Uzaylılar ile İlgili Kompozisyon

Uzaylılar hakkında kompozisyon, uzaylılar gerçekten var mı?

BEKLENEN MİSAFİRLER
   Zaman zaman gerek TV haberlerinden gerekse de gazete ve benzeri iletişim araçlarından uzaylıları duyduğumuz oluyor. Hatta özellikle ABD, İngiltere gibi yabancı devletlerde, uzaylıların dünyaya indiği, bilmem kimi kaçırdığı gibi haberler bile yayılıyor. Peki, gerçekten de uzaylılar var mı? Bu evrendeki canlılar sadece dünyadaki canlılardan mı ibaret?

   İslam inancına göre binlerce alem var. Bu alemlerden birinin bizim de üzerinde yaşadığımız dünya olduğunu biliyoruz. Evrenin çok geniş olduğunu, dünyanın evrenle mukayese edildiğinde, okyanustaki bir damla kadar küçük olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar kendi gezegenimizden çok uzaklara da gitmedik. Yani tüm bu sınırlı bilgilerle, uzaylıların gerçekte var olup olmadığını bilemiyoruz ve bilgimiz sınırlı kaldıkça da muhtemelen bilemeyeceğiz.

   Dünyamız, milyarlarca yıldızdan sadece birisine (Güneş'e) bağlı küçük bir gezegen. Güneş dışında milyarlarca yıldız olduğunu ve bu yıldızlara bağlı farklı gezegenlerin de olduğunu düşündüğümüzde, aslında uzaylıların var olduğunu kabul etmek hiç de mantıksız değildir. Benim kişisel kanaatime göre de uzaylılar vardır ve er ya da geç, bizler de bu uzaylılarla karşılaşacağız.
Devamını Oku

Yanlış Bildiğimiz Atasözleri Ve Deyimlerin Doğrusu Nasıldır?

Atalarımızın yaşadıkları olaylar karşısında dile getirdikleri eğitici, öğretici ve ders verici nitelikte olan sözlere atasözleri ya da deyim denir. Bu özellikleri ile atasözleri ve deyimler insanlar için çoğu zaman yol gösterici olmuşlardır. Atasözleri ve deyimlerin söyleyeni bilinmediğinden neredeyse tamamı anonimdir. Atasözlerinin çoğu mecazidir ve söz sanatları vardır.
           
            Yıllardır süregelen kullanım şekilleri ve alanları sayesinde kültürümüzün de bir parçası olmuşlardır. Daha ilkokuldayken bile derslerimizde yer edinmişlerdir.

            Atasözleri ve deyimlerde kelime değişikliği yapılamaz. Örneklemek gerekirse İki ayağı bir pabuca girmek cümlesinde pabuç yerine ayakkabı kelimesi yazılıp söylenemez. Başında kavak yelleri esiyor deyiminde de yel yerine rüzgâr kelimesi kullanılamaz.

            Toplum olarak gündelik hayatımızda da günde birden fazla atasözü ve deyim kullanırız. Acıktığımızda; karnım zil çalıyor, telaşlandığımızda eteklerim tutuştu gibi hissettiğimiz duyguyu ya da yaşadığımız olayı atasözü ve deyimlerle perçinleyerek daha vurgulu halde belirtmek için de sık sık atasözleri ve deyimlerden faydalanırız.

            Yalnız, atasözlerinin ve deyimlerin söylenişinin çok eski yıllara dayanması ya da kaynağından değil de kulaktan dolma öğrenmemizin etkisinden kaynaklı bazı atasözlerimizi ve deyimlerimizi yanlış yazıp yanlış telaffuz etmekteyiz.

            Bu konuda da birkaç örnekleme yaparak yanlış bildiğimiz atasözleri ve deyimlerin doğrusu nasıldır? birkaç örnekle görelim.

            Güzele bakmak sevaptır:
            Yanlış bilinen atasözleri ve deyimlerin neredeyse başında gelir. Güzele bakmak sevaptır doğru değildir. Doğru olan ise güzel bakmak sevaptır şeklindedir.

             Aptala malum olurmuş:
             Cümleyi Aptala malum olurmuş şeklinde yazmak ya da telaffuz etmek yanlıştır. Doğrusu abdal’a malum olurmuş şeklindedir. Abdal, eski Türkçe’de zeki insan anlamında kullanılır. Derviş, âlim anlamlarına da gelir. Abdala malum olurmuş da zeki insanlar olabilecekleri önceden sezebilir anlamındadır.

            Saatler Olsun:
            Doğrusu sıhhatler olsun dur. Sıhhat, sağlık anlamına gelir.
            Örnekleri; Göz var nizam var – Göz var izan var
            Eşek hoşaftan ne anlar - Eşek hoş laftan ne anlar
            Kısa kes aydın havası olsun - Kısa kes aydın abası olsun vb.şeklinde sıralayabiliriz.


            Kısacası; öz kültürümüz olan atasözü ve deyimlerimize sahip çıkmalı doğru söylenişleriyle, kalıplarını bozmadan gelecek nesillere en doğru şekilde aktarmak için elimizden geleni yapmalıyız. 
Devamını Oku

Şerife Bacının Hikayesi

Kurtuluş savaşı tüm halkın birbirine kenetlendiği kadın, erkek genç, yaşlı demeden herkesin vatanı için savaştığı bir dönemdi. Birçok önemli insan hikâyesi vardı bu dönemde. Bunlardan biri de Şerife Bacı’ydı. Peki, Şerife Bacı’nın hikâyesi nasıldır?

ŞERİFE BACI'NIN HİKAYESİ

            Kurtuluş savaşında bütün genç erkekler savaşırken onlara cephane taşımak gerekmekteydi. Bu işi de yaşlı erkekler ve kadınlar yapmaktaydı. İşte bu kadınlardan biri de Şerife Bacı’ydı.

            Şerife Bacı Kastamonu Seydiler İlçesi Satılar Köyü’nde doğmuştu. Erken evlenmiş, eşini evlendikten iki ay sonra Çanakkale Savaşı’na göndermiş, altı ay sonra da şehit haberini almıştı. Daha sonra asker gazisi Topal Yusuf ile evlenmiş, Elif adını verdiği bir kızı olmuştu.

            1921 yılının son günlerine gelinmişti. Bir akşamüzeri köy meydanında tellalın sesi yankılandı. Tellal; her evden bir kağnının İnebolu'ya cephane taşımak için gideceğini duyurmuştu.
 Bu duyuru Şerife Bacı’yı çok etkilemişti. Vatan ondan hizmet bekliyordu.

            Şerife Bacı hemen hazırlıklara başladı. Kızını bırakacağı kimsesi olmadığı için onu da yanına almak zorundaydı.
 Sabaha karşı aniden kar bastırmıştı; ancak cephane yüklenmeye ara verilmeden devam ediyordu. Yükleme işlemi tamamlanan kağnı vakit kaybetmeden yola çıkıyordu. Bu görevi onlarca köy, binlerce köylü ve kağnı yaptığı için yol güvenliği konusunda bir sıkıntı yaşanmıyordu.

            Şerife Bacı’nın kağnısına da cephaneler yüklenmiş ve yol verilmişti. Hava o kadar soğuktu ve öyle keskin bir ayaz vardı ki herkes çok zorlanıyor ancak vatan için kimse durmuyordu.

            Kar iyice fazlalaşıp tipiye çevirince Şerife Bacı sırtındaki bebeği için top mermilerinin arasında yer açmış, yağıştan ve soğuktan korunması için de yorganı üstüne örtmüştü.

            Hava iyice soğumuş, hayvanlar yorulmuş ve Şerife Bacı’ nın elleri ve ayakları uyuşmaya başlamıştı. O yine de devam ediyordu. Kendi kendine devam etmeliyim diyordu.

            Kışlaya yaklaşmıştı ki Şerife Bacı’nın kağnısı durmuştu. İşte son nefesini orada vermişti Kurtuluş Savaşı’ nın cesur kadını.


            Hava aydınlanmak üzereyken Kastamonu’nun kapısı sayılan Kışla’ da kule nöbetçileri kara saplanmış kağnıyı görmüşlerdi. Hemen kağnının yanına çavuşlar gönderilmiş ve acı gerçek ortaya çıkmıştı.
Devamını Oku

Hasankeyf Gezi Yazısı

HASANKEYF GEZİSİ

Hasankeyf, Batman'a bağlı tarihsel değeri olan güzel ve küçük bir ilçe. Hasankeyf, sular altında kalacağı için, bu tarihi zenginliği ziyaret etmenin çok iyi bir fikir olduğunu düşündük ve gezimizi planladık. Batman şehir merkezine gittikten sonra, burayı biraz dolaşıp Hasankeyf yolunu tuttuk.

Hasankeyf, Batman il merkezine arabayla yaklaşık yarım saat mesafede. Batman'ın güneydoğusuna düşüyor. Henüz Batman'dan çıkıp birkaç km yol alır almaz, yolun sağı ve solunda sizi onlarca petrol kuyusu karşılıyor. Petrolü yerin metrelerce altından çeken koca koca tulumbalar adeta kocaman canavarları andırıyor. Yolu yarıladıktan sonra Dicle Nehri ile karşılaşıyorsunuz ve kalan yolun tamamını bu nehrin kenarından devam ederek tamamlıyorsunuz. Hasankeyf'e girmeden hemen önce yolun sağında hediyelik eşya satan tezgahlar büyük ilgi görüyor. Sonrasında da Dicle üzerine kurulmuş köprüden karşıya geçerek, yine hediyelik eşya satan bir sokağa girip bir şeyler satın alabiliyorsunuz.

Biz de bu sokağa girince hediye almaktan kendimizi alıkoyamadık. İlgimizi çeken birçok şey vardı. Bu sokağın bitiminde, kendinizi artık tarihin derinliklerine bırakabilirsiniz; zira her taraf tarihi kalıntı ve mağaralarla dolu. Ayrıca çok uzun bir vadi var. Tüm vadi boyunca mağara evler, mağaralar ve koca kayalar bulunuyor. Kuşların ötüşü şahane bir şekilde yankılanıyor. Vadiden 20 dakika kadar devam ettikten sonra, sağa saparak yukarılara çıkıp şehri kuşbakışı izleyebiliyorsunuz.

Doğrusu bu güzel ilçeyi gezip gördükten sonra, sular altında kalacak olması hepimizi çok üzdü. Bunca tarihi zenginliği su altında bırakan akıl nasıl bir akıldır anlayamadık. Umarım sizler de bu güzel yeri, baraj altında kalmadan görme şansına sahip olabilirsiniz.
Devamını Oku

Gerçek Hayat ve Teknoloji Kompozisyon

Gerçek Hayat ve Teknoloji konulu kompozisyon, Gerçek Hayat ve Teknoloji ile ilgili kompozisyon örneği.

HAYATIMIZIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREN GELİŞMELER
   İnsanlığın başladığı ilk dönemleri düşündüğümüzde, her şeyin şimdikinden çok daha farklı olduğunu anlayabiliriz; zira o dönemlerde teknoloji namına hiçbir şey yoktu. Örneğin insanlar yemeklerini pişirmek için bir fırına, ulaşımlarını sağlamak için bir arabaya, uzaktaki biriyle iletişime geçmek için bir telefona sahip değildi. Buna gerçek hayat demek doğru olacaktır.

   Öte yandan, günümüz koşullarını düşündüğümüzde her şeyin eskisinden çok farklı olduğunu görüyoruz. Eski insanlar bir kere birbirinden uzak düştü mü uzun süre görüşemeyebiliyordu. Oysa şimdi öyle mi? Dünyanın öbür ucundaki bir yakınımızla dahi saniyeler içinde iletişime geçip konuşabiliyor; hatta birbirimizi görebiliyoruz. Teknoloji olmasaydı, yani sadece gerçek hayatı yaşıyor olsaydık, hayatımız çok daha zor olacaktı. Elbette teknolojinin de kendisi ile beraber getirdiği olumsuzluklar bulunuyor. Örneğin sokakta gezen, parklarda veya yol kenarındaki bir bankta oturan insanlara şöyle bir dikkatle bakın. Büyük bir kısmının telefonuna, tabletine abandığını; kimisinin internette gezindiğini, kimisinin kulağında kulaklığı müzik dinlediğini, kimisinin selfie çektiğini gözlemleyebilirsiniz.

   İnsanlar, teknolojinin gelişmesi ile asosyalleşmeye başladı maalesef. Herkes kendi internet dünyasında takılmaya başladı. Artık iki insan bir araya gelse bile, muhabbet etmeyi bırakıyor, kendi telefonu ile haşir neşir olmaya başlıyorlar. Her şeye rağmen, teknolojinin bize getirdiği güzellikleri inkar etmek, onu kötü saymak doğru olmayacaktır elbette.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *