Hoşgörü ile İlgili Kompozisyon

                                                                      Hoşgörü

   Hoşgörü, insanları olduğu gibi kabullenmek ve hiç kimseyi dili, dini, rengi, ırkı, mezhebi yüzünden yargılamamak, bütün insanları sevip bağrına basmaktır. Hoşgörü, dinimizin de bir gereğidir. İslam dini, tüm insanları eşit görmeyi emreder. aynı zamanda insanların günahlarının veya ayıplarının gizlenmesini tavsiye eder. Her kim ki bir insanın ayıbını örterse, ahirette Allah da onun ayıbını örter.

   Her insan, yapısı bakımından farklıdır. Tüm insanların aynı özellikte, kişilikte olmasını beklemek doğru değildir. Yaşam tarzları, yetiştirilme şekilleri, yaşanan bölgeler gibi etmenler, insanların farklı kişilik özelliklerine sahip olmasına neden olmuştur. Hatasız insan yoktur. Gülün bile dikeni varken, insanların çeşitli kusurlarının, yanlışlarının olmaması düşünülemez. Elbette ki genel ahlak kurallarını haddinden fazla çiğneyen, insanlara zulmeden, fitne fesat çıkaran insanların hoş görülmesi mümkün değildir. Burada bahsedilen hoşgörü, insanları ırkları, dilleri ve dinleri yüzünden hor görmemektir. Yunus Emre, ''Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü.'' derken her şeyi en güzel şekilde özetlemiştir. Bütün insanlar, Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanlara rengini, dilini, ırkını veren yalnız Allah'tır. Bu insanları bu özellikleri yüzünden yargılamak, Allah'ın azametini yargılamak demektir. Hoşgörünün en güzel örneği şüphesiz ki peygamberimizdir. O, hiçbir zaman zenci-beyaz, hür-köle, kadın-erkek ayrımı yapmamış, bütün insanları eşit görmüş ve herkese saygı duyarak kucak açmıştır. Kendisine en yakın olanlardan biri olan Bilal-i Habeşi'nin bir zenci ve aynı zamanda köle olması, bunun en güzel kanıtıdır.

   Bütün insanları eşit görmeli, herkese hoşgörü ile yaklaşmalıyız. İnsanlar, sadece insan olduğu için sevilmeli. bu Araptır, bu Türktür, bu Kürttür, bu İngilizdir deyip ayrım yapmak, birini yüceltmek veya hor görmek inancımıza da insanlığımıza da tamamen terstir. Bizler, ancak insanları gerçek manada sevdikçe ve kabullendikçe Müslüman olabiliriz. Şayet bir insanı sırf milliyetinden dolayı aşağılıyorsak, beş vakit namaz, hac, oruç bile hiçbir işe yaramaz. Müslüman olmanın ilk şartı Allah'ı ve onun yarattıklarını sevmek, onları Allah'ın yaratmış olduğu biçimde kabullenmektir.
Devamını Oku

Hobilerimiz ile İlgili Kompozisyon

                                                                      Hobilerimiz

Hobi, insanların güzel vakit geçirmek, boş zamanlarını değerlendirmek, stres atmak için yaptıkları ve yapmaktan zevk duydukları iş ve uğraşlardır. Normal şartlarda hobiler, para kazanmak amacı ile yapılmaz. Kişinin ana bir işi veya mesleği olur; fakat bunun yanında sevdiği ikinci bir uğraşı, meşakkati vardır.

Örneğin maket uçak veya gemi yapımı, ikebana, origami, enstrüman çalmak, ebru sanatı ile uğraşmak, balık tutmak, düzenli olarak halı saha maçı yapmak, güzel taşları toplamak, fosil aramak, incik boncuk, dantel işleri ile uğraşmak, blog yazmak gibi iş ve uğraşlar hobi kategorisinde yer alır. Yapmaktan zevk duyulmayan bir iş hobi olamaz. Veya geçimimizi sağladığımız mesleğimiz bir hobi değildir. Hobi, para kazanmaktan çok vakti güzel geçirmek için yapılır. Hobilerimizin mutlu ve sressiz bir yaşam sürmemizde etkisi ve önemi büyüktür. Hobisi olanlar, içlerinde bir boşluk hissetmezler. Zamanını dolu dolu yaşadığını düşünürler, stresten arınık olurlar. Bu nedenle her insanın bir hobi edinmesi güzel ve faydalı bir şeydir.

Boş zamanlarımızda bir müzik aleti çalmayı öğrenmek, onu çalmak kadar zevkli bir şey yoktur. Tabii bu, müzikten hoşlananlar için geçerlidir. Dağcılığı kendine hobi edinen birisi için belki de enstrüman çalmanın hiçbir manası yoktur. ancak öyle bir insan için de dağlar büyük bir önem ve değer arz etmektedir.
Devamını Oku

Hedeflerimiz ile İlgili Kompozisyon

                                                                     Hedeflerimiz

Her insanın bu dünyada hedefleri vardır, olmalıdır. Benim de kendime göre belirlediğim ve uğruna çeşitli çalışmalarda, fedakarlıklarda bulunduğum hedeflerim var. Benim bu dünyadaki ilk hedefim hem kendim için hem de ailem için öncelikle iyi ve faydalı bir insan olmak, aynı zamanda bu dünyadaki imtihanımı güzel bir şekilde geçirmek.

Bu doğrultuda kimseyi kırmamaya, büyüklerimi sayıp küçüklerimi sevmeye ve kimseye asla kötülük yapmamaya çalışıyorum. Yalandan ve tembellikten olabildiğince uzak durmak için gayret sarf ediyorum. Eğitim hayatım ve geleceğim ile ilgili hedeflerim de var tabi. Örneğin her şeyden önce derslerimde başarılı, sosyal yaşantımda ahlaklı bir öğrenci olmak için çaba harcıyorum. Derslerimi düzenli çalışarak, öğretmenlerimi dinleyerek başarımı artırmayı ve hayalimdeki meslek olan öğretmenliği kazanmak istiyorum. Kendimi bildim bileli öğretmen olmak istemişimdir. Bu meslek her zaman bana çok cazip gelmiştir. Öğrencilerimin olması, onlara bir şeyler öğretecek olmam beni çok heyecanlandırıyor. Bu mesleğin tam da bana göre olduğunu düşünüyorum.

Güzel bir söz vardır. Derler ki ''Rotası belli olmayan bir gemiye, hiçbir rüzgar yardım edemez.'' Gerçekten de çok yerinde bir söz. İnsanlar hedeflerine ulaşmak, büyük başarılar elde etmek istiyorsa öncelikle kendilerine hedef belirlemelidir. Hedefini belirlemeyen bir insan nasıl çalışacağını, neler yapacağını bilemez. Oysa hedef belirlemiş ve bu yolda emin adımlarla ilerleyen birisinin başarılı olması ve hedefini gerçekleştirmesi daha kolay olur.
Devamını Oku

Hayalinizdeki Meslek Kompozisyon

                                                    Hayalimizdeki Meslek

  Hemen her öğrencinin hayalinde bir meslek bulunmaktadır. Benim de hedeflediğim ve hayal ettiğim güzel bir meslek var. Ben arkeolog olmak istiyorum. Kazı çalışmalarına katılmak, binlerce yıl önce yaşamış insanlara ait eserleri bulguları gün yüzüne çıkarmak istiyorum.

  Yapı itibari ile macerayı, gizemi seven bir insanım. Bu yüzden bana en uygun olan mesleğin arkeologluk olduğunu düşünüyorum. Küçüklüğümden beri bu mesleğin hayalini kurmuşumdur. Ne zaman tarihi bir mekana veya müzeye gitsem bu hayallerim zirveye çıkar. O müzedeki tüm şeyleri sanki ben bulmuşum gibi hayal eder mutlu olurum. Eski insanları ve yaşantılarını çok merak ediyorum. Eskiden insanlar ne yapardı, nelerle meşgul olurlardı, hangi alet ve edevatları kullanırlardı, sanatı ne derecede icra ederlerdi ve daha birçok sorunun cevabını düşünmeden edemiyorum. ayrıca eski yazılara, alfabelere de çok büyük bir merakım var. Mağara duvarlarında, anıtlarda, mezar taşlarında yazılan eski yazıları okumayı çok istiyorum.

  En büyük hedefim arkeolog olmak. Bunun için yapılması gerekenleri çok araştırdım. Bir arkeoloji sitesinde tanıştığım bir arkeolog, izlemem gereken tüm yolları anlattı bana. Şimdiden bu meslekte ilerleyebilmek ve kendimi iyi bir şekilde yetiştirmek için arkeoloji ile ilgili bulduğum kitapları okuyor, ilgili internet sitelerini takip ediyorum. Umarım hedefime ulaşır ve iyi bir arkeoloji olurum.
Devamını Oku

Hastalık ile İlgili Kompozisyon

                                                                       Hastalık

   İnsan vücudunda meydana gelen çeşitli fiziksek ve psikolojik rahatsızlıklar, hastalık olarak tanımlanabilir. Birçok farklı türden hastalık bulunmaktadır. Bunlardan bazıları psikolojik yani ruhsal, çoğu ise fiziksel, bedensel rahatsızlıklardır. Birçok hastalığı sebebi benzer olsa da, genellikle her hastalık farklı nedenlerden kaynaklanmaktadır. Soğuk algınlığı, kirlilik, zararlı alışkanlıklar, dengesiz beslenme gibi nedenler başta gelen nedenlerden sayılmaktadır.

   Hastalıklar, vücudun çeşitli zararlı mikrop veya bakterilere karşı güçsüz olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bağışıklık sisteminin güçlü olması, hastalıkları da çoğunlukla önler. Bu nedenle bağışıklık sisteminin güçlenmesinde dengeli beslenme ve sporun önemi büyüktür. Hastalık anında sağlığın kıymeti daha fazla bilinir. Sağlığımıza dikkat edersek, hastalıklara yakalanma riskimiz gözle görülür şekilde azalır. ancak çoğumuz sağlığımızın kıymetini bilmeyiz. Bilindiği gibi ülkemiz, dünya sigara tüketiminde ilk sıralarda yer almaktadır. Buna karşın spora olan ilgimiz de çok azdır. Birçok hastalığa sebep olan sigaranın aşırı şekilde kullanılması ve sigara içme yaşının hayli düşük olması ülkemizde akciğer kanseri başta olmak üzere birçok hastalığın çıkmasına sebep olmuştur. Hastalıkları tedavi etmekten çok, onlardan korunmak önemlidir. Hayatı boyunca sağlığına önem veren, onu koruyan insanların hastalanma riski daha azdır.

   Peki, hastalanmamak için neler yapabiliriz? Örneğin özellikle soğuk kış günlerinde mevsime uygun sıcak kıyafetler giyilmelidir. Terli iken dışarı çıkılmamalı, cereyanda kalınmamalıdır. Spor, günlük bir alışkanlık haline getirilmeli ve hiç aksatılmamalı. zararlı besinlerden, şekerden, yağdan ve unlulardan mümkün mertebe uzak durulmalı. İçki ve sigara gibi alışkanlıklara son verilmeli veya en aza indirilmeli. Bizi meşgul edecek, stresimizi giderecek bir iş, uğraş, hobi edinilmeli. Hem yaşadığımız mekanın, hem üst başımızın temizliğine dikkat etmel,i, yemeklerden önce ve sonra muhakkak elimizi yıkamalıyız. Bulaşıcı hastalıkların bulunduğu mekanlardan uzak durmalıyız. Tüm bunları yaparsak hastalıklardan tamamen korunamayız belki ama onları en aza indirmiş oluruz. Sağlığımızın kıymetini henüz hastalanmadan önce bilmeliyiz. aksi takdirde bazen iş işten geçmiş olabilir.
Devamını Oku

Halkçılık İlkesi ile İlgili Kompozisyon

                                                                  Halkçılık İlkesi

Halk, bir ülkede yaşayan tüm insanlar olarak tanımlanabilir. Halkçılık ise, halk menfaatleri için çeşitli inkılapların, yeniliklerin yapılması düşüncesidir.

Halkçılığın odak noktaları eşitlik, adalet ve hak kavramlarıdır. Amacı, kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin herkese eşit haklar vermektir. Halkçılık ilkesi doğrultusunda kadınlara birçok hak verilmiştir. Bu haklardan en önemlilerinden bir tanesi seçme seçilme hakkıdır. Yine bu ilke doğrultusunda halktan alınan Aşar vergisi kaldırılmıştır. Tekke ve zaviyeler kapatılmış, insanlar arasındaki eşitsizlikler giderilmiş, soyadı kanunu getirilmiştir.

Halkçılık ilkesi, millet egemenliğine dayanır. Cumhuriyetin kurulmuş olması da bu nedenle halkçılıkla yakından ilgilidir.
Devamını Oku

Hac İbadeti ile İlgili Kompozisyon

                                                            Hac ibadeti

Hacca gitmek, İslam'ın beş şartından biridir. ancak tüm Müslümanlar için zorunlu değildir. Bu ibadet, sadece ekonomik durumu iyi olanlar için geçerlidir. Elbette ki durumu pek de iyi olmadığı halde imkanlarını zorlayarak gidenler, sevabını alacaklardır.

Haccın yapıldığı Kabe, peygamber efendimizin de doğup büyüdüğü yer olan Mekke'dedir. Mekke ise Suudi Arabistan topraklarında yer almaktadır. Hacca gidenler, çeşitli ibadetlerini yapar ve Kabe'yi tavaf ederler. Kurban Bayramı'nda kurbanlarını orada keser ihtiyacı olanlara dağıtırlar. Kendi memleketindeki akrabalarını, komşularını ve ihtiyaç sahiplerini mutlu etmek için de çeşitli hediyeler alıp dönerler.

İslam dininin ilk yayıldığı, Hz. Muhammed'in yaşadığı ve en önemlisi Allah'ın dünyadaki sembolük evi sayılan Kabe'yi görmek, Müslümanlara duygulu ve hüzünlü anlar yaşatmaktadır. O topraklara gidenler, oralardan zor kopmaktadır. Manevi bir derinliği olan Kabe'ye, imkanları el veren her Müslüman gitmeli ve Hac ibadetini yerine getirmelidir.
Devamını Oku

Güzellik ile İlgili Kompozisyon

                                                                        Güzellik

Güzellik; herhangi bir insanın, varlığın, durumun veya olayın insana hoş görünmesi durumudur. Kişiden kişiye değişebilen bir kavramdır. Yani birine güzel gelen bir durum, başkasına güzel gelmeyebilir.

Bazen nefret ettiğimiz bir şarkının, başka birinin en sevdiği şarkı olduğunu veya çirkin olarak kabul ettiğimiz bir insanı, başkasının çok güzel veya yakışıklı gördüğünü görürüz. İşte tüm bunlar, güzelliğin göreceli olduğunu gösterir.

Güzellikle, olumlu bir kavramdır. Herhangi bir varlık veya kavramın iyi, olumlu yanlarını yansıtır. Özünde, Allah'ın yarattığı her şey güzeldir. Onlara çirkinlik addeden şey, biz insanların kendi duygu ve düşünceleridir.

Güzellik, Allah'ın verdiği nimetlerden birisidir. Ancak sadece dış güzellik değil, asıl önemli olan iç güzelliktir.
Devamını Oku

Güzel Türkçemiz ile İlgili Kompozisyon

                                                           Güzel Türkçemiz

   Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay grubuna mensup sondan eklemeli bir dildir. Dünyanın en zengin, en uyumlu dillerinden birisi kabul edilmektedir. Sahip olduğu sözcük sayısı, atasözleri ve deyimler onun zenginliğinin en büyük göstergesidir. Neredeyse her durumu özetleyecek, en güzel şekilde anlatacak bir deyimimizin veya atasözümüzün olması,

   Güzel Türkçemizi kullanan bizler için büyük bir nimettir. Eldeki bulgulara göre Güzel Türkçemiz, binlerce yıldır çeşitli bölgelerde konuşulagelmiştir ve konuşulmaya da devam edecektir. Ancak her şeye rağmen dilimizin büyük bir tehdit altında olduğunu da kabul etmek gerekir. Bunca yıldır korunan zengin dilimiz özellikle son zamanlarda yozlaşmaya başlamış, başka dillerin boyunduruğuna girmeye başlamıştır. Teknolojide geri kalıyor oluşumuz, dilimizdeki sözcükleri de ziyadesi ile etkilemiştir. Neredeyse tüm buluşlar yabancı dilde olunca, yeni oluşturulan yabancı sözcükler, dilimize de olduğu gibi girmektedir. Bunu önlemenin iki çaresi var. Ya teknolojide, bilimde herkesin önünde olacağız ya da dünyada ortaya çıkmış herhangi bir sözcüğü karşılayacak yeni Türkçe bir sözcük oluşturacağız. Birinci çarenin en azından kısa vadede gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmüyor. Ancak özellikle TDK üzerine düşeni zamanında yaparsa ve medya kuruluşları da bu kurumu desteklerse, yabancı kelimelerin dilimiz üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirebiliriz.

   Türkçe cümlelere yabancı kelimeler sıkıştırmayı modernizm olarak gören cahil cühela tayfası, dilimize ne kadar zarar verdiğinin farkında bile değil. Güzel Türkçemizle ilgili görev sadece kurum kurulşlara veya medyaya düşmüyor elbette. Bu dili konuşan vatandaşlar olarak, hepimiz onu korumak zorundayız.
Devamını Oku

Güven ile İlgili Kompozisyon

                                                                         Güven

   Güven; herhangi bir insanın başka bir insana duyduğu inanma duygusu olarak tanımlanabilir. İnsanların bir arada yaşamasındaki temel sebep aslında güven duygusudur. Zira herhangi bir sıkıntı veya musibet anında birbirlerinden destek alacaklarını bilirler. Günümüzde her ne kadar insanlara güvensizlik aşılanmaya çalışılsa da insanlara olan güvenimizi kaybetmememiz gerekir. Evet, insanoğlu çiğ süt emmiştir, her türlü fenalığı da yapabilir. Ama bu, bütün insanlara olan güvenimizi yitirmek için yeterli bir sebep değildir. Zaten tüm insanlara karşı güven duygumuzu yitirdiğimiz an, hayatın, yaşamanın da pek bir anlamı ve değeri kalmayacaktır.

   Bizler çok karşılaşmasak bile, bu dünyada çok iyi olan, kendisine gerçekten güvenilecek olan yığınla insan var. Güvensizliği aşılamaya çalışmak, bu insanların da hakkını yemektir. Birisine güvendiğimiz halde ondan darbe yediysek, o bizim ayıbımız değil, o kötülüğü yapan kişinin ayıbıdır. Güven duygusu, sadece insanlara inanmamız veya onların bize inanması şeklinde yorumlanmamalıdır. Herhangi bir insanın bir işi başarabileceğini düşünmek de güven duygusunun kapsamı içerisindedir. Çocuk eğitiminde de güvenin önemi çok büyüktür. Bir çocuğun veya öğrencinin başarılı bir kimliğe sahip olması için her şeyden önce ona güvenmek gerekir. Çocuğunun eline makas vermeyen, bir elmayı soymasına müsaade edilmeyen bir çocukta güven duygusunun gelişmesi pek mümkün değildir. Öyle veliler var ki belki farkında olmadan çocuğunun hayatını karartıyor.

   Örneğin oğlu ortaokulda olan bir anne, her sabah çocuğunun kolundan tutuyor, çantasını kendisi sırtlıyor, getirip sınıfına hatta sırasına bırakıp, ders başladıktan sonra evine gidiyor. Böyle bir çocuğun başarısı veya başarısızlığında aslında en büyük düşman çocuğun kendi annesi. Çünkü oğluna güvenmiyor. Tek başına okula gelebileceğine, çantasını taşıyabileceğine, kendisini koruyabileceğine inanmıyor. Çocuk da zamanla bu durumu normal karşılıyor ve her ihtiyacını annesine veya başka birisine yaptırmaya çalışıyor. Çocuklara güvenir onlara deneyim imkanları sunarsak, aklımıza gelmeyecek kadar büyük işler başarabilirler. Kendisine güvenmediğimiz bir çocuk, zamanla kendisini yetersiz görecek ve hiçbir işe yaramadığı mevzusunu kendisine de kabul ettirecektir.
Devamını Oku

Gevezelik ile İlgili Kompozisyon

                                                                Gevezelik

Gevezelik, faydasız ve çok konuşmaktır. Kimseye faydası olmayan içi boş sözlerin dahi sürekli tekrar edilmesi, geyik yapılmasıdır. İnsanlarda en itici duran özelliklerden birisidir.

Geveze insanlarla kimse arkadaş olmak istemez. Onların söylediklerinden herkes sıkılır ve o geveze kişi hiçkimse tarafından da itibar görmez. akıllı insanlar çok konuşmaz, susmayı tercih ederler. Atalarımız, ''Söz gümüşse, sükut altındır.'' diyerek gevezeliğin hiç de hoş bir şey olmadığını anlatmaya çalışmıştır.

Önemli bir konuda fikrimiz varsa elbette onu ifade edebiliriz. Ama her konuda görüş bildirmek, sürekli konuşarak insanları rahatsız etmek saygı duyulacak bir davranış değildir.
Devamını Oku

Gelecek ile İlgili Kompozisyon

                                                              Gelecek

Henüz yaşanmamış zamana gelecek diyoruz. Zamanı üç ayrı bölümde ele almak mümkündür: Geçmiş, Şimdi, Gelecek. Yahut zaman zarfı olarak ele aldığımızda ''dün, bugün, yarın'' şeklinde ifade edebiliriz. İşte yarın dediğimiz zaman dilimi, geleceği ifade eder.

Geleceği bilmek mümkün değildir. Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır. Evet, geleceğin nasıl olacağını bilemeyiz; fakat onunla ilgili umutlarda bulunmamız mümkündür. Gelecek, umuttur aslında. Her insan, yarını umutla bekler, beklemelidir. Zaten bu umut olmazsa, yaşamanın da pek anlamı ve tadı kalmazdı. Geçmişimize ve bugünümüze baktığımızda, dünya genelindeki durumların pek de iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Özellikle günümüzde, insanlık tarihinin çok az kesiminde yaşanmış olan vahşetler yaşanmaktadır. Bütün hayallerimiz gelecek üzerine kurulu. Umarız ki bu devran böyle devam etmez ve çok daha iyi bir gelecek ile karşılaşırız.
Devamını Oku

Fobilerle İlgili Kompozisyon

                                                           Fobiler

   Hepimizin çeşitli sebeplerle oluşturduğu fobilerimiz vardır. Kimi zaman kötü bir deneyim sonucu, kimi zaman ise sosyal öğrenme yolu ile ediniriz onları. Örneğin küçükken kendisine elektrik çarpan bir çocuğun, ömrü boyunca sürecek olan bir elektrik fobisi oluşturması gayet tabiidir.Ya da annesini akrep sokmuş bir kız çocuğunun akrebe karşı büyük bir fobi oluşturması olasıdır. İşte başkasının gördüğü zarardan dolayı herhangi bir varlığa, duruma veya nesneye karşı geliştirilen fobiler, sosyal öğrenme yolu ile edinilmiş fobilerdir.

   Fobisi olmayan neredeyse hiçbir insan yoktur. Kimisi yılandan, kimisi akrepten, kimisi karanlıktan veya yüksekten, kimisi iftiradan, kimisi sudan veya ateşten aşırı derece korkar. Özellikle kadınlarda bulunan fare fobisi, daha çok sosyal öğrenme yolu ile gerçekleşir. Gördüğü neredeyse her kadının fareden korktuğunu gören bir kız çocuğu, farenin çok korkulacak bir yaratık olduğunu düşünür ve o da aynı fobiyi geliştirir. Fobilerimizle baş etmek aslında mümkündür. Çok ileri derecede olan fobileri bastırmak için psikolojik tedavi veya destek görmek gerekebilir.

   Normal seviyede olan fobileri ise çeşitli yöntemlerle yok edebiliriz. Örneğin köpek fobisi olan bir çocuğun fobisini şu şekilde yok etmek mümkündür. Çocuğa önce uzaktan köpekler gösterilir. Daha sonra bu mesafe daha da kısaltılır. Ardından kafes ardındaki köpeğe çocuk iyice yaklaştırılır. Sonra anne, kucağına bir köpek alarak çocuğuna yakın durur. Köpek annenin kucağında iken çocuğun ona dokunması istenir. Sonra yavaş yavaş köpek serbest bırakılır ve çocuğun onunla oyun oynaması sağlanır. Fobileri yok etmenin en önemli yolu onların üstüne gitmektir. Örnğin karanlık fobisi olan birisi karanlığa kendini maruz bırakmalıdır ki o korkusunu yenebilsin.
Devamını Oku

Fedakarlık ile İlgili Kompozisyon

                                                                      Fedakarlık

Gerçekleşmesi istenen bir amaç uğruna, kendi çıkarlarından, zevklerinden veya rahatlığından vazgeçmek, fedakarlık olarak tanımlanabilir. Gerek insanlar için gerekse de kişinin kendisi için yaptığı fedakarlıkların önemi ve etkisi büyüktür.

İnsanların faydasını isteyen, onların da çeşitli güzelliklere sahip olmasını önemseyen insanlar, onlar için çeşitli fedakarlıklarda bulunurlar. Örneğin anne ve babalar, evlatlarının daha güzel yaşam standartlarına sahip olması için büyük fedakarlıklarda bulunurlar. Bir anne, kendisinin yemediğini çocuğunu yedirir, giymediğini çocuğuna giydirir. Yine bir baba, çocuklarını bir şeylere mahrum bırakmamak için üstün bir fedakarlıkla çalışır. İnsanların, kendileri için de türlü fedakarlıklar yapması gerekir. Gerçek başarıya ulaşmak isteyen her birey fedakar olmalıdır. Zevklerinden, rahatlığından ödün vermeyen, çalışmanın cefasını çekmeyen kişilerin istenen başarıya ulaşması çok zordur.

Büyük başarılara, ancak fedakar insanlar ulaşabilir. Özverili olmayan, yeterince emek vermeyen, uykusundan, yemeğinden kısmayan, keyif ehli insanların zor işleri başarması mümkün değildir.
Devamını Oku

Facebook ile İlgili Kompozisyon

                                                               Facebook

Facebook, günümüzdeki sanal sosyal platformlarından en büyüğü. Milyonlarca üyesi bulunan ve her üye tarafından etkin bir şekilde kullanılan bir ağ. Ancak sanırım ülkemizde bu sosyal paylaşım sisteminin cılkı çıkmış durumda.

İnsanlarda öyle bir bağımlılık oluşturmuş ki bu ağa her saniye girmeden edemiyorlar. Her şeyleri beğenmek, beğenilmek, ilgi görmek üzerine kurulu sanki. İnsanlar çılgınlar gibi fotoğraflar çekip çekip paylaşıyorlar. Yedikleri, içtikleri, giydikleri ve gezdikleri her şeyi paylaşma ihtiyacı duyuyorlar. Ne kadar sosyal olduklarını herkese göstermeye çalışıyorlar. Aslında bence tüm bunlar sosyalliğin değil, asosyalliğin, ezilmişliğin göstergesidir. Gerçek hayatta insan içine karışamayanlar bu platformda efsane olmaya çalışıyorlar. Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde büyük zararları var. Hele ergenler üzerindeki tesirleri çok berbat. Zaten ilgi toplama döneminde olan ergenler, paylaştıkları bir içeriğe beğeni veya yorum almadıkları zaman çileden çıkıyor, depresyonlara giriyorlar. Bu konuda önlemini alanlar bile var.

Komik ama; ''Sen benim paylaşımlarımı beğen, ben de seninkileri'', anlaşmaları bile yapıyorlar. arada bir birbirine mesaj atıp ''Bir şey paylaştım, lütfen onu beğenir misin?'' ricasında bile bulunuyorlar. Dedim ya cılkı çıkmış bu Facebook kullanımının. Bir şekilde çocuklardan kısıtlamak gerek.
Devamını Oku

Evren ile İlgili Kompozisyon

                                                                      Evren

Dünyanın da içinde bulunduğu, güneş, yıldızlar, galaksiler, kısacası gözümüzle gördüğümüz ve göremediğimiz tüm uzayı evren olarak tanımlıyoruz. Evrenin var oluşu kutsal kitabımız olan Kuran'da anlatılmış, nasıl yaratıldığından söz edilmiştir.

Bilimsel verilere göre de evrenin yaratılışı hakkında çeşitli bilgilere ulaşılmış; fakat kesin yargılara henüz ulaşılamamıştır. Evrende bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok gezegen, yıldız, meteor ve galaksi var. İnsanoğlunun günümüz bilgi ve teknolojileri ile ilgili evrenin yaratılışı ile ilgili kesin bilgilere sahip olması şimdilik mümkün değil. Ancak bilimin azmi, her geçen gün yeni bilgi ve bulgular elde etmeye devam ediyor. Evrende canlı olduğunu bildiğimiz tek gezegen Dünya. Belki bilmediğimiz başka gezegenlerde de farklı canlılar yaşıyordur; fakat şimdilik böyle bir kanıtımız yok. Evreni yaratılışı, insanların düşüncelerini daima meşgul etmiştir. Akıllardaki sorulara cevap alınabilmesi için derin araştırmalar yapılmaya devam etmektedir.

Evrenin belki ilk oluşumunu tam olarak bilmiyoruz ama onun muhteşem düzenini hepimiz biliyoruz. Şu anda geçerli olan doğa kanunları az bir şey değişiklik gösterse bile biz dünyalılar için belki her şey değişecektir. Ancak Alkah öyle bir nizam oluşturmuş ki her şey yerli yerinde.
Devamını Oku

Evlilik ile İlgili Kompozisyon

                                                                           Evlilik

Evlilik, birbirini seven veya sevmeye niyetlenen bir kadın ve erkeğin bir aile kurmak üzere beraberce yaşamaya karar vermesidir. İnsan neslinin devam etmesinde ve zıt cinslerin birbirini sevmesinde en etkili kurumlardan biridir.

Evlilik, aile kurmaya, birlikte yaşamaya ve çocuk yapıp yetiştirmeye niyet etmektir. Allah'ın insanlara verdiği karşı cins sevgisi, evliliğin temellerinden birisini oluşturur. Zaten erkek ile kadın arasındaki sevgi ve aşk bağı olmasa belki insanlar evlenmeye veya çoğalmaya ihtiyaç bile duymayacaklardı. Bunu en iyi bilen Allah, her şeyi uygun hale getirdi, kalplerimize karşı cinse karşı sevgi duygusu koydu ve böylece evlilikler yapmamızı sağladı.

İmkanları olan, herhangi bir hastalığı veya rahatsızlığı olan her erkek ve kadın mutlaka evlenmeli, evliliğin tadını almalıdır. Bekarlık sultanlıktır derler ama evlilik gibisi de yoktur.
Devamını Oku

Evlat Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                                  Evlat Sevgisi

Dünyanın hiçbir sevgisi evlat sevgisi kadar büyük, evlat sevgisi kadar içten olamaz. Bir annenin veya babanın evladına duyduğu sevgiyi başka bir varlığa duymak mümkün bile değil.

Bizleri yaratan Allah, neslimizin devam edebilmesi için olsa gerek, bizlere evlat sevgisi vermiş. Kanımızdan, canımızdan olunca, ister istemez evlatlarımıza sımsıkı bağlanıyor, her şeyden hatta kendimizden çok onları düşünür oluyoruz.

Hiçbir anne veya hiçbir baba yoktur ki evladını sevmiyor olsun. Bu sevgi, Allah'ın biz insanlara bir lütfu aslında. Şayet bu sevgi olmasaydı, aile diye bir kurum da olmayacaktı. Bu kadar zahmetli ve meşakkatli bir iş olan çocuk yetiştirme işi insanlara zor gelecek belki evlilikler bile yaşanmayacaktı.
Devamını Oku

Eski Bayramlar ile İlgili Kompozisyon

                                                             Eski Bayramlar

Şimdiki bayramlar ile eski bayramları kıyaslayınca arada ne kadar büyük bir farkın olduğu bariz bir şekilde belli oluyor. Bayramlar, artık bayramlığını yitirir oldu. O eski heyecanlar, eski adetler, gelenek görenekler bir bir yok olmaya başladı.

Eskiden bayram coşkusu bir başka yaşanırdı. Günler öncesinden büyük temizlikler yapılır, evler boyanır, badanalanırdı. Çocuklara kıyafetler öncesinden alınır ama bayram sabahına kadar kesinlikle giydirilmezdi. Bayram sabahları çocuklar erkenden kalkar en güzel kıyafetlerini giyinirdi. Babalar camiden dönünce eller öpülür, bayram kutlanır ve çocuklara harçlık verilirdi. Kahvaltıdan sonra insanlar birbirini ziyaret etmeye, bayramlaşmaya başlardı. Özellikle köylerde çeşitli etkinlikler, eğlenceler düzenlenirdi. Köyün tüm genç kızları hatta çocuklu kadınları bir araya toplanır çeşitli oyunlar oynardı. Harçlıklar o kadar bol değildi. Bu nedenle kararında harcanırdı ve alınan şeyin kıymeti daha fazla bilinirdi. Bir köyde veya mahallede bayramlaşmadık kimse kalmazdı.

Şimdilerde işler rutine binmeye başladı. Artık kolay kolay bayram coşkusunu kimse yaşamıyor. Çoğu insan onu normal bir günmüş gibi geçiriyor. Çocuklar ise oyun oynamak yerine harçlığını aldığı gibi internet salonlarına, play station salonlarına doluşuyor. Hep birlikte oynanan gerçek oyunlarda gözü olan kimse yok. Her çocuğun elinde bir silah, sanki dünyayı kurtaracakmış veya batıracakmış havası... Yavaş yavaş bayramlardan da oluyoruz. Eski heyecanımızı yitirdik.
Devamını Oku

Erkekler ile İlgili Kompozisyon

                                                               Erkekler

İnancımıza gör yeryüzünde yaratılan ilk insan bir erkek olan Hz. Adem'dir. Hz. Havva ise onun kaburgasından yaratılmıştır. Gelmiş geçmiş tüm insanlar onlardan türemiştir. Dünyada yaşayan insanların ortalama yarısı kadar erkeklerdir.

Erkek ve dişiyi yaratan Allah, oranların aynı olmasını da sağlamış ve sağlamaya devam edecektir. Erkeklerin, toplum içinde büyük vazifesi vardır. Tanrının onlara verdiği fiziksel güç sayesinde, evi geçindirmekle mükellef olan onlardır. İstisnaları da olmak üzere, tarihin neredeyse her safhasında erkek egemenliğine dayalı toplumsal bir anlayış oluşmuştur. Onların fiziksel olarak güçlü olması, bu durumun en büyük sebebidir. Günümüzde de genel anlamda erkek egemen bir toplumun olduğu söylenebilir. Ancak bu durum gitgide eşitlik haline dönmektedir. Artık birçok yerde, erkeklerin yaptığı her işi kadınlar da yapabilmektedir. Özellikle kadının iş hayatına girmesi, erkeğin egemenliğinin ortadan kalkmasını sağlamıştır. Erkekler, doğaları itibariyle serttirler. Duygudan çok mantık ile hareket ederler. Temel gayeleri iyi bir iş ve iyi bir eş bulmaktır. Bunları bulduklarında, daha fazla ayrıntı ile pek ilgilendikleri söylenemez.

Erkekler, itaat etmek yerine, kendilerine itaat edilmesinden daha fazla hoşlanırlar. en büyük zaaflarından birisi de budur. Toplumdaki kadın şiddetinin zaten temel nedeni de budur.
Devamını Oku

Edebiyat ile İlgili Kompozisyon

                                                                Edebiyat

   İnsanların, duygu ve düşüncelerini dili en güzel şekilde kullanarak ve estetik amacı güderek sözlü veya yazılı olarak ifade etmesi edebiyat olarak tanımlanabilir. Edebiyat kavramındaki en önemli noktalar dil ve estetiktir. Edebiyat yapmış olmak için hem dili güzel ve etkili kullanmak hem de ortaya estetik bir unsur çıkarmış olmak gerekir. Edebiyat sözlü de olabilir yazılı da.

   Anlatılmak istenen bir durumun, olayın, duygunun veya düşüncenin en güzel ve en etkili şekilde ifade edilmesi, paylaşılması edebiyat sayesinde olmaktadır. Bazen bir insana saatler harcayarak verebileceğiniz bir mesajı tek bir şiirler hatta tek bir dörtlük ile verebilirsiniz. Edebiyatın bir özelliği de öz olmasıdır. dikkat edilirse burada sadece öz kavramından bahsedilmektedir. ''Öz''ün kullanıldığı yerlerde, bir alışkanlık olsa gerek, ''az'' kavramı da kullanılmaktadır. Oysa edebi eser kısa ve öz olmak zorunda değildir. Uzun ve öz de olabilir. ancak ne olursa olsun öz olması şarttır. Edebiyat, kimi zaman bir şiirde yerini alır, kimi zaman bir romanda yahut hikayede. Nerede olursa olsun güzel ve hoştur, etkilidir. Edebiyat, aynı zamanda bir bilimdir de; zira onun da belli bir sistemi, belli kural ve kaideleri vardır. Yazdığınız her metin edebiyat özelliği göstermez. Yukarıda da belirttiğimiz gibi o metnin her şeyden önce estetik bir özelliğe sahip olması, öz olması ve dilinin son derece etkileyici ve açık olması gerekir. Edebiyat, sıradan olanı sıradışılaştırmaktır.

   Her insan bir şeyler yazabilir; lakin her insan edebiyat yapamaz. Günlük bir olayı bir çocuk da kaleme alabilir, hiç okumamış biri de, bir edebiyatçı da. Hepsi için içerik aynı olsa da üslup, işi tamamen değiştirecektir. Estetik kabiliyete, dili kullanma gücüne sahip olan edebiyat yapmış olacaktır, diğerleri ise sadece bir bilgi yazısı yazmış olacaktır.
Devamını Oku

Düşünce Özgürlüğü ile İlgili Kompozisyon

                                                             Düşünce Özgürlüğü

   İnsanların, duygu ve düşüncelerini hiçbir baskı altında kalmadan ve kimseye zarar vermeden açıklaması, düşünce özgürlüğü olarak tanımlanabilir. Demokratik ve çağdaş bir ülkede olması gereken temel hak ve özgürlüklerden birisi de düşünce özgürlüğüdür. Düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı, düşüncelerini ifade eden insanların yargılandığı veya cezalandırıldığı toplumlarda gerçek bir kalkınma veya gelişmişlikten söz etmek mümkün değil.

   Demokrasi, eşitlik, şeffaflık ilkelerini benimsemiş bir toplumda düşüncelerin açıkça ifade edilebilmesi şarttır. Başka insanlara zarar vermediği müddetçe, hiç kimse, düşünceleri, inançları veya duyguları yüzünden kınanamaz ve cezalandırılamaz. Elbette ki düşünce özgürlüğü, bir kişi veya zümreye karşı hakaret etme, küçük düşürme hakkı vermez. Ancak genel ahlak kurallarını çiğnememek kaydıyla, herkes toplumun veya sistemin gidişatı üzerine fikirlerini açıklayabilir, paylaşabilir. Bu özgürlüğün kullanılmadığı toplumlarda insanlar sindirilmiş, korkutulmuş demektir. Bu da ters giden gidişata razı olmak, daha doğrusu boyun eğmek demektir. Bir kere böyle bir durum yaşandı mı o toplumun bir daha ayağa kalkması çok güç olur. Cumhuriyetçi, demokrasi ülkelerinde devlet yönetiminde birden fazla partinin bulunması düşünce özgürlüğünün sonucudur. Özellikle ülkeyi yöneten insanların olumsuz taraflarının eleştirilmesi, onların sahip olduğu görüş ve inançların tersinin ifade edilmesi gayet tabii karşılanmalıdır. Daha iyiyi, daha faydalıyı bulmak için bu şarttır.

   Dünyadaki genel yasalara göre de düşünce özgürlüğü herkesin hakkıdır. Ancak sindirilmiş ve ezilmiş toplumlarda bu hakkın kullanıldığını söylemek pek de mümkün değildir. Bu hakkın kullanılmadığı toplumlar, ölüme, parçalanmaya terk edilmiş gibidir.
Devamını Oku

Duygular ile İlgili Kompozisyon

                                                                  Duygular

   İnsanlar, yapısı itibariyle çeşitli durumlara göre çeşitli psikolojik durumlarda olabilirler. Örneğin onlar için zararlı olan bir olay yaşadıklarında üzülürler veya güzel bir olan gerçekleştiğinde sevinirler ve ortaya üzüntü, mutluluk gibi psikolojik durumlar çıkar. Biz bunların hepsine duygu diyoruz. Beynimizle veya kalbimizle hissettiğimiz psikolojik vak'alar, duygu olarak tanımlanabilir.

   Yaşadığımız duruma göre duygularımız da farklı olmaktadır. Sahip olduğumuz birçok duygu vardır. Mutluluk, üzüntü, kıskançlık, korku, şaşkınlık, sevgi, aşk, özlem, nefret gibi duygular bunların başında gelmektedir. İnsanı insan yapan da zaten duygularımızdır. Hayatımız boyunca bizi etkiler ve yönlendirirler. Hayattaki başarımızı bile etkilerler. Örneğin içimizdeki korku duygusu, zor işleri başarmamızda önümüzdeki bir engeldir. Yahut umut duygusu, yaşama daha güzel bakmamızı sağlar.

   Anlık olarak yaşadığımız duygular dış özelliklerimize de yansız. Mutsuz olan birini veya şaşkın olan birini yüzünden anlamak mümkündür. Gözler bile bu duygulardan etkilenir. Örneğin mutlu olan birinin gözleri daha fazla ışıldar. Bazı insanlarda kimi duygular daha baskındır. Örneğin bazıları korku duygusunu baskın hissederken bazıları kıskançlık duygusunu daha baskın hisseder. Kişiliğimizin de duygularımızı etkilediği bilinmektedir.
Devamını Oku

Dua ile İlgili Kompozisyon

                                                                          Dua

   Dua, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir şey için Allah'tan istekte bulunmaktır. İçten gelerek yakarmak, dilemektir. Duanı hayatımızdaki önemi çok büyüktür. Dualarımız sayesinde yaşama gücü bulur, her daim umutlu oluruz. Yüce Allah, kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de ''Bana dua edin ki dualarınızı kabul edeyim.'' buyurmaktadır.

   Allah, sadece ondan dilememizi, ondan yardım istememizi ister. Ve ona duada bulunduğumuzda, o bize istediğimizi er ya da geç öder. Ettiğimiz duaların anında kabul olmamasının bazı sebepleri vardır. İnancımıza göre biz dua ettiğimiz halde, istediğimiz şey gerçekleşmemişse o şey ya bizim için hayırlı değildir ya da daha zamanı gelmemiştir. Zamanı geldiğinde de Allah bize onu kat kat verecektir. Dualarımız olmasaydı birçok sıkıntı ve hastalığa göğüs geremez, yaşama hevesimizi kaybederdik. Dua, içimizdeki umudun daima canlı kalmasını sağlar. Her şeyin güzel olacağını düşünürüz; çünkü bunu Allah'tan istemişizdir ve zamanı geldiğinde o şey mutlaka gerçekleşecektir. Dua, sığındığımız en güvenilir limanlardan birisidir. Çoğu defa bizi birçok kaza ve beladan korur. Özellikle anne ve babalarımızın bizim için ettiği duaların kabul edildiği ve bizleri kötülüklerden koruduğu bilinmektedir. Bu nedenle anne baba hakkının her zaman gözetilmesi gerekir. Duası kabul olanlardan bazıları da yetimler, çocuklar, düşkünler ve annelerdir. Allah bu insanların duasını daha fazla kabul eder. Ayrıca duanın daha çok kabul edildiği belli vakitler vardır. Örneğin Ramazan ayında hele ki Ramazan ayında bulunan Kadir Gecesinde duaların çokça kabul edildiği bilinmektedir.

   Sabah namazında edilen dualar, ezan ile kamet arasında edilen dualar, iftar açarken edilen duaların da kabul olunduğu herkesçe bilinmektedir. Dediğimiz gibi sığınabileceğimiz en emniyetli limanlardan biri duadır. duanın gücünden her daim yararlanmalı ve onsuz kalmamalıyız. sırf bir ibadet için olsa, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için bile olsa dua etmeliyiz.
Devamını Oku

Haset Etmek ile İlgili Kompozisyon

                                                                         Haset

Haset, kıskançlık demektir. Yani başkalarının sahip olduğu güzellikleri çekememektir. Hasetlik, insanların doğasında kısmen vardır; ancak sonrasında ilerleyen bir duygu halini alabilmektedir.

Dinimizde hiç de hoş görülmeyen bir duygudur. Bir Müslümanın diğer Müslümanı haset etmesi kabul edilecek bir şey değildir. Haset, bencilliğin ürünüdür. Sadece kendisini düşünen, diğer insanların ihtiyaçlarını önemsemeyen insanlarda bu duygu baskındır.

Haset ederek elde edebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sahip olmak istediğimiz her şeye çaba sarf ederek, çalışarak sahip olabiliriz. Başkasının da bazı güzelliklere sahip olması bizi olumsuz şekilde etkilememelidir. İnsanlar, diğer insanların iyiliğini, güzelliğini de istemelidir.
Devamını Oku

İletişimsizlik ile İlgili Kompozisyon

                                                                 İletişimsizlik

   İnsanlar arasında gerginlik ve huzursuzluk yaratan, özellikle evli çiftlerin boşanmasına veya arkadaşlıkların, dostlukların bozulmasına sebep olan en önemli etmenlerden biri de iletişimsizliktir. İletişimsizlik, birbirini yeterince anlayamamaktır. En büyük sebebi ise insanların çeşitli sorunları açık bir şekilde konuşmak yerine susmayı tercih etmesi veya derdini bir türlü anlatamamasıdır.

   İletişimsizliğe örnek olacak çok güzel bir hikaye anlatılır. Derler ki: ''Vakti zamanında birbirini çok seven genç bir kız ile bir delikanlı evlenir. Düğün günlerinin sonrasındaki sabah uyanır ve kahvaltılarını beraber yaparlar. Ancak evdeki ekmek sertleşmiş ve biraz bayatlamıştır. Kahvaltı sırasında bunu fark eden delikanlı, eşine kıyamaz ve ekmeğin sertleşmiş olan dışını sıyırıp yemeye başlar ve şunu söyler. ''Ekmeğin dışını çok severim.'' Eşi de ekmeğin içini yer ve ''Ben de en çok ekmeğin içini severim zaten.'' der. Artık her öğün, kocasının ekmeğin dışını sevdiğini bilen kız, dışını kocasına ayırır ve kendisi de içini yer. Yıllar geçer, durum bu şekilde devam eder. Artık her ikisi de yaşlanmaya yüz tutar. Bir gün basit bir sebepten dolayı sofrada şiddetli bir şekilde tartışırlar. Erkek, eşini kıymet bilmemekle suçlar. Ve önündeki ekmeği alarak içini çıkarır yemeye başlar, dışını ise karısının önüne atar ve şunları söyler. ''Evlendiğimiz günden beri ekmeğin dışını değil, içini sevdiğim halde sırf sen içini seviyorsun diye onu hep sana verdim. ama artık yeter. Senin gibi kıymet bilmez bir kadına bu kadar fedakarlık yeter.'' Adamın karısı bir anda hüzünlenir ve o da şunları söyler. ''Biliyor musun, ben ekmeğin içini hayatım boyunca sevmedim. Ben ekmeğin dışını severdim; fakat sen de dışını sevdiğini söyleyince onu hiç yemedim ve hep sana ayırdım.'' Çift, birbiri için ne kadar fedakar olduğunu anlar ve birbirine sımsıkı sarılırlar.

   Evet, güzel ve etkileyici bir hikaye değil mi? Bunu ilk defa okuyan biri, fedakarlık üzerine yazılmış bir hikaye olduğunu düşünebilir. Aslında bu hikaye iletişimsizliğin örneğidir. Şayet o çift zamanında düşüncelerini, isteklerini açık bir şekilde ifade etseydi, herkes gerçekten de istediği şeyi elde etmiş olacaktı. ama aradaki iletişimsizlik buna engel oldu. Hayatımızdaki birçok şey buna benzer. Şayet insanlarla daha iyi geçinmek istiyorsak, isteklerimiz ve şikayetlerimizi açık bir şekilde ifade etmemiz gerekir.
Devamını Oku

İlk İzlenim ile İlgili Kompozisyon

                                                                   İlk İzlenim

İnsanlar, genellikle ilk defa gördükleri bir şey hakkında çabucak yargıda bulunmaya bayılırlar. Örneğin bir insanla daha tanışır tanışmaz onun ne kadar iyi veya ne kadar kötü bir insan olduğunu anlatır dururlar.

Bu nedenle ilk izlenimin önemi büyüktür. Yeni tanıştığımız insanlarda güzel duygular oluşturmak istiyorsak ilk izlenimi güzel bir şekilde yansıtmalıyız. Örneğin bir iş başvurusuna giderken giyim kuşamımızın güzel olması, dili güzel kullanmamız muhatabımızı etkileyecektir ve böylece bizi belki de işe alacaktır.

Bizler çoğu defa bir işi, başlangıcına göre değerlendiririz. Örneğin bir olayın ileride nasıl biteceğini, o işin başlangıç evresine bakarak anlamaya çalışırız. Bir insanı da ilk gördüğümüz an bize nasıl göründüyse o şekilde değerlendiririz.
Devamını Oku

İlk Yardımın Önemi ile İlgili Kompozisyon

                                                          İlk Yardımın Önemi

   ''İlk yardım hayat kurtarır.'' derler. evet gerçekten de ilk yardımın insan hayatı kurtarmadaki önemi büyüktür. Ülkemizde her gün onlarca kaza yaşanmaktadır. Bu kazaların başında ise trafik kazaları gelmektedir. Trafik kazaları olsun, diğer kazalar olsun ilk yardım müdahalesinde bulunulduğu zaman, ölümlerin sayısı gözle görülür derecede azalmaktadır. Her vatandaşın ilk yardım bilincine sahip olması, bu konuda eğitim alması aslında bir zarurettir.

   Ne zaman başımıza ne geleceğini asla bilemeyiz. Evimizde otururken bir yakınımız kalp krizi geçirebilir, çocuğumuzun boğazında bir şeyler kalabilir. Bir yakınımız veya herhangi bir insan bir şoktan dolayı dilini yutabilir. Yahut trafikte ilerlerken biz veya başkası bir kaza yapabilir. Tüm bu durumlarda nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilen insanlar ölüm ihtimalini düşürebilir. Örneğin bir kalp krizi anında kalp masajını nasıl yapacağını bilen birisi, bildiklerini uygulayarak onun canını kurtarabilir. Dili geriye giden birinin dilinin kaşıkla çıkarılabileceği böylece ölümden kurtarılabileceğini bilmek, o durumdaki bir insanın hayatını kurtarır. İlk yardım müdahaleleri aslında neredeyse herkesin yapabileceği ama çoğu kimsenin bilmediği uygulamalardır. Bunları mutlaka öğrenmemiz gerekir. Hatta bu konuda bütün öğrenciler eğitimden geçirilmeli, eğitim programlarında ilk yardım dersi zorunlu haline getirilmelidir. Her şey insan hayatı için varken böyle bir mevzunun pek de önemsenmemesi pek mantıklı değildir.

   İlk yardım ile ilgili bilinmesi gereken bazı önemli hususlar vardır. Örneğin herhangi bir insanın kalp krizi geçirmesi sonucunda nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilemeyebiliriz. Böyle bir durumda yapmamız gereken ilk şey 112 Acil Servis'i aramaktır. Soğukkanlılığını koruyan bir insan, ilk yardım ile ilgili hiçbir şey bilmiyorsa dahi bu numarayı alarak hem gerekli yönlendirmeleri alabilir hem de ambulansın hızlı bir şekilde olay yerine intikal etmesini sağlar. Bu konu çok önemlidir. Hepimiz ilk yardımın öneminin bilincinde olmalı, bu konuda muhakkak eğitim almalıyız.
Devamını Oku

İmece ile İlgili Kompozisyon

                                                                       İmece
   İmece, bir köyün tüm sakinlerinin veya herhangi başka bir topluluğun bir işi eş birliği ile yapmasıdır. Daha çok köylerde yapılmaktadır. Gönüllülük esasına dayansa da zorunlu yapıldığı durumlar da olabilir. Bilindiği gibi illerde, ilçelerde ve kasabalarda belediyeler bulunmaktadır. Bu tür yerleşim birimlerinin alt yapı, temizlik gibi işleri belediye ekiplerince yapılır. Ancak köylerde belediye olmadığı için, köylüler kendi işlerini kendileri yapmak zorundadır.

   İmece, birlik ve beraberliğin, dayanışmanın ürünüdür. Tek kişi ile yapılması zor veya imkansız olan işlerin beraberce yapılmasına olanak sağladığı için önemi ve değeri büyüktür. Örneğin bir köyde her evin genellikle hayvanları olur. Bu hayvanların çoban tarafından meralarda otlatılması gerekir. Ancak böyle bir mera taşlık, dikenlik bir alansa temizlenmesi gerekir. İşte, tam da burada İmece yöntemi girer devreye, Bütün köylülere duyurulur ve belirlenen gün ve saatte, köylüler meraya giderek oraları temizler ve hayvanlar için otlanmaya hazır hale getirilir. Yahut köyde bir cami yapılacaksa, bu caminin inşaatında tüm köylüler karşılıksız olarak çalışır ve caminin bitmesi sağlanır. Böylece iş birine yıkılmamış ve o kişi çok yorulmamış olur. Bir atasözümüz vardır: ''Bir elin nesi var, iki elin sesi var.'' Evet, gerçekten de bir tek insanın zor işleri başarması güç olur; ancak o toplumu oluşturan insanların hepsi işin bir ucundan tutarsa iş hem kolay hem de kısa sürede bitirilmiş olur.

   İmece ile insanlar yardımlaşmış, birbirini desteklemiş olur. Bu güzel geleneğin her daim devam ettirilmesi büyük önem arz eder. Özellikle en zor görülen işlerin bile imece usulü yapılması onları fazlası ile kolaylaştırır. Bu yöntemi hayatımızın her safhasında tatbik eder, dayanışmayı unutmazsak, yapamayacağımız iş yoktur.
Devamını Oku

İnkılapçılık İlkesi ile İlgili Kompozisyon

                                                      İnkılapçılık İlkesi

   İnkılap, toplumdaki düzen ve işleyişi daha iyi hale getirmek için yapılan radikal değişimlerdir. İnkılapçılık ise inkılapları benimseme durumudur. Atatürk'ün önemli ilkelerinden birisi olan İnkılapçılık ilkesi toplumu çağdaş hale getirmeyi amaçlar. Bu doğrultuda geri kalan tüm kurum, kuruluş veya sistemlerin değiştirilmesi şarttır.

   İnkılapçılık daima yeniye ve daha yararlı olana açıktır. Amacını yerine getirmeyen veya zarar veren her türlü sistemin değişmesi gerekir. Örneğin Atatürk'ün en önemli inkılaplarından birisi Harf İnkılabıdır. Türk milletinde okuma yazma seviyesinin düşük olması, Arap alfabesinin Türkçeye uygun olmaması gibi etmenler, bu alfabe yerine daha kullanışlı ve basit olan Latin alfabesini getirmeyi zorunlu kılmıştır. Bir ülkenin gelişmesinde, modernleşmesinde İnkılapçılığın rolü büyüktür. İnkılaplara yani yeniliklere kapalı olan bir toplumun istenen seviyede gelişmesi pek mümkün değildir.

   İnkılapların yapılabilmesi için her şeyden önce halkın hazır hale getirilmesi gerekir. Atatürk de birçok inkılabını bunu göz önünde bulundurarak yapmıştır. Örneğin ilk etapta Halifeliği kaldıracak olsaydı büyük bir tepki alabilirdi. Ancak her şeyin sırasının olduğunu çok iyi biliyor onun da zamanını bekliyordu. Nihayet halk hazır hale geldiğinde çıkarılan bir kanunla Halifelik kurumuna son verilmiş oldu. Atatürk'ün diğer tüm inkılapları da bu husus dikkate alınarak yapılmıştır.
Devamını Oku

İnsan Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                                 İnsan Sevgisi

   İnsan kalbinde yer alması gereken en önemli sevgilerden biri şüphesiz ki insan sevgisidir. Peygamber efendimiz der ki ''İman etmeyen cennete gidemez; insanları sevmeyen ise iman etmiş olamaz. Yani şayet kendimizi bir insan veya bir Müslüman olarak görüyorsak insanları sevmeli, onlara saygı göstermeliyiz. Allah insanları tek bir anadan, tek bir babadan yarattı. Dolayısı ile bütün insanlar bir anlamda kardeş sayılır. O zaman din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapan, kendini üstün veya başkalarını hor gören bir kişi ne gerçekten insan ne de Müslüman olabilir.

     İnsan sevgisi deyince halk ozanı, Hak aşığı Yunus Emre'nin şu dörtlüğünü yad etmemek olmaz. Ne diyor Yunus?
Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılmışı hoş gördük
Yaratandan ötürü
   Yunus Emre gerçek bir halk insanıydı. İnsanlara olan sevgisi büyüktü. İçindeki o insan sevgisinin ana kaynağı ise Allah sevgisiydi. Sevilen Allah'ın yarattıklarını sevmemek ne mümkündü. Allah'ı seven kişi elbette onun yarattıklarının tümünü de sevmeliydi. Günümüzde ne yazık ki Yunus gibi insanların sayısı bir hayli azaldı. Artık kimse kimseyi sevemez, sayamaz oldu. En dindar dediğimiz insanlar bile kendi çıkarları peşinde koşar oldu.

   İnsanların sadece bize benzeyenini, Müslüman veya Türk olanını değil, tamamını sevmeliyiz. Gerçek insan sevgisi ancak bu şekilde var olabilir. Birine sırf zenci olduğu için farklı bir gözle bakıyor, onu hor görüyorsak, ilk isyanımız bir nevi Allah'a olmuş olur. Bununla ilgili küçük bir hikaye vermek yerinde olacak. Derler ki siyahi, bizim deyimimizle zenci biri sokaktaki bir kalabalık arasında ilerliyordu. Hemen arkasında iki beyaz adam, onunla ilgili çirkin söylemlerde bulundular ve bunu sadece adam zenci olduğu için yaptılar. Zenci durdu ve arkasındaki adamlara şu unutulamayacak sözleri söyledi: ''Tenimin rengini mi beğenmediniz, yoksa tenime bu rengi vereni mi?'' İşte, adamlar, o an nasıl da kötü bir düşünce içerisinde olduğunu fark ettiler. Doğru ya, o insanları siyah renkte yaratan Allah değil miydi? O zaman onları beğenmemek Allah'ı beğenmemek değil miydi?

   Yüzde doksanının Müslüman olduğu öz yurdumuzda bile çoğumuz insanlığı bırakmış, ırkçılığın peşinden koşmuyor muyuz? Birbirimiz hakir görüp çeşitli kötü söylemlerde bulunmuyor muyuz? O zaman nerede kaldı Müslümanlık, nerede kaldı insan ve insanlık sevgisi? Allah'ı, Kuran'ı, Hz. Muhammed Mustafa'yı hiç mi anlamadık? Onların bizlere emrettiği ırkçılık yapmak mıydı? Bu dünyada her insanın kalbinde insan sevgisi filizlenmedikçe zulümlerden, savaşlardan, katliamlardan kurtulamayız. Her anne ve babanın, öğretmenin ve imamın, papazın veya rahibenin, hahamın, şamanın veya keşişin ilk gayesi insanlara insan sevgisi aşılamak olmadığı müddetçe birbirimizi asla sevemeyeceğiz. Paranın kölesi olduğumuz müddetçe kendimizden ötesine muhabbet duyamayacağız.
Devamını Oku

İnternetin Yararları ve Zararları Kompozisyon

                                          İnternetin Yararları ve Zararları

   Son bin yılın belki de en büyük buluşlarından birisi internettir. Bugüne kadar icat edilmiş teknolojik cihazlar veya sistemler arasında insan hayatını internet kadar değiştiren herhangi bir cihaz vaya buluş olmamıştır. İnternetin icadı, radikal değişimler yaratmıştır dünya toplumunda. Bir insan düzen ve işleyiş değişmiş, insanların gündelik hayatta yaptıkları eylemlerde bile büyük farklılıklar yaşanmıştır. Bu kadar etkili olan internetin faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Ancak internetin zararları da azımsanacak gibi değildir. Bu nedenle internetin yararları ve zararlarını birlikte almak, her ikisini de inceledikten sonra faydalı mı yoksa zararlı mı olduğuna kanaat getirmek gerekir.

   İnternetin yararları arasında şunları sıralayabiliriz. Her şeyden önce her türlü bilgiye kolayca erişmemizi sağlar. Eskiden bir bilgiyi bulabilmek için belki de saatlerce ansiklopedi sayfalarını incelememiz gerekiyordu; oysa şimdi elimizin altındaki bilgisayar ve ona yüklü internet sayesinde bir arama motoruna bulmak istediğimiz bilgiyi yazarak, onunla ilgili her türlü bilgiye saniyeler içinde sahip olabiliyoruz. Hatta bu bilgiyi çeşitli kaynaklardan inceleyerek doğruluğunu test etmemiz bile mümkün. İnternetin başka bir faydası her türlü kurum, kuruluş, şirket, firma, iş yerinin işleyişinin kolaylaşmasıdır. Kaydedilmesi gereken bir bilginin saniyeler içinde kaydedilmesi ve müşteri bilgilerine anında ulaşılabilmesi kurum ve kuruluşlarda çığır açmıştır diyebiliriz. İnternetin bir faydası da ormanlarımız konusunda kendini göstermektedir. Eskiden kağıtlarla götürülen iş ve işlemler, şimdilerde sadece programlar sayesinde yapılıyor; böylece kağıt israfı yaşanmıyor ve ormanlarımız korunmuş oluyor. Sağlık alanında da büyük yararları var. Artık birçok tıbbi tedavi bilgisayarlar ve internetler yardımı ile yapılmaktadır. Yine eğitimde önemli bir yeri olan internet, eğitimin kalitesini artırıyor ve çocuklarda araştırma ruhu oluşturuyor.

   Tüm bu sayılan faydaların yanında internetin bazı zararlarından da bahsetmemek olmaz. Ancak şunu ifade etmeliyiz ki internetin zararı sadece kendisinden değil, daha çok biz insanlardan kaynaklanmaktadır. Bizler onu yanlış kullandığımız için çeşitli zararlara uğramaktayız. İnternetin bazı zararlarını şöyle açıklayabiliriz. İnternet, özellikle çocuklarda bağımlılık yaptığı için onların dış dünyaya karşı kapanmasına ve asosyal bir hale gelmesine sebep oluyor. Bilgisayar ve internet başına saatlerce oturan kişiler çeşitli rahatsızlıklar ve hastalıklara maruz kalıyor. Öğrenciler bilgiyi oluşturmak yerine internet ortamındaki hazır bilgiyi kullanmayı daha kolay buluyor. Sosyal iletişim gerçek dünyadan kopup internet alemine doğru yol alıyor. Komşuluk, arkadaşlık, sosyal etkinlikler, gelenek görenekler yavaş yavaş silinmeye başlıyor. Evet, görüldüğü gibi internetin yararları ve zararları da var. Ancak açık olmak gerekirse tüm olumsuzluklara rağmen internet gerçekten büyük bir nimet. Ancak ondan yararlanmasını bilene...
Devamını Oku

İslam Dini ile İlgili Kompozisyon

                                                              İslam Dini

   İslam dini, Allah'ın son peygamber olan Hz. Muhammed'e Kuran aracılığı ile indirdiği son ilahi dindir. İslam'ı oluşturan emir ve yasaklar, peygamberimize vahiy meleği Cebrail tarafından getirilmiş ve kalbine ilham edilmiştir. İslam, öncesinde gelen tüm dinlerin tamamlayıcısı niteliğindedir. Onun kılavuzu olan Kuran'da her şey ayrıntıları ile açıklanmıştır. İslam ne sadece bir ibadetler dini ne de sadece ahlak dinidir. İkisinin harmanlanması ile var olmuştur.

   İslam dinine göre Allah'a yapılması gereken türlü ibadetler bulunmaktadır. Bunların başında namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler gelir. Ancak Allah'ın emrettiği bütün ibadetlerin yerine getirilmesi bile Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya veya cennete girmeyi hak kazanmaya yetmez. İslam dini her şeyden önce ahlak dinidir. Bu dine tabi olanların gerek ibadetlerini yerine getirmesi gerekse de son derece ahlaklı bir yaşam sürmesi gerekir. İslam dini her türlü kötülüğü, fenalığı ve çirkinliği yasaklamıştır. Yalan söylemek, zina yapmak, hırsızlık yapmak, dedikodu yapmak, küfretmek, insanlara işkence yapmak veya onları öldürmek, gereksiz yere savaş çıkarmak gibi kötü işlerin tamamı yasak ve büyük bir günah sayılmıştır. Bunun yanında büyüklere saygı, küçüklere karşı sevgi ve merhamet, anne-baba hakkının gözetilmesi, yetim ve öksüzlerin korunması, adaletin sağlanması, doğruluk ve dürüstlük yolunda devam edilmesi ve daha birçok erdem de emredilmiştir. İslam dininin gerçek manada yaşandığı bir toplumun tüm insanları huzurlu olur. Hiçbiri açlık veya sefaletle boğuşmaz. Savaşlar, katliamlar, çocuk ölümleri yaşanmaz. İslam dinini en güzel şekilde yaşayan peygamberimiz, biz Müslümanların en büyük ve en güzel örneğidir. Onun yaptıklarına sünnet deriz ve her birimiz onun sünneti doğrultusunda hareket etmeye çalışırız, çalışmalıyız.

   Günümüzde İslam'ın yanlış anlaşılması ve yaşanması, aynı zamanda İslam fobisinin yaygınlaştırma çalışmalar dinimizin yanlış anlaşılmasına sebep olmaktadır. Sözde İslam dinini arkasına alırmış gibi davranarak dünyanın her bir yanında insanlara işkence yapan, sivilleri, çocukları, bebekleri acımadan öldüren ve kadınları pazarlarda satan bazı terör örgütleri, İslam'a karşı büyük ön yargılarda bulunulmasına sebep olmuştur. Kuran'dan önce herhangi bir insanın bir Müslümanla karşılaşması durumunda, onun dinimizi kabul etmesi gerçekten zordur. Çünkü bu din gerçekten çok yanlış anlaşılmış ve algılarda kötü izlenimler bırakmıştır. Bunun tek sebebi de İslam dinini kendine hedef edinen kötü insanlardır.
Devamını Oku

Deniz ile İlgili Kompozisyon

                                                                     Deniz



   Ülkemiz insanları için denizin büyük bir önemi vardır; zira ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır. Böyle olunca, vatandaşlarımızın büyük bir bölümü denizle haşir neşir oluyor. Denizle bir bağ kuranlar da artık o bağı koparamıyor. Deniz havasını bir kere alan, onu bir daha bırakmak istemiyor. 


   Gerçekten de denizin bulunduğu yerlerde farklı bir canlılık var. İnsana huzur veren, insanın sinir ve streslerini alıp götüren gizemli bir hava var. Denizin bu gizemi, gökyüzünün gizemi ile birleşti mi farklı bir güzellik oluşuyor. Dalgaların sesi çoğu zaman en güzel melodilerden bile tatlı hale geliyor. İnsanı adeta tüm yorgunluklarından arındırıp dinlendiriyor. Denizler aynı zamanda binlerce canlı türü için yaşam alanı ve insanlar için de yaşam kaynağıdır. Denizlerden elde edilen birçok ürün, insanların sofrasında lezzetli bir şekilde yerini almaktadır. Hem de öyle bir lezzet ki sayılamayacak kadar faydası olan lezzetler... Denizin kıymetini en çok da denizciler, balıkçılar bilir. Onlar bir kere onun tadını aldı mı bir daha asla bırakmak istemezler. Denizsiz bir hayat düşünemezler bile. Ondan ayrılacak olsalar hastalanır hatta yataklara bile düşerler. Hayatımızda bu kadar önemi olan denizlerin kirletilmesi son derece üzücü bir olaydır. Denizlerin dibine dalan dalgıçlar, oradaki kirliliği görünce hayret ediyorlar. Zira orada olmayan çöp yok. İnsanlar bil tekerlekli sandalyeyi denize atacak kadar bilinçsiz ve vurdumduymaz olmuşlar. 

   Her sene fabrikalardan denizlere bırakılan atıklar, sadece denizleri kirletmekle kalmıyor, bir çok canlıya da tehdit unsuru oluşturmuş oluyor. Denizlerimizi temiz tutmak hepimizi görevidir. Unutmayalım ki orada binlerce canlı türü yaşıyor. Onların hayatlarını tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur.
Devamını Oku

Devletçilik İlkesi ile İlgili Kompozisyon

                                                                   Devletçilik

Devlet, toplu olarak yaşayan insanların düzenini sağlamak amacı ile kurulmuş veya yapılandırılmış olan sistemdir. Devletçilik ise, halkın çıkarları için devletin çeşitli yatırımlar yapması, bazı yerleri halk çıkarı için kamulaştırma ve çeşitli işletmelerin, fabrikaların, kurum ve kuruluşların devlet eli ile yönetilmesidir.

Devletçilik ilkesinin amacı halkçılığı ve halkı korumaktır. Örneğin özel sektör firmalarının aşırı fiyat yükseltmelerini önlemek, en uygun fiyatları belirlemektir. Ülkemizin özellikle ilk yıllarında devletçilik ilkesi fazlası ile kullanılmıştır. Bu doğrultuda çeşitli üretim merkezler ve bankalar açılmıştır.Faiz oranları devlet tarafından belirlenmiştir. Haksız rekabetlerin veya aşırı fiyat yükselmelerinin önüne geçilmiştir.

Bir ülkede yaşayan halkın ezilmemesi, eşit ve adaletli bir şekilde yaşaması için aslında devletçilik ilkesi şarttır. Bu ilkenin kullanılmadığı günümüzde neredeyse her sektör özelleştirilmiştir. Bu da halkın yararına değil, zararına olmuştur.
Devamını Oku

Doğa Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                                Doğa Sevgisi

   Doğanın güzelliğini ancak beton yığını şehirlerden uzaklaşıp dağlara, bayırlara, kırlara çıktığımız zaman görebilir, kıymetini o zaman anlayabiliriz. İnsan vücuduna en faydalı olan toprak ve bitki örtüsünden uzak kalmak, insanlarda çeşitli psikolojik rahatsızlıklar yaratmıştır. Aslında bu hastalıkların dermanını çok uzaklarda aramamak gerek.

   İlkbaharın güzel bir gününde şöyle bir dağa çıkıp dağ havasını aldık mı belki de hiçbir şeyimiz kalmaz. Ciğerlerimiz o havayı teneffüs ettikçe bayram eder. Doğa kadar zengin ve cömert olan başka bir şey yoktur sanırım. Sahip olduklarının tümünü bizlerle paylaşır. Kıpkırmızı çiçeklerle bir halı olur önümüzde. Bazen beyaz sarı renkleri ile başımızda taç, bazen de en nazenin hali ile minnacık bir bebek. Doğanın kıymetini en çok da onu yaşamış ama sonradan terk etmiş olanlar bilir. Örneğin köyden kente göçen birinin doğadan ayrı kalması büyük bir yüktür onun için. Zaten onun için olsa gerek, kırsal kesimden şehirlere göçenlerin büyük bir kısmı doğadan tamamen ayrılamaz ve toprağın, ağacın olduğu kenar mahalle veya semtlere yerleşirler. Doğanın hayranları veya bağımlılarından birisi de benim sanırım. Yaşadığım şehirde balkonu dağları, ormanları görmeyen bir evde yaşamak işkence gibi gelirdi bana sanırım. sırf bu yüzden ev ararken dikkat ettiğim ilk husus buydu. Her gün doğaya, kıra bayıra çıkmasam da o dağların muhteşemliğini en azından balkonumdan, penceremden görmeli, onunla rahatlamalıydım. Nitekim de böyle oldu ve istediğim gibi bir ev sahibi oldum. Ancak tabii ki bu yeterli olmuyor. Ayda bir de olsa dağ kokusu almazsam dayanamıyorum. Çıkıp şöyle taşlı yollardan geçmek, ağaçları incelemek, çekirgelerle beraber zıplamak bambaşka bir şey. Ancak maalesef artık doğanın da eski tadı kalmadı.

   Teknolojinin ve radyasyon yayan cihazların veya alıcıların çoğalması doğaya da zarar verdi. İnsanlar kentleşmek, betonlaşmak için ağaçları keser hale geldi. Eskiden bağlık bahçelik olan yerler şimdi beton duvarlarla örülü. Doğa hepimizin malı ve hepimizin ona ihtiyacı var. İnsanlar doğa ile haşir neşir olmadığı müddetçe bu stres, depresyon, bunalım halleri devam edecektir. Ey insanlar, dermanınızı antibiyotiklerde değil, doğada arayın. Orada size iyi gelecek her şey var.
Devamını Oku

Çocuk Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                        Çocuk Sevgisi

   Çocuklar, dünyanın en masum, en saf, en temiz varlıklarıdır. Onlar günahsız melekler gibidir. İçlerinde kötülüğün zerresi bulunmaz. Yaptıkları bazı olumsuz davranışlar da sadece çocukluğun verdiği bilinçsizlikten kaynaklanmaktadır. Onların dünyasında kötülüğe, zulme, öldürmeye yer yoktur. Onların dünyası oyun, eğlenme, mutluluk ve arkadaşlık üzerine kurulmuştur.

   Böyle varlıkları sevmemek, onları baş tacı etmemek mümkün müdür? Bir insanda çocuk sevgisi yoksa, o insanda insanlıktan da eser yok demektir. Çocuk sevgisini herkesten çok anne ve babalar bilir. Kendi çocuklarına duydukları sevgi ve bağlılık duygusu, diğer çocuklara da yansır. İçinde zerre kadar merhamet duygusu olan bir insan bile tüm çocukları sever. Ancak ne yazık ki dünyada içinde zerre kadar merhamet bile bulunmayan insanların sayısı çoğaldı. Dünyayı bir vahşet sarmış gidiyor. Her yanda bebek ve çocuk ölümlerini görüyor, her gün bu tür haberlere tanık oluyoruz. Küçük çıkarlar ve benliğini tatmin etmeler yüzünden her sene binlerce çocuk büyük bir zulme uğruyor ve katlediliyor. Çocuk sevgisi üzerine Hz. Ömer ile ilgili çok güzel bir olay anlatılır. Hz. Ömer, dönemin hatırı sayılan adamlarından birisini bir bölgeye vali olarak atayacaktır.  Hz. Ömer ve o adamın beraber bulunduğu bir anda, Hz. Ömer'in torunlarından birisi gelir. Torununu kucağına alır, sever, öper. Buna şaşıran adam ''Ya Ömer! Sen çocukları sever misin? Vallahi benim on tane torunum var, daha bugüne kadar birisini kucağıma alıp sevmedim.'' der. Hz. Ömer, Allah senden merhameti almış, çocukları sevmeyen halkı hiç sevemez, der ve o adamı vali olarak atamaktan vazgeçer.

   Çocuk ve çocuk sevgisine bunca değer verilen İslam medeniyetinde elbette ki bizlerin de çocukları sevmemiz, onlara merhamet etmemiz gerekir. Hiçbir sevgi çocuk sevgisi kadar güzel olamaz. Bunu en iyi anne ve babalar ile yüreğinde merhamet duygusu taşıyanlar bilir.
Devamını Oku

Çirkinlik ile İlgili Kompozisyon

                                                              Çirkinlik

   İnsan zevkine, gözüne veya diğer duyularına hoş gelmeyen şeyler çirkinlik olarak ifade edilebilir. Çirkinlik, göreceli bir şeydir, yani kişiden kişiye değişir. Birine çirkin gelen şey, başkasına güzel gelebilir.

   İnsanlar, genellikle güzellik ve çirkinlik kavramlarını kendi değer yargılarına göre oluşturmuşlardır. Bunlar aynı zamanda zamanla değişme özelliği de gösterir. Örneğin bugün çirkin olan bir şey, bir süre sonra güzel olarak değerlendirilebilir. Eskiden bir erkeğin kel olması, onun avantajlarından birisi imiş. Kel erkeklerin daha yakışıklı olduğu düşünülürmüş. Oysa günümüzde erkeği çirkin yapan özelliklerin başında kellik de sayılmaktadır. Ancak belki de yüzlerce yıl sonra durum yine tersine dönecek ve kel erkekler daha yakışıklı kabul edilecektir. Esasında çirkin diye bir şey yoktur. Çirkin dediğimiz şeyler, kendi kafamızda oluşturduğumuz yargılardır sadece. Tabii ki bu fiziksel çirkinlik için geçerlidir.

   Bir de manevi çirkinlik vardır ki çirkinliklerin en kötüsü de budur. Manevi çirkinliğin kişiden kişiye değişmesi pek mümkün değildir. Çirkin olarak kabul edilen davranışlar, genellikle tüm insanlara çirkin gelmektedir. Örneğin elini vicdanına koyan hiçbir insan, bir çocuğu öldürmenin güzel bir davranış olduğunu iddia edemez.
Devamını Oku

Çiçek Sevgisi ile İlgili Kompozisyon

                                                                   Çiçek Sevgisi

Hemen hepimizin evinde saksılarda güzel çiçekler vardır veya bir dönem var olmuştur. Kısa bir süreliğine bile çiçek yetiştirenler, bu işin ne kadar güzel ne kadar huzur ve mutluluk verici olduğunu bilirler. Çiçekler çoğu defa bizim için bir arkadaş, bir dost gibidir. Onlarla konuşanlarımız, sırlarını paylaşanlarımız bile vardır.

Çiçekler, Allah'ın yaratmış olduğu en güzel varlıklardandır. Renk renk, koku koku çiçekler insanı bir diyardan alıp başka bir diyara götürür. Hele de ilkbaharın gelişi ile kırlarda, dağlarda açan elvan elvan çiçekler, burcu burcu kokan çiçeklere bakmaya, koklamaya doyum olmaz. İnsanın içindeki stres, huzursuzluk ve mutsuzluk bir anda yok olur gider. Çiçekler, dünyanın süsü gibidir. Zaten ilkbahar mevsiminin bunca güzel olmasının en büyük sebeplerinden birisi de bu renk renk çiçeklerdir.

Stresten uzak durmak, beton şehirlerin boğucu havasından az da olsa kurtulmak isteyenler balkonlarında da olsa çiçek yetiştirmelidir. Onları sulamak, onlara dokunmak ve onlarla konuşmanın tadı başkadır. Çiçekler size sadık ve nazenin varlıklardır. Onları sever ve ihtiyaçlarını giderirseniz, onlar da en canlı renkleri ile karşılayacaktır sizi.
Devamını Oku

Çevre Kirliliği ile İlgili Kompozisyon

                                                                Çevre Kirliliği

  Günümüz dünyasındaki en büyük problemlerden birisi de maalesef çevre kirliliğidir. Üzerinde yaşadığımız dünyanın, sokakların, caddelerin, piknik alanlarının bu kadar kirletilmesi çok üzücüdür. Asıl üzücü olan ise çevre kirliliğine insanların sebep olmasıdır. Sokaklarda, caddelerde onca çöp kutusu, onca konteyner bulunmasına rağmen insanların çöplerini yere atması anlaşılması güç bir şeydir. Bu dünya hepimizin. Sebep olduğumuz çevre kirliliğinin zararları öncelikle bizi etkileyecektir. Tembelliğinden, üşengeçliğinden ve cahilliğinden dolayı belki de en fazla 30 metre mesafedeki çöp kutusuna çöp atmak için gitmeyip, elindeki çöpü gelişigüzel bir şekilde yere atanlar ne kadar da anlayışsız, bencil insanlardır.

   Günümüzde insanların yakalandığı hastalıklarının çoğu, ne yazık ki kirlilikten, zararlı mikroplardan kaynaklanmaktadır. Yine doğa, atmosfere, hayvanlara zarar veren en önemli şey, doğaya atılan zararlı atıklar ve çöplerdir. Öyle bir hal almış ki, artık sadece dünya değil, uzay boşluğu bile kirletilmiştir. Doğada binlerce yıl varlığını devam ettiren zararlı atıklar, geri dönüştürülme yerine doğaya atılmakta ve tüm bunlar hem biz insanlara hem de atmosfere zarar vermektedir. Atmosferin zarar görmesi ile, tüm dünyanın dengesini bozacak olaylar meydana gelmektedir. Örneğin küresel ısınma dediğimiz olayın sebeplerinden birisi de çevre kirliliğidir. Ülkemizde, zararlı atıkların geri dönüştürülmesi için büyük çalışmalar yapılmaktadır. Her şehrin birçok bölgesinde geri dönüştürme evleri yapılmıştır. Bu çalışmalar sayesinde hem doğayı temiz tutmak hem de ülke ekonomisinde katkıda bulunmak gayet mümkündür. Aslan yattığı yerden belli olur derler. Bizlerin de nasıl insanlar olduğumuz sadece yattığımız, yaşadığımız evlerimizden değil, tüm dünyadan belli olur. Kendi evine küçücük bir çöp bile atmayan, büyük bir titizlikle evini temiz tutan insanların cadde ve sokakları kirletmesi gerçekten çok düşündürücüdür. Yahut pikniğe gittiğinde, piknik yapacağı alandaki çöpleri atanlara söven insanların, kendi piknikleri bittikten sonra çöplerini oracıkta bırakmaları kadar ayıp bir şey olamaz.

   Genellikle tuvaletlerde yazar. ''Nasıl bulmak istiyorsan, öyle bırak.'' Son derece anlamlı bir sözdür. Bu sözü, hayatımızın her alanında tatbik etmemiz gerekir aslında. Bizler caddeleri nasıl görmek istiyorsak öyle bırakmalıyız. Elbette ki ''Ben çevrenin kirli olmasını severim.'' diyecek kadar akılsız bir insan yoktur. O zaman çevremizi temiz tutmalı, kirletenleri ise güzel bir şekilde uyarmalıyız.
Devamını Oku

Cumhuriyetçilik ile İlgili Kompozisyon

                                             Atatürk'ün Cumhuriyetçilik İlkesi

Cumhuriyet, egemenliğin halka ait olduğu, ülkeyi yönetecek olan meclisin seçimler yolu ile halk tarafından seçildiği bir devlet yönetim biçimidir. Cumhuriyetçilik ise, cumhuriyet yönetim biçimini benimsemek, onu kullanmak ve ona sahip çıkmak demektir.

Cumhuriyetçilik ilkesinin ana noktası, halkın egemenliğidir. Bu anlayışa göre, devleti yönetecek kişi veya kişiler tamamen halkın özgür iradesi ile seçilir. Ülkeyi oluşturan tüm bireyler, bu konuda eşit haklara sahiptir. Hiç kimse herhangi bir parti veya kişiye oy verme konusunda zorlanamaz. Hiç kimsenin kullandığı oy, başkasının oyundan daha fazla veya eksik kabul edilemez. Herkes eşit haklara sahiptir. Ülkemizde cumhuriyet rejimi 29 Ekim 1923 yılında kabul edilmiştir. Atatürk'e göre Türk milletinin karakterine, gelenek-görenek ve örf-adetlerine en uygun yönetim şekli cumhuriyettir. Osmanlı Devletinde kullanılan saltanat yani padişahlık yönetim biçimi son derece çağ dışı ve halkı önemsemeyen bir yönetim biçimidir. Öyle bir yönetim anlayışında, ülkeyi yöneten kişi çok kötü ve beceriksiz bile olsa onu değiştirmek mümkün değildir. Oysa cumhuriyet rejiminde, ülkeyi yönetmek üzere seçilen grup veya diğer adı ile meclisin görev süresi bellidir. Bu görev süresince gereği gibi çalışmayanlar, ülkeyi kalkındırmayanlar yine halkın özgür iradesi ile yönetimden düşürülürler.

Cumhuriyetçilik ilkesine göre çok partili bir hayatın bulunması şarttır. Tek partinin bulunduğu devletlerde gerçek bir halk egemenliğinden söz etmek imkansızdır. Bir ülkede bir hükumet partisinin yanında, onu eleştirecek, ona muhalefet edecek bir veya birden fazla muhalefet partisinin bulunması şarttır.
Devamını Oku

Cömertlik ile İlgili Kompozisyon

                                                                   Cömertlik

   Cömertlik, eli açıklık demektir. Yani sahip olduğumuz herhangi bir eşyayı veya bir güzelliği başka insanlarla paylaşma duygusudur. Bir insanda bulunması gereken en önemli erdemlerdendir. Aynı zamanda bir insanın toplum içinde önemli ve değerli bir yere sahip olmasını, herkes tarafından sevilip sayılmasını sağlayan bir özelliktir. Cömert insanlar, mert insanlardır. Bu dünyada sadece kendilerinin olduğunu düşünmez, diğer insanların da gereksinimlerini düşünür ve imkanları ölçüsünde gidermeye çalışırlar. Elindekini hiç düşünmeden ihtiyaç sahipleri ile paylaşırlar. Arkadaşlarına, dostlarına veya yoksul insanlara hediye vermekten asla çekinmezler. Paylaştıkça daha fazla mutlu ve huzurlu olurlar. Mal ve mülkün geçici olduğunu, önemli olan insanların gönlünü kazanmak olduğunu bilir ve tüm hayatlarını bu gayeyi gerçekleştirmek uğruna harcarlar.

   Cömertlik Allah'ın da çok sevdiği duygulardan birisidir. Kullarının cömert olmasını ister. Çünkü Allah da bizlere karşı son derece cömert davranmış, bize her türlü güzelliği, her türlü nimeti vermiştir. Hiç kimse, sahip olduğu bir malı başkası ile paylaştığı için fakir düşmez. Aksine, Allah cömert insanların malına bereketini koyarak onun malını artırır. Cömertlikle yakından alakası olan en önemli ibadetlerden birisi zekattır. Zekatın, İslam'ın beş şartından biri olduğunu hepimiz iyi biliyoruz. O zaman, cömertliğin ne kadar önemli olduğunu, gerçek bir Müslüman olmak için cömert olmak gerektiğini hepimiz çok iyi bir şekilde anlayabiliriz. İnsanlar arasındaki yardımlaşma ve dayanışma olmadan gerçek mutluluğu yakalamanın imkanı yoktur. Allah, imtihan gereği bazı insanlara çok bazılarına ise az mal vermiştir. Dünyanın dört bir köşesinde yaşayan insanları gözlemlediğimizde bazılarının zenginlik içinde yüzdüğünü, bazılarının ise yoksulluk ve açlıkla mücadele ettiğini görürüz. İşte, Allah'ın imtihanı da tam da burada başlar. O, bizi sınamaktadır. Bize verdiği nimetleri, ihtiyacı olan insanlarla paylaşıp paylaşmayacağımıza bakmakta ve ona göre bize sevap veya günah yazmaktadır. Tüm insanlar cömert olsaydı, dünyada açlık ve sefalet yaşanmazdı. Ünlü bir söz vardır: ''Fakirlerin ihtiyaç duydukları, zenginlerin israf ettikleri kadardır.'' evet, gerçekten de zenginlerin yaptığı israf, fakirlere verilseydi, dünyada aç olan tek bir insan kalmazdı. Zenginlik içinde yüzdüğü halde en ufak bir yardımda bulunmayan, insanlara paylaşmayan birinden insanlık namına beklenecek hiçbir şey yoktur. Bir insan, her şeyden önce cömert olacak. Bu erdeme sahip olmayan biri, birçok güzel erdemden de uzak demektir.

   Unutmamalıyız ki bu dünya gelip geçicidir. Sahip olduğumuz mal bizde ebedi kalmayacaktır. O zaman paraları istiflemek yerine ihtiyaç sahiplerine dağıtmak, cömertlik yapmak en iyisidir. Böylece hem insanları hem de Allah'ı mutlu etmiş oluruz. Allah'ı mutlu etmek demek ise kendimizi mutlu etmek demektir. zira allah, hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmaz, karşılığında bize cennetini bağışlar.
Devamını Oku

Cimrilik ile İlgili Kompozisyon

                                                                 Cimrilik

   Cimrilik, insanların sahip olduğu herhangi bir şeyi başkası ile paylaşmamak veya zorunlu olarak paylaştığında üzülmek, acı çekmektir. Bir insanda bulunabilecek en kötü özelliklerden birisi de elbette ki cimriliktir. Cimri insan, egoist, yani bencil insandır. Sadece kendisini düşünür. Ona göre herkes kendi başının çaresine bakmalı, istediği şeye kendisi sahip olmalıdır. Dünya malına sımsıkı bağlıdır. Dünya malının elinden çıkması, cimriye büyük bir acı hissettirir.

   Cimrilik; hasislik, pintilik olarak da anılmaktadır. Ancak pintilik biraz daha kendinden kısma anlamında kullanılırken, cimrilik diğer insanlarla paylaşmama anlamında kullanılır. Aslında cimrilik duygusu, biraz da kıskançlık duygusundan kaynaklanmaktadır. Zira cimri bir insan, başkalarının da kendisinin sahip olduğu şeylere sahip olmasını istemez, yani onları kıskanır. Dünyanın belki de en sevilmeyen karakter tiplerinden birisi cimri karakter tipidir. İnsanlar arasındaki bağı kuvvetlendiren şey paylaşmaktır. Cimri bir insanda paylaşma özelliği bulunmadığı için insanlarla sıkı bir iletişimi veya etkileşiminin olması da pek mümkün değildir.

   Hepimiz cimrilikten uzak durmalıyız. Paylaşmayı, yardım etmeyi sevmeliyiz. Cimri olursak hiç kimse tarafından sevilmez ve saygı da görmeyiz. Aynı zamanda Allah'ın hoşnutsuzluğunu da üzerimize çeker ve tüm bu kötü duygularımızın amel defterimize günah olarak yazılmasına sebep oluruz.
Devamını Oku

Cennet ve Cehennem ile İlgili Kompozisyon

                                                        Cennet ve Cehennem

   Allah, bilmek, tanınmak için insanları yarattı. Kuran'da geçen ''Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim.'' ayeti, Allah'ın söylediği bir kelamdır. Ancak O, sadece bilinmek ve tanınmak için değil, aynı zamanda bizi imtihan etmek için yarattı. Bu dünya geçici olan bir imtihan mekanıdır. Allah'ın peygamberleri ve kitapları aracılığı ile gönderdiği emir ve yasaklara uyanlar mükafatlandırılır; ancak bu emir ve yasaklara uymayanlar, yani Allah'ın istediği gibi bir kul olmayanlar cehennem ile cezalandırılır.

   Cennet, iyi insanların ölüp sorguya çekildikten sonra sonsuza dek kalacakları yerdir. Bu dünyaya benzer özellikleri vardır; ancak orada aklımıza hayalimize gelmeyecek ölçüde büyük güzellikler bulunmaktadır. İnsanoğlunun bu dünyada sevip hoşlandığı; fakat her zaman elde edemediği her türlü güzellik oradadır. Bu yüzden inançlı ve iradeli her Müslümanın en büyük isteği cennete gitmektir. Bunun için de Allah'a olan inançlarını asla yitirmez, insanlara daima iyi davranır ve tüm ibadetlerini yerine getirirler. Neticede, amel defterine yazılan sevapları, günahlarından daha ağır basanlar 8 kat olan cennetin bir katına gönderilirler. Cennette yorgunluk hissi yoktur. Oradakiler asla yaşlanmaz ve hep aynı yaşta kalırlar. İstedikleri her türlü yiyecek, içecek, gölgelikler, meyveler oradadır. Muhteşem manzaralı köşkler, hizmetçiler de vardır. Kısacası dünyada ''Burası cennet gibi'' dediğimiz en güzel yerler bile cennetin yanında bir hiç kalmaktadır.

   Ancak ne yazık ki insanlar için sadece cennet yaratılmamıştır. Kötüler, zalimler ve inançsızlar için bir de cehennem vardır. Cehennem, Allah'ın ayetlerini, emir ve yasaklarını yok sayanların, iyilik yapmayanların, insanlara zulmedenlerin; içki, kumar, zina, hırsızlık gibi günahlara bulaşanların cezalandırılacakları dehşet ve azap verici yerdir. Bu insanların çoğu cehennemde ebedi bir şekilde kalacaklardır. Dünya ateşinden kat kat daha yakıcı olan ateşlerde yanacaklar ve her türlü pisliği orada göreceklerdir. Hepimiz iyilik yolunda ilerlemeliyiz. Zaten iyilik yolunda ilerleyenlerin gideceği yer cennet olacaktır.
Devamını Oku

Boşanma ile İlgili Kompozisyon

                                                                       Boşanma

   Birbirini severek evlenmiş, yuva kurmuş bir çiftin başına gelebilecek en kötü olaylardan biri de boşanmaktır. Maalesef ülkemizde de bu üzücü olayı yaşayan binlerce çift var. Birbirini seven evli iki insanın boşandıktan sonra yeni bir hayat kurmaları, birbirini unutmaları biraz mümkün olsa da, ne yazık ki çocuklar için bunu söylemek çok güçtür. Zira annesini veya babasını unutacak, onların yerini dolduracak bir üvey baba veya üvey anneye sahip olacak hiçbir çocuk yoktur.

   Bir insanın, çocukluk dönemindeki en büyük dayanağı anne ve babasıdır. Anne ve baba arasında yaşanacak bir ayrılık, belki de çocuğun yıkımı olacaktır. Anne babası boşanmış birçok çocukta, ileriki yaşlarda psikolojik rahatsızlıklar veya davranış bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Boşanma olayı, bir çocuğun kaldıramayacağı kadar büyük bir üzüntü, büyük bir yıkımdır. Bu yüzden kadınların da erkeklerin de bu konuda çok dikkatli ve hassas olması gerekir. Boşanmaları önleyecek en önemli husus, tarafların evlilikten önce birbirini tanımasıdır. Huyu suyu bilinmeyen bir insanlar yapılan aceleci evlilikler, maalesef kötü sonla bitmektedir. Bunun da acısını ne yazık ki daha çok çocuklar yaşamaktadır. İnsanların çok iyi bir şekilde geçinmesi neredeyse mümkün değildir. Hatasız olan hiçbir insan yoktur. Taraflar, eşlerinin bu hata veya kusurlarını kabullenebilmeli ve onları görmezden gelebilmelidir. en ufak bir hatayı bile kabullenemeyen, kavga çıkaran eşler, neticede olayı büyütüp çığırından çıkararak soluğu mahkemelerde almaktadır. Biz insanlar, özellikle evliliklerde çok yanlış tutum ve davranışlarda bulunuyoruz. Aslını bilmediğimiz, dışarıdan mutlu görünen evlilikleri kendi evliliğimizle kıyaslayıp olumsuz şeyler düşünüyoruz. Bütün eşler bilmeli ki, herkesin evliliği öyle dışarıdan göründüğü gibi güzel değildir. Hemen her evde türlü tartışmalar, kavgalar yaşanmaktadır. Ancak birçok kişi, tüm bu kavga ve tartışmaları kabullenmekte ve normal görmektedir.

   Çok büyük bir problem yaşanmadığı sürece, en azından çocuklarımızın iyiliği için aklımıza boşanmayı getirmemeliyiz. Boşanmak, en son çare olmalıdır. Unutmayalım ki bizler kendimize yeni eşler bulabiliriz; fakat çocuklarımızın kendilerine yeni bir anne veya baba bulması mümkün değildir.
Devamını Oku

Birlik ve Beraberliğin Önemi ile İlgili Kompozisyon

                                               Birlik ve Beraberliğin Önemi

   İnsanı insan yapan en önemli hususlardan birisi onların birlik ve beraberlik içinde yaşamasıdır. Her türlü ihtiyacını tek başına giderecek, hiçbir insana muhtaç olmayacak, büyük sıkıntılardan ve belalardan sadece kendi imkanları ile kurtulacak hiçbir insan yoktur. Her insan, zaman zaman başka insanların yardımına, desteğine ihtiyaç duyar. Dayanışmanın verdiği güçle, en zor işlerin üstesinden bile gelir.

   Eskiden beri birlikteliğin, dayanışmanın önemi anlaşılmış ve bu konuda çeşitli özlü sözler söylenmiştir. Özellikle Türk atasözleri arasında çok önemli bir yere sahip olan ''Yalnız taş duvar olmaz.'', ''Bir elin nesi var, iki elin sesi var.'', ''Tek ağaçtan orman olmaz.'' gibi sözler, birlik ve beraberliğin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Gerek günlük hayatımızda gerekse de toplumsal hayatımızda bu birlikteliğe çok önem vermemiz gerekir. İnsanlarının ortak düşünce ve değerlere sahip olmadığı bir vatanın uzun süre varlığını devam etmesi çok zordur. Özellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı bütün halk birlik içinde olmazsa, büyük kayıplar yaşayabilirler. Oysa ortak değer ve düşünceleri olan insanlar, birbirine sımsıkı bağlıdırlar. Birbirinin gücünden güç alarak her türlü zorluğa karşı durabilirler.

   İnsanlar daima birbirine muhtaçtır. ''Ben kendime yeterim.'' diyen insan büyük laf etmiştir. evet, belli bir süreliğine insan kendisine yetermiş gibi hissedebilir. ancak öyle bir zaman gelir ki yanımızda birileri olmadan, birilerinin desteği ve yardımı olmadan tek başımıza bir hiç oluruz.
Devamını Oku

Bilgisayarın Yararları ve Zararları Hakkında Kompozisyon

                                    Bilgisayarın Yararları ve Zararları

   İnsanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş en önemli teknolojik buluşlardan birisi de bilgisayarlardır. Bilgisayarlar kadar yaşamı değiştiren belki de başka bir buluş yoktur. Sadece kişisel olarak insanların değil, kurum ve kuruluşların da işleyişini tamamen etkilemiş ve değiştirmiştir.

   Bilgisayarın sayılamayacak kadar çok faydası vardır. Ancak tüm bu faydalarının yanında zararlarının olmadığını söylemek mümkün değildir. Maalesef bilgisayarlar doğru kullanılmadığında çeşitli zararlar verebiliyor. Bu zararlardan etkilenenlerin başında da ne yazık ki çocuklar geliyor. Bilgisayarın en büyük faydası şüphesiz ki hayatı kolaylaştırmasıdır. Eskiden saatlerce süren işlemler, artık bilgisayarlar sayesinde saniyeler, hatta saliseler içinde yapılabiliyor. Bilgisayarlar iletişim konusunda da fazlasıyla yararlı. Bilgisayarlar sayesinde dünyanın öbür ucundaki bir insan ile bile görüntülü olarak iletişim kurmak, konuşmak mümkün. Kurum ve kuruluşların işleyişini kolaylaştırdığından, ihtiyaç duyulan insan gücünü minimuma indirmiştir. Böylece ekonomik anlamda da ülkeye fayda sağlamıştır. Bilgisayarın en önemli bir diğer yararı da bilgiye ulaşmanın çok kolay olmasıdır. elimizin altındaki bilgisayarlar sayesinde her türlü bilgiye saniyeler içinde ulaşmamız artık mümkündür.

   Ancak bilgisayarın zararları da azımsanmayacak kadar çok. Bana göre en büyük zararı insanları hareketsiz hale getirmesidir. Özellikler bilgisayara bağımlı hale gelen bireyler, saatlerce bilgisayar karşısında oturmakta, vücudunu hareketsiz bırakmakta ve gözlerine de zarar vermektedir. Asosyalliğin en büyük etmenlerinden birisi de bilgisayardır. İnsanlar artık gerçek alemde zaman geçirmek yerine sanal alemi tercih ediyor. Arkadaşlıklar bile sanal alemde kurulabiliyor.

   Özellikle çocukları sosyal hayattan koparma, derslerine ve okuluna engel olma, çeşitli hastalıklara sebep olma gibi zararları da ilk sayılacak zararların başında gelmektedir. Kısacası bilgisayar hem yararlı hem de zararlıdır. Buna sebep olan ise insanlardır. Şayet insanlar iradelerine sahip olur, onu olması gerektiği gibi kullanırsa, bilgisayarlar için tamamen faydalı cihazlar demek mümkün olacaktır.
Devamını Oku

Bilgi ile İlgili Kompozisyon

                                                              Bilgi

  Bilgi; insanların aklını kullanarak ve araştırıp gözlemleyerek sahip oldukları bilişsel ögedir. Öğrenmenin sonucunda elde edilen her veri bilgidir. Bilginin hayatımızdaki önemi büyüktür. Daha güzel bir yaşam sürdürebilmemiz için bilgi olmazsa olmazlardandır.

  Henüz küçük yaşlarda başladığımız okul hayatımızın temel gayesi de bilgi sahibi olmak ve öğrendiğimiz bilgileri hayatımıza uygulamaktır. Bilgi her zaman ve her yerde geçerli olan en değerli hazinedir. Bu hazine sayesinde hayat yolunda sağlam bir şekilde ilerlemek mümkündür. Bilginin bize ne zaman ve niçin lazım olacağı belli olmaz. Bu yüzden hayatımız boyunca öğrenmek için çabalamalı, her an daha fazla bilgi sahibi olmak için çırpınmalıyız. Bilginin zararlısı yoktur. Ne tür bilgi olursa olsun öğrenmek gerekir. İşimize yaramaz dediğimiz bir bilgi bile bazen hayatımızı kurtarabilir.

  Bir insanın dünü ile bugünü eşit ise o insan zararda demektir. Yaşadığımız her günü, bilgilerimize bilgi katmakla değerlendirmeli, kendimizi olabildiğince geliştirmeliyiz. Böylece hem kendimiz için hem de çevremizdekiler için iyi bir yaşam olanağı sağlamış oluruz.
Devamını Oku

Başbakan Olsaydınız Neler Yapardınız Kompozisyon

                   Ülkenin başbakanı siz olsaydınız neler yapardınız?

   Bu ülkenin başbakanı ben olsaydım, ülkenin kalkınmasında en önemli yere sahip olan eğitim ve eğitim sistemine önem verir birçok değişiklik yapardım. Öncelikle özellikle ilkokullarda günde 6 ve ortaokullarda günde 7 saatlik dersleri 5'e düşürürdüm. Hele de ilkokul öğrencileri için günde 6 saat dersin çok fazla ve sıkıcı olacağına kanaat getirirdim. Daha sonra 40 dakika olan ders süresini 30 dakikaya düşürürdüm.

   Ülkedeki bütün okulları eşit şartlara sahip hale getirirdim. Örneğin bir okulda çok amaçlı spor salonu varken başka birinde bulunmamasına asla müsaade etmezdim, Gerekirse ülkenin tüm kaynaklarını okullara harcar ama buraları mükemmel bir hale getirirdim.

  Hep derler ki ülkedeki her çocuk eşit eğitim hakkına sahiptir. Oysa ülkemize baktığımızda durumun hiç de böyle olmadığını görebiliriz. Örneğin parası çok olan zengin çocukları, özel bir sağlık lisesine kayıt yaptırabiliyor. Oysa o zengin çocuğundan daha başarılı bir öğrenci bir devlet sağlık meslek lisesine yerleşemiyor. durum böyle olunca da sağlık meslek lisesinde okumak yerine sıradan bir lisede okumak zorunda kalıyor. Üniversiteler için de aynı şey geçerli. Ülkemizde artık neredeyse devlet üniversitesi kadar özel üniversite de var. Ve yine zenginler yığınla para basarak belki de başarılı bir öğrencinin aldığı puanın yarısını alarak istedikleri bölümü okuyabiliyor.

   Ben başbakan olsaydım, kurumların devlet yönetiminde olmasını sağlardım. Örneğin elektrik dağıtım şirketlerini özel sektöre vermez, devlet elinde tutardım ki faturalandırmada adalet sağlanmış olsun. Kötü yöneticiler veya iş verenler işçilerini ezmesin.

   Ben başbakan olsaydım, milletvekili olma şartlarını değiştirirdim. Örneğin bir ilkokul mezunun milletvekili olmasını önleyecek bir yasa çıkarmaya çalışırdım. Hatta bu diplomayı en az lisans diploması olacak şekilde düzenlerdim.

   Ben başbakan olsaydım, ülkenin kaynaklarından memleketin her bir köşesinin eşit şekilde istifade etmesini sağlardım. Örneğin Sinop'ta nüfus oranına göre kaç fabrika varsa, Hatay'a da orana göre o kadar fabrika yaptırırdım. Aynı şekilde İzmir ve Iğdır'a da...

   Ben başbakan olsaydım emeklilik yaşını düşürürdüm. Babamın kamburu çıkmadan önce emekli olmasını sağlar, ayrıca öğrencileri genç bir öğretmen nesline emanet ederdim.

   Okul derslerinin çoğunu değiştirirdim. Tarım dersi koyardım mesela hem de her gün bir saat olmak üzere. Her öğrencinin her gün toprakla temas etmesini, ağaçlara, bitkilere dokunmasını sağlardım.
Devamını Oku

Başarılı Olmanın Yolları ile İlgili Kompozisyon

                                                       Başarılı Olmanın Yolları

   Başarılı olmanın en temel kuralı çalışmak ve zamanı verimli kullanmaktır. Bir yola baş koyan ve o yolda azimle ilerleyen bir insanın başarılı olmaması için hiçbir sebep yoktur. İnsan istedikten ve özverili olduktan sonra başaramayacağı hiçbir iş yoktur. Yeter ki gerçekten istesin, azmetsin ve kararlı olsun.

  Başarılı olmak için her şeyden önce hedefler belirlenmelidir. Önce neyin, niçin istendiği iyice anlaşılmalıdır. Ulaşılacak hedef belirlendikten sonra ilk adım atılmalı, yani çalışmalara başlanmalıdır. Özellikle ulaşılmak istenen hedef zor bir hedef ise çeşitli sıkıntı ve problemlerle karşılaşabiliriz. Birçok insan, karşılaştığı bu problemlerden veya engellerden dolayı pes eder ve işini yarım bırakarak bitiremez. Ancak her zorluğa göğüs germeyi bilen, fedakarlıklar gösteren, hırslı olan ve başarmak isteyen kişiler asla yılmazlar. En zor badireleri bile büyük bir özveri ile atlatabilirler. Böylece istedikleri başarıya ulaşabilirler. Tembellerin ve korkakların başarılı olması mümkün değildir. Zafer, ancak cesur olanlarındır. Risk almaktan korkan, zevklerinden taviz vermeyen, rahatlığa düşkün insanlar elbette ki başarılı olamazlar.

   Başarılı olmanın diğer bir önemli yolu da planlı ve programlı çalışmaktır. Rastgele yapılan işleri karman çorman olur. Böyle bir çalışma şekli, zaman kaybına yol açmaktan başka bir işe yaramaz. Oysa belli bir plan dahilinde çalışanlar ve bu planlarının dışına çıkmayanlar daha kısa sürede daha büyük başarılar elde edebilirler.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *