan etmiştir. Bize düşen ise, onun geride bıraktıklarını en güzel şekilde yaşamak ve yaşatmaktır.
Devamını Oku

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının Önemi Hakkında Kompozisyon

                  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının Önemi

   23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açılmış, tüm milletin devlet idaresinde söz hakkı olması sağlanmıştır. Geleceğin mimarları olarak görülen çocuklar için de bu tarih onların bayramı sayılmıştır. 23 Nisan sadece Türk çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramıdır. Bu, milletimizin çocuklara ne kadar çok değer verdiğini göstermektedir.

   Her yıl 23 Nisan günü, ülkemizin dört bir köşesinde büyük bir coşku ile kutlanır. Çocuklar bugünün gelmesini büyük bir sabırsızlıkla bekler. Devlet liderleri, çocukların önemini bildiği için, bir günlüğüne de olsa koltuklarını onlara emanet eder, onların da söz hakkı olmasına fırsat verir.

   Dünyanın dört bir tarafından gelen misafir çocuklar, çok güzel etkinlikler, eğlenceler düzenlerler. Bu sayede ülkemizi ve toplumsal yapımızı onlara tanıtma fırsatı elde etmiş oluruz. Atatürk'ün çocuk sevgisi çok büyüktür. o, geleceği çocuklarda görmüş, onları önemsemiş ve eğitimlerinin iyi olması için gereken her türlü imkanın hazır hale getirilmesini sağlamıştır.

   Ulusal egemenlik demek, tüm insanların devlet yönetiminde söz sahibi olması demektir. Ulusal egemenliğin getirilmesi ile insanlar ve sınıflar arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırılmış, herkes birbirine eşit hale gelmiştir.
Devamını Oku

Etik Günü ile İlgili Kompozisyon

                                                             ETİK GÜNÜ

   Dünya genelinde her yıl 25 Mayıs günü Etik Günü olarak kabul edilmiştir. Etik, genel anlamdaki karşılığı ''ahlak''tır. Dilimizde bu anlamda kullanılmaktadır. Etik Günü, insanların çeşitli alanlardaki ahlaki anlayışlarını ortaya çıkarmak, var olan bozuklukların anlaşılmasını sağlamak veya iş ahlakı, okul ahlakı, aile ahlakı gibi alanlarda bilgi vermek amacı güder.

   Etik, mana olarak önemli bir kavramdır. İnsanların rahat ve huzur içinde yaşamaları, birbirine zarar vermemeleri, işlerini düzgün yapmaları, insanlara ve insanlığa faydalı olmaları için etik sahibi olmaları yani toplumca uygun görülen bir ahlaka sahip olmaları şarttır.

   Etik kavramının kapsamında ''iyi'' ve ''kötü'' vardır. Topluma ters olan, insanlara zararı dokunan davranışlar kötü olarak kabul edilirken, herkese faydalı olan davranışlar iyi olarak kabul edilir. Etik değerlerin oluşmasında, tüm insanlara görev düşmektedir. Özellikle çocuklara rol model olmak açısından öncelikle anne ve babalara, sonrasında ise diğer vatandaşlara önemli bir görev düşmektedir.

   Her alanda hepimizin uyması gereken etik kurallar veya değerler vardır. Örneğin iş etiğine göre insanların işini düzgün yapması, kazandığının hakkını vermesi gerekir. Bir öğretmenin başlıca görevi öğrenciyi eğitmektir. Eğer öğretmen bunu bir görev bilmiyorsa, işini savsaklıyorsa iş etiğine sahip değildir. Ya da bir doktor, hastaları için yeterince çabalamıyorsa, sadece para kazanma amacı güdüyorsa iş etiğine sahip değildir, diyebiliriz.

   Etik günü, tüm vatandaşların ortak bir ahlaki düşüncede birleşmesini sağlar. Bunun için çeşitli etkinliklerin düzenlenmesine ve insanların bazı şeyleri hatırlamasına vesile olur.
Devamını Oku

Çocukluğunuzda Yaşadığınız Bir Anıyı Yazın

BİSİKLET KAZASI

   Henüz ilkokul 4. sınıftaydım. O kısacık boyuma rağmen babam, Bisan markalı kocaman bir bisiklet almıştı bana, Bisikletin koltuğuna oturduğumda ayaklarım pedallara yetişmiyordu; ama yine de çok sevinçliydim. Çünkü yaşadığım mahallenin ilk bisiklet alan çocuklarından birisi bendim.

   Ayaklarımın pedala yetişmesi için de güzel bir çözüm bulmuştum zaten. Bir battaniye parçasını bisikletin demir gövdesine sarmış, oraya oturarak sürmeye çalışıyordum.

   Bisikletimi aldığımın henüz 3. günüydü. Artık bisikletin üzerinde, düşmeden ilerleyebiliyor, pedalları çevirebiliyordum. Ancak direksiyon hakimiyeti ve frene basmayı akıl etme yeteneğim gelişmemişti henüz. O gün yine öğrenme çabaları içindeydim. Yokuş aşağı geniş bir yolda, bisiklete binerek ilerlemeye başladık. Ben gittikçe bisiklet hızlanıyor ama frene basmak aklıma bile gelmiyordu. 50 metre kadar ötemde birkaç kadın ve bir çocuk, sırtları bana dönük şekilde yürüyorlardı. Yolu ortalamışlardı.
 
   Frene bassam veya direksiyonu azıcık sağa veya sola çevirsem hiçbir şey olmayacaktı. Ama o an aklıma gelen tek şey ''Ebubekiiiiir, La Ebubekiiiiiiiir, çekiiiiliiiin'' demek oldu. Ne frene bastım ne de direksiyonu çevirdim. Doğru Ebubekir adındaki çocuğa doğru gidiyordum hızla. Onlar da sanki sağır kesilmiş, duymuyorlardı. Olan oldu. O hızla Ebubekir'in sırtının ortasına geçirdim bisikleti. O yerde, ben yerde. Acıdan ben de almıştım nasibimi. ama Ebubekir daha şanslıydı; çünkü bana ikinci bir darbe gelmişti. Ben daha başımı kaldırmadan, ağır bir Osmanlı sillesi yedim yanacığıma. Ebubekir'in annesi indirmişti o silleyi. Zalim kadın, hala hissederim o sillenin etkisini...

Devamını Oku

Bir Meslekte Başarılı Olmak İçin Neler Yapılmalıdır?

                                    BİR MESLEKTE BAŞARILI OLMAK İÇİN

   Bir meslekte başarılı olmanın ilk şartı, o mesleği sevmektir. Sevmediğimiz bir meslekte başarılı olmamız mümkün değildir. Bu nedenle henüz çocukluk yaşımızdan itibaren, ilgi duyduğumuz, kendimizi yetenekli gördüğümüz mesleklere yönelmeli, bu mesleklere uygun olan okulları veya bölümleri tercih etmeliyiz.

   Şayet sevdiğimiz bir meslek yapmıyorsak, o mesleği sevmeye çalışmalıyız. Her mesleğin kendine göre kutsal olduğunu bilmeli, yararlı işler çıkarmak için uğraşmalıyız. Hayatta başarıyı her zaman çalışmak getirir. Çalışmayan, emek vermeyen insanların başarı elde etmesi mümkün değildir. Bu nedenle emeğimizin karşılığını mutlaka alacağımızı bilmeli insanlığa yararlı şekilde çabalamalıyız.

   Yaptığımızın mesleğin gerekliliklerini öğrenmeli, o işte uzmanlaşmaya çalışmalıyız. Gerekirse o meslekle ilgili kitaplar okumalı, kurs veya seminerlere katılarak kendimizi geliştirmeliyiz.

   İşimize son derece önem vermeli, onu en titiz şekilde yapmaya gayret etmeliyiz. Bunu yaparken de severek, isteyerek yapmalıyız.

   Plan yapmak, işlerin daha kısa sürede, daha verimli bir şekilde yapılmasını sağlar. Mesleğimizin gerektirdiği işlerin planını yapmalı, bu plana sadık kalarak çalışmalıyız. İşimizi önemsemeli, geç gitme alışkanlığından uzak durmalıyız. Tüm bunları yaparsak o meslekte başarılı olmuş oluruz.
Devamını Oku

Gezdiğiniz Bir Yeri Anlatan Yazı

                                                  AMASYA GEZİSİ

   Geçen sene, ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olan Amasya'ya, ailece bir gezi düzenlemiştik. 3 Temmuz günü İstanbul'dan yola çıkacaktık. O gece heyecandan uyuyamamış, gece geç saatlere kadar uyanık kalmış ama sabahları uyanamayan ben, sabahın köründe de uyanıvermiştim.

   Nihayet tüm hazırlıklar tamamlandı ve henüz sabah saatlerinde kendi arabamızla yola çıktık. Yol boyunca birçok doğa güzelliğine şahit olduk. Molalar verdik, közde çay pişirdik, güldük, eğlendik.

   Ağır ağır ilerlediğimiz yolun bitmesi akşam saatlerini bulmuştu. Yorgun argın da olsak, bunu hiç hissetmeden kalacağımız otele yerleştik. Sabah olduğunda Amasya'nın altını üstüne getirmeye hazırdık. İlk işimiz şehir merkezinde kahvaltı yapmaktı. Şehri ikiye ayıran yemyeşil Yeşilırmak, tüm güzelliği ile akıyordu. Nehir kenarında yürüme alanları yapılmış, orada eğitilmiş şehzadelerin heykelleri dikilmişti. ayrıca yol boyu küçük çeşmeler şahaneydi. Babam buraları daha önceden biliyormuş. Çınaraltı diye bir restoran varmış. Oraya gidip gerçekten enfes olan bir kahvaltı yaptık. Civardaki camileri gezip, asırlık çınarları gördük. Sonra hemen yakındaki müzeyi gezdik. Müzede çok güzel şeyler vardı. Binlerce yıl öncesinden kalma kılıçlar, taş düdükler, iğneler, paralar... En ilginçi ise mumyalardı. Gerçi biraz korkunç oldukları için annem bakmama izin vermedi ama benim merakım ağır bastı ve gördükten sonra da kendi isteğimle çıktım o mumya odasından.

   Şehir merkezindeki gezimiz öğleden sonrasına kadar sürdü. Taş mezarları görmek için kaleye tırmanmamız epey bir zaman aldı.

   Daha sonra, Ferhat'ın, Şirin için deldiği dağları görmeye gittik. Oraya gittiğimde Ferhat'ın aşkına hayran kaldım. Üşenmemiş, koca dağa koca kanallar kazmıştı. Hem de kilometrelerce... Gittiğimiz her yerde fotoğraflar çektik. İkindi zamanına doğru Amasya gezimizi tamamlamıştık. Aslında burada birkaç gün daha kalınırdı; ama yolumuz uzundu. Akşam saatlerine doğru Samsun'a varmak üzere yeni bir yolculuğa başladık.
Devamını Oku

Yazı İcat Edilmeseydi İnsanlar Ne Gibi Zorluklarla Karşılaşırdı?

                       YAZI İCAT EDİLMESEYDİ NE OLURDU

   İnsanlar tarihi ''Tarih Öncesi Devir'' ve ''Tarih Sonrası Devir'' olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Tarih sonrası devir ise yazının icat edildiği M.Ö 3500 yıllarında başlar. Yani yazının icat edilmesi tarihi bile değiştirmiştir.

   Günümüzde, geçmiş ile ilgili edindiğimiz bilgilerin neredeyse tamamı yazı ile elde edilmiştir. M.Ö 3500 yılından önceki toplumlarla veya insanlarla ilgili pek az bilgi sahibi olmamızın sebebi, o dönemlerde yazının icat edilmemiş olması, böylece onlar hakkında bilgi edineceğimiz yazılı kaynakların bulunmamasından kaynaklanmaktadır.

   Yazı icat edilmeseydi, pek çok zorlukla karşılaşırdık. Örneğin bizden önce yaşamış insan ve topluluklarla ilgili çok az bilgimiz olurdu. Bilim kendinden önceki bilgileri de kullanarak ilerler. Önceki bilgilerden haberdar olmayan bir bilimin ilerlemesi de asla mümkün değildir. Böyle bir durum, bilimin sürekli aynı yerde saymasına sebep olurdu ve bugünkü teknolojiye sahip olmamız mümkün değildi.

   Bugün de insanlar arasındaki iletişim en çok yazı sayesinde gerçekleştirmektedir. Hayatımızda büyük bir öneme sahip olan internet, yazı sayesinde vardır. Eğitimimiz, sınavlarımız, meslek edinmemiz hep yazı sayesinde olmuştur. Yazının en önemli tarafı, kalıcı olmasıdır. Bir atasözümüz der ki ''Alim unutur, kalem unutmaz.'' Gerçekten de çok doğru bir söz. İnsan, unutmaya müsait bir varlıktır. ancak yazıya geçmiş şeylerin unutulması mümkün değildir.

   Yazı icat edilmeseydi, hayat çok zor olurdu. Muhtemelen eğitim kurumları olmaz, hastaneler birbirine girer, banka işlerini yürütmek imkansız olurdu. Hesaplar tutulamaz, maaşlar ödenemez, dolayısı ile meslekler de var olamazdı. Kısacası ilkel bir yaşam sürmeye devam eder, hepimiz kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalırdık.

(yazının icat edilmesi ile ilgili kompozisyon, yazının önemi, yazının hayatımızdaki yeri, yazı olmasaydı ne olurdu, yazının önemi ile ilgili yazı, deneme, kısa kompozisyon)
Devamını Oku

Engelin ve Engellinin Anlaşılması Konulu Kompozisyon

                                ENGEL VE ENGELLİNİN ANLAŞILMASI

   Engel, herhangi bir sonuca ulaşmayı zorlaştıran pürüz veya sonuca ulaşmak için çözülmesi gereken olay veya durumlardır. Engelli ise, sonuca varmak için kendisine lazım olan yetinin kısıtlı olduğu kişidir. Bu tanımlamadaki can alıcı nokta ''yetinin kısıtlı olması'' kavramıdır; zira başarmak isteyen hiçbir insan için aşılmayacak gerçekçi bir engel yoktur.

   Engelli kavramını bedenen veya zihnen kısıtlı manasında kullandığımız zaman, ülkemizdeki engelli sayısının bir hayli fazla olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak engelli sözcüğünü sadece beden ve zihin kavramları ile sınırlamak yanlış olacaktır. Bu yazıyı yazarken herhangi bir bedensel veya zihinsel engelle karşılaşmadığım halde kendimi de bir engelli sayıyorum; çünkü benim de farklı alanlarda engellerim var. Örneğin insanlara ''hayır'' demem gereken zamanlarda ''hayır'' diyememe engelim var. Statik elektrik fobim olduğu için, çocuğumu parka götürme engelim var. Yükseklik korkumdan dolayı, balkonda güzel zaman geçirme engelim var. Ancak tüm bu engeller, hayatın akışını ters düz eden engeller değil.

   Hiçbir engelli yoktur ki elinden bir şey gelemesin. Nice engelliler vardır ki kolları olmamasına rağmen, kolları olan kişilerin yaptıkları tüm eylemleri ayakları ile yapabilmektedir. Kimi engelli vardır ki bebekliğinden beri kör, sağır ve dilsiz olmasına rağmen okumayı, yazmayı, konuşmayı öğrenmiş, sağlam bir insandan daha ileriye gidebilmiştir.

   Aslında engel insanın bedeninde değil, düşüncesinde, yüreğindedir. Bir engellinin yapması gereken ilk şey, yüreğini, düşüncesini terbiye etmektir. Kendini başarabileceğine inanmaktır. Uzvi kısıtlılığını engel olarak görmekten vazgeçmektir. 

   Hepimiz birer engelli adayıyız. Hangi birimiz bir dakika sonrasının bize neler getireceğini düşünebiliriz ki? Anlık bir olay, her şeyi altüst etmeye yetmez mi? Küçücük bir hatadan kaynaklanan bir kaza, engelli olmamıza yetmez mi? Her şeyden önce bunun farkında olmalı, gerek kendi hayatımıza gerekse de engellilerin hayatına bu noktada bakmalıyız. Bizler de birer engelli adayıysak, engellilere karşı olan tutumlarımız değişmeli değil mi? Onları da kendimizden görüp veya kendimizi onlardan görüp, öyle bir bakış açısı geliştirmemiz gerekmez mi?

   Bizler ne yaparsak yapalım, onları tam anlamıyla anlayamayız. Eşekten düşenin halini, eşekten düşen anlar. Ancak azıcık empati kursak bile, onların neler yaşayabileceğini bir nebze de olsa idrak edebiliriz. Örneğin evimizin içinde, yani bizim için en güvenli yerde beş dakikalığına gözlerimizi kapatalım ve kendimizi görme engelli biriymiş gibi hissedelim. Onları anlamamız yine mümkün olmayacak; ancak çektikleri zorlukları kısmen de olsa kavrayabileceğiz. Bunun en büyük sebebi ''umut''tur. Çünkü bizler, beş dakika sonra tekrar görebileceğimizi biliriz ve bu geçici engel çok da sarsmaz bizi. Oysa umudu tükenmiş bir engellinin hissiyatını maalesef idrak edemeyiz.

   Engellilerin zaten kısıtlı olan yaşamlarını, düzenlemenin, onlara kolaylıklar sağlamanın büyük yararlar getireceğini hepimiz biliriz. Engellilerin büyük kısmı kişisel veya dışsal sebeplerden ötürü, kendilerini ev hapsine mahkum ederler. Dış dünya ile bağlarını koparım, kendi içlerine sığınırlar. Çünkü maalesef bizler, onları yeterince düşünüp, hayatlarını kolaylaştıracak düzenlemeler yapmıyoruz. Engelliler için yapılmış şeylere de onlardan önce bizler sahip olmaya çalışıyoruz. Bir engelli asansörüne bakıyorsunuz, sağlam insanlarla dolu. Aslında bu insanlara sağlam insan demek bile hata. Çünkü tam anlamıyla bir zihinsel engelli gibi davranıyorlar. Bir insan, sağlam olduğu halde, engellilerin asansörünü kullanıyorsa, onlara engel oluyorsa zihinsel engelli değildir de nedir?

   Bu konuda en büyük görev valiliklere ve belediyelere düşüyor. Özellikle şehir içi imar düzenlemelerinde en çok dikkat edilmesi gereken şey engellilerdir. Bir kaldırım yapıldığında, engelli düşünülmediyse, engelli olanlar, o işten sorumlu olanlardır. Hz. Ömer yönetimini eli altında bulundurduğu İslam alemi için şunları düşünmüştür:

Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu,
Gelir de adl-i ilâhi Ömer'den sorar onu!

   O zaman yöneticilerimiz,  elinden geleni yapacak, gerektiğinden birilerinden hesap soracak. Bu ülkede engellilerin de yaşadığını bilerek çalışmalarını sürdürecek. İşe o zaman, engellilerin kanayan yarasına bir merhem sürmüş olacak.
Devamını Oku

Bilimin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi Deneme Yazısı

                 BİLİMİN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Bilim, evrende var olan olay veya durumları anlamamızı, bunların birbiri ile ilişkilerini kavramamızı sağlar. İnsan ve evren ile ilgili her bilgiyi, bilim sayesinde öğreniriz. Bugün hayatımızı kolaylaştıran teknolojik aletlerin tümü bilim sayesinde vardır. Yol gösterici olarak bilimi kabul edenler, her daim ilerler, çağdaş bir şekilde yaşarlar.

Bilim, sürekli bir gelişim ve değişim içindedir. elde ettiği bilgiler nesnel ve gerçektir. Ancak bilim hiçbir zaman, en doğrusu budur demez; çünkü bilim bulgularının değişme özelliği vardır. Örneğin eskiden güneşin, dünyanın etrafında döndüğü düşünülürdü. Bunu iddia eden ise bilim idi. Ancak bilim ve teknolojideki gelişmeler, güneşin değil, dünyanın güneşin etrafında döndüğü anlaşıldı.

Atatürk, bilim ve sanata çok büyük önem vermiş, insanlar için en iyi kılavuzun bilim olduğunu vurgulamıştır. Bilim dışında başka rehber aramak, ona göre deliliktir. Bu konuda çok haklı olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin bir iki yüz yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen bilim adamları kiliseler tarafından öldürülüyordu. Çünkü o zamandaki insanlar, bilim yerine dini doktrinleri rehber olarak alıyordu. Onların bu doktrinlerine ya da inançlarına göre de dünya dümdüz bir tepsi gibiydi. Yuvarlak olduğunu iddia edenler ise Tanrıya karşı gelmiş oluyor, bu nedenle canlarından ediliyorlardı.

Bugün evrenin başlangıcı ile ilgili bilgimiz varsa, tedavisi güç hastalıklar tedavi edilebiliyorsa, bu bilimin sayesindedir. Bilimin insan ve toplum hayatındaki önemi büyüktür. Hz. Ali, ''İlim Çin'de bile olsa gidip onu alınız.'' demiştir. İnsanlık tarihi tüm bilgilerini bilim sayesinde edinmiştir. Bundan sonra da öyle olacaktır.

Devamını Oku

Engelliler Haftası ile İlgili Kompozisyon

                                ENGELLİLER HAFTASI

   Her sene 10 Mayıs ile 16 Mayıs arası, Engelliler Haftası olarak kabul edilmiştir. Öncelikle empati kurarak bu yazıyı yazmamız gerekiyor ki, engellilerin duygularına, düşüncelerine tercüman olabilelim.

   Her şeyden önce, hepimizin birer engelli adayı olduğumuzun bilincinde olmalı, duygularımızı ve düşüncelerimizi buna göre yoğurmalıyız. Ne engelliler önceden bildi engelli olacaklarını, ne de bizler biliriz olup olmayacağımızı. Her şey kaderin bir cilvesi. Bu dünyada nasıl yaşanması gerekiyorsa öyle yaşanır ve nihayetinde herkes gibi göçüp gidilir. Önemli olan, insanın göçüp gitmeden kendisi, ailesi, milleti ve devleti için bir şeyler yapmış olmasıdır.

   Faydalı bir şeyler yapmak, sadece engelsiz insanlara has bir özellik değildir. Öyle azimli engelliler vardır ki engel tanımazlar. Bizim gibi engelsizleri cebinden çıkarırlar. Bu kişiler, engelli kelimesini hafızasından silebilmeyi başarmış kişilerdir. Gerçekten inanmış ve bulunduğu durumu kabullenmiş insanlardır.

   Engellilere acımamalıyız, normal insan gibi davranmalıyız, yoksa kendini dışlanmış hissederler, saçmalıklarına girmeyeceğim elbette. Acımak da neymiş, normal insan, dışlanmak? Bana göre bir insan başarmak için çaba sarf etmiyorsa, kendine inanmıyorsa, kendini kabullenmiyorsa, kardeşim ister eli olsun ister olmasın, ister görsün, ister görmesin o kişi engellidir. Ama kolu olmayan biri, ayağı ile yemeğini yemeye çalışıyorsa, o engelli değildir. Onun alnını da öperim, ayağını da.

   Her şey, kendine inanmakla başlar. Ey kendisine engelli diye hitap edilen kardeşim! Sen engelli değilsin. Kendini öyle hissediyorsan, engelin beynindedir. Onu kaldırmayı başarırsan, her şeyin efendisi olursun. Helen Keller, diye bir isim duydun mu bilmem. Kendisi henüz bebeklik çağında hem görme hem duyma hem de konuşma yetilerinin tamamını yitirdi. Ama kendisine inandı. Okumayı, yazmayı, konuşmayı hatta sağlıklı insanlara seminer vermeyi bile başardı. Senin neyin eksik?
Devamını Oku

Dünya Kitap Günü ile İlgili Kompozisyon

                                         DÜNYA KİTAP GÜNÜ

   Dünya Kitap Günü, her yıl 23 Nisan gününün içinde bulunduğu hafta boyunca çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bu etkinliklerin başında, toplu halde kitap okuma etkinliği, kitap okuma yarışmaları, kitap tanıtım ve imza günleri, kitap şenlikleri, sempozyumlar, tiyatrolar, şiir dinletileri gibi etkinlikler gelmektedir. Amaç, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, kitapları insanlara sevdirmektir.

   Kitap, ruhun ve aklın en iyi besleyicisidir. Kitap okuyarak ruhunu ve aklını yeterince besleyemeyen insanlar zayıf düşerler ve kendilerine bile faydasız hale gelirler. Kitaplar, sadece zaman geçirmek için okunan eğlence materyalleri değildir. Bizler kısa vadede anlayamazsak da onlar, bizim gelişimimize, hafızamıza, düşüncelerimize, sözlerimize, diksiyonumuza, dünya görüşümüze büyük katkılar sağlarlar. Farklı düşünmemizi sağlar, ayrıntıyı yakalamamıza yardımcı olurlar.

   Bilmek için çok okumak gerek. Okumak için okumayı sevmek gerek. Okumayı sevmek için ise yine okumak gerek. Bu lezzeti hiç tatmamış insanların, kitapların değerini, önemini bilmesi imkansızdır. Her insanın en az bir defa bir kitap bitirmesi gerek. Ancak bu, sıradan bir kitap olmamalı. Bize değer katacak, muntazam bir eser olmalı.

   Düzenli bir şekilde kitap okumayı ilke edinen insanlar, onsuz yapamazlar. Kitapsız kaldıklarında kendilerini eksik hissederler. Öğrenciler için, kitap aynı zamanda sınavlarda iyi puanlar almanın da anahtarı sayılır. Bilindiği gibi, ülkemizde ezberci bir eğitim anlayışı geride bırakılmış, bunun yerine öğrencinin düşünmesini, yorumlamasını, değerlendirmesini sağlayan yepyeni bir eğitim ve sınav sistemi geliştirilmiştir. Bu yetilere sahip olmak için ise kitaplar olmazsa olmazlardır. 

   Daha fazla beklemenize gerek yok. alın bir kitap, yelken açın satırlara. Açıldıkça açılmak isteyeceksiniz o engin denize.
Devamını Oku

Turizm Haftası ile İlgili Kompozisyon

                                                 TURİZM HAFTASI

   Turizm Haftası, ülkemizde her sene 15 Nisan ile 22 Nisan tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu etkinliklerin amacı hem ülkemizin turizm zenginliklerini tanıtmak hem de vatandaşlarımızda, ülkemizin doğal ve tarihi zenginlikleri konusunda farkındalık yaratmaktır.

   Türkiye, tam bir turizm memleketidir. Her bir karışı farklı zenginliklerle doludur. Çoğu bölgesi adeta cennetin gölgesi gibidir. Bilindiği gibi Mezopotamya, insanlık medeniyetinin başladığı yerdir. Bu nedenle, her karış toprağında tarihi güzellikler, kalıntılar vardır. Bu topraklarda, binlerce yıl öncesinden kaldığı halde dipdiri duran nice tarihi eserler bulunmaktadır.

   Sadece Mezopotamya değil, ülkemizin hangi bölgesine gidersek gidelim bu tür zenginliklerle karşılaşmamız mümkündür. Ülkemizin turizm konusundaki zenginliği sadece tarihi kalıntılar ile sınırlı değildir elbette. Türkiye, dört mevsimin yaşandığı, her mevsimde de ülkenin çeşitli yörelerinde dört mevsimin bir anda yaşandığı bir konuma sahiptir. Bir köşesinde kar yağarken, bir köşesinde denize girip, kumsalda güneşlenmek mümkündür. Özellikle deniz turizminden dolayı, yabancı turistler tarafından yoğun bir talep görmektedir.

   Ülkemizin bir diğer turizm zenginliği ise yayla turizmidir. Karadeniz'in o güzelim yaylalarına çıkan, bir daha, bir daha çıkmak ister. O havayı soluyan, tekrar tekrar solumak ister. Mavi ile yeşilin birleşmesi adeta bir renk cümbüşü oluşturur.

   Ancak maalesef tüm bu zenginliklere, değerlere rağmen, ülke turizmimizin yeterince tanıtımını yapamıyor, güzelliklerimizi bir sır gibi saklıyoruz. Özellikle tarihi kalıntılar zamanla yok olup giderken, bunları korumak için hiçbir şey yapamıyoruz. UNESCO tarafından dünya mirası olarak kabul edilen bir Nemrut Dağının bile tanıtımını yapıp buraya yeterince turist çekemiyoruz. Dağın zirvesine çıksanız, bir çay içebileceğiniz, ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz hiçbir yer yok.

   Bu ülke hepimizin. Turizmin ülkemize kazandırması demek, hepimizin kazanması demektir. Öncelikle bizlerin bu güzelliklerimize sahip çıkmamız, korumamız gerekir. O zaman, bu güzellikler gerçek değerini almış olacaktır.
Devamını Oku

Anneler Günü ile İlgili Kompozisyon

                                           ANNELER GÜNÜ

   Derler ki ''Allah, yeryüzüne gönderdiği her bebek için öncesinden bir melek gönderir.'' Bu meleğin adı Anne'dir. En koruyucu meleğimiz, annemiz değil midir? Var mıdır onun kadar bizi koruyup gözeten, kötülüklerden esirgeyen, canından çok seven, yemeyip yediren, içmeyip içiren? Kaç insan, canından daha çok sevebilir başkasını? Kaç insan ölür başkası için?

   Anne başka bir şeydir. Allah rahmetinden vermiştir ona. Sevgide cömert davranmıştır, kalbini büyük yapmıştır. İçine sonsuz sevgi sığdıran... Annenizin yokluğunu düşündünüz mü hiç? bu düşünce bile kahreder insanı değil mi? Düşüncesi bile acıdır. Düşündükçe tutamaz gözyaşlarını insan. Ya annesi olmayanları? Belki de hiç görmemiş olanları veya hayal meyal hatırlayanları? 

   Allah kimseye anne acısı yaşatmasın. Dünyadaki hiç bir çocuğu öksüz koymasın. O yumuşacık, sıcacık anne kucağını kimseden esirgemesin, esirgediklerine de güç, kuvvet, sabır versin. Bir çocuk için en acı şey, Anneler Gününde annesiz kalmaktır galiba. Her çocuk biricik annesinin gününü kutlarken, onunla koşup oynarken, onun mis kokusunu koklarken, tüm bu güzelliklerden mahrum kalmak.

   Anneler Günü ile ilgili kompozisyon yazılırken hep annenin iyiliğinden, güzelliğinden dem vurulur. Annesiz çocuklar hiç hatırlanmaz çoğu defa. Bir yazı da onlardan bahsetsin, insanlar onları da anlasın, bilsin istedim. Onlar ki dağ gibi bir keder taşıyorlar kalplerinde. Gözyaşları tersine akıyor, boğuk kelimeleri boğazlarında düğümleniyor. Kördüğüm adeta, çözülmüyor. Biriktikçe birikiyor. Patlasa rahatlayacaklar, patlamıyor. Katlanıyorlar buna rağmen, katlanmalılar. 

   Hiçbirimiz ebedi değiliz bu dünyada. Hiç kimsenin annesi ölümsüzlük şerbetinden içmedi. Hepimizin gideceği bir yer var. Annesi olmayanlar, babası olmayanlar, evladından ayrılanlar, küçücük yavrusunu Allah'a emanet edenler... Hepimiz gideceğiz oralara. Bembeyaz kanatları ile göreceğiz onları. Annelerimizi, yavrularımızı. Sabredeceğiz, isyan etmeyeceğiz. Her şeye inat, seveceğiz hayatı. Kavuşmak için biricik sevgilimize güzel yaşayacağız, güzellikler yapacağız.

   Ey, Anneler Gününü annesiz geçiren yavrucak. Sen kutsalsın, her şeyden kutsalsın. Hiçbir şey dengin değil. Hiçbir mabet, hiçbir ibadet senin kadar kutsal değil. Ne bir cami senin yüreğin kadar anlamlı, ne kilise, ne havra... Bir Kabe sığar senin o minicik yüreğine unutma. Güzel yaşa, güzel yaşat. 

(kompozisyon.org tarafından, Anneler Günü münasebetiyle, tüm annesiz çocuklar için yazılmıştır)
Devamını Oku

İyilik ile İlgili Kompozisyon

                                                        İYİLİK

   İnsanlar, yaratıldıklarının ilk gününden itibaren birlik beraberlik içinde yaşamış, birbirinden uzak durmamış ve sürekli bir iletişim halinde olmuşlardır. Bu iletişim esnasında birbirine kötü davranışlar sergileyenler de birbirine çok iyi davrananlar da olmuştur. Ama ne olursa olsun, tüm insanlar başkasına ihtiyaç duymuş, başka insanların da yardımına muhtaç olmuştur. İnsanların yalnız başına yaşaması mümkün değildir. Yalnız yaşamaya mahkum alanlar ise çeşitli sorunlarla başbaşa kalmışlardır.

   İyilik yapmak, insan ruhunu güzelleştiren, iyilik yapanı mutlu eden bir davranıştır. İyilik, hele de karşılıksız yapıldıysa gerçekten büyük bir erdemdir. Bizim gelenek göreneklerimizde de dini inancımızda da iyiliğin önemi büyüktür. Dinimiz, iyilik yapmayı emreder, ailelerimiz de bizleri bu yönde yetiştirmek için çok uğraşırlar. Yaptığımız iyiliklerin insanlara büyük faydası dokunabilir. Bazen bize küçük bir iyilikmiş gibi görünür ama etkileri çok büyüktür. Yaşlı bir amcanın yükünü taşımak, hamile bir bayana otobüste yer vermek, engelli bir insana yardım etmek, bir çocuğu sevmek, birine bir şey öğretmek, iki küskün kişiyi barıştırmak, aç birinin karnını doyurmak, susuz bir hayvana su vermek, fidan dikmek gibi her eylem iyilik kapsamına girer. Günlük yaşantımızda bile her gün yüzlerce iyilik yapabiliriz. İnsanlara gülümsemek, onların gönlünü hoş etmek bile birer iyiliktir aslında.

   Atalarımız ''İyilik eden, iyilik bulur.'' demişlerdir. Gerçekten de yaptığımız her iyilik bir gün karşılığını bulur. İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halık bilir, demişler. Hatta bunun bir hikayesi var. Adamın biri ormanda tek başına yaşadığı için insan bulamaz, o da iyilik olsun diye her gün yanı başındaki nehre bir ekmek atar. Gün gelir nehirde kayığı ile gezerken, kayığı batacak olur. Ama kayık sert bir cisme oturur ve batmaz. Daha sonra o sert şeyin, daha önce nehre attığı ekmekler olduğunu anlar. Demek ki iyilik eden iyilik bulur.
Devamını Oku

Aç Doymam Tok Acıkmam Sanır ile İlgili Kompozisyon

ANLAMI: İnsan sürekli sahip olamadığını ister, elindekinin kıymetini de pek bilmez. Aynı zamanda, içinde bulunduğu durumun hiç değişmeyeceğini düşünür.

KOMPOZİSYON

   İnsanlar, içinde bulunduğu durumun sürekli olacağını düşünmemelidir. Bazen başımıza musibetler gelebilir; ama bu musibetlerin geçeceği zamanlar da gelecektir.

   Kimi zaman ise her şeye sahip olmuşuzdur. Sahip olduğumuzun zenginliğin asla bitmeyeceğini düşünür şımarırız. Oysa değişmeyecek hiçbir şey yoktur. 

   Bugün yoksulluk içinde boğulan insanlar, gün gelir zenginliğe kavuşabilirler. Aynı zamanda zengin olan kişi bir gün yoksullukla karşı karşıya kalabilir.
Devamını Oku

Aç Gözünü Açarlar Gözünü ile İlgili Kompozisyon

ANLAMI: Uyanık olmak lazım, uyanık olmayanı öyle bir darbe indirirler ki uyanmak zorunda kalır.

KOMPOZİSYON

   Bu dünyada bir şeyleri elde edebilmek için, uyanık, girişken olmak lazım. Pasif, etkisiz kişiler hiçbir şey elde edemezler. Baskın kişiler tarafından ezilirler.

   İnsanlar başkasının hakkına göz dikmemeli ama kendi hakkını da kimseye yedirmemeli. Gözünü açmak demek, uyanıklık yapmak değildir aslında. Gözünü açmak demek, girişken olmak, hakkını yedirmemek, kendini ezdirmemek demektir.

   Toplum içinde miskin, etkisiz duran kişiler, diğer insanlar tarafından ezilirler. Herkes onların üzerine gider.
Devamını Oku

Aç Bırakma Hırsız Edersin Çok Söyleme Arsız Edersin Kompozisyon

ANLAMI: Bir insanı açlığa muhtaç edersek karnını doyurmak için olmadık işler yapar. Gereğinden fazla verilen öğütler ise ters teper.

KOMPOZİSYON
   İnsanlar yemek yemeden yaşayamazlar. Bir şekilde yeme ihtiyaçlarını gidermeleri lazım. Eğer bu ihtiyaçları giderilmezse, çalmak pahasına bile olsa bunu gerçekleştirmeye çalışırlar.

   Fazla öğüt ise her zaman ters teper. İnsanlara sürekli öğüt vermek yerine ona model olmalı, doğrusunu bulmasını beklemeli. Özellikle belli yaştaki çocuklarda tersini yapma alışkanlığı vardır. Bu yüzden onlara sadece örnek olmak yeterli olacaktır.

   Her bireyin belli başlı ihtiyaçları vardır. bu ihtiyaçlar mutlaka giderilmelidir
Devamını Oku

Aç Aman Bilmez Çocuk Zaman Bilmez Kompozisyon

ANLAMI: Aç insan hiçbir şey dinlemez sadece açlığını düşünür, çocuk ise sadece oyun düşünür, zamanı olsa da olmasa da oynamak ister.

KOMPOZİSYON
  Aç insana bir şeyler anlatmak, bir şeyleri yapmasına engel olmak çok güçtür. Aynı zamanda çocukları oyundan uzak tutmak da mümkün değildir.

   Aç kişinin en büyük ihtiyacı yemek, çocukların ise en büyük ihtiyacı oyun oynamaktır. İkisini de bu isteklerinden uzaklaştırmak çok zordur. Aç insana ne dersek diyelim, aklında sadece yemek vardır ve onu elde etmekle uğraşır.

   Açın da çocuğun da bu durumunu bilmek ve bu ihtiyaçları gidermek onları rahtlatacaktır.
Devamını Oku

Aç Tavuk Kendisini Buğday Ambarında Sanır Kompozisyon

ANLAMI 1: Aç veya yoksul olan kimse, sürekli yemek veya zenginliğin hayalini kurar. Eline başka bir şey geçmediği için hayalleri ile yetinmek zorunda kalır.
ANLAMI 2: Uzun süre açlık çeken kişi, olmayanı varmış gibi görür. Çölde susamış adamın, sanki önünde su varmış gibi görmesi gibi.

KOMPOZİSYON

   İnsan bu dünyada her şeye sahip olamaz. Sahip olduklarını kullanır; ama olamadıklarının sadece hayalini kurmakla yetinir.

   Kişinin neye en çok ihtiyacı varsa, en çok onu hayal eder. Örneğin aşık kişi, sürekli sevdiğini, aç kişi çeşit çeşit yemekleri, yoksul kişi zenginliği, kel kişi sırma saçları, kör kişi görmeyi hayal eder ve bunlarla bir nebze de olsa mutlu olur. Sahip olunmayan şey çok baskınsa ve uzun süreli ise kişi hayalin de ötesine gider ve halisünasyon görmeye başlar, Olmayanı varmış gibi görür.

   İnsanlar elbette sahip olmak istedikleri için çaba göstermeli emek vermelidir. Ancak her şeye rağmen bazen elimizde olmayan sebeplerle bir şeyleri elde edemeyiz. Bu durumlarda, hayaliyle de mutlu olmayı bilmeli, hayata şükretmeliyiz.
Devamını Oku

Aç Tokun Halinden Anlamaz Anlamı Kompozisyon

ANLAMI: Karnı tok olan kişiler, aç insanların neler yaşadığını, neler çektiğini bilemez. Onları anlamaları için en az bir defa uzun süreli açlık yaşamaları, yoksulluk içinde yaşamalı gerekir.

KOMPOZİSYON
   Bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Allah kimini yoklukla, kimisini varlıkla imtihan eder. Kimisi bu sınavda başarılı olur, kimisi başarısız. Sonu ise cennet ile ödüllendirilme veya cehennem ile cezalandırmadır.

   Allah zenginlik bahşettiği kişilere, sadece zengin olsunlar, bol bol yiyip içsinler, lüks içinde yaşasınlar diye vermemiştir. Aksine, onların şükredip etmeyeceğini, yoksullara, yetimlere, yolda kalmışlara yardım edip etmeyeceğini, o para ile kişiliğini bozup bozmayacağını anlamak için vermiştir. Varlıklı kişilerin, yoksulların halinden anlamaları pek güçtür. Zengin olduğu halde yardımı seven, paylaşan, cömert olan insanlar da vardır; ama bu durumun tersi kişiler daha fazladır.

   Açın, yoksulun halinden anlamak için o heli yaşamış olmak gerek. Açlık duygusunun nasıl bir şey olduğunu bilmeyen, her zaman tok veya varlıklı olan kişi, açın, yoksulun neler çektiğini bilmez, bu yüzden de bu kişilere hiçbir yardımı dokumaz.
Devamını Oku

Aça Dokuz Yorgan Örtmüşler Yine Uyuyamamış Anlamı Kompozisyon

ANLAMI: Aç insanın açlığı giderilmediği müddetçe, kendine gelemez ve başka şey düşünemez.

KOMPOZİSYON

   Aç olan insana açlığını giderecek şey dışında ne verirseniz verin, onu mutlu edemezsiniz. Açlık çeken insan sadece açlığını düşünür, uyuyamaz, iş yapamaz, eğlenemez.

   Açlık halinin nasıl bir şey olduğunu kendimizden anlayabiliriz. Tabi eğer en azından bir defa bu duyguyu uzun süre yaşamışsak. Burada bahsedilen açlık iki öğün arasında geçen açlık değildir. Öyle insanlar vardır ki günlerce ağzına bir lokma girmemiş, karnı sırtına yapışmış, bir deri bir kemik kalmıştır.

  Açların halinden anlamalı, kendimizi onların yerine koymalıyız. Açlık gibi kötü bir durumun kimsenin başına gelmemesi için dua etmeliyiz.
Devamını Oku

Açık Yaraya Kurt Düşmez Anlamı Kompozisyon

ANLAMI: İçi dışı bir olan dürüst insanlar, ileride geçmişleri ile suçlanamazlar. Diğer bir anlamı ise şudur: Çok umursadığımız şeylere zarar gelir, sakınan göze çöp batar.

KOMPOZİSYON
   Yalan öyle kötü bir şeydir ki, ömrümüz boyunca peşimizi bırakmaz. Söylediğimiz yalan asla peşimizi bırakmaz ve günü geldiğinde bizlere en büyük cezayı verir.

   İnsanlar tüm hayatlarında dürüstlüğü ilke edinmeli, yalandan dolandan uzak durmalıdır. Bugün söylediğimiz bir yalan yüzünden, gelecekte bizi yargılayanlar çıkacaktır. Yalancının mumu yatsıya kadar yana sözü, bu durumun en güzel göstergesidir. Dürüst olan, yere ve zamana göre farklı davranmayan insanlar, gelecekten kaygı duymazlar. Söyledikleri hiçbir söz yüzlerine vurulmaz.

   Örneğin kimi siyasetçilerin geçmişte kötü bir yaşantıları vardır. Siyasetçi olduklarında ise farklı bir maske takınırlar. Ancak eskiden yaşadıkları şeyler, yüzlerine vurulur.
Devamını Oku

Açık Ağız Aç Kalmaz ile İlgili Kompozisyon

ANLAMI: Ne istediğini bilen ve bunun peşinden giden insanlar istediklerini elde ederler. Hayatını devam etmek isteyen her şekilde yolunu bulur.

KOMPOZİSYON
   Başarıya ulaşmak isteyen insanlar, sürekli başarıyı düşünmeli ve başarmak için sürekli bir çabalama içinde olmalıdır. Açık ağız ifadesi, çalışmanın sürekliliğini ifade eder. Sürekli çalışanlar ise eninde sonunda istediklerini elde edebilirler.

   Geçmişte büyük başarılar elde eden kişilerin tamamı, yoğun ve devamlı bir çalışma ile bunu gerçekleştirmişlerdir. Başarmak isteyen kişi bu başarma duygusunu sürekli canlı tutmalı, her fırsatta bunu dile getirmeli ve kendini başarıya odaklamalıdır. Bunu yapan, yeterince emek veren herkes istediğini mutlaka elde edecektir.

   Başarı yolunda emin adımlarla yürümek gerekir. Zaferi elde etmek için, öncelikle onu elde edeceğimize inanmamız lazım. İlk adımı attıktan sonra ise gerisi gelecektir.
Devamını Oku

Açık Yerde Tepecik Kendini Dağ Sanır ile İlgili Kompozisyon

(Açık Yerde Tepecik Kendini Dağ Sanır atasözü ile ilgili kompozisyon, ,giriş gelişme sonuç bölümleri, Açık Yerde Tepecik Kendini Dağ Sanır atasözünün anlamı, hakkında kompozisyon, kısa yazı örnekleri, deneme)
ANLAMI: Seviye olarak birbirine yakın olan insanlar arasında, azıcık daha üstün olan insanlar kendilerini çok üstün görürler.

KOMPOZİSYON
   Üstünlük, bir anlamda görecelidir. Üstünlüğün olup olmadığı, olayların geçtiği yere veya nesnelerin içinde bulunduğu durumlara göre değişir.

   Örneğin kavak ağacı uzundur; ceviz ağacı ise kısadır. Ancak biz bu yargıyı, ceviz ağacını kavaklarla kıyasladığımız zaman söyleyebiliyoruz. Şunu da söyleyebiliriz değil mi? Ceviz ağacı uzundur; elma ağacı ise kısadır. Demek ki ceviz ağacı; kavakların bulunduğu bir ortamda kısa; elma ağaçlarının bulunduğu yerde ise uzundur. Aynen yukarıdaki örnekte belirttiğimiz gibi insanlar da içinde bulundukları insanların seviyesine göre daha iyi veya daha kötü olabilirler. Örneğin orta derecede başarılı olan bir insan, başarısızların toplandığı bir sınıfa girdiğinde sınıfın en çalışkanı olacak ve belki de kendini çok üstün görecektir. Oysa başarılı insanlarla kıyaslandığında aslında başarısız sıfatını alacaktır.

   Bu nedenle içinde bulunduğumuz durum bizi şımartmamalı, gurur ve kibre bizi sürüklememelidir. En büyük rakibimiz yine biz olmalıyız ve her zaman kendimizi yenmek için çalışmalıyız.
Devamını Oku

Acıyan Uyumuş Acıkan Uyumamış Kompozisyon

ANLAMI: Açlık, birçok sıkıntıdan daha büyük bir sıkıntıdır. Açlık çekenler, acı çekenlerden daha kötü durumdadır.

KOMPOZİSYON
   Başımıza türlü felaketler gelebilir, çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliriz. Ancak öyle bir sıkıntı vardır ki, birçok acıdan daha kötüdür. O da açlıktır.

   Açın halinden aç olan anlar. Bizler oruçlu iken, sadece sabahtan akşama kadar aç kaldığımız için neler çekiyoruz. Oysa sadece Ramazan ayında değil, tüm yıl boyunca açlık çeken insanlar vardır. Açlık duygusu dayanılmaz bir şeydir. İnsanın önce temel ihtiyaçlarının giderilmesi gerekir ki, diğer ihtiyaçları giderilebilsin.

   Aç olan insan, yemekten başka bir şey düşünemez, gözüne uyku giremez. Hepimiz bunun farkında olmalı, etrafımızdaki muhtaç insanlara yardım etmeli, sahip olduklarımızı onlarla da paylaşmalıyız.
Devamını Oku

Acıkmış Kudurmuştan Beterdir ile İlgili Kompozisyon

Acıkmış Kudurmuştan Beterdir

   Açlık, dünyanın en zor durumlarından biridir. Açlık üzerine atalarımızın söylediği onlarca söz bulunmaktadır. Hatta dualarımızda birle yerini almıştır. ''Allah'ım, kimseyi açlıkla sınama.'' ifadesi, açlığın ne kadar zor olduğunu gözler önüne sermektedir.

   Aç olan insan, açlığını gidermek için her şeyi yapar. Aynı zamanda, herhangi bir ihtiyacını uzun süre gideremeyen insan da bu durumdadır. O ihtiyacını gidermek için, olmadık şeyler yapabilir. Gözünü kan bürür. eğer bir insan uzun süre aç bırakılırsa hırsızlık, adam öldürme suçlarına bile bulaşabilir. Böyle insanların, açlığı esnasında düşündükleri tek şey açlığını gidermektir.

   İnsanları kudurmuştan beter hale getirmemek için elimizden geleni yapmalıyız. Etrafımızdaki muhtaç insanlara yardım etmeliyiz.
Devamını Oku

Acıklı Başta Akıl Olmaz Kompozisyon

Acıklı Başta Akıl Olmaz

    Acı çeken, yüreği yanan insan, ne dediğini bilmez. Onun odaklandığı tek şey çektiği acı veya yaşadığı sıkıntıdır.

    Hepimiz zaman zaman felaketlere uğrayabilir veya çeşitli kazalar geçirebiliriz. Hastalanabilir, yaralanabilir veya bir yakınımız kaybedebiliriz. Böyle durumlarda farkında olmadan, bize yakışmayacak sözler söyleyebiliriz. Başına büyük bir felaket gelen bir insan, farkında olmadan Allah'a isyan edebilir. İnsanların böyle durumlarda bizim için sarf ettikleri sözleri ciddiye almamalı, onlar hakkında kötü düşünmemeli, kötü konuşmamalıyız.

   Empati yaparsak, acıklı başın, yani canı acıyan kişinin neler yaşadığını daha iyi anlar ve nasıl davranmamız gerektiğini biliriz.
Devamını Oku

Acıyan Çok Ama Ekmek Veren Yok Kompozisyon

Acıyan Çok Ama Ekmek Veren Yok

   İnsanlar, herhangi bir ihtiyaç sahibini veya çok zor durumda olan birini gördüklerinde ah vah ederler, ona acırlar ama çok azı gerçek manada o zor durumdaki kişilere yardım ederler.

   Sadece söz ile yapılan yardım veya acıma, zor durumdaki kişiye hiç fayda vermez. İnsanlar gerçekten birinin haline acıyorsa, onun için üzülüyorsa harekete geçmeli, bunu gerçekleştirmelidir. elimizde olduğu halde, gücümüz yettiği halde söylediğimiz sözlerle, zor durumdaki kişilere acıyorsak, bunun dışında bir şeyler yapmıyorsak, bizim samimiyetimizden şüphe edilir.

   İnsanlar, diğer insanlar için de didinmeli, gerekirse sahip olduklarını ihtiyaç sahipleri ile paylaşmalıdır. İşte o zaman gerçekten yardım etmiş oluruz.
Devamını Oku

İşsizlik Sorunu ile İlgili Kompozisyon

                                                    İŞSİZLİK SORUNU

   İşsizlik, insanların yaşamlarını sürdürebilmek veya refah içinde yaşayabilmek için, para karşılığında çalışabilecekleri herhangi bir iş veya uğraş bulamaması olarak tanımlanabilir. Ülkemizin de en çok yaşadığı sorunlardan biri işsizlik sorunudur.

   İşsizlik, insanların temel ihtiyaçlarını giderememesine, çocuklarına istediği gibi eğitim verememesine sebep olur. Gerek nüfus yoğunluğumuzun fazla olması gerekse de yeteri kadar gelişmemiş bir ülke olmamız, işsizliğin giderek artmasına sebep olmaktadır. Kimi zaman ise yer şekilleri veya iklim etkisinden kaynaklanabilmektedir. Doğu bölgelerimizde işsizliğin daha yaygın olmasının sebepleri arasında bunlar da sayılabilir. İşsiz kalan insanın, kötü davranışlara meyletmesi olasıdır. Bir atasözümüz der ki aç bırakma hırsız edersin. Gerçekten de uzun süre işsizlikle uğraşan, bunun sonucunda temel ihtiyaçlarını gideremeyen kişilerin hırsızlığa meylettiği söylenebilir.

   Ülkemiz, her sorundan önce işsizlik sorununa odaklanmalı, bu sorunu ortadan kaldırmalıdır. İşte o zaman suç oranları fark edilir derecede düşecektir. Çünkü sabahtan akşama kadar çalışan adam sokaklara dökülmeyecek, zararlı eylemlerde bulunmayacaktır.
Devamını Oku

İntihar ile İlgili Kompozisyon

                                               İNTİHAR ETMEK

   Her insan bir sebep için yaratılmıştır. Yaratan da canı veren de canı alan da Allah'tır. Hiçbir insan canına kıyma, intihar etme yetkisine sahip değildir; çünkü kendisine verilen can, sadece Allah'ın bir emanetidir. Emaneti ise, zamanı geldiğinde alacak olan yine Allah'tır.

   İnsanların çoğu, bu dünyada karşılaştıkları sorunlara karşı son derece acizdirler. Karşılarına bir zorluk çıktı mı, başlarına bir bela geldi mi hemen isyan etme, ölmek isteme hallerine bürünürler. Zayıf oldukları için bu sorunlarla savaşamazlar. Oysa onları yaratan, o zorlukların hakkından gelme gücü de vermiştir. İntihar etmek, insanın sadece kendisine verdiği bir zarar değildir. O kişi bencildir aslında; çünkü geride kalanlarını hiç düşünmez. Ailesinin, anne-babasının, kardeşlerinin, eşinin veya çocuklarının kahrolacağını aklından bile geçirmez veya aklından geçirse bile, ölme arzusu ağır basar. Ahiret inancı olmayan insanlar normal karşılanabilir de, Allah'a, diğer dünyaya inananların intihar etmesi, canına kıymanın büyük bir günah olduğunu bile bile intihar etmesi anlaşılmaz bir şeydir. Eğer gerçekten inanıyorlarsa, diğer dünyadaki cezanın, bu dünyadaki musibetlerden çok daha kötü olduğunu bilmelidirler.

   Bu dünyadaki en tatlı şey candır. Dünyanın görülecek, yaşanacak çok güzellikleri vardır. Bazı şeyler de elimizdedir. Emek verip didindiğimizde, kendi dünyamızı güzelleştirmek, genel anlamı ile bizim elimizdedir. Bugüne kadar aklından intihar etmeyi geçirenlere sesleniyorum. O kadar mı aciz ve güçlüsünüz. Sevdiklerinize karşı o kadar mı bencilsiniz. Dünyanın en mutsuz insanı siz misiniz? Bunlara akıllı bir şekilde cevap verebiliyorsanız, böyle bir şeyi sakın aklınızdan geçirmeyin. Hiç değilse sevdikleriniz için yaşayın.
Devamını Oku

İlkbahar ile İlgili Kompozisyon

                                              İLKBAHAR MEVSİMİ

   İlkbahar, doğa için yeniden diriliş demektir. Bitkilerin büyük bir kısmı son baharını yaşadıktan sonra derin bir uykuya dalarlar. Ancak bir ölüm değildir bu uyku. Bir dinlenme, bir güçlenmedir. Özlenmeyi beklemedir. Sadece bitkiler için değil aslında... İlkbahar insanlar için de bir yenilenme, bir mutluluk kaynağıdır. Hemen her insan tarafından en çok beklenen, en çok hayal edilen mevsimdir.

   Dünyanın şanslı bölgelerinde yaşayan, şanslı ülkelerden birisiyiz. Öyle ki doğanın bize bahşettiği dört mevsimi de tadında yaşayabiliyoruz. Her mevsimin kendine has güzellikleri var. Ancak kim inkar edebilir, ilkbahar başkadır yanımızda. Doğa ananın en cömert olduğu, güneşin ölçüde en iyi olduğu mevsimdir o. Dağlarda kırlarda açan elvan elvan çiçekler, çiçeklerde gezen renk renk kelebekler, arılar, rengarenk kuşlar, henüz doğmuş tatlı kuzucuklar ve daha neler neler... İnsanı adeta sevince boğar bu mevsim. Ağaçlar, verecekleri meyvelerin müjdesini verir çiçekleriyle. Hep birden bir gelin edasıyla, bürünür gelinliklere. Her yanımız mis kokar. İğde ağaçlarının amber gibi kokusu, güllerin azameti, papatyaların dansı, gelinciklerin çıtkırıldımlığı... Ortalama ömrü üç aydır ilkbaharın. Ülkemizde Mart, Nisan ve Mayıs ayları. Bozulsa da iklim, olması gerektiği gibi yaşanmasa da ilkbahar, bir günü bile mutlu etmeye yeterdir. İlkbahar mevsimi, dörtlüklerde bile bulmuş yerini. İlkbaharı görüp yaşama konusunda pek şanssız illerden birisi olan Kars'ta, dillere dolanır bir söz vardır: Burası Kars be gülüm/Yerler ak, gönüller kara/Bir sana hasretim/Bir de gelmeyen bahara. İlkbahar adeta sevgili kadar değerli görülmüş, sevgilinin beklendiği kadar beklenmiş.

   Madem Allah bize böylesine güzel şeyler bahşetmiş, onu korumak elbette üzerimize vazifedir. İlkbaharı olması gerektiği gibi görüp yaşamak istiyorsak, doğaya zarar vermekten kaçınmalıyız. Biz insanların sebep olduğu birçok doğal afet var. Kullandığımız zararlı maddelerle, oraya buraya attığımız atıklarla, dünyanın dengesini bozmaya çalışmışız. Dedelerimizden ilkbaharı emanet aldık, torunlarımıza miras bırakmalıyız. Onlar da kendi torunlarına...
Devamını Oku

İkiyüzlülük Hakkında Kompozisyon

                                                        İKİYÜZLÜLÜK

    İkiyüzlülük, olduğu gibi görünmemek veya göründüğü gibi olmamaktır. Yani aslında sahip olduğumuz özelliklerden farklı davranmak veya nabza göre şerbet vermektir. İyinin yanında iyi; kötünün yanında kötü gibi davranmaktır. İkiyüzlü insan, şahsiyetsiz insandır. Çünkü bir kişiliği değil, birden fazla kişiliği bulunmaktadır. Birden fazla kişilik sahibi olmak ise bir anlamda kişiliksiz olmak demektir.

    İnsan ne ise o olmalıdır. Ünlü düşünür Mevlana ne güzel söylemiştir. ''Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.'' İkiyüzlülüğün İslam'daki kaşılığı münafıklıktır. Münafık, Müslüman olmadığı halde Müslümanmış gibi davranan; ancak kafirin yanında da kafir gibi davranan insandır. İkiyüzlü insanların gerçek foyası er ya da geç ortaya çıkar ve bu kişiler toplum tarafından daima dışlanır ve kimse tarafından sevilmezler. İnsanları kandırmak, yalan söylemek en büyük günahlardan birisidir. İnsanın bu hayatta bir duruşu olmalı ve o duruşun peşinden gidilmelidir. Gerçek bir fikir sahibi olamayanlar, farklı mekanlara veya kişilere göre farklı maskeler takınanlar asla ilerleyemezler. ''Rotası belli olmayan bir gemiye, hiçbir rüzgar yardım edemez.'' Bu kişiliğe sahip insanlar, menfaatleri için şekilden şekle girer,  azıcık menfaat için el etek öperler.

   İnsan kişiliğinden asla ödün vermemelidir. Gerçek kişiliğini ortaya koymalı, nasılsa öyle görünmelidir. Bunu başaramıyorsa bile, nasıl görünüyorsa, gerçekte öyle olmak için gayret etmelidir.
Devamını Oku

Hurafeler ile İlgili Kompozisyon

                                               HURAFELER

   Hurafe; gerçek İslam ve Kuran'da bulunmayan bazı davranış ve uygulamaların toplumda yaygınlaşmasıdır. Hurafe olarak nitelendirdiğimiz uygulamaların dinde yeri yoktur. Bu uygulamalar genellikle bölgenin gelenek-göreneklerine, örf ve adetlerine göre şekillenmiştir. Ancak belli bir kutsiyet kazandırılmıştır.

   Genel anlamda İslam kültürünü yaşayan ülkemizde de birçok hurafe örneği bulunmaktadır. Türbelerdeki ağaçlara çaput bağlama, duaların kağıtlara yazılarak türbelere, mezarlıklara bırakılması, ölenlerden sonra ölenin üçünü, yedisini yapma, kırkını çıkarma gibi uygulamalar Kuran'da yeri olmayan hurafelerdir. Hurafeler, insanların tabi olduğu dine fazlası ile zarar vermektedir. Örneğin türbede yatan ölüden medet umulduğunu gören ve başka bir dine mensup olan kişi İslam'a farklı gözle bakacak, mantığını kullanarak İslam'ın akıllıca bir din olmadığını düşünecektir.

   Hepimiz biliriz ki Kuran-ı Kerim, okunup anlaşılmak ve hayata uygulanmak için gönderilmiştir. ancak bunu idrak edemeyen insanlar, onu anlamak yerine Arapça hali ile türbelerde okumaktadırlar. Oysa Kuran, ölüler için değil, yaşayanlar için okunmalıdır. Bu tür mantık dışı tüm davranışlar hurafe adıyla anılmaktadır.
Devamını Oku

Hediyeleşmek ve Hediyeleşmenin Önemi ile İlgili Kompozisyon

                                                HEDİYELEŞMENİN ÖNEMİ

   Hediyeleşme; herhangi bir sevdiğimize, sahip olduğumuz bir şeyi hiçbir karşılık, menfaat beklemeden, sadece onun gönlünü hoş etmek, onu sevindirmek için vermektir. Hediye almak ve hediye vermek insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirir. İnsanların birbirini daha fazla sevmesini sağlar. Bir insanı sevdiğimizi göstermek için, ona hediye vermek güzel bir yöntemdir. Hediye vermek demek, ''Seni seviyorum, seni önemsiyorum, benim için değerlisin.'' demektir. En güzel tarafı ise çıkarsız olmasıdır.

   Hediyeleşmenin, dinimizde de önemi büyüktür. Nitekim İslam peygamberi Hz. Muhammed hediyeleşmeye fazlası ile önem vermiş, bu konudaki en iyi örnek olmuştur. Hediyeyi hediye etmek sünnettir. Hatta sevdiğimiz şeyleri hediye etmek daha güzel bir sünnettir. İşe yaramayan değersiz bir şeyi hediye etmek, başkasına vermek, herkesin yapabileceği bir şeydir. Ancak bizim için önemli olan, değerli olan bir şeyi hediye etmek gerçek bir erdemdir.

   Hediyeleşmek, sadece maddi değeri olan şeyleri vermek demek değildir. Ekonomik açıdan değersiz şeyler de hediye kapsamındadır. Hatta insanlara gülümsemek bile bir hediyedir. Çünkü gülümsediğimiz kişi onunla belki de mutlu olmuştur.
Devamını Oku

Erozyon ve Erozyonun Zararları ile İlgili Kompozisyon

                                               EROZYON

   Erozyon, yeryüzündeki kayaçların veya toprağın akarsular veya yağmurlar tarafından eritilmesi veya yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Erozyon, toprağı verimsizleştiren, geride sadece verimsiz toprak veya taş, kaya parçaları bırakan doğal bir afettir.

   Ülkemiz de erozyondan etkilenen bir ülkedir. Akarsular konusunda zengin olan ülkemizde, akarsuların akış hızının yüksek olması, toprak kaybına sebep olmaktadır. Türkiye'de gerçekleşen erozyonun başlıca sebebi ağaçlandırma eksikliğidir. Bitki örtüsü bakımından zayıf olan topraklar, yağmur ve sel suları tarafından kolaylıkla taşınabilmekte, denizlere biriktirilmektedir. Erozyon ile kaybettiğimiz topraklar, barajlara da dolmakta ve çeşitli sıkıntılara sebep olmaktadır. Erozyonu önlemek için çeşitli tedbirler alınabilir. Örneğin boş araziler ağaçlandırıldığında, tarlalar eğim yönünün tersine sürüldüğünde veya yamaçlar taraçalandırıldığında, erozyonun zararları minimize edilmiş olur.

   Ülkemizde erozyonu önlemek için hepimize görevler düşmektedir. Ağaç dikimine önem vermiyorsak bile, var olan bitki örtüsünü, ormanları, ağaçları korumamız bile güzel sonuçlar verebilir.
Devamını Oku

Eğitimin Önemi ile İlgili Kompozisyon

                                                          EĞİTİMİN ÖNEMİ

   Yeni doğmuş her birey, şekillenmeye hazır bir hamur gibidir. Bu hamura en güzel, en iyi şekli vermenin yegane yolu eğitimdir. Eğitimdir ki insanı rezil de yapar vezir de. Eğitimin önemi geçmişten beri bilinmiş, bunun için eğitim kurumları açılmış, öğretmenler, hocalar yetiştirilmiştir. Bir milletin gelişmişlik düzeyini gösteren en önemli şey eğitimdir. Eğitimi iyi olan milletler, çağdaş milletlerdir. Çağdaşlığı yakalamak için, tüm ülke bireylerinin iyi bir eğitimden geçirilmesi, onlara güzel erdemlerin kazandırılması gerekir.

    Eğitim genel anlamda okulda verilir. Ancak çocuğun, ailesinden, çevresinden, akrabalarından veya çevresindeki diğer insanlardan öğrendiği davranışlar topluluğu da eğitimin dışında tutulamaz. Okulda verilen eğitim, daha çok öğretim üzerinedir. Terbiye, ahlak, iyilik, cömertlik, insanlık, yardımseverlik, çalışkanlık gibi değerlerin çoğu, öncelikle ailede başlar, aile tarafından öğretilir. Çocuğa verilen veya kazandırılmış olan bu eğitim temeli, okullarda, eğitim kurumlarında daha baskın hale getirilmeye çalışılır. Eğitimli insan görmüş, geçirmiş, öğrenmiş insandır. Kuran'ın bir ayetinde geçen ''Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?'' ifadesi eğitimin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Gerçekten de eğitim görmüş kişi ile cahil kalmış kişi hemen anlaşılır. Eğitimli insan ne dediğini çok iyi bilir. İnsan psikolojisinden anlar, insanları nasıl etkileyebileceğini iyi bilir. Cahil insan ise bilgisizliğin ve eğitimsizliğin vermiş olduğu hal ile çoğu yerde çırpınıp durur.

    Eğitim sadece eğitim kurumlarında verilen davranış şekilleri değildir. Okula gitmeyen veya okulu yarıda bırakan kişilerin de eğitimli olmaları gayet tabidir. Eğitimli insan, okuyarak, çalışarak, gezerek, öğrenerek, öğrendiklerini yaşamına uygulayarak belli bir olgunluğa erişen insandır. Bir kişi olsun ki, istediği kadar okul bitirsin, istediği kadar diploma alsın, eğer olması gereken erdemlere sahip olamamışsa o insan eğitimsiz insandır, cahil insandır. ''Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır.'' ifadesi, bu düşüncenin en iyi destekçisidir. Eğitim, insanları iyiye yönlendirmek için verilmelidir. Kişi eğer aldığı eğitim ile insanlara iyilik yapmıyor, ailesine, milletine faydalı olamıyor, aksine onlara zarar veriyorsa o kişi cahildir. Eğitimin önemi, insanı iyi bir insan yapmasından kaynaklanmaktadır.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *