Makale Örnekleri (Bilimsel - Akademik / Kısa ve Uzun)

Değerli edebiyatseverler, sizler için yazdığımız mükemmel kompozisyonları okuyabilir, sizler de yorum bölümünden kendi yazılarınızı bizlerle paylaşabilirsiniz. Lütfen yorum yazmayı ihmal etmeyin.
Siz değerli okuyucularımız için her türlü makale türüne örnekler hazırladık. Bilindiği gibi birçok makale çeşidi var. Bunlar bilimsel makale, mesleki makale, edebi makale, akademik makale gibi makale türleridir. Sayfamızda hem kısa makale örnekleri hem de uzun makale örnekleri verilmiştir.

Makale Nedir?

Bir konu hakkında bilgi vermek, iddia edilen bir tezi kanıtlamak ve bu doğrultuda okuyucuya ilgili düşünceyi kabul ettirmek için yazılmış nesnel yazılara makale denilmektedir.


1- Bilimsel Makale Örneği


        TELEVİZYON İZLEMENİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

   Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel deney ve araştırmalar, uzun süre televizyon izlemenin çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Geçtiğimiz haziran ayında Kaliforniya Üniversitesi, ''Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri'' konulu araştırmasını tamamladığını duyurdu. Araştırmanın vardığı sonuç, kimseyi şaşırtmadı; zira uzun süre televizyon izlemenin çocuklar için zararlı olduğu bir kez daha kanıtlandı.

   Kaliforniya Üniversitesi Çocuk Anabilim Dalı Başkanı Herley Chasikov, günde en az 3 saat televizyon izleyen çocuklarda, beyin hücrelerinin hızla öldüğünü ifade etmiş ve çocukların uzun süreli televizyon izlemelerinden uzak tutulması gerektiğini açıkladı. Yine yapılan deneyler neticesinde, uzun süre televizyon izleyen çocukların dikkat eksikliği yaşadıkları, bir duruma odaklanamadıkları açıklandı.

   Televizyon izlemenin olumlu etkilerinin de olduğunu ifade eden Chasikov, aşırılık olunca bu olumlu etkilerinin, olumsuz etkiler yanında sönük kaldığını belirtti. Durum böyle olunca çocukların televizyondan uzak tutulması gerekmektedir. Ebeveynler, çocukları ile daha fazla vakit geçirmeli ve televizyona alternatif olacak başka sosyal uğraşlar bulmalıdır. Aksi takdirde, gelecekte asosyal, sahip olduğu zekayı kullanamayan, uyuşuk ve tembel bireyler yetiştirilmiş olacaktır.

                                                                       -SON-


2- Akademik Makale Örneği


                                   TÜRÇEDEKİ YABANCI SÖZCÜKLER

   Yaşadığımız teknoloji ve bilgi çağında her türlü bilgi, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde yayılıyor. Özellikle internet gibi etkileşim ağlarında uluslararası her türlü kaynağa ulaşmak mümkün. durum böyle olunca her dil, başka dillerden etkinmekte, başka dillere ait olan sözcükleri kendi bünyesine toplanmaktadır.

   Nihayetinde Türkçe de bundan nasibini almıştır. Bilgisayar donanımlarının neredeyse tamamının adları İngilizce şekliyle dilimize girmiştir. Bu sadece bilgisayar donanımları ile de sınırlı değil elbette, gelişen ve değişen teknolojiye ait birçok kavram dilimize yabancı haliyle geçmiştir. Sohbet yerine ''chat'', özel mesaj yerine ''pm'' (private message), fare yerine ''mause'' ve dahası; check-up, star, shoe, download, fast-food, selfie gibi yüzlerce yabancı sözcük kullanılmaktadır.

   Dili korumak gerekir, dil bir kere bozuldu mu onu iyileştirmek, eski haline getirmek neredeyse imkansızdır. Örneğin dünyada bir akım haline gelen ve belki de en çok kullanılan sözcüklerden bir tanesi ''selfie'' dilimize bu şekilde girdi. Bir süre sonra bu sözcük yerine ''özçekim'' sözcüğü getirildiyse de artık bunu kimse kullanmadı; zira halk alışık olduğundan kolay kolay vazgeçmez.

   Türk Dil Kurumunun 1998 yılına ait bir çalışması var. Yapılan araştırmaya göre, hazırlanmış TDK Sözlükte toplam 98 bin civarı kelime var ve bu kelimelerin sadece 46 bin kadar sözcüğü Türkçe. Bu aslında korkunç bir sayı; bu durumu düzeltmek ise neredeyse imkansız.

   1920’li yıllarda çeşitli yayın ve basın organlarında kullanılan yabancı sözcük oranı %70 civarındaydı. Bu yabancı sözcüklerin çoğu ya Arapça ya da Farsça kökenliydi.  Mustafa Kemal’in rehberliğinde başlatılan 1928 Yazı Devrimi ve 1932 Dil Devrimi, ülkemizin dili için çok önemli gelişmelerdi.  

   Dilimizde halen yirmi bine yakın yabancı sözcük bulunmaktadır ve dilin artık temizlenmesi gerekmektedir. Bu da ancak; atatürk devrinde yapıldığı gibi devrim sayılacak değişikliklerle yapılabilir.

                                                                      -SON-


3- Edebi Makale Örneği



                                                  İNANMAK BAŞARMAKTIR

    Başarının olmazsa olmazı sağlam bir inançtır. İnanmadan yapılan her iş, kökleri kesilmiş bir ağacı andırır. Köklerinden mahrum kalmış görünürdeki ağaç bir müddet sonra nasıl kurumayla yüz yüze kalıyorsa, inanmadan yapılan her işte bir müddet sonra başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla yapılan işlerin başarıya götüren temeli, olmazsa olmaz birinci adımı inanmaktır.

    Başarıda bir diğer unsur ise, yapılan işte devamlılık esasıdır. Azda olsa devamlılık, çok olduğu halde kesintiye uğrayan işten daha etkili ve verimlidir. Unutulmaması gereken şey, mermeri delen azda olsa devamlı olarak akan su damlasıdır.

    Peygamber Efendimiz (s.a.s); azda olsa devamlı olarak yapılan ibadeti, taati övmesi ve insanları buna teşvik etmesi bunun en güzel delilidir.

    Bir başka önemli unsur olarak ta, yapılacak işin ilmi boyutunu bilmektir. İlmi boyutu bilinmeden yapılan her işin sonu başarısızlıklara gebedir. Mesela kasaplık ilmini bilmeden bıçağı eline almak, araba kullanma yöntemini bilmeden direksiyon başına geçmek, hızar kullanmayı öğrenmeden onunla ağaç kesmeye çalışmak nasıl bir sonuca götürür, az buçuk tahmin edilebilir.

   Bu örneklerden de açıkça anlaşılacağı üzere, başarının anahtarlarından birisi de, ilmi boyutunu, yöntemini en ince ayrıntılarına varıncaya dek ihmal etmeksizin öğrenmektir.

   Başarı elde etmede bir diğer hususta, adım adım ilerlemedir. Birinci, ikinci, üçüncü basamakları aşmadan direk olarak yedinci, sekizinci, dokuzuncu basamaklara ulaşmaya çalışmak, aceleci davranmak hedefe ulaştırmayacağı gibi, elde edilenleri de kaybetmeyle bizleri yüz yüze getirebilir. Bir çiçek direk olarak olgun meyveye durmadığı gibi, başarıya da direk olarak varılamaz. Her şeyin belli bir süreç seyri olduğu gibi, başarının da gelmesi belli bir süreci takip etmesiyle olur.

   Her yolun iniş, çıkış, düz tarafları olduğu gibi, başarıya giden yollarda da birçok kolaylık ve zorluklar insanı karşılayabilir. Önemli olan kolaylık anlarındaki duruşumuzu, azmimizi, heyecanımızı, zorluk anlarında da sergileyebilmektir. Yılmamak, duraksamamak temel prensiplerimiz arasında olmalıdır. Muhakkak ki başarı ve mutluluk ancak yılmayanlara arkadaştır…

                                                                      -SON-


4- Mesleki Makale Örnekleri


                                                              AKILCILIK AKIMI

   Aklını kullanmak, düşüncesini devreye sokmak,kendi iradesini kullanmak anlamlarında kullanılır. İnsanlar genellikle akılcılık denilince saf aklını devreye sokmayı anlamışlarsa da çoğu kez farklı farklı anlamlarda da kullanılmıştır.

   Örneğin; kimisi aklı tek yol gösterici olarak alırken kimisi de akılla beraber kullanılması gereken duyguları ve idealleri ön plana alır. Platon akılla beraber duygularımızın da önemine değinir. Ama Aristo ise aklı tek kaynak olarak ele alır. İslam düşüncesinde ise akıl denilince aklımıza ibn-i Rüşt gelir. İslam’da akıl insanın yeryüzünü inşa etmek ve kendisini Yaratan ilahı bulmak için en önemli yol göstericidir. Kur’an bir çok konuda insanları düşünmeye sevk eder. Mesela “Akletmez misiniz?” “İbret almaz mısınız?” der. 

  Akıl insanın yeryüzündeki pusulası adeta kullanım kılavuzudur.  Bir elektronik makineyi nasıl kullanma kılavuzu olmadan kullanamıyoruz, yeryüzündeki olayları, insanın varoluşu, dünyadaki ilişkileri de akıl olmadan anlamak imkânsızdır. Burada bana göre dikkat edilmesi gereken nokta; insanın sadece aklını tek yol gösterici olarak alması onu ilahlaştırması, adeta ben en doğruyu biliyorum demesidir. İşte o zaman akıl kendi kuyusunu kendisi kazar ve asıl görevini yani doğru ile yanlışı ayırt etme görevinin dışında kullanır. 

   Bazen halkımızın da dilinde de akılla ilgili deyimler kullanılır. Mesela akl-ı evvel, aklı bir karış havada gibi…Şimdi aklımızı kullanmak ile aklımızı ilahlaştırmak arasındaki ayrımı daha net anlamamız lazım.  Aklını kullanmak yeryüzünde olan her şeyin sahibini tanıyarak ondan en güzel şekilde istifade yani faydalanmaktır. Aklını ilahlaştırmak ise kendi yaratılışını unutarak  her şeyi kendisinin aklıyla olduğunu iddia etmektir.

   Şimdi işte burada bizler akla gereken değeri verip sonuna kadar kullanmalıyız ama onu var edeni unutmamak kaydıyla. Saygılarımla... (Haydar ŞAHİN)

                                                                      -SON-


                                                  Diğer Makale Örnekleri



                                                 KÖTÜLÜKLERİN ANASI

     İnsan, aklıyla yeryüzünde hareket eder. Ve insanı değerli kılan en önemli varlığı aklıdır. Şimdi aklımız olmasaydı mesela ne kadar karmaşıklaşırdı her şey.

     İşte alkol her şeyden önce aklımızı başımızdan alır ve en değerli varlığımızı kıymetsiz hale getirir. Oysa insan yeryüzünde varlıkların en şereflisi ilan edilmiştir Allah tarafından. Alkol alan bir insanın her şeyden önce kendisine faydası olmadığı gibi kendisine saygısı da yoktur. Evindeki huzursuzluğu, ailesine karşı vurdumduymazlığı, toplumuna karşı isyanı, evladına karşı merhametsizliği ve en önemlisi kendisini yaratan Allaha karşı isyanı ,verdiği can emanetini boş yere bir anlık zevk için harcayışını sayabiliriz. Boşuna bütün kötülüklerin anası olarak tanımlanmamıştır. 

Ne yazık ki özellikle televizyonlarda bunu meşru bir şeymiş gibi insanlara seyrettirilmektedir. Oysa bilinçli bir televizyon izleyicisi bunların farkına varır. Ve kendi ahlakını bozacak bu davranışlara özenmez. Ama çocukların kendini koruması için de biz büyüklerin izlenen programları iyi tanımalı, hangisinde ne var iyi tahmin edip gereken yerlerde anlayışla müdahalelerde bulunmalıyız. Alkol insan hayatına getirdiği sayısız zararları olduğu gibi toplumsal birçok zararları da vardır. İnsanların sarhoş olup sokak aralarında naralar atması diğer insanları rahatsız eder. Sarhoş haldeyken işlenen günahlar ise sayılamayacak kadar çoktur. Sarhoş bir insana güvenilmez çünkü içki ile başlanan bir günah diğer günahları da beraberinde getirir. İnsanların bu ortamlarda bulunmaması eğer çevresinde böyle tanıdıkları varsa onları yaptıkları yanlış konusunda uyarmalı ve tövbe etmelerini sağlamalıyız. İçki içen bir insan Allah’a karşı olduğu ve şeytanı dost edindiği için hem bu dünyada rezil olduğu gibi öbür dünyada da rezillerden olur.

    Bunlar ve daha birçok sebepten dolayıdır ki; alkolün bir keresi yoktur. Şeytanın ağına bir düştün mü daha kurtulamazsın. (Haydar ŞAHİN)

                                                                      -SON-



                                                           BATI HAYRANLIĞI 

      Özellikle son yüzyılda toplumda meydana gelen krizlerin kurtarıcısı olarak batılılaşmayı, batı hayranlığını baş sıraya koyabiliriz. Sosyolojik olayların tahlilinde güçsüz toplumların, kendilerinden daha güçlü ve ileri olan toplumları her yönüyle taklit ettikleri görülmüştür. Tarih dikkatli bir şekilde incelendiğinde, bunun hep böyle devam ettiği ve devam edeceği gözden kaçmayan bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

       Bugün toplum olarak giyim kuşamı, yemesi içmesi, ev düzeni, eğitim tarzı, mimarisi, vb. batıdan ayırt edilemeyen bir toplum ile karşı karşıyayız. Kendi kültüründen bihaber, gelenek ve yaşam tarzından uzak, tarihinden hiçbir iz taşımayan, inançlarını hor gören bu toplum, yeniden dirileceği, ayağa kalkacağı asli unsurlarını yitirmiştir. Yalnızca gününü gün etmeye bakan, iş yeri, mutfak ve lavabo üçgeninde bir hortum görevi gören bu kalabalık yığın, batı hayranlığının kurbanı olmuştur. Aşığına bakarken gözleri kamaşmış, gerçekleri göremeyecek kadar körleşmiştir. Özne olmaktan uzaklaşarak nesneleşmiş, aşağı bir konuma düşmüştür. Etken değil edilgen, etkileyen değil etkilenen olmuştur. Sorgulamayan, düşünmeyen, analiz edemeyen, hedef ve amaçlardan yoksun bir kalabalık…

      Toplumun yeniden ihya ve inşası; tüm yönleriyle batıyı taklit etmekten uzaklaşıp, kendi tarihsel miraslarına sahip çıkmasıyla ancak gerçekleşebilir. Kendi inanç, kültür, gelenek ve yaşam tarzını batının fen ve teknolojisiyle birleştirebilen bir toplum artık nesne olmaktan çıkıp özne, edilgen olmaktan etken olmaya doğru yol alabilir. (Ramazan ASLAN)

                                                                      -SON-



                              İKİ KOLLU TERAZİDEN MEDET UMMAK (ADALET)

    Çoğumuz hayatta pek çok şeyin eşit dağıtılmadığını insanların eşit olmadığını, aldatıldığımızı yani adaletin eksik olduğunu düşünürüz. Çünkü adalet denilince bizim aklımıza sadece eşitlik gelir bir de iki kollu terazi. Oysa çok kollu olmalıdır adalet, çok fazla kollu. Bizler basite indirgedikçe iki kollu terazi kadar basite iner adalet. Evet o kadar mümkündür eğer medet umarsak sadece iki kolu olan bir teraziden.

     Adaleti belki hiç bulamamızın sebebi yahut sürekli ondan şikayet etmemizin nedeni b onu mahkemelerde terk ettiğimizdendir. Belki ona hayatımızda yer verebilseydik yani onu içimize alabilseydik bu kadar uzaklaşmazdı bizden. Kişi adaletten bahsedebilmek için önce kendinden emin olmalıdır. İnsan belki herkesi her şeyi eşit sevemez, her şeye gönlü ısınamaz belki fakat her şeye karşı adaletini korumalıdır en basitinden insan bahçesindeki iki çiçek örneğine bile eşit davranmalıdır. Birine çok verdiği mahsulü onu adaletsiz yapacaktır. Eksik kalan önce çürüyecek sonra ise çevresine zarar verecektir.  Yani eksiklik en baştadır. 

   Her şeyi düzeltmeye kendimizden başlamalıyız diyoruz hep, adaleti düzeltmeye de kendimizden başlamalıyız. Nerede kimi kayırıyoruz nerede kimi çiğniyoruz.. Belki bir liste çıkarsak en suçlu kendimiz çıkacağız belki en adaletsiz. Fakat dünya  mükafatlandırılmak için geldiğimiz bir yer olmadığından kendimiz ve çevremiz de tastamam olsa adaletin dosdoğru olacağını söyleyemeyiz. Çünkü bir kez her insan aynı iradeye sahip olmadığından yine ve yine patlat verecektir bir yerden hayat. Yapmamız gereken kendimizi doğru kılıp yaratıcının iki kollu değil de çok fonksiyonlu terazisine bırakmalıyız kimi şeyleri.

   Adalet ne kadar şikesiz yapılmaya çalışsa da dünyanın kuralı gereği bu durumdan memnun olmayacak insanlar çıkacaktır. Sorumlu olduğumuz kadarını yerine getirmek ve gerisini yaratıcıya bırakmak en akıllıca olanı olacaktır.

                                                                      -SON-



                                                             DİNİ BAYRAMLAR

   Her dini ve düşünce akımlarının kutsal kabul ettikleri bayramları vardır. İslam müntesiplerinin de iki tane kutsal gördüğü bayramı ( Ramazan ve Kurban) bulunmaktadır. Bu bayramlar; kulluk ve itaatin doruğa ulaştığı, birlik ve beraberlik duygularının tazelendiği, tefekkür ve tezekkürün farklı boyutlara ulaştığı yenilenme ve arınma anlarıdır.

    Yıl boyunca yıpranan bedenler, kirlenen ruhlar, sığlaşan düşünceler bu zaman dilimleriyle onarılıp, temizlenerek yeniden hayat bulurlar. İncelen kardeşlik bağları bu zamanlarda yeniden güçlendirilir, gündemler Allah (c.c) ile tekrar ihya ve inşa edilir. Yardım eli bekleyen mazlum, mustazaf, biçare susuz yüreklere bir can suyu yetiştirilir. Kardeşler arasındaki kırgınlıklar, dargınlıklar, küslükler bu zamanların bereketiyle yerini barış, huzur, sükûnet ve güven ortamına bırakır. Aile bireyleri arasındaki mesafeler olabildiğince kısalır. Uzun bir aradan sonra görüşemeyen dost ve ahbaplar, bu bayramların rahmetiyle yeniden buluşup, görüşerek, sevgi ve ülfet bağları korunup kuvvetlendirilir.

   Çocuklar bu bayramlarla daha da bir neşe, sevinç ve mutluluk içerisinde kendilerini hissederler. Başlarını okşayan eller, kendilerine yapılan ikramlar, özel olarak seçilmiş hediyeler onların iç dünyalını farklı âlemlere taşır. Komşular arasındaki ziyaretleşmelerle sıkıntıda olanlardan haberdar olma, sevinçleri paylaşarak artırma, hüzün ve sıkıntıları paylaşarak azaltmayla bereketli ortamlara zemin hazırlar, bayramlar…

   Yapılan alışverişlerle piyasanın canlanması, esnafın yüzünün gülmesi, çarşı ve pazarların cıvıl cıvıl olması da bu bayramlarda gelen farklı güzelliklerdir.

    Dışarıya taşan, sokak ve caddeleri bayram namazı için dolduran yaşlısı, genci, çocuğuyla bir bütünlük oluşturur bayramlar… Namazın bitimiyle dünya hayatından ahirete göçen geçmişlerin mezarlarını ziyaret etmeyle sadece yaşayanları değil, vefat edenleri de unutturmaz bu güzelim anlar. Güzel bir vefa özelliği kazandırır insanlara… Onların vesilesiyle dünya hayatını sorgulama, yapılan kulluğu yeniden gözden geçirme, kendine çeki düzen vererek toparlanmaya imkân sağlar bayramlar… Ne mutlu bayramların hakkını vererek, onlardan hakkıyla ders alabilenlere…(Ramazan ASLAN) 

                                                                      -SON-


                                                                         AÇLIK

    İnsan imtihan olmadığı her şey hakkında çok rahat konuşabilmekte ve yorum yapabilmektedir. Bu insanın yaratılışındaki bencilliğindendir.  O yüzdendir ki sınanmadığımız acılar üzerine konuşmanın her vakit daha kolay olduğu. Açlık da bu imtihanlar içinde yerini hallice almış bir duygudur.

    Çok şey söylenebilir bunun üzerine fakat önce yaşamış olmak gerekir.  Yani ' kişinin tuzunun kuru olması ' meselesi oldukça yaralayıcıdır. Ciddi manada bu duyguyu tatmamış birinin de bunun üzerine konuşması fevkalade çirkin ve itici olacaktır. Bir yemek var iken yemeyerek aç kalmak vardır bir de hiç bir şey olmaz iken yani yoksul iken. Kısacası mesele keyfi açlık değildir. Açlık duygusundan söz ederken belki de insanların aklına hemen Afrika gelir çünkü hakikaten açlık denilince sanırım  akla ilk  orası gelmelidir de.  Eti kemiğine yapışmış koyu tenli yarı çıplak vaziyette binlerce çocuk.. İşte gerçekten orada açlıktan bahsedebiliriz. İşte gerçekten orada sınavdan bahsedebiliriz. İnsanın hayatında ekmek parası derdi yüzünden gelişememesi ve bunun her şeye engel olması kadar rezil ve aşağı durum yoktur.  O açlık duygusu insanı başka hiçbir şeyi düşünmeye itmez sürekli bağıran bir mideyi doldurmak zorundasınız ve dahası sefilsinizdir. Eğitim, gelişmek, hayat , huzur ve benzeri gibi şeyler akla hiç gelmez çünkü her şeyin üzerini döverek örten bir açlık duygusu vardır. Yani güçsüzlük , yani yılmışlık. Biraz düşünelim kabul edecek mi o kara yağız çocuklar kabul edecek mi ceplerimizdeki adaletsizliği.

   İhtiyaç halinde değil her haliyle düşünmeliyiz açlık duygusuyla savaş veren insanları. Bu hepimizin sorumluğudur. Hepimizin omzuna yüktür.  Belki sadece biraz daha düşünmeliyiz belki sadece biraz daha ' onlar ' olabilmeliyiz. 

                                                                      -SON-


Sizler için hazırladığımız makaleleri inceleyerek bir makalede hangi anlatım tarzının benimsenmesi gerektiği hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Lütfen sunduğumuz makaleler ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi dile getirmeyi unutmayın.

DİKKAT !!!
1- ''İsimsiz'' olarak yorum yapmak için ''Yorumlama Biçimi'' bölümünden ''ANONİM''i seçin.
2- Takma adla yorum yapmak için ''ADI/URL''yi seçerek herhangi bir isim yazın.
3- Kendi isminizle yorum yapmak için GOOGLE hesabını seçin.
4- Lütfen yorum yazarken yazım ve noktalama kurallarına uyun.
5- Hakaret, küfür ve link içeren yorumlar onaylanmayacak veya onaylansa bile silinecektir.
6- Yorumunuza cevap yazıldığında size e-posta gönderilmesini istiyorsanız BENİ BİLGİLENDİR kutucuğunu işaretleyiniz.