Güzel Ahlak Konulu Deneme Yazısı

AHLAK VE KARAKTER

   İnsanların tamamı yaratılışları gereği birbirinden çok farklıdır. Gerek dış görünümleri ile gerek ise karakterleri ile tüm insanları birbirinden ayıran kesin, net çizgiler mevcuttur. Fakat insanları hakiki manada ayıran şey karakterleridir. Yani insanı ayrıcalıklı kılan, insanın değerlendirilmesinde ölçü olarak alınabilecek şey kişinin huylarını, hal ve hareketlerini ve davranışlarını tamamen kapsayan karakteridir. Karakter olarak insanları çok fazla gruplandıramayız genel anlamda bir iyi bir de kötü karaktere sahip olan insanlar vardır. İyi karaktere sahip olmanın bir ölçüsü ise ahlakın güzel olmasıdır.

      Ahlak diye adlandırdığımız olgu aslında tam olarak çizgilere sahip değildir çünkü ahlak diye adlandırdığımız şey aslında iyi olarak nitelendirilen davranış bütünüdür diyebilir. İyi davranışlar ise kişiden kişiye değişebilir. Fakat ahlak duygusu için şunu söyleyebiliriz kimi davranışlar vardır ve doğruluğu herkes tarafından kabul görmüştür.  Örneğin dürüst yahut cömert olmak herkes tarafından iyi olan davranışlar listesinde yer alabilir. Ahlak da aslında biraz bunun ile alakalıdır yani iyi davranışlardan da ötürü doğru davranışa sahip olmak. Ahlak kelimesini toplumun davranışları ve tepkisi üzerinden de yola çıkarak tanımlamak mümkündür. Örneğin toplum tarafından ahlaklı olarak görülen kişileri incelediğimizde genel olarak ahlaklı sayılan kişiler başta dürüsttürler, insanlara karşı davranışlarında kibardırlar, insanların kalbini kırmamaya özen gösteren vefa ve tevazu sahibi saygılı insanlardırlar. Genel itibarı ile bu ve bunun gibi davranışlara sahip olan insanlara ahlaklı insan denir. Ahlak bizim toplumumuzda terbiye kelimesi ile de içli dışlı hale gelmiş bir sözcüktür diyebiliriz. Toplumun çoğunluğunun benimsediği dine aykırı davranışlar sergileyen kişiler de toplum tarafından ahlaksız olarak nitelendirilmektedir. Yani ahlak bir yanı ile de dine tutunmuş bir kelimedir.


      Kişi her ne kadar tanımlamaya kalksa da ahlak kişilerin tanımlarına  yada görüşlerine göre değişebilmektedir. 
Devamını Oku

Acımak ve Merhamet Etmek Deneme

İNSAN DOĞASI VE ACIMAK

  Bazı duygular insanoğlunun yaratılışı kadar eskidir. Aslında insanı tam olarak insan yapan güzel yahut çirkin olarak nitelendirilen, bedeni değil, ruhudur.  İnsani olarak nitelendirdiğimiz her duygu ruhumuzda mevcuttur. Bazıları belki bazı insanlarda daha ağır basar bazıları ise bazı insanlarda daha hafiftir.  Fakat kimi duygular muhakkak mevcuttur.  Acıma duygusu da şüphesiz bunlardan biridir.


    Acımak duygusunu ikiye ayırabiliriz ; öyle ki bazı insanlar merhametinden ötürü insanlara acırlar. Yani mesela bir annenin acıma duygusunu ele alacak olursak anne çocuğuna merhametinden ya da sevgisinden dolayı acır.  Çocuğunun başarısızlığı, kötüye gittiğini düşündüğü bir hal veya hareketi annesi düşündürebilir ve çocuğuna sevgisinden, şefkatinden acıyor olabilir. Fakat bazı acıma duygularının temeli karşılaştırmaya dayanır. Örneğin maddi durum olarak iyi bir statüde olan kişinin daha aşağıda olan bir kişiye acıması aslında onun hayat standartlarını düşük görmesindendir. Bu olay aslında çok tabiidir. Yani hemen hemen her insanda bu mevcuttur diyebiliriz. Acıma duygusunu bu boyutta da ikiye ayırabiliriz ; bir kibirlenerek karşısındakini aşağı görerek acımak bir de gerçekten haline üzüldüğün biri için merhamet besleyerek acımak. Bu insandan insana değişmektedir ama her insanın doğasında yadsınamaz bir özelliktir diyebiliriz. Küçük yaştaki çocuklar bile aslında içlerinde acıma duygusunu barındırırlar fakat yetişkin bir insana göre çok çok azdır hatta bazı çocuklarda hiç bulunmaya bilir de. Yetişkin insanların bu konuda çok daha hassas olmasının sebebi olgunlaşmalarıdır.  Ancak karakter bakımından olgunluğa ulaşmış bir birey acıma duygusundan bilinçli bir şekilde haberdardır.


   Atalarımız merhametten maraz doğacağını söylemişler, yani bir insana her ne kadar merhamet ile acısak bile sınırını bilmeliyiz çünkü o kişiyi o hale sokan bir yaratıcı mevcuttur ve sebepleri, bedelleri de ancak o bileceğinden beşer halimiz ile çok fazla irdelememeliyiz.
Devamını Oku

Vakıflar Haftası ile İlgili Yazı

VAKIFLAR HAFTASI

     Bir ülkenin muhakkak ihtiyaç duyduğu şeylerden biri vakıflardır. Var olan hizmetin sürdürülebilmesi için vatandaşların kendi gönül rızası ile bağış yaptıkları para ve mülklerin tamamına vakıf ismi verilir. Bağışlanan şeylerin tamamı çok  değerlidir çünkü gönül işidir, bağışların geleceğe taşınmaları iyi korunmaları ile alakalıdır. Vakıfların tarihi çok eski zamanlara dayanmaktadır, dinimize göre de yardımlaşmak ve ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmak çok mühim meseledir. Vakıfların yaygınlaşma zamanı aslında Osmanlı zamanıdır, Cumhuriyet'in ilanından sonra da etkinliğini bilfiil sürdürmüştür. Kanunlar aracılığı ile de müdürlüğe bağlanması  1935 yılına dayanmaktadır. 5 Haziran 1935 tarihinde çıkan bir kanun aracılığı ile ' Vakıflar Genel Müdürlüğü' kurulmuştur ve ülkedeki tüm vakıfların yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün eline verilmiştir.

    Vakıfların hizmet yelpazesi oldukça geniştir. Eğitim- öğretim, belediye, sağlık işlerine ve ihtiyaç sahiplerine hizmet etmek vakıfların görevleri arasındadır. Dinimizde ' bir elin verdiğini diğeri görmemeli ' anlayışı da mevcuttur bu düşünce ile de  vakıflar tarafından yardım alınan kişilerin isimleri, kurumlar tarafından asla açıklanmaz. Ülkede bulunan ekonomik, sosyal,, kültürel ve yurt savunmasında vakıfların yardımları oldukça büyüktür. Bunun ehemmiyeti çok büyük olduğundan hizmetin sürekliliğini sağlamak hepimizin görevidir. Bu nedenle vakıflara yardımda bulunarak gelirlerine katkıda bulunmak ve çalışmalarını desteklemeyi de kendimize görev bilmeliyiz. Vakıfların hayatımızdaki bazı alanlardaki hizmetlerinden şöyle bahsedebiliriz ; dini hizmetler, sağlık hizmetleri, eğitim ve öğretim hizmetleri, aşevi hizmetleri, sosyal hizmetler, sanat ve kültür hizmetleri,para yardımları,ulaştırma hizmetleri gibi.

    Ülke olarak vakıflara ihtiyacımız büyüktür bu sebep ile vakıflar haftasını kutlamamız ve önemini bilmemiz mühimdir. Mayıs ayının 2. haftası kutlanan Vakıflar Haftası, uzun yıllardan beri kutlanmaktadır. Bilincinin farkına varılması ve insanlara da anlatılması oldukça önemlidir.
Devamını Oku

Betimleyici Anlatım Metinleri Kısa Örnekler

Hemen hemen her sınavda karşınıza çıkan konulardan bir tanesi de betimleyici anlatımdır. Betimleyici anlatıma ''tasvir edici anlatım'' da denmektedir. Sizler için hazırladığımız betimleyici anlatım metinlerini incelediğinizde, bu konu ile ilgili herhangi bir sıkıntınızın kalmayacağını umuyoruz.


Betimleyici Anlatım Nedir?

Betimleyici anlatım; herhangi bir yerin, bir insanın fiziki özelliklerinin veya ruhsal özelliklerinin okuyucunun gözünde canlandıracak şekilde anlatıldığı yazılarda kullanılan bir anlatım biçimidir. Betimlemenin diğer adı ''tasvir''dir.



                          BETİMLEYİCİ ANLATIM METİNLERİ



1- Bir Yerin Betimlemesi


                                              BİR OKULUN BETİMLEMESİ

Mehmet Akif Ersoy Lisesi, iki kilometrekarelik bir alanda dört kat üzerine inşa edilmiştir. Okul bahçesinin güney ve kuzey bölümlerine bahçe giriş kapıları yapılmıştır. Bahçede okul binasının yanı sıra kapalı spor salonu ve çok amaçlı salon bulunmaktadır.

Okul duvarları mavi ve beyaz renklerle boyanmıştır. Koridorlar son derece geniş ve uzundur. Koridora değil de içeriye açılan sınıf kapıları daha kullanışlı hale getirilmiştir. Sınıf pencereleri üstten açılmalı kelebek pencerelerdir. Okulun bütün iç duvarları mat beyaza boyalıdır. Koridorlarda Türk tarihindeki önemli şahsiyetlerin resimleri ve hayatları ile ilgili bilgiler içeren tablolar asılıdır.

Binanın birinci katında öğretmenler odası, müdür yardımcısı odası, fotokopi odası ve kütüphane bulunmaktadır. Geniş olan kütüphanede her türlü kitabı bulmak mümkündür.
...

                                                                        -SON-




2- Bir İnsanın Fiziki Özelliklerinin Betimlemesi




                                                  BABANIN BETİMLEMESİ

Babam uzun boylu ve kilolu bir insandı. Ancak kiloları onu şişman değil heybetli gösterirdi; zira kiloları sadece göbeğe değil tüm vücuduna dağılmış durumdaydı. Saçları siyah ve hafif dalgalıydı. Şakakları az da olsa kırlaşmaya başlamış ve bu kırlaşma ona farklı bir karizma katmıştı.

Bakışları dimdik ve sertti; ancak gülümsediğinde o sert bakışlardan eser kalmaz, yanağındaki gamze de hafif belirirdi. Kaşları da gözleri ile uyumluydu. Siyah ve kalın kaşları, hafif sivri düzgün bir burnu vardı. Omuzları genişçe, kolları uzuncaydı. Yürürken kolları ileri geri savrulurdu.

Kış aylarında siyah uzun pardesüsü ve beyaz atkısı üzerinden eksik olmazdı. Eski kabadayılardan sayılırdı; ama öyle garibanı ezenlerden değildi. Sadece hakkını kimseye yedirmez, garibin de hakkını savunurdu o kadar.

                                                                        -SON-





3- Bir İnsanın Ruhsal Özelliklerinin Betimlemesi



                                                         ANNENİN BETİMLEMESİ

Annem, dünyanın belki de en şefkatli insanıydı. Ne bir insana ne hayvana ne de ağaca yapılan eziyete dayanırdı. Bir kedi için hüngür hüngür ağladığı olurdu. Kolay kolay sinirlenmez, sinirlendiğinde de siniri çabuk geçerdi. İçindeki neşe gözlerine de yansırdı; gözleri daima gülümserdi.

İnsanlara karşı son derece anlayışlı, hoş görülüydü. Bir insanın ayıbını yüzüne vurduğunu hatırlamam; ancak güzelce ve o insanı incitmeden yanlışını da söylerdi. İnsanlara yardım etmeyi kendine düstur edinmişti. Mutluluğunun bu şekilde arttığını düşünürdü.

                                                                        -SON-
Devamını Oku

Otobiyografi Örnekleri ve Özellikleri

Değerli okurlar, sizler için hazırladığımız otobiyografi örneklerini inceleyerek siz de otobiyografinizi kaleme alabilirsiniz. Örneklere geçmeden önce otobiyografinin ne olduğuna, hangi özelliklere sahip olduğuna değinmek yararlı olacaktır.

Otobiyografi Nedir?

Otobiyografi, kişinin kendi hayatını anlattığı yazılardır. Öz yaşam öyküsü veya öz geçmiş de denmektedir.


Otobiyografi Özellikleri Nelerdir?

- Otobiyografilerde hayatın tamamı değil önemli bölümleri anlatılır.
- Kişi, kendinin yanı sıra, aile bireylerinden de bahseder.
- Otobiyografi yazıları öznel metinler sayılsa da kişi sadece gerçekleri anlatmalıdır.
- Sade ve anlaşılır bir dille yazılmalıdır.



                                            OTOBİYOGRAFİ ÖRNEKLERİ




                                                          Otobiyografi Örneği 1


   Adım Eray ÖZKAN. 25 Nisan 2003 yılında, öğretmen bir anne ve babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Babamın adı Ahmet, annemin adı Derya. Her ikisi de halen sınıf öğretmeni olarak çalışmakta.

   İlkokul ve ortaokul eğitimimi Malatya Abdulkadir Eriş İlköğretim okulunda tamamladım. Daha sonra girdiğim lise sınavlarında başarılı olarak Malatya Fen Lisesine yerleştim. Şu an Malatya Fen Lisesi 9. sınıftayım. Derslerim gayet iyi. En sevdiğim ders Matematik. Sayısal derslerin yanı sıra edebiyatla yakından ilgileniyor, şiirler yazıyorum.

   En büyük hedefim Fen Lisesini birincilikle bitirerek üniversite sınavlarında iyi bir puan almak ve Hukuk Fakültesini kazanmak. Hayalimdeki meslek hakimlik. Bu hedef doğrultusunda verdiğim emekler sayesinde hakim olacağıma yürekten inanıyorum.


                                                                       -SON-




                                                      Otobiyografi Örneği 2

   İsmim Berkay. 1983 yılının güzel bir ilkbahar sabahında doğmuşum. Ben doğduğumda ailem yoksulluk içinde olduğu için, beni istedikleri gibi yetiştirememişler. Babam ben doğmadan birkaç ay önce askere gitmiş. dolayısıyla babalık vazifesi de anneme kalmış. Bağ bahçe işlerinin en yoğun olduğu dönemde doğduğum için annem beni de her defasında tarlaya götürür, kurduğu hamakta yatırırmış. Fırsat buldukça gelir emzirir, sonra işine dönermiş.


   Babam askerden döndükten sonra da ırgatlık işleri devam etmiş. Çoğu defa başka şehirlere pamuk toplamaya gider, çadırlarda yaşarmışız. 6 yaşına geldiğimde, babam memlekette kalıcı bir işe girdi. Böylece hem ırgatlık bitti hem de annemin bana ayıracağı zaman çoğaldı. 7 yaşındayken köyümdeki ilkokula başladım. Çok başarılı bir öğrenciydim. O vakitler, Anadolu Lisesi sınavlarına ilkokul 5. sınıftayken giriliyordu. Girdiğim bu sınavda başarılı olup Kahta Anadolu Lisesini kazandım. Burada gördüğüm hazırlık eğitiminde İngilizceyi öğrendim. Nihayet lise eğitimim de sona erdi ve zaten hayalim olan Türkçe Öğretmenliği bölümünü kazandım.

   Malatya İnönü Üniversitesinde üniversite eğitimimi de başarı ile tamamlayıp KPSS'den de başarılı olduktan sonra Elazığ'ın Sivrice ilçesine atandım. Görevime halen burada devam ediyorum ve mesleğimi çok seviyorum.

                                                                       -SON-


NOT: Arkadaşlar dikkat ederseniz 1. otobiyografi örneğinde, kişi hayatını biraz daha özetle sunmuş, biraz daha resmi olmuş. 2. otobiyografi örneğinde ise ayrıntıya biraz daha girilmiş, duygular metne katılmış. Dilerseniz daha ayrıntılı ve uzun bir otobiyografi de yazabilirsiniz. Ancak resmi durumlarda kısa otobiyografi örnekleri tercih edilmelidir.
Devamını Oku

Çocuklar İçin Eğitici Bir Masal

KÜÇÜK KIZ VE KÖTÜ CADI

Bir varmış bir yokmuş. Bir zamanlar şirin bir köyde küçük bir kız yaşarmış. Küçük kız doğayı çok sever, çoğu zaman kırlara bayırlara çıkıp çiçek toplarmış. Yine bir gün kırlarda çiçek toplarken yaşlı bir kadınla karşılaşmış. Yaşlı kadın küçük kıza, dağın zirvesinde çok daha güzel çiçeklerin olduğunu söylemiş. Kendisi ile beraber giderse, o güzel çiçeklerden beraber toplayabileceklerini de eklemiş.

Küçük kız bir an duraksamış, hemen aşağıdaki dere kenarında koyunları otlatan babasından izin alması gerekiyormuş. Bunu yaşlı kadına da söylemiş. Yaşlı kadın, ''Ne olacak canım, iki dakikada gider geliriz, izin alıp da ne yapacaksın?'' demiş. Küçük kız, yaşlı kadını dinlememiş; çünkü çok akıllı biriymiş. Koşarak babasından izin almaya gitmiş. Babası ''Nerede bakalım o yaşlı kadın?'' diye sormuş. Küçük kız, kadının bulunduğu yeri işaret etmiş; ama yaşlı kadın yerinde yokmuş. Babası durumu anlamış; ama kızına hiçbir şey söylememiş.

O yaşlı kadın aslında kötü bir büyücüymüş. Küçük çocukları kaçırıp hizmetçi gibi kullanıyor ve onlara türlü eziyetler ediyormuş. Babası küçük kızı tebrik etmiş. ''Aferin kızım, sakın ailenden izin almadan hiçbir yere gitme; yoksa başına çok kötü şeyler gelebilir.'' demiş. Küçük kız, yaptığı davranışın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlamış ve ailesinden habersiz uzaklara hiç gitmemiş. Masalımız da burada sona ermiş.
Devamını Oku

Makale Örnekleri (Bilimsel - Akademik / Kısa ve Uzun)

Siz değerli okuyucularımız için her türlü makale türüne örnekler hazırladık. Bilindiği gibi birçok makale çeşidi var. Bunlar bilimsel makale, mesleki makale, edebi makale, akademik makale gibi makale türleridir. Sayfamızda hem kısa makale örnekleri hem de uzun makale örnekleri verilmiştir.

Makale Nedir?

Bir konu hakkında bilgi vermek, iddia edilen bir tezi kanıtlamak ve bu doğrultuda okuyucuya ilgili düşünceyi kabul ettirmek için yazılmış nesnel yazılara makale denilmektedir.


1- Bilimsel Makale Örneği


        TELEVİZYON İZLEMENİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

   Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel deney ve araştırmalar, uzun süre televizyon izlemenin çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Geçtiğimiz haziran ayında Kaliforniya Üniversitesi, ''Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri'' konulu araştırmasını tamamladığını duyurdu. Araştırmanın vardığı sonuç, kimseyi şaşırtmadı; zira uzun süre televizyon izlemenin çocuklar için zararlı olduğu bir kez daha kanıtlandı.

   Kaliforniya Üniversitesi Çocuk Anabilim Dalı Başkanı Herley Chasikov, günde en az 3 saat televizyon izleyen çocuklarda, beyin hücrelerinin hızla öldüğünü ifade etmiş ve çocukların uzun süreli televizyon izlemelerinden uzak tutulması gerektiğini açıkladı. Yine yapılan deneyler neticesinde, uzun süre televizyon izleyen çocukların dikkat eksikliği yaşadıkları, bir duruma odaklanamadıkları açıklandı.

   Televizyon izlemenin olumlu etkilerinin de olduğunu ifade eden Chasikov, aşırılık olunca bu olumlu etkilerinin, olumsuz etkiler yanında sönük kaldığını belirtti. Durum böyle olunca çocukların televizyondan uzak tutulması gerekmektedir. Ebeveynler, çocukları ile daha fazla vakit geçirmeli ve televizyona alternatif olacak başka sosyal uğraşlar bulmalıdır. Aksi takdirde, gelecekte asosyal, sahip olduğu zekayı kullanamayan, uyuşuk ve tembel bireyler yetiştirilmiş olacaktır.

                                                                       -SON-


2- Akademik Makale Örneği


                                   TÜRÇEDEKİ YABANCI SÖZCÜKLER

   Yaşadığımız teknoloji ve bilgi çağında her türlü bilgi, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde yayılıyor. Özellikle internet gibi etkileşim ağlarında uluslararası her türlü kaynağa ulaşmak mümkün. durum böyle olunca her dil, başka dillerden etkinmekte, başka dillere ait olan sözcükleri kendi bünyesine toplanmaktadır.

   Nihayetinde Türkçe de bundan nasibini almıştır. Bilgisayar donanımlarının neredeyse tamamının adları İngilizce şekliyle dilimize girmiştir. Bu sadece bilgisayar donanımları ile de sınırlı değil elbette, gelişen ve değişen teknolojiye ait birçok kavram dilimize yabancı haliyle geçmiştir. Sohbet yerine ''chat'', özel mesaj yerine ''pm'' (private message), fare yerine ''mause'' ve dahası; check-up, star, shoe, download, fast-food, selfie gibi yüzlerce yabancı sözcük kullanılmaktadır.

   Dili korumak gerekir, dil bir kere bozuldu mu onu iyileştirmek, eski haline getirmek neredeyse imkansızdır. Örneğin dünyada bir akım haline gelen ve belki de en çok kullanılan sözcüklerden bir tanesi ''selfie'' dilimize bu şekilde girdi. Bir süre sonra bu sözcük yerine ''özçekim'' sözcüğü getirildiyse de artık bunu kimse kullanmadı; zira halk alışık olduğundan kolay kolay vazgeçmez.

   Türk Dil Kurumunun 1998 yılına ait bir çalışması var. Yapılan araştırmaya göre, hazırlanmış TDK Sözlükte toplam 98 bin civarı kelime var ve bu kelimelerin sadece 46 bin kadar sözcüğü Türkçe. Bu aslında korkunç bir sayı; bu durumu düzeltmek ise neredeyse imkansız.

   1920’li yıllarda çeşitli yayın ve basın organlarında kullanılan yabancı sözcük oranı %70 civarındaydı. Bu yabancı sözcüklerin çoğu ya Arapça ya da Farsça kökenliydi.  Mustafa Kemal’in rehberliğinde başlatılan 1928 Yazı Devrimi ve 1932 Dil Devrimi, ülkemizin dili için çok önemli gelişmelerdi.  

   Dilimizde halen yirmi bine yakın yabancı sözcük bulunmaktadır ve dilin artık temizlenmesi gerekmektedir. Bu da ancak; atatürk devrinde yapıldığı gibi devrim sayılacak değişikliklerle yapılabilir.

                                                                      -SON-


3- Edebi Makale Örneği



                                                  İNANMAK BAŞARMAKTIR

    Başarının olmazsa olmazı sağlam bir inançtır. İnanmadan yapılan her iş, kökleri kesilmiş bir ağacı andırır. Köklerinden mahrum kalmış görünürdeki ağaç bir müddet sonra nasıl kurumayla yüz yüze kalıyorsa, inanmadan yapılan her işte bir müddet sonra başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla yapılan işlerin başarıya götüren temeli, olmazsa olmaz birinci adımı inanmaktır.

    Başarıda bir diğer unsur ise, yapılan işte devamlılık esasıdır. Azda olsa devamlılık, çok olduğu halde kesintiye uğrayan işten daha etkili ve verimlidir. Unutulmaması gereken şey, mermeri delen azda olsa devamlı olarak akan su damlasıdır.

    Peygamber Efendimiz (s.a.s); azda olsa devamlı olarak yapılan ibadeti, taati övmesi ve insanları buna teşvik etmesi bunun en güzel delilidir.

    Bir başka önemli unsur olarak ta, yapılacak işin ilmi boyutunu bilmektir. İlmi boyutu bilinmeden yapılan her işin sonu başarısızlıklara gebedir. Mesela kasaplık ilmini bilmeden bıçağı eline almak, araba kullanma yöntemini bilmeden direksiyon başına geçmek, hızar kullanmayı öğrenmeden onunla ağaç kesmeye çalışmak nasıl bir sonuca götürür, az buçuk tahmin edilebilir.

   Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı üzere, başarının anahtarlarından birisi de, ilmi boyutunu, yöntemini en ince ayrıntılarına varıncaya dek ihmal etmeksizin öğrenmektir.

   Başarı elde etmede bir diğer hususta, adım adım ilerlemedir. Birinci, ikinci, üçüncü basamakları aşmadan direk olarak yedinci, sekizinci, dokuzuncu basamaklara ulaşmaya çalışmak, aceleci davranmak hedefe ulaştırmayacağı gibi, elde edilenleri de kaybetmeyle bizleri yüz yüze getirebilir. Bir çiçek direk olarak olgun meyveye durmadığı gibi, başarıya da direk olarak varılamaz. Her şeyin belli bir süreç seyri olduğu gibi, başarının da gelmesi belli bir süreci takip etmesiyle olur.

   Her yolun iniş, çıkış, düz tarafları olduğu gibi, başarıya giden yollarda da birçok kolaylık ve zorluklar insanı karşılayabilir. Önemli olan kolaylık anlarındaki duruşumuzu, azmimizi, heyecanımızı, zorluk anlarında da sergileyebilmektir. Yılmamak, duraksamamak temel prensiplerimiz arasında olmalıdır. Muhakkak ki başarı ve mutluluk ancak yılmayanlara arkadaştır…

                                                                      -SON-


4- Mesleki Makale Örnekleri


                                                              AKILCILIK AKIMI

   Aklını kullanmak, düşüncesini devreye sokmak,kendi iradesini kullanmak anlamlarında kullanılır. İnsanlar genellikle akılcılık denilince saf aklını devreye sokmayı anlamışlarsa da çoğu kez farklı farklı anlamlarda da kullanılmıştır.

   Örneğin; kimisi aklı tek yol gösterici olarak alırken kimisi de akılla beraber kullanılması gereken duyguları ve idealleri ön plana alır. Platon akılla beraber duygularımızın da önemine değinir. Ama Aristo ise aklı tek kaynak olarak ele alır. İslam düşüncesinde ise akıl denilince aklımıza ibn-i Rüşt gelir. İslam’da akıl insanın yeryüzünü inşa etmek ve kendisini Yaratan ilahı bulmak için en önemli yol göstericidir. Kur’an bir çok konuda insanları düşünmeye sevk eder. Mesela “Akletmez misiniz?” “İbret almaz mısınız?” der. 

  Akıl insanın yeryüzündeki pusulası adeta kullanım kılavuzudur.  Bir elektronik makineyi nasıl kullanma kılavuzu olmadan kullanamıyoruz, yeryüzündeki olayları, insanın varoluşu, dünyadaki ilişkileri de akıl olmadan anlamak imkânsızdır. Burada bana göre dikkat edilmesi gereken nokta; insanın sadece aklını tek yol gösterici olarak alması onu ilahlaştırması, adeta ben en doğruyu biliyorum demesidir. İşte o zaman akıl kendi kuyusunu kendisi kazar ve asıl görevini yani doğru ile yanlışı ayırt etme görevinin dışında kullanır. 

   Bazen halkımızın da dilinde de akılla ilgili deyimler kullanılır. Mesela akl-ı evvel, aklı bir karış havada gibi…Şimdi aklımızı kullanmak ile aklımızı ilahlaştırmak arasındaki ayrımı daha net anlamamız lazım.  Aklını kullanmak yeryüzünde olan her şeyin sahibini tanıyarak ondan en güzel şekilde istifade yani faydalanmaktır. Aklını ilahlaştırmak ise kendi yaratılışını unutarak  her şeyi kendisinin aklıyla olduğunu iddia etmektir.

   Şimdi işte burada bizler akla gereken değeri verip sonuna kadar kullanmalıyız ama onu var edeni unutmamak kaydıyla. Saygılarımla... (Haydar ŞAHİN)

                                                                      -SON-


                                                  Diğer Makale Örnekleri



                                                 KÖTÜLÜKLERİN ANASI

     İnsan, aklıyla yeryüzünde hareket eder. Ve insanı değerli kılan en önemli varlığı aklıdır. Şimdi aklımız olmasaydı mesela ne kadar karmaşıklaşırdı her şey.

     İşte alkol her şeyden önce aklımızı başımızdan alır ve en değerli varlığımızı kıymetsiz hale getirir. Oysa insan yeryüzünde varlıkların en şereflisi ilan edilmiştir Allah tarafından. Alkol alan bir insanın her şeyden önce kendisine faydası olmadığı gibi kendisine saygısı da yoktur. Evindeki huzursuzluğu, ailesine karşı vurdumduymazlığı, toplumuna karşı isyanı, evladına karşı merhametsizliği ve en önemlisi kendisini yaratan Allaha karşı isyanı ,verdiği can emanetini boş yere bir anlık zevk için harcayışını sayabiliriz. Boşuna bütün kötülüklerin anası olarak tanımlanmamıştır. 

Ne yazık ki özellikle televizyonlarda bunu meşru bir şeymiş gibi insanlara seyrettirilmektedir. Oysa bilinçli bir televizyon izleyicisi bunların farkına varır. Ve kendi ahlakını bozacak bu davranışlara özenmez. Ama çocukların kendini koruması için de biz büyüklerin izlenen programları iyi tanımalı, hangisinde ne var iyi tahmin edip gereken yerlerde anlayışla müdahalelerde bulunmalıyız. Alkol insan hayatına getirdiği sayısız zararları olduğu gibi toplumsal birçok zararları da vardır. İnsanların sarhoş olup sokak aralarında naralar atması diğer insanları rahatsız eder. Sarhoş haldeyken işlenen günahlar ise sayılamayacak kadar çoktur. Sarhoş bir insana güvenilmez çünkü içki ile başlanan bir günah diğer günahları da beraberinde getirir. İnsanların bu ortamlarda bulunmaması eğer çevresinde böyle tanıdıkları varsa onları yaptıkları yanlış konusunda uyarmalı ve tövbe etmelerini sağlamalıyız. İçki içen bir insan Allah’a karşı olduğu ve şeytanı dost edindiği için hem bu dünyada rezil olduğu gibi öbür dünyada da rezillerden olur.

    Bunlar ve daha birçok sebepten dolayıdır ki; alkolün bir keresi yoktur. Şeytanın ağına bir düştün mü daha kurtulamazsın. (Haydar ŞAHİN)

                                                                      -SON-



                                                           BATI HAYRANLIĞI 

      Özellikle son yüzyılda toplumda meydana gelen krizlerin kurtarıcısı olarak batılılaşmayı, batı hayranlığını baş sıraya koyabiliriz. Sosyolojik olayların tahlilinde güçsüz toplumların, kendilerinden daha güçlü ve ileri olan toplumları her yönüyle taklit ettikleri görülmüştür. Tarih dikkatli bir şekilde incelendiğinde, bunun hep böyle devam ettiği ve devam edeceği gözden kaçmayan bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

       Bugün toplum olarak giyim kuşamı, yemesi içmesi, ev düzeni, eğitim tarzı, mimarisi, vb. batıdan ayırt edilemeyen bir toplum ile karşı karşıyayız. Kendi kültüründen bihaber, gelenek ve yaşam tarzından uzak, tarihinden hiçbir iz taşımayan, inançlarını hor gören bu toplum, yeniden dirileceği, ayağa kalkacağı asli unsurlarını yitirmiştir. Yalnızca gününü gün etmeye bakan, iş yeri, mutfak ve lavabo üçgeninde bir hortum görevi gören bu kalabalık yığın, batı hayranlığının kurbanı olmuştur. Aşığına bakarken gözleri kamaşmış, gerçekleri göremeyecek kadar körleşmiştir. Özne olmaktan uzaklaşarak nesneleşmiş, aşağı bir konuma düşmüştür. Etken değil edilgen, etkileyen değil etkilenen olmuştur. Sorgulamayan, düşünmeyen, analiz edemeyen, hedef ve amaçlardan yoksun bir kalabalık…

      Toplumun yeniden ihya ve inşası; tüm yönleriyle batıyı taklit etmekten uzaklaşıp, kendi tarihsel miraslarına sahip çıkmasıyla ancak gerçekleşebilir. Kendi inanç, kültür, gelenek ve yaşam tarzını batının fen ve teknolojisiyle birleştirebilen bir toplum artık nesne olmaktan çıkıp özne, edilgen olmaktan etken olmaya doğru yol alabilir. (Ramazan ASLAN)

                                                                      -SON-



                              İKİ KOLLU TERAZİDEN MEDET UMMAK (ADALET)

    Çoğumuz hayatta pek çok şeyin eşit dağıtılmadığını insanların eşit olmadığını, aldatıldığımızı yani adaletin eksik olduğunu düşünürüz. Çünkü adalet denilince bizim aklımıza sadece eşitlik gelir bir de iki kollu terazi. Oysa çok kollu olmalıdır adalet, çok fazla kollu. Bizler basite indirgedikçe iki kollu terazi kadar basite iner adalet. Evet o kadar mümkündür eğer medet umarsak sadece iki kolu olan bir teraziden.

     Adaleti belki hiç bulamamızın sebebi yahut sürekli ondan şikayet etmemizin nedeni b onu mahkemelerde terk ettiğimizdendir. Belki ona hayatımızda yer verebilseydik yani onu içimize alabilseydik bu kadar uzaklaşmazdı bizden. Kişi adaletten bahsedebilmek için önce kendinden emin olmalıdır. İnsan belki herkesi her şeyi eşit sevemez, her şeye gönlü ısınamaz belki fakat her şeye karşı adaletini korumalıdır en basitinden insan bahçesindeki iki çiçek örneğine bile eşit davranmalıdır. Birine çok verdiği mahsulü onu adaletsiz yapacaktır. Eksik kalan önce çürüyecek sonra ise çevresine zarar verecektir.  Yani eksiklik en baştadır. 

   Her şeyi düzeltmeye kendimizden başlamalıyız diyoruz hep, adaleti düzeltmeye de kendimizden başlamalıyız. Nerede kimi kayırıyoruz nerede kimi çiğniyoruz.. Belki bir liste çıkarsak en suçlu kendimiz çıkacağız belki en adaletsiz. Fakat dünya  mükafatlandırılmak için geldiğimiz bir yer olmadığından kendimiz ve çevremiz de tastamam olsa adaletin dosdoğru olacağını söyleyemeyiz. Çünkü bir kez her insan aynı iradeye sahip olmadığından yine ve yine patlat verecektir bir yerden hayat. Yapmamız gereken kendimizi doğru kılıp yaratıcının iki kollu değil de çok fonksiyonlu terazisine bırakmalıyız kimi şeyleri.

   Adalet ne kadar şikesiz yapılmaya çalışsa da dünyanın kuralı gereği bu durumdan memnun olmayacak insanlar çıkacaktır. Sorumlu olduğumuz kadarını yerine getirmek ve gerisini yaratıcıya bırakmak en akıllıca olanı olacaktır.

                                                                      -SON-



                                                             DİNİ BAYRAMLAR

   Her dini ve düşünce akımlarının kutsal kabul ettikleri bayramları vardır. İslam müntesiplerinin de iki tane kutsal gördüğü bayramı ( Ramazan ve Kurban) bulunmaktadır. Bu bayramlar; kulluk ve itaatin doruğa ulaştığı, birlik ve beraberlik duygularının tazelendiği, tefekkür ve tezekkürün farklı boyutlara ulaştığı yenilenme ve arınma anlarıdır.

    Yıl boyunca yıpranan bedenler, kirlenen ruhlar, sığlaşan düşünceler bu zaman dilimleriyle onarılıp, temizlenerek yeniden hayat bulurlar. İncelen kardeşlik bağları bu zamanlarda yeniden güçlendirilir, gündemler Allah (c.c) ile tekrar ihya ve inşa edilir. Yardım eli bekleyen mazlum, mustazaf, biçare susuz yüreklere bir can suyu yetiştirilir. Kardeşler arasındaki kırgınlıklar, dargınlıklar, küslükler bu zamanların bereketiyle yerini barış, huzur, sükûnet ve güven ortamına bırakır. Aile bireyleri arasındaki mesafeler olabildiğince kısalır. Uzun bir aradan sonra görüşemeyen dost ve ahbaplar, bu bayramların rahmetiyle yeniden buluşup, görüşerek, sevgi ve ülfet bağları korunup kuvvetlendirilir.

   Çocuklar bu bayramlarla daha da bir neşe, sevinç ve mutluluk içerisinde kendilerini hissederler. Başlarını okşayan eller, kendilerine yapılan ikramlar, özel olarak seçilmiş hediyeler onların iç dünyalını farklı âlemlere taşır. Komşular arasındaki ziyaretleşmelerle sıkıntıda olanlardan haberdar olma, sevinçleri paylaşarak artırma, hüzün ve sıkıntıları paylaşarak azaltmayla bereketli ortamlara zemin hazırlar, bayramlar…

   Yapılan alışverişlerle piyasanın canlanması, esnafın yüzünün gülmesi, çarşı ve pazarların cıvıl cıvıl olması da bu bayramlarda gelen farklı güzelliklerdir.

    Dışarıya taşan, sokak ve caddeleri bayram namazı için dolduran yaşlısı, genci, çocuğuyla bir bütünlük oluşturur bayramlar… Namazın bitimiyle dünya hayatından ahirete göçen geçmişlerin mezarlarını ziyaret etmeyle sadece yaşayanları değil, vefat edenleri de unutturmaz bu güzelim anlar. Güzel bir vefa özelliği kazandırır insanlara… Onların vesilesiyle dünya hayatını sorgulama, yapılan kulluğu yeniden gözden geçirme, kendine çeki düzen vererek toparlanmaya imkân sağlar bayramlar… Ne mutlu bayramların hakkını vererek, onlardan hakkıyla ders alabilenlere…(Ramazan ASLAN) 

                                                                      -SON-


                                                                         AÇLIK

    İnsan imtihan olmadığı her şey hakkında çok rahat konuşabilmekte ve yorum yapabilmektedir. Bu insanın yaratılışındaki bencilliğindendir.  O yüzdendir ki sınanmadığımız acılar üzerine konuşmanın her vakit daha kolay olduğu. Açlık da bu imtihanlar içinde yerini hallice almış bir duygudur.

    Çok şey söylenebilir bunun üzerine fakat önce yaşamış olmak gerekir.  Yani ' kişinin tuzunun kuru olması ' meselesi oldukça yaralayıcıdır. Ciddi manada bu duyguyu tatmamış birinin de bunun üzerine konuşması fevkalade çirkin ve itici olacaktır. Bir yemek var iken yemeyerek aç kalmak vardır bir de hiç bir şey olmaz iken yani yoksul iken. Kısacası mesele keyfi açlık değildir. Açlık duygusundan söz ederken belki de insanların aklına hemen Afrika gelir çünkü hakikaten açlık denilince sanırım  akla ilk  orası gelmelidir de.  Eti kemiğine yapışmış koyu tenli yarı çıplak vaziyette binlerce çocuk.. İşte gerçekten orada açlıktan bahsedebiliriz. İşte gerçekten orada sınavdan bahsedebiliriz. İnsanın hayatında ekmek parası derdi yüzünden gelişememesi ve bunun her şeye engel olması kadar rezil ve aşağı durum yoktur.  O açlık duygusu insanı başka hiçbir şeyi düşünmeye itmez sürekli bağıran bir mideyi doldurmak zorundasınız ve dahası sefilsinizdir. Eğitim, gelişmek, hayat , huzur ve benzeri gibi şeyler akla hiç gelmez çünkü her şeyin üzerini döverek örten bir açlık duygusu vardır. Yani güçsüzlük , yani yılmışlık. Biraz düşünelim kabul edecek mi o kara yağız çocuklar kabul edecek mi ceplerimizdeki adaletsizliği.

   İhtiyaç halinde değil her haliyle düşünmeliyiz açlık duygusuyla savaş veren insanları. Bu hepimizin sorumluğudur. Hepimizin omzuna yüktür.  Belki sadece biraz daha düşünmeliyiz belki sadece biraz daha ' onlar ' olabilmeliyiz. 

                                                                      -SON-


Sizler için hazırladığımız makaleleri inceleyerek bir makalede hangi anlatım tarzının benimsenmesi gerektiği hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Lütfen sunduğumuz makaleler ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi dile getirmeyi unutmayın.
Devamını Oku

Belediyenin Çöpleri Toplaması İçin Dilekçe Örneği

Bağlı bulunduğumuz il veya ilçelerde, zaman zaman çöplerin zamanında toplanmadığına, etrafın çok kötü bir şekilde koktuğuna şahit oluruz. Bu gidişata bir dur demenin vakti olduğunu düşünür ve işi resmi şekilde yapmayı planlarız. Hepimizin bildiği gibi devletin dili yazıdır. Halletmek istediğimiz tüm işleri resmi ve kurallarına uygun bir şekilde yaptığımızda, olumlu neticeler alabiliriz.

Şayet sizin de mahallenizde veya sokağınızda çöpler zamanında toplanmıyorsa, bu durumu resmi bir şekilde belediye çalışanlarına bildirebilir ve problemin ortadan kaldırılmasını sağlayabilirsiniz. Bunun en güzel yolu da dilekçedir. Belediye çöp dilekçe örneğini de bu yüzden hizmetinize sunacağız.

Mahallemizdeki Çöplerin Zamanında Toplanması İçin Belediye Başkanlığına Dilekçe Örneği

Not: Burada yazılan il, ilçe, adres bilgileri sadece örnek temsil etmesi açısından yazılmıştır. Yazılanların gerçeklik payı yoktur.

belediyeye dilekçe nasıl yazılır
Dilekçe Örneği

BATMAN BELEDİYE BAŞKANLIĞINA

       İlinizin Papatya Mahallesi, Gül Sokağı’nda ikamet etmekteyim. Gözlemlediğimiz kadarıyla 23/03/2016 tarihinden beri mahallemizdeki çöpler toplanmamaktadır. Bu nedenle bütün mahalle kokmakta ve mahalle sakinleri bu kokudan ziyadesiyle rahatsız olmaktadır. Mahallemizdeki çöplerin toplanmasını istiyorum.

        Bilgilerinize arz ederim.

Adres: Papatya Mah. Gül Sok. No:9                                                           27/03/2016
           Kat:2, Daire:5, Merkez/BATMAN                                                    İMZA

                                                                                                              İsim-SOYİSİM
Devamını Oku

Örnek İlan Metinleri

Aşağıda verdiğimiz ilan metni örneklerinin genel taslak ve muhtevalarını inceleyerek benzer ilan metinleri oluşturabilirsiniz. İlk örneğimizde toplantıya davet ilanı verilmiştir.

1- Apartman Toplantı İlanı

                             İstanbul Evleri Emirgan Konutları Yönetim Kurulu

Topantıya Davet;

Apartman sakinlerimizi ilgilendiren bazı önemli hususlarda kararlar almak için 23/10/2018 tarihinde saat 20:00'de toplantı salonunda toplantı düzenlenecektir. Apartman sakinlerinin katılımını rica ederiz. Yeterli katılım sağlanmadığı takdirde toplantı aynı saatte olmak üzere 27/10/2018 tarihine ertelenecektir.

GÖRÜŞÜLECEK GÜNDEM MADDELERİ

1- Aylık aidatların belirlenmesi
2- Temizlik şirketinin değişimi
3- Apartmanda uyulması gereken kuralların konuşulması
4- Kalorifer peteklerinin temizliğinin görüşülmesi

NOT: Gündem maddelerine eklemek istediğiniz hususları toplantı anında bildirebilirsiniz.

                                                                            EMİRGAN KONUTLARI YÖNETİM KURULU




2- Şirketleri İçin Toplantı İlan Metni



                                TÜRKİYE PETROLLERİ ANONİM ORTAKLIĞI
                                                        (Adıyaman Bölgesi)

Adresi: Salkımbağı Köyü, Karakuş Tepesi, Kahta/ADIYAMAN

Genel Kurul Toplantısına Davet;

Yukarıda adresi belirtilmiş olan şirketimizin Yönetim Kurulunun 18/04/2018 tarihli almış olduğu karar istinaden; 25/04/2018 tarihinde, saat: 10:00’da, Salkımbağı Köyü, Karakuş Tepesi, Kahta/ADIYAMAN adresinde, toplantı salonunda, aşağıdaki gündem maddeleri çerçevesinde 2018 yılı olağan/olağanüstü genel kurul toplantısı gerçekleştirilecektir. 

İlgili yönetim üyeleri, toplantıda sunmak üzere gerekli raporları yanında bulundurmalıdır.

                                                                                                                           İmza-Kaşe
                                                                                                              Cemal Halil DURSUNOĞLU
                                                                                                                  Yönetim Kurulu Başkanı
GÜNDEM:

1-
2- 
3- 
Devamını Oku

Hikaye - Öykü Örnekleri

Bu sayfada sizler için hem kısa hem de uzun hikaye örnekleri yazmaya çalıştık. Verilen hikayeler, site yazarlarımız tarafından yazılmış hikayelerdir. Bu arada hikaye ve öykü kavramları çoğunlukla birbirinin yerine kullanılmaktadır. Aşağıda yazdığımız metinler hem öykü örneklerini hm de hikaye örneklerini temsil etmektedir. İyi okumalar dileriz.


KISA HİKAYE ÖRNEĞİ


                                                EMEĞİN KARŞILIĞI: DEFİNE

Bir grup defineci, bir dağın yamacında define olabileceğinden şüphelenmişti ki kazma ve küreklerini alıp her yanı kazmaya başlamıştı. Günlerdir kazmalarına rağmen henüz en küçük bir iz bile bulamamışlardı.

Derken, o yöredeki herkes tarafından tanınan Allah dostu bir zat, bu definecilerle karşılaşmıştı. Onu tanıyan defineciler kendisinden bir ricada bulunmuşlardı. Ey Allah'ın dostu, sen büyük bir zatsın, Allah'la iletişime geçsen de bu dağda define olup olmadığını öğrensen. Şayet yoksa biz de bu kadar yorulmayalım.

Zat, gerçekten de Allah'ın sevdiği kullardan birisiydi. O gece rüyasına bir melek geldi ve o daağda hiç define olmadığını söyledi. Bu mübarek zat, gidip durumu definecilere anlattı. Ancak defineciler inanmamış olsa gerek ki işlerine devam ettiler. Günlerce dağı kazmaya, taşı toprağı karıştırmaya devam ettiler. Ve nihayet istedikleri defineyi buldular.

Bunu o mübarek zata da anlattılar. Mübarek zat ne diyeceğini şaşırmıştı. O gece Allah'ın meleği tekrar rüyasına girdi. Ve dedi ki: ''Biliyor musun, o dağda gerçekten de hiç define yoktu. Ancak defineciler o kadar çok çalıştı, o kadar çok emek verdi ki Allh olmayanı var etti ve definecilerin emeğinin karşılığı olarak onlara o defineyi bahşetti.

Unutulmamlıdır ki Allah kimsenin emeklerini zayi etmez. Çalışan, çabalayan, emek veren herkes, bu emeklerinin karşılığını mutlaka alır.

                                                                         -SON-


UZUN HİKAYE ÖRNEĞİ

                                                        ÇOBANIN GÜZEL KIZI

   Bir zamanlar, küçük bir dağ köyünde çobanlık yapan bir adam ve onun dünyalar güzeli öksüz kızı yaşardı. Kız henüz üç yaşında iken annesini kaybetmişti. Çoban, karısı öldükten sonra bir daha evlenmemiş, bin bir zorlukla kızını en iyi şekilde büyütmek için gayret göstermişti.

   Çobanın kızı artık büyüyüp serpilmiş, güzelliği dillere destan olmuştu. Güzelliğinin namını duymayan kimse kalmamıştı. Velhasıl artık evlilik çağı çoktan gelmişti. Gerçi isteyeni de çok olmuştu; ama çobanın kızı kimseye gönül açmamıştı. Çoban, artık yaşlandığını hissediyor, bir an önce kızını evlendirip torun sahibi olmak istiyordu. Onca emekle, üstüne titreye titreye büyüttüğü kızını zorla evlendirmek olmazdı. Yapacak bir şey yoktu, mecburen bekleyecekti.

   Aslında güzel kız, kimseyi beğenmiyor değildi. Kendisini isteyen gençlerden bazıları evlenilmeyecek kişiler de değildi hani. Kız, babasını yalnız bırakmak istemiyordu. Ne de olsa ona hem annelik hem babalık yapmıştı. Üzerinde çok hakkı vardı.

   Bir gün, babası bir iş için sürüden ayrılıp köye gitmişti. Güzel kız, sürüyü dere kenarındaki gölgeliklere götürmüştü. Kendisi de bir taşın üzerine oturup ayaklarını buz gibi derenin suyuna koymuş, serinlemeye çalışıyordu. Birden arkasında bir bir ses duydu. Dönüp baktı. Karşısında duran yakışıklı mı yakışıklı yağız bir delikanlı idi. Onu görür görmez yüreğinde bir kıpırtı hissetti güzel kız. Aynı duyguları delikanlı da hissetmişti.

Delikanlı, kızı selamladı:

- Merhaba, Kırlangıçdere Köyüne gidiyorum, çok susadım. Hem suyumu içip hem de şu ağaçların gölgesinde dinlenirim diye düşünmüştüm.

Çobanın kızı delikanlının selamına karşılık verdi:

-Merhaba, hoş geldiniz. Size su ikram edebilirim; ancak burada oturmanız pek uygun olmaz; burası küçük bir köy, dedikodu çıkar sonra.

   Delikanlı kızı anlayışla karşıladı. Suyunu içti ve köyüne doğru yol aldı. Yol boyunca güzel çoban kızını düşünüp durdu. Kaç yıldır şehirde yaşıyordu; ama bu kadar güzel ve doğal bir kızı ilk defa görüyordu. Üniversiteden mezun olmuş, doktorluk diplomasını almış köyüne gidiyordu. Kısa bir süre sonra göreve başlayacaktı. Köyde delikanlının bir de annesi vardı. Babası henüz delikanlı on beş yaşındayken vefat etmişti.

   Delikanlı, göreve başladıktan sonra annesini de yanına almayı düşünüyordu; ancak anne, alıştığı bu topraklardan ayrılma niyetinde değildi.

   Delikanlı nihayet köyüne vardı, anasının elini öpüp, buz gibi bir ayranla serinledi. Annesi onu görünce dünyalar onun olmuştu. Bugünü de görmüştü ya, çok mutluydu. Artık tek istediği oğlunu evlendirmekti. Bu da olduktan sonra artık ölse gam yemezdi.

   Delikanlı gece boyunca dere kenarında gördüğü kızı düşündü. Gördüğü sanki bir insan değil de adeta bir melekti. Çobanın güzel kızı da delikanlıyı düşünüyordu.

   Ertesi gün delikanlının annesi evlilikten muhabbet açtı. Delikanlı da dere kenarında gördüğü kızdan bahsetti. Annesi, o kızın kim olduğunu hemencecik tahmin etti.

- Uğurlu Köyü çobanının kızıdır o. Güzelliğini bilmeyen, duymayan yoktur. İster misin sana onu isteyelim? Hem güzel olduğu kadar ahlaklı ve marifetliymiş de...

   İstemek sözcüğü delikanlının hoşuna gitmişti. Neden olmasındı ki; zira artık evlenme yaşına gelmişti. Derken birkaç gün sonra çabana hayırlı bir iş için gidileceği üzere haber salındı. Delikanlı; amcası, yengesi, annesi ve köyün muhtarı ile yola koyuldu. Çobanın kızı, gelen görücünün o delikanlı olduğunu bilmiyordu, bu yüzden hiç de mutlu değildi. Ta ki görücüler gelip de güzel kız misafirlere kahve ikram edene kadar.

   O delikanlıyı görünce dünyalar kendisinin oldu. Bu mutluluğunu gizleyemedi; bembeyaz yüü bir anda pembeye dönüşüvermişti.

   Allah'ın emri, peygamberin kavliyle kız istendi. Kız tarafından olumlu yanıt gelince de kısa bir süre sonra düğün dernek kuruldu ve gençler evlendi. Hatta evliliklerinin üzerinden bir yıl geçmişti ki nur topu gibi bir de çocukları olmuştu.

   İşin en güzel yanı ise şu olmuştu. Çobanın köylüleri, artık kızını evlendirdiğini, kendisinin de evlenmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ve delikanlının annesi ile evlenmesini tavsiye etmişlerdi. Aracılarla bu iş tamamlanmış ve çoban ile delikanlının annesi hayatlarını birleştirmişti. Böylece çobanın güzel kızının en büyük korkusu, babasının yalnızlığı, son bulmuştu. Her iki çift de hayatlarının sonuna kadar mutlu ve mesut bir şekilde yaşamıştı.

                                                                                 -SON-

Değerli okurlar, hikaye örneklerini beğendiyeseniz, lütfen yorum yazmayı ihmal etmeyin.
Devamını Oku

15 Temmuz Şehidi Ömer Halisdemir'e Mektup

Kahraman Türk Şehidi Ömer Halisdemir,

Niğde'nin Çukurkuyu beldesinde vatansever bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldin. O mübarek annenin ve babanın kim bilir ne hayalleri vardı üzerinde. Kim bilir kaç gece başında nöbet beklediler ateşin çıkmasın diye. Ne çabalarla büyüttüler...! Öyle zengin bir ailenin çocuğu da değildin. Yeri geldi, çoban oldun, koyun güttün. Bu hayatın zorluklarına göğüs gerdin. Ama vatanına asla ihanet etmedin. Ömrün boyunca ''Vatana hizmet, Hakk'a hizmettir.'' düsturu üzerine yaşadın. Ama sana kıydılar yiğidim.

Ey kahraman şehit, seninle ne kadar övünsek azdır. Sen ki şehadet şerbetini içeceğini bile bile, sırf vatana zeval gelmesin diye düşmanların arasına aslanlar gibi daldın ve aslanlar gibi şehit oldun. Senin şehadetin, belki de bu millete bu vatanı bağışladı. Sen ki 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün seyrini değiştirerek bu millete büyük bir zafer kazandırdın.

Aziz şehit, sen rahat ol, sen ve senin gibi kahraman vatandaşlarımız düşmana fırsat vermedi. Yediden yetmişe her vatandaş korkmadan, yılmadan düşmanla mücadele etti. Neticede bu güzel vatanın birlik ve beraberliği bölünmedi.

Şehidim, tüm ülke senin için ağladı, yasını tuttu, senin için dualarda bulundu. Seni ve diğer kahraman şehitlerimizi asla unutmayacağız. Sen nasıl ki vatanın uğruna canını verdiysen, bizler de gerekirse canımızı vermekten çekinmeyeceğiz.

Bu satırları yazarken içimde hem büyük bir acı, hem de bu acının vermiş olduğu büyük bir gurur var. evet, hepimiz seninle gurur duyuyoruz. Kahramanlığınla, vatanseverliğinle, insanlığınla, her şeyinle... Analar, senin gibi aslanları az doğurmuştur. Ne mutlu bize ki senin gibi kahraman bu topraklarda doğdu.

Şehidim, bütün dualarımız seninle. Biliyoruz, sen şu anda cennette, peygamber efendimizle berabersin. Sen Allah, vatan uğrunda can verdiğin için Allah şehadetini kabul etti. Bedenin burada olmasa da ruhun aramızda dolaşmaya, sana olan saygı, sevgi ve hayranlığımız kalbimizde yaşamaya devam edecek. Hakkını helal et şehidim.
Devamını Oku

Özgüven ile Ego Arasındaki Fark Üzerine Kompozisyon

                                    ÖZGÜVEN İLE EGO ARASINDAKİ FARK

   Ego ile özgüven arasındaki farkı belirleyen en büyük unsur ''gerçekçilik''tir. Özgüvende gerçekçilik vardır; oysa egoda olmayanı varmış gibi gösterme ve bununla da gururlanma, kibirlenme çabası mevcuttur.

   Özgüven, insanın kendisine duyduğu veya duyması gerektiği güvendir. Ego ise kelime anlamı olarak ''ben'' demektir. Ancak halk arasında ego, kişinin kendisini beğenmişliği, etrafına kendisini olduğundan daha bilgili, daha zengin, daha güzel göstermesi olarak bilinmektedir.

   Özgüven, kişide bulunması gereken olumlu özelliklerden birisi iken, ego; insanlarca hoş karşılanmayan itici bir durumdur. Özgüven sahibi bir insan, her şeyi yapabileceğini iddia etmez ve kendisini olduğundan büyük göstermez. Evet, kendisine güvenir, zor işlerin üstesinden geleceğine inanır ve nihayetinde de bunu başarır. Yapamayacakları konusunda da bilgi sahibidir. Gücünün yetmediği bir şeyi yapabileceğini asla söylemez. Kendisini kimseye ispatlamak zorunda değildir.

   Egosu gelişmiş bir insan ise, sürekli, herkes tarafından beğenilmek, takdir edilmek ister. Kendi makamını, bilgisini, güzelliğini veya kendince sahip olduğu başka bir özelliğini insanların gözüne soka soka anlatmaya bayılır. Böyle insanlar çok iticidir. Egocu insanın karşıtı alçak gönüllü insandır.

   Özgüven sahibi bir insan için, kimin onun için ne düşündüğü, ne dediği çok da önemli değildir. O, kendi yaşamına bakar ve sadece mutlu olmak için yaşar. Egoist dediğimiz insan ise, başkalarının ne dediğini fazlası ile önemser. İster ki herkes onu övsün, onun önünde eğilsin, onun emrinde amade olsun.

   Kısaca şunu söyleyebiliriz: Özgüven sahibi insan başkaları tarafından övülür ve sevilir; ego sahibi insan ise kendisini över ve kendisini haddinden fazla çok sever.

                                                                   -SON-
Devamını Oku

İnsan ve Çevre İlişkisi Kompozisyon

                                                       İNSAN VE ÇEVRE

Yaşadığımız çevre, bir anlamda yaşamımızı şekillendirmektedir. Bununla birlikte insanoğlu da, yaratıldığından bu yana yaşadığı çevreyi şekillendirmeye, değiştirmeye veya geliştirmeye devam etmiştir. Çevre, canlıların hayat sürdüğü bütün alanlar olarak tanımlanabilir. Bu alanların sahip olduğu özellikler, insanları olumlu veya olumsuz şekilde etkileyebilir.

İnsan, yaşadığı çevreyi korumakla, güzelleştirmekle mükelleftir. Aksi takdirde hem çevreyi yenmiş hem de ona yenilmiş olacaktır. Çevreyi kirleten insan onu yenmiş demektir. Bununla beraber, kirlenen çevre de insanlara ve diğer canlılara zarar vereceğinden, çevre de insanı yenmiş demektir. İnsanlar çevreyi farklı şekillerde değiştirmektedir. Şehirleşmeler, yapılan yapay göletler, barajlar, setler hep insanoğlunun çevre ile ilişkisini göstermektedir.

İnsanoğlu, yaşamını sürdürebilmek için çevreye her zaman muhtaç olmuştur. En kaba tabiri ile beslenme ihtiyacı için çevreden faydalanmak zorundadır. Çevremizdeki bitkiler, çevrede yaşayan hayvanlar, insanın beslenme ihtiyacını gidermektedir. Bununla bilikte insanın çevreye verdikleri de azımsanamayacak kadar çoktur.

Örneğin insan, çorak toprakları, dağları ağaçlandırarak, susuz toprakları sulu hale getirerek çevreye katkıda bulunmuş olur. İnsan ve çevre hakkında şunu söyleyebiliriz: Ne çevre insansız pek bir anlam ifade eder, ne de insan temiz bir çevre olmadan bir anlam ifade eder. İnsana düşen görev, çevresini her zaman korumak ve güzelleştirmektir.

                                                                            -SON-
Devamını Oku

İş Mektubu Örnekleri

İş mektupları, şekil ve içerik bakımından özel (kişisel) mektuplardan çok farklıdır. Hatta dilekçeye benzer yönleri bulunmaktadır. Tıpkı dilekçeler gibi kısa ve özel yazılmakta ve başlık bulundurmaktadır. İş sahiplerinin veya çeşitli kurum veya kuruluşların birbirine veya müşterilerine yazdığı, çoğunlukla bilgi ve haber verici mektuplardır.

Sizler için hazırladığımız iş mektupları örneklerini inceleyerek, sizler de iş mektubu oluşturabilirsiniz. İş mektuplarının da farklı türleri bulunmaktadır. Bunların başlıcaları tavsiye mektubu, satış mektubu, sipariş mektubu, şikayet mektubu, alacak mektubu ve başvuru mektubu gibi türlerdir.

İş Mektubu Nasıl Yazılır?

-İş mektubunu gönderen şayet bir kurum veya kuruluş ise önce kurum veya kuruluşunun adını başlık olarak belirtir.
-Şahıs ise adını en altta belirtmesi yeterlidir.
-Sağ üst tarafa tarih gün/ay/yıl olarak belirtilir ve alt satıra geçilerek şikayet veya talep kısa ve öz bir şekilde belirtilir.
-Bir iki satır boşluk bırakıldıktan sonra adres bilgileri ve kişi bilgileri yazılır.
-Varsa, sol alt tarafta ''Ek:'' yazılır ve bu ifadenin yanında ek olarak sunulan belgenin adı ve adeti belirtilir.


İŞ MEKTUBU ÖRNEKLERİ

İş Mektubu Örneği 1 (Müşteriye İş Mektubu)



                                                                                                                          28 Aralık 2015
Sayın Mehmet KARTAL,

26 Aralık 2015 tarihinde siparişini vermiş olduğunuz Kron CX 26V marka ve modelli bisikletiniz hazırlanmış ve 28/12/2015 tarihinde size ulaştırılmak üzere kargoya verilmiştir. Tahmini teslim süresi 3 (üç) gündür. 6g4cx5 kodunu kullanarak kargonuzu takip edebilirsiniz.

İlginiz için teşekkür eder, iyi günler dileriz.

                                                                                                  UCUZLUK MARKETİ A.Ş

Adres:  Ocak Mahallesi, Şubat Caddesi, Mart Sokağı, No: 01, Kat:02, Daire:03 İlçe/İL

Müşteri Hiz. No: 444 zz cc
GSM: +90544 000 xx yy
E-Posta: ucuzlukmarketi@........com .tr




İş Mektubu Örneği 2 (Başka bir kuruma/kuruluşa iş mektubu)


                                                                                                                         15/04/2016
Sayın Site Yöneticisi,

Sitenizde gezinirken, tesadüfen, tarafıma ait olan bir şiirin sizin tarafınızdan yayınlanmış olduğunu ve şair bilgisinin verilmediğini gördüm. Şiirin şairi olarak adımı yazmanızı veya şiiri sitenizden kaldırmanızı rica ediyorum. Anlayışınız için teşekkürler.

                                                                                                              Ruhi DAĞDEŞEN
Ek: Şiirin bana ait olduğunu gösteren telif belgesi

Adres: Pazartesi Mah, Salı Sok. No:26  İlçe/İL




İş Mektubu Örneği 3 (Şikayet Mektubu)


                                                                                                                              06/05/2016
Sayın Atatürk İlkokulu Müdürü,

Okulunuz öğrencileri, teneffüs saatlerinde okul bahçesinden çıkarak, adresini aşağıda belirttiğim evimin önüne gelerek sigara içmekte ve aşırı gürültü çıkararak aile sakinlerimizi rahatsız etmektedir. Polise bildirmeden önce size bildirmiş olmanın sizin için de daha iyi olacağını düşündüm. durum devam ederse, polise bildireceğimi belirtmek isterim.

Saygılarımla,
Adem KESKİN

Adres: .... Mah. ... Cad. No:6 İlçe /İL
Devamını Oku

Hiç Tanımadığımız Birine Mektup Nasıl Yazılır?

Arkadaş biraz fantezik olacak; ama inanın tanımadığınız bir insana mektup yazmak, sizde adeta yoga etkisi yapacak ve rahatlatacaktır. İnsan bazen içindekileri tanıdığı birisine anlatamaz. Tanıdıklarıma anlatamam; ama birileri ile de paylaşmak istediğim şeyler var diyorsanız, bulun rastgele bir adres, mektubunuzu yazın gitsin.

Eskiden beri çoğu okulda uzaktaki bir okulun öğrencilerine mektuplar gönderilir. Örneğin size rastgele bir isim verilir ve ona mektup yazmanız istenir. Burada ise belki de ismini dahi bilmediğiniz birine mektup gönderme söz konusu. Hadi tanımadığımız birine mektup yazmaya başlayalım:


HİÇ TANIMADIĞINIZ BİR İNSANA MEKTUP ÖRNEĞİ
                                                                            

                                                                                                                         16 Nisan 2017
Sevgili X,

X diye hitap ettim; çünkü senin kim olduğunu bilmiyorum. Zarfa, internet üzerinden bulduğum bir adresi yazarak bu mektubu hiç bilmediğim, hiç tanımadığım birine göndermek istedim.

Öncelikle kendimi tanıtmak isterim. Ben küçük bir ilin şirin bir ilçesinde lise öğrenimi gören bir öğrenciyim. 16 yaşındayım. Derslerimde gayet başarılıyım. İleriye dönük büyük hedeflerim var. Kitap okumayı ve yürüyüş yapmayı çok severim. Her hafta sonu bisiklet sürmeye bayılırım ve bunu asla ihmal etmem. Necip Fazıl'ın şiirlerine bayılırım ve fırsat buldukça bazı şiirlerini ezberlerim.

Kişisel özelliklerimi anlatmamın sebebi, senin de ona göre yanıt yazmandır. Haç bilmediğim biri ile mektuplaşmanın kişiliğime değer katacağını aynı zamanda beni edebi anlamda da yetiştireceğini düşünüyorum. Zaten fırsat buldukça her konuda yazarım. Hem okumayı hem de yazmayı çok severim. Hatta biliyor musun, kendime ait şiirlerim bile var. İleride daha güzel şiirler yazarak şair bile olabilirim. Senin kim olduğunu, neler yaptığını, neleri sevip neleri sevmediğini çok merak ediyorum.


Beni önemseyip cevap yazmanı çok isterim. Sen de bu mektup arkadaşlığını kabul edip yazarsan, kendini kısaca tanıtmanı isterim. Bir sonraki mektubum çok daha uzun olacaktır. Kendimi her yönüyle sana tanıtacağım. Mektubunu bekliyor olacağım. Görüşmek üzere.

                                                                                                             Bay/Bayan Y


Evet, arkadaşlar, tanımadığı birisine mektup gönderme çılgınlığını yapanlar yoruma gelsin lütfen!
Devamını Oku

En Yakın Arkadaşa Mektup

Merhaba değerli takipçilerimiz, bir mektubun nasıl yazılması gerektiğini gösterebilmek adına sizler için çeşitli mektup örnekleri hazırladık. Bu sayfada ise en sevilen arkadaşa, yani en yakın arkadaşa yazılan mektup örneği düzenledik. Elbette ki sizin duygu ve düşünceleriniz farklı olacak; ancak genel anlamda bir mektubun hangi özelliklere sahip olması gerektiği konusunu da kavramış olacaksınız.



Kısa Mektup Örneği 1 (Sevdiğimiz Bir Arkadaşa Mektup)

                                                                                                        12 Mayıs 2017 Perşembe

Sevgili Dostum Caner,

   Aramıza ayrılık gireli üç yıl oldu. Siz Fransa'ya taşındığınızdan beri, senin kadar iyi bir dost bulamamış olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Seninle ne güzel vakitler geçirmiştik zamanında. Şimdi de arkadaşlarım var; fakat o eski sıcaklık, samimiyet, fedakarlık yok artık bu arkadaşlıklarda.

   Biz seninle arkadaştan öte, kardeş gibiydik. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez, birimizin bildiğini diğerimiz de mutlaka bilirdik. Seninle zaman geçirmeyi, çarşı sokak gezmeyi, bisiklete binmeyi o kadar özledim ki bilemezsin. Bu arada kusuruma bakma, uzun süre yazamadım. Babamın bir rahatsızlığı yüzünden evin çoğu işi üzerime kaldı, pek fırsat bulup da yazamadım.

   Bir önceki mektubunda, Türkiye'ye temelli dönme imkanınızın olduğunu yazmışsın. Ne kadar heyecanlandım, ne kadar sevindim anlatamam. Mahallemize geri dönmenizi, seninle o eski günleri yad etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum canım dostum. Kendine çok dikkat et, inşallah bir dahaki sefere mektupla değil de yüz yüze görüşme imkanı buluruz.


                                                                                                               Dostun Metin


En yakın arkadaşınıza yazdığınız mektubu bizimle paylaşmak için yorum bölümünü kullanabilirsiniz. Edebiyatla bağınızı asla koparmayın.

Devamını Oku

15 Temmuz Şehitlerine Mektuplar

Değerli okurlarımız, 15 Temmuz Demokrasi Şehitlerine hitaben yazdığımız mektuplara geçmeden önce şunu belirtmek isteriz. Bu mektuplar, yine bir 15 Temmuz gecesi yazıldı. Darbe teşebbüsünde bulunulan günkü kadar olmasa da, duygularımız, acılarımız hala taptaze.

Allah vatanı, dini, namusu ve toprağı uğruna can veren tüm şehitlerimizin şehadetini kabul etsin ve yakınlarına sabırlar versin inşallah.

                                   15 TEMMUZ ŞEHİTLERİNE MEKTUP


Canımdan Aziz Şehitlerimiz,

   Biliyorum, sizlere karşı hissettiğim duygular kelimelerle anlatılamayacak kadar yoğun. Bu mektubu yazarken bile tüm vücudumu saran belirli belirsiz bir titreyiş var. Ruhlarınız aramızda, biliyorum. Uzanıp dokunmak, alınlarınızı, ellerinizi öpmek istiyorum. Sımsıkı sarılmak... Bize bıraktığınız bu cennet vatan için. Ama yapamıyorum. Sizler ölmediniz, şehadet şerbetinden içerek ölümsüzlüğe erdiniz. Bizim yüreklerimizde de yaşamaya, sonsuza dek devam edeceksiniz.

   Bizler bugün günlük hayatımıza mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaya devam ediyorsak, bu sizlerin sayesindedir. O gece düşmana inat, aslan kesilmeseydiniz, dökülmeseydiniz yollara, belki de bizler hala bu topraklarda yaşamıyor olacak, mülteci kabul eden bir devlet konumundayken, mülteci olup başka devlere sığınmak zorunda kalacaktık. Ne çok düşmanımız varmış meğer. Vatanımızın birliğe kasteden düşmanlar, sizlerin sayesinde püskürtüldü.

   Ey elleri öpülesi mübarek şehitlerim, hiç korkmadınız ölümden! Hiç mi çekinmediniz o biricik çocuklarınızdan, eşlerinizden, anne, baba, kardeşlerinizden ayrılmaktan. Ne büyük vatan sevdası varmış o kocaman yüreklerinizde. Hepiniz abdestler alıp çıktınız er meydanına! Hangi su sizden daha temiz olabilir, söyleyin bana, hangi su? Anneleriniz ne mübarek evlatlar yetiştirmiş meğerse.

   Sizler gittiniz, ebedi bir hayatın, ebedi güzelliklerini tatmaya... Peygambere komşu olmaya. Bizden de selam söyleyin! Bizim vatandaşlarımız da şehit olmak isterdi deyin. O gül kokudan bizim için de koklayın.

   Şanlı şehitlerim, bu vatan, bu millet sizleri bağrında ebediyen yaşatacaktır. Bizlere miras bıraktığınız bu vatanın yılmaz bekçileri, nöbetçileri olacağımıza, bizden sonraki nesillere miras kalacak olan bu emaneti canımız var oldukça koruyacağımıza söz veriyoruz. Sizler yerlerinizde rahat uyuyunuz. Bu vatanı bölmeye kimsenin gücü yetmeyecek.

                                                                       -SON-



                                                    BİR ANNEDEN ŞEHİTLERE MEKTUP

Yüreği Öpülesi Evlatlarım,

Ben anayım, bilirim evlat acısını. Hiçbir evladımı şehit vermedim; ancak bundan da asla çekinmedim. Şehit annelerine imrendim. Annelerinize imrendim evlatlarım. O körpecik bedenleriniz, serilirken asfalta, sizlerden çok bizler yandık, sizlerden çok bizler ezildik. Gözyaşlarımız aylarca sizler için aktı.

Ben anayım, cennet ayaklarmın altında. Ama biliyor musunuz, ben de sizlerin ayakları altındayım. Sizin vardığınız mertebeye benim varmam mümkün bile değil. Sizler Allah'ın o yüce sevgisini kazanmış şanslı kullarındansınız.

Siz ve sizin gibi insanlar varken, bu vatan bölünür mi hiç? Düşmana fırsat verilir mi? Hepiniz birer güzel örnek oldunuz geride kalanlara. Vatan nasıl savunulur, gerekirse vatan uğruna nasıl can verilir sizler öğrettiniz. Şimdi vatanım daha bir birlik içinde. Korku yok artık bizlere. Ne haine fırsat veririz ne de bıraktığınız bu güzel vatana ihanet ettiririz.

Bir bayrak uğruna gittiniz. Korkmayın, o bayrak şanlı göklerde dalgalanmakta. Sizlerin al kanı ile daha da parlamakta. Yavrularım, bir anne olarak hepinizin o sıcacık yüreklerinizden öpüyorum. Mekanınız ebediyen cennet olsun.

                                                                           -SON-

Değerli okurlarımız, lütfen duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşarak sitemize destek çıkın. Unutmayın, her yorum bir teşekkür demektir. Ayrıca sizler de 15 temmuz şehitlerine hitaben yazdığınız duygusal ve kısa mektupları bizlerle paylaşabilirsiniz. Teşekkürler.
Devamını Oku

15 Temmuz ile İlgili Kompozisyon

                                                                     O GECE

   İstiklal şairimiz Mehmet Akif'in ''Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın!'' ünlü cümlesini duymuşsunuzdur. Akif haklıydı; zira öyle muntazam bir eserin yazılabilmesi için o kabus gibi yılların yeniden yaşanması gerekirdi. Biz de diyoruz ki: Allah bu milleti bir daha 15 Temmuz Destanı gibi bir destan yaşatmak zorunda bırakmasın.

   İdeolojimiz, siyasi fikrimiz, dinimiz, dilimiz ne olursa olsun, tüm bunları bir kenara bırakıp o geceye dönelim. O gece, 7'den 70'e kadınıyla erkeğiyle her ferdimiz birer korkusuz aslana dönüştü. Her korku hissettiler yüreklerinde ne de ölümün acısını... 15 Temmuz şehitleri olarak anılma gayesi ile bile olsa, fitneye fırsat vermediler. Yumuşacık bedenleri ile demir zırhlara, tanklara ve de kahpe kurşunlara siper oldular. Kimisi yaralandı, kimisi ise şehadet şerbetinden içti; ancak tek bir vatandaşımız geri adım atma. O gece adeta bir destan yazıldı. Öyle bir destan ki asırlarca unutulmayacak... Öyle bir destan ki torunlarımız gururla anlatacak.

   15 Temmuz yanıyordu. Mevsimin sıcağından değil, sokaklara, halklara, kurumlara, güvenlik güçlerimize atılan bombalarla, mermilerle yanıyordu. Bizler de yanıyorduk. Vatan sevdası ile, düşmana duyduğumuz öfke ile yanıyorduk. Bir de yüreği yanan analar, babalar, çocuklar, bacılar vardı. Az değil yüzlerce şehit vermiştik. Evlatlar babasız, annesiz, anne babalar evlatsız kalmıştı. elbette yanacaktı yürekleri.

   O gece bir zafer kazanıldı, düşman püskürtüldü, milletimiz belki de ilk defa bu denli birlik oldu. Herkes aynı yolun yolcusuymuş gibi rotasını belli yerlere doğrulttu. Her kurum adeta canlı kalkan gibi sarıldı. Elinde çakısı bile olmayan kahramanlar uzun namlulu silahları olan vatan hainlerinden silahlarını aldı, tanklarını durdurdu.

   Bir de Ömer Halisdemir gibi darbenin seyrini adeta değiştiren ve bu uğurda can veren şehitlerimiz oldu. Onlar hiç unutulmadı ve unutulmayacak. 15 Temmuz şehitleri daime yüreklerimizde, anılarımızda yaşayacak.

                                                                          -SON-



                                                      15 TEMMUZ ŞEHİTLERİ

     15 Temmuz şehitleri ile ilgili ne kadar övgüde bulunsak azdır. Onlar ki bu vatanın çocukları daha iyi, daha güzel bir geleceğe sahip olsunlar diye hiç düşünmeden canlarını verdiler. Korkudan uzak, birer aslan gibi meydanlarda kükrediler. Fırsat vermediler düşmana. Şehit olacaklarını bile bile, üstüne üstüne gittiler düşmanın. Kimisi ''İnsan bir defa ölür, bari şerefimizle ölelim.'' dedi, kimisi sessizce yürüdü ölüme. Gerçi onlar ölmedi, onlar yaşıyor ve aramızdalar.

   Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de, Bakara suresinin 154. ayetinde ne demişti? ''Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler ve siz bunun farkında olmazsınız!'' Evet, 15 Temmuz şehitleri de diridirler ve diri kalmaya devam edecekler. Düşünebiliyor musunuz, 15 Temmuz gecesi insanlar ölümü göze ala ala yollara döküldü. Abdestler alındı, helallikler istendi. Gitmek var dönmek yok dendi. Kimisi döndü, kimisi ebedi hayata göçtü.

   Onlar ki şehadetleri ile yüreklerimizi dağladı, ancak bizlere böyle güzel bir vatanı da bağışladı. Ne mutlu ki böyle kutsal topraklarda doğduk, ne mutlu ki böyle yüce insanlarla aynı vatanı paylaştık. Allah şehitlerimizin geride kalan yakınlarına sabır ve dayanma gücü versin. Allah vatanımızı milletimizi her türlü beladan, fitneden, fesattan korusun. Amin.

                                                                        -SON-

NOT: Değerli okurlarımız, sizler de 15 Temmuz şehitleri ile ilgili kompozisyon yazarak bizlere ulaştırabilirsiniz. Özgün ve imla kurallarına uygun yazılmış yazılarınız bu sayfaya eklenecektir. Ayrıca bizim yazdığımız kompozisyonlar hakkında yaptığınız tüm yorumların bizim için çok değerli olduğunu unutmayın lütfen.
Devamını Oku

Okumanın Faydalarını Nasıl Arttırabiliriz? (Sohbet Yazısı)

                                              OKUMADA SEÇİCİ OLMAK

   Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, burada bahsedilen ''okuma'' kavramı, sadece eline bir kitap alarak okuma ile sınırlı değildir. Gelişen teknoloji ve insanoğlunun değişen ihtiyaçları, okuma alışkanlıklarımızı da değiştirdi, değiştirmek zorundaydı. Nitekim, artık sadece kitaplara bağımlı değiliz.

   Elimizde dünyanın her türlü bilgisini önümüze seren internet gibi bir nimet var. Bu nimet sayesinde, kitaplara yığınla para ödemek zorunda kalmadan da istediğimiz bilgileri edinebiliyoruz. Peki, internette okuduklarımız kitap okumak yerine geçer mi? Elbette geçer. Hatta daha faydalı olduğunu bil söyleyebilirim. Neden peki? Dikkat edersek, yazımın başlığını ''okumada seçici olmak'' şeklinde kullandım. İşte, internet veya benzeri teknoloji sistemleri de okumada seçici olmamızı sağlıyor.

   Sizce insan her şeyi okumalı mı? Genellikle halkımız şöyle bir düşünceye sahiptir: ''Oku da ne okursan oku!'' İşte, ben bu fikre hiç katılmıyorum. Ne demek ''ne okursan oku''? Bana faydası olmayan şeyi neden okuyayım? Bu değerli zamanımı neden harcayayım.

   Bana sorarsanız, belli bir genel kültür seviyesinden sonra insan artık okumada çok seçici olmalıdır. Hayatta binlerce alan var. İnsan kendisine bir alan seçmeli ve alanda uzmanlaşmak için kendisini geliştirme çabasına girmelidir. İşte, bunun bir yolu da okumada seçici olmaktır.

   Ne olursan ol, olduğunun en iyisi ol derler. Olduğunun en iyisi olmak için de o şeye odaklanman gerekir. Zamanımız değerli ve ömrümüz de her şeyi öğrenmek için çok kısa. Seçici olmanın önemi de buradan geliyor zaten.

   Siz siz olun her şeyi okumayın, size lazım olanı, sizi geliştirecek olanı okuyun yeter. Okumak, kitapla sınırlı değildir. Facebook'ta okuduğunuz bir öykü, internette okuduğunuz bir makale, bir haber sayfasında okuduğunuz bir haber de okumanın alasıdır.

   Sadece ortaokul yıllarında bile okuduğum roman sayısı üç yüzü geçkindir. Bana faydası oldu mu peki? Elbette oldu; ancak olması gereken kadar değil; zira okuduğum romanların neredeyse tamamının konuları aynı idi. Okurken hoş vakit geçirdim, dilimin az çok zenginleşmesini sağladım; ancak ihtiyacım olanı okusaydım, farklı farklı kitaplar okusaydım belki netice çok daha iyi olacaktı.

   Şimdi romanları sadece güzel vakit geçirmek için okuyorum. Ancak kendimi geliştirmek, bir şeyler öğrenmek için daha çok interneti kullanıyorum. Bana hangi bilgi lazımsa Google amcaya soruyorum. İstediğim ve bana katkısı olacak içeriği bulup dakikalar içinde ihtiyacımı gidermiş oluyorum.

   Sizlere de tavsiyem budur. Zamanımız kısıtlı, her şeyi okuyamayız. Size faydası olan, sizi alanınızda yetiştirecek geliştirecek şeyler okumaya bakın...
Devamını Oku

İlla Edep İlla Edep Konulu Kompozisyon

                                                               ÖNCE EDEP

Yunus Emre ne güzel söylemiş:

Girdim ilim meclisine, eyledim, kıldım talep
Dediler: İlim geride, illa edep, illa edep!

    Elbette ki ilim, tüm insanlık için çok büyük bir öneme sahiptir. Ancak ilim, edeple işlendiği, kullanıldığı sürece değerlidir. Bu dünyada belki de en tehlikeli şey, ilmin, bilimin kötü niyetli insanların elinde olmasıdır.

   Teknolojisinin, sanayinin gelişmesi önemlidir; lakin gelişen teknoloji ve sanayi kötü gayelerle kullanılıyorsa o teknolojinin hiç olmaması daha iyidir. Düşünün, öğrendiğiniz ilim sayesinde en tehlikeli silahları üretebiliyorsunuz; atom bombasını üretebiliyorsunuz; ama sonra kalkıp bu atam bombası ile insanları yok ediyorsunuz. Böyle bir ilmin faydası mı olur? İlim, insanlığa yararlı olduğu, onları koruduğu müddetçe ilimdir.

   Yunus Emre'nin de bize anlatmak istediği tam da budur. Tabi ki ilim de öğretilmeli; ancak kişiye önce edep öğretilmeli ki, kişi öğrendiği ilmi doğru yolda kullanabilsin. Bugün bakıyoruz, gelişmiş dünya devi dediğimiz ülkeler, silah sanayinde kıyasıya bir yarış halinde. Devletler, ürettiği savaş uçakları ile, nükleer silahlar ile, tankları, füzeleri ile övünüyor da övünüyor.

   Kardeşim, kardeş kardeş barış içinde yaşamak varken, nedir sizin bu ihtiraslarınız? Çözemediğiniz konu neredeyse kalmadı, insanın aklına bile gelmeyecek teknolojiler geliştirdiniz, bunları insanlık yolunda kullansanız daha iyi olmaz mı?

   O kadar toprak var dünya üzerinde, ama bölüşemiyoruz. Bir karış toprak uğruna ölüyoruz, öldürüyoruz. Neden mi? Çünkü edep yok, ahlak yok. Bu değerlerden yoksun büyüyor insanlar. İnsana, önce insan olmayı, insan gibi yaşamayı öğretmek lazım. Bu konuda belki de en büyük görev anne babalara düşüyor. Eğer çocuklarımızı merhametli, vicdanlı bireyler olarak yetiştirirsek hiçbir sorun kalmayacak.

   Tüm anne babalar ve öğretmenler! Yunus Emre'nin söylediklerini gözardı etmeyin. Sizler de çocuklarınıza veya öğrencilerinize her şeyden önce edebi yani ahlaklı olmayı öğretim. İnanın o zaman dünya çok daha güzel olacak.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *