Tomris Uyar Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Türk öykü yazarı ve çevirmen olan Tomris Uyar 15 Mart 1941 yılında doğmuştur. Şimdiki adı Robert Koleji olan İngiliz Kız Ortaokulunda Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde eğitim görmüştür. 1961 yılında burayı tamamlamıştır. 1963 yılında ise İstanbul üniversitesi İktisat Fakültesine bağlı olan Gazetecilik Enstitüsünü bitirmiştir. Papirüs dergisinin kurucuları arasında yer almaktadır. Dönemin ünlü dergileri arasında yer alan Soyut, Varlık, Yeni Dergi gibi dergilerde eleştiri, deneme, kitap tanıtma yazıları yayımlamıştır. 1979 yılında “Yürekte Bukağı” ile 1986 yılında ise “Yaza Yolculuk” eseri ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanmıştır. 60’ı aşkın çevirisi bulunmaktadır. Tomris Uyar’ın günlükleri “Gündökümü” başlığı altında yayımlanmıştır. Sait Faik Hikâye Armağanı ödülünü kazandığı Yürekte Bukağı ve Yaza Yolculuk öykü kitapları büyük ses getirmiştir. Yine dönemin önemli şairlerinden olan Turgut Uyar ile evlenmiştir. Bu evlilikten Hayri Turgut Uyar isimli çocukları dünyaya gelmiştir.
==============================================================================================
UZUN
Eserleri
Günlerin Tortusu (1980), Yürekte Bukağı (1979), Gündökümü (1975), Babayasaları (1989), Gezegen Kızlar (1983), İpek ve Bakır (1971), Dizboyu Papatyalar (1975), Yaza Yolculuk (1986), Ödeşmeler (1973), Rus Ruleti (1985), Aramızdaki Şey (1997), İstanbul’ da Zaman (2000)

Tomris Uyar Hayatı Uzun
Tomris Uyar 15 Mart 1941 tarihinde doğmuştur. Arnavutköy Amerikan Kız Kolejini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bağlı olan Gazetecilik Enstitüsünü bitirmiştir. Ayrıca Papirüs dergisinin kurucuları arasında yer almaktadır. Çeşitli dergilerde kitap tanıtma yazılar, deneme ve eleştiri yazıları yayımlamıştır. 2 tane eseri Sait Faik Hikâye Armağanı ödülü kazanmıştır. Kendisi gibi şair olan Turgut Uyar ile evlenmiştir. Zamanın en güzel kadınları arasında yer almaktadır. Hayliyle de bu diğer şairleri kendisine çekmiştir. Kendisi ile ilgili 3 büyük şair onun adına şiirler yazmıştır. Ancak Tomris Uyar buna karşın kendisini önemsemeyen tavırları ve ona yazılan yazıları sevmeyişi ile bilinirdi. Kendisine nesnel baktığı için kendisine yazılan şiirlere de nesnel bakabilmiştir. Bu nedenle de kendisine yazılan şiirlerin etkisine kendisini kaptırmamıştır. Hiçbir zaman kibir ve gurura kapılmamıştır. Çok iyi bir öykü yazarıdır. Bu nedenledir ki İkinci Yeni şiiri döneminde tek bir dize bile yazmamıştır. O her zaman sahip olunamayan kadın olarak bilinirdi. Dost kaldığı, âşık olduğu ve evlendiği şairlerin hepsi de onu ellerinden kaçıracakmış gibi hissederdi. O her zaman güvenli bir liman yerine açık denizlerde yol almayı sevmiştir. Bu nedenledir ki hayatı hiçbir zaman ciddiye almamıştır.

Tomris Uyar Edebi Kişiliği
Öykü yazmadan önce Türkçe’nin kıvrak ve esnek yapısını denemek için Varlık dergisinde “Şeker Bebek” eserini çıkardı. Bu yıllarda Ülkü Tamer ile evliydi yazar. Ancak kızları henüz birkaç aylık iken boğulması ve ölmesi sonucu ayrılıklarının başlangıcı olmuştur. Ayrılmış olsalar da hep dost kaldılar ve aşklarını hiçbir zaman anlatmadılar. Tomris Uyar dönemin ünlü yazarlarından olan Tomris Uyar ile evlendi. Tomris Uyar hakkında birçok ünlü şairin ona yazdığı şiirler bulunmaktadır. Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever Tomris Uyar hakkın şiirler yazmıştır. Özellikle de Cemal Süreya hayatı boyunca yazdığı çoğu şiiri Tomris Uyar için yazmıştır. 
Devamını Oku

Turgay Fişekçi Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Turgay Fişekçi Türk şairlerimizdendir. Şair kimliğinin yanı sıra yazar ve çevirmen olarak da bilinmektedir. Turgay Fişekçi’ nin birçok çevirisi bulunmaktadır. Turgay Fişekçi 1956 yılında Balıkesir’de dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini ve ortaöğrenimini Balıkesir’de tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Buradan mezun olduktan sonra ilk şiirini 1977 yılında yayınlamıştır. 1978 yılından sonra çeşitli yayınevlerinde çalışmıştır. Bu yayınevlerinde editörlük yapmıştır. Hayatı boyunca birçok şiir yazmıştır. Yazdığı birçok şiiri de bestelenen Turgay Fişekçi kısa sürede üne kavuşmuştur. Bunun dışında şarkı sözleri de yazmaktadır. Aynı zamanda Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın da genel sekreterliğini yürütmektedir. Hatta bir dönem Adam Sanat Dergisi’nin de yayın yönetmenliğini yapmıştır. 1999 – 2005 yılları arasında Adam Sanat Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yapmıştır. Hayatı boyunca yazdığı yazılar sayesinde birçok ödül kazanmıştır.
===================================================================================================
UZUN
Eserleri
Şiirleri: Dip Sevgi (1994), Kumral Gökkuşağı (2002), Kuşkuluyum Yaşadığımdan (1983), Karda Işıltılar (1981), Yitik Bahar (1989), Sevgi Bağları (1998), Ayçiçeği Özlemi (2003), İnsan Üstüne Sorular Yanıtlar (2007), Güzelle Büyü (2013), Ayrılık Sonu (2013)
Gezi Yazıları: Unutulmaz Bir Andı Görüp Geçtiğim (2006), Raylar Üzerinde Avrupa (2001)
Roman: Hep Seni Sevdim (2009), Hep Yanımda Kal (2006)

Turgay Fişekçi Hayatı Uzun
1956 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen şair, yazar ve çevirmen hayatı boyunca çeşitli türlerde birçok eser vermiştir. İlköğrenimini ve ortaöğrenimini Balıkesir’de tamamlamıştır. Daha sonrasında İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesini bitirmiştir. Kısa bir süre avukatlık stajı yaptıktan sonra 1978 yılında günümüze kadar yapmakta olduğu iş olan editörlük hayatına atılmıştır. Birçok yayınevinde editörlük yapmıştır. Aynı zamanda Sanat Emeği dergisinin de yazı işleri yönetmenliğini yapmıştır. Belli bir dönem de YAZKO’ da çalışmıştır. Ayrıca Adam Sanat Dergisinin’ de yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır. Günümüzde ise “Sözcükler” isimli derginin sahibi ve yazı işleri sorumlusu olarak çalışmaktadır. İlk şiiri 1977 yılında yayınlanmıştır. Özellikle Sanat Dergisinde yayınladığı şiirleri ile üne kavuşmuştur. Yazdığı çok sayıda şiiri bestelenmiştir. Bunun dışında şarkı sözleri de yazmıştır. Bunun ile ilgili birçok ödül kazanmıştır. 1990 yılında TRT onu pop müzik dalında yılın en iyi söz yazarı seçerek ödüllendirmiştir. 1981 yılında ilk şiir kitabı olan “Karda Işıltılar” yayınlayarak bu ona Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandırmıştır.

Turgay Fişekçi Edebi Kişiliği
Geçmişten günümüze birçok şiir örneği ortaya koya Turgay Fişekçi bu şiirleri genellikle yalın, kısa, lirik türünde yazmıştır. Yazdığı şiirler ile birçok ödül de kazanan şair ve yazar bu dönemlerde ünlenmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. 1996 yılından bu yana hale “Cumhuriyet” gazetesinin kültür ve sanat sayfasında “Defne Gölgesi” adlı köşesinde yazıları yayınlamaktadır. Çağdaş Türk şiirleri yazmıştır. Yazdığı bu şiirler sayesinde Çağdaş Türk şiirinde ayrı bir yeri bulunmaktadır. Şiirlerinde bulunan temalar genel itibari ile doğa ve hayat temalarını işlemiştir. 
Devamını Oku

Turgenyev Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Asıl adı Ivan Sergenyeviç Turgenyev olan Rus şair ve yazar 9 Kasım 1818 yılında Rusya’da dünyaya gelmiştir. Şair ve yazar kimliğinin yanında aynı zaman oyun yazarı ve çevirmendir. Babası yolu bir aileden gelmesine karşın yoksul düşmüştür. Rusya’nın Orel kentinde doğmuştur. Babası çok köklü biri olmasına karşın yaşlı bir kadın olan Varvara Petrovna Lutovina ile evlenmiştir. Ivan Turgenyev bu evlilikten doğmuştur. Annesi eğitimli, okumuş ve kültüre düşkün biri olarak bilinmesine karşın bir o kadar da gaddar olarak bilinmektedir. 1827 yılında Moskova’ya ailesi ile birlikte gitmiş ve burada özel okullarda eğitim görmüştür. Çok küçük yaşlarda İngilizce, Almanca, Fransızca dillerini çok ileri derecede kullanmaya başlamıştır. Moskova ve Petersburg üniversitelerinde okuyarak Felsefe Fakültesini iyi bir derecede bitirir. Almanya’ya giderek Berlin Üniversitesinde okur. Tarih ve klasik filoloji dallarında araştırmalar yapar. 1852 yılında Gogol’un ölümü üzerine bir yazı kaleme alır. Asıl ününü kazandıran romanlarını 1855 yıllarından sonra yayımlamaya başlar.
=====================================================================================================
UZUN
Eserleri
Roman: Asilzade Yuvası (1855), Ham Toprak (1876), Duman (1870), İlk Aşk, Rudin (1855), Babalar ve Oğullar (1862)
Öykü: Bir Avcının Notları (1852), Bozkırda Bir Kral Lear (1870), Tuğbay (1876)

Turgenyev Hayatı Uzun
Felsefe bölümünü başarı ile bitirdikten sonra Berlin üniversitesine girer ve 4 yıl burada kalır. Yunanca ve Latince dillerini de ileri derecede öğrenir. Daha sonrasında Rusya’ya dönerek burada Petersburg Üniversitesi profesörlük sınavını kazanır. O dönemler Alman felsefesi ülkede benimsenmediği için ders verme olanağı bulamaz. 1842 yılı ise onun için bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemlerde Rus eleştirmen olan Belinski ile tanışmıştır. İlkyazı denemelerini bu yıllarda ortaya koymuştur. Kendisini aydınlığa götürecek ve eserlerinde bize yansıtacak olan yol ise Puşkin’in ortaya koyduğu ve Gogol’un geliştirdiği gerçekçiliktir. Onu üne kavuşturan eser ise “Bir Avcının Notları” eseridir. Bu öykü genel itibari ile toprak ağası ve köylünün yaşamı aynı zamanda içinde bulunan koşulları anlatmaktadır.  Yılında Gogol’un ölümü üzerine ilk yazısını yazmış ancak sansür nedeniyle Moskova dergilerinde çıkıca tutuklanmıştır.  1 ay kadar bir süre hapis yatmıştır. 1855 yılından sonra önemli eserlerini vermiştir. Nihilizm düşüncesinin en önemli eseri olarak görülen “Babalar ve Oğullar” romanını 1862 yılında yayımlamıştır. Bu romanda gerçekleşen olayların konusu 1859 yılında geçmektedir. Toprak köleliğinin kaldırılmasından sonraki dönemi anlatmaktadır. Turgenyev 3 Eylül 1883 tarihinde 64 yaşında iken hayatını kaybetmiştir.

Turgenyev Edebi Kişiliği
Edebiyat dünyasına “Babalar ve Oğullar” adlı romanı ile damga vurmuş bir yazardır. Nihilist akımının metin olarak kullanılması ve bunun bir olay döngüsü içinde anlatılması edebiyat dünyası için çok önemlidir. Bu romanda iki farklı görüş anlatılmaktadır. Roman ve hikâye yazarlığının yanında oyun yazarlığı ile de bilinmektedir. Gogol ve Puşkin’in akımı olarak bilinen gerçekçiliği roman, hikâye ve tiyatro oyunlarında kullanmıştır. Rus halkının yaşama biçimlerini, toprak kölelik sistemini gerçekçilik akımı çerçevesinde kaleme almıştır. 
Devamını Oku

Turgut Özakman Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Turgut Özakman 1 Eylül 1930, yılında Ankara’da doğmuştur. Türk yazarlarımızdan olan Turgut Özakman aynı zamanda bürokrat ve avukat kimliği ile de tanınmaktadır. Ankara Üniversitesinde Hukuk fakültesini bitirmiştir. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre avukatlık yapmıştır. Daha sonrasında Almanya’ya giderek Köln üniversitesinde Tiyatro Bilimi Enstitüsüne devam etmiştir. Daha sonrasında Devlet Tiyatrosuna dramaturg olarak girmiştir. Türkiye’ye döndükten sonra TRT’de Merkez Program Daire Başkanlığı, genel müdür yardımcılığı ve devlet tiyatrolarında genel müdür başyardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Ayrıca 1983 ve 1987 yılları arasında genel müdürlük de yapmıştır. 1988 – 1994 yılları arasında ise Radyo Televizyon Yüksek Kurulunda üyelik ve başkan yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Ayrıca uzun yıllar boyunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde kadrolu olarak öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Burada dramatik yazarlık dersleri vermiştir. Uzun yıllar boyunca verdiği üstün hizmetler nedeniyle de çeşitli üniversiteler tarafından ödüle layık görülmüştür.
===================================================================================================
UZUN
Eserleri
Roman: Romantika (2000), Çılgın Türkler (2012), Şu Çılgın Türkler (2005), Diriliş Çanakkale 1915 (2008), Korkma İnsancık Korkma (1994), 19 Mayıs 1919 Atatürk Yeniden Samsun’da (2002)
Araştırma – İnceleme: Dr. Rıza Nur Dosyası (1995)

Turgut Özakman Hayatı Uzun
Yıllar boyunca verdiği üstün hizmetler nedeniyle 28 Eylül 1998 yılında Anadolu Üniversitesi, 2006 yılında Ege Üniversitesi ve mezun olduğu ve uzun yıllar görev yaptığı Ankara Üniversitesi tarafından “fahri doktor” unvanı verilmiştir. Turgut Özakman hayatı boyunca birçok esere imza atmıştır. 2002 yılının Nisan ayında Eskişehir Belediye Başkanlığı tarafından açılan ikinci tiyatroya “Turgut Özakman Sahnesi” adı verilmiştir. 2006 yılında ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından Turgut Özakman’a üstün hizmet ödülü verilmiştir. Kurtuluş Savaşını anlattığı roman olan “Şu Çılgın Türkler” adlı eseri üzerinde 50 yılı aşkın süre çalışmıştır. Kurtuluş Savaşını romansı bir dille anlatmıştır. Bu belgesel roman Uğur Dündar’a göre cumhuriyet tarihinin en çok satan kitabı olmuştur. Ayrıca bu kitap haftalar boyunca çok satanlar liste Eylül sinde ilk sırada yer almıştır. Turgut Özakman 3 çocuğa ve 4 tane toruna sahiptir. Turgut Özakman 28 Eylül 2013 tarihinde tedavisi devam etmekte iken hastanede hayatını kaybetmiştir.

Turgut Özakman Edebi Kişiliği
Turgut Özakman hayatı boyunca birçok önemli esere imza atmıştır. Ancak Kurtuluş Savaşı dönemini anlattığı “Şu Çılgın Türkler” ve Çanakkale Savaşı dönemini anlattığı “Diriliş” romanları onun hayatı boyunca yazdığı en önemli eserlerdir. Ayrıca yazar için önemli olan bu kitaplar Türkiye Tarihi için de önemli bir yere sahiptir. Bu kitaplar yayımlandığı günden itibaren haftalar boyunca çok satanlar listesinde ilk sırada yer almıştır. Turgut Özakman eserlerinde toplum dışına sürülmüş kişilerin toplumla uyuşmazlığını veren yazarlarımızdandır. Ayrıca oyun yazarlığı da bulunmaktadır. “Duvarların Ötesinde” isimli oyununda toplumun suçlu insanlarını bir kenara itişini eleştirmiştir. Ayrıca bazı eserlerinde de yabancılaşmayı ve kuşaklar arasındaki kopuşu da ele almıştır. 
Devamını Oku

Ülkü Tamer Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Ülkü Tamer 20 Şubat 1937 yılında Gaziantep’te doğmuştur. Türk şair ve oyuncudur. Şair ve Oyunculuğun yanı sıra çevirmen kimliği ile de tanınmaktadır. 1958 yılında Robert Kolejinden mezun olduktan sonra oyunculuk, yayıncılık ve çevirmenlik yapmıştır. 1950 ‘li yıllarda ortaya çıkan İkici Yeni akımının önde gelen isimleri arasındadır. Bu akımın en önemli temsilcilerindendir. Bu akımın dışında verdiği eserlerle de dikkat çekmiştir. Kendine özgü imge yaratmış süssüz ve sade bir şekilde bunları kullanmıştır. 1970 lerden sonra ise toplumsal duyarlılıklarda da ön plana çıkmıştır. Avni Dökmeci’nin yönetiminde olan Kaynak dergisinde ilk şiirini yayımlamıştır. İlk şiiri “Dünyanın Bir köşesinden Lucia” ‘ dır. 1954 yılından itibaren eserleri birçok dergide yayımlanmıştır. Yeni Dergi, Papirus, Yeditepe, Pazar Postası, Kaynak, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri yayımlanmıştır. Ayrıca 1967 yılında da Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanmıştır.
======================================================================================================
UZUN
Eserleri
Şiirleri: Düello, Uyku, Yazın Bittiği, Konuşma, Hançer, Ağıt, Bruegel, Geceleyin, Üşür Ölüm Bile, Yazmasında, Kışta Üşüyen Virgül, Ben Sana Teşekkür Ederim
Şiir Kitapları: Virgülün Başından Geçenler (1965), Sıragöller (1974), Soğuk Otların Altında (1959), Ezra ile Gary (1962)
Öykü: Çocukluğumdaki Bayramlar, Alleben Öyküleri
Anı: Yaşamak Hatırlamaktır

Ülkü Tamer Hayatı Uzun
 Yazdığı şiirlerin yanı sıra yaptığı çeviriler ile de bilinmektedir. TDK 1965 Çeviri Ödülünü kazandığı Edith Hamilton’dan Mitologya’yı çevirmiştir. Bunun yanı sıra Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının da çevirmenidir. İngiliz Şiirini yakından izlemiştir. İkinci Yeninin en etkili şairleri arasında yer almıştır. 1960 lı yılların ikinci yarısında yazdığı şiirler ile şiir anlayışının kusursuz örneklerini vermiştir. Daha sonrasında toplumsal olaylara yönelse de şiir anlayışından hiçbir zaman bir şey kaybetmemiştir. Yine dönemin ünlü yazarlarından birisi olan Tomris Uyar ile bir dönem evli kalmıştır. Tomris uyar ile olan aşkları okul dönemine dayanmaktadır. Tomris Uyar elde edilmesi zor kadın ve elde edilemeyen kadın olarak bilinmektedir. Tomris Uyar ile evliliğinden olan çocuğu küçük yaşta boğularak ölünce ayrılıklarına yol açan ilk darbe olmuştur. Tomris Uyar ile ayrılsalar dahi hep dost kalmışlardır ve aralarında geçenleri hiçbir zaman anlatmamışlardır. Kimse aralarında geçen şeyleri bilmemektedir. Tomris Uyar daha sonrasında yine dönemin ünlü yazarlarından birisi olan Turgut Uyar ile evlenmiştir. Ülkü Tamer günümüzde hala yaşamına devam etmektedir.

Ülkü Tamer Edebi Kişiliği
Hayatı boyunca çeşitli türlerde birçok eser veren şair, yazar ve oyuncu her zaman kendi çizgisi üzerinde durarak tutarlı kalmıştır. Şiirlerinde kendine özgü bir hava katmış ve bunu sade bir şekilde okurlarına sunmuştur. Yazdığı şiirler bazı sanatçılar tarafından da bestelenmiştir. Ahmet Kaya, Ülkü Tamer’e ait olan “Üşür Ölüm Bile” ve “Gül Dikeni” şiirlerini seslendirmiştir. Ayrıca Zülfü Livaneli de Ülkü Tamer’in “Memik Oğlan” ve “Güneş Topla Benim İçin” gibi şiirleri bestelemiştir. Bunların yanı sıra Grup Yorum da “Düşenlere” isimli eserini bestelemiştir. 
Devamını Oku

Ümit Yaşar Oğuzcan Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Ümit Yaşar Oğuzcan 22 Ağustos 1926 tarihinde Mersin’de doğmuştur. Hayatı boyunca birçok esere imza atmıştır. Ümit Yaşar Oğuzcan Mersin’in Tarsus ilçesinde doğmuştur. 1946 yılında Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirmiştir. Daha sonrasında ise ünlü yerel bir bankaya girerek Ankara, Adana ve İstanbul gibi yerlerde çalışmıştır. Buralarda halkla ilişkiler müdür yardımcı olarak 30 yıl çalışmıştır ve daha sonrasında kendi isteği ile de 1977 yılında emekliye ayrılmıştır. Daha sonrasında ise İstanbul’da kendi adına taşıyan bir sanat galerisi kurmuştur.

Verdiği birçok eser ile birlikte günümüzde en çok bilinen şairlerden birisidir. Şiir hayatına 1940 yılında “Yedigün Şairleri” arasında başlamıştır. Çeşitli alanlarda birçok eser vermiştir. Şiir, antoloji, düzyazı kitabı, biyografik eser olmak üzere 50 ye yakın kitap çıkarmıştır. 33 şiir kitabı, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji be biyografik eser vermiştir. Şiirlerini genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında vermiştir. Aşk, özlem, ayrılık temalarını işlemiştir.
================================================================================================
UZUN
Eserleri
Dolmuş (1955), Yeni Dünya Rekoru (1961), Mustafa Kemal’i Düşünüyorum, Üstüme Varma İstanbul (1961), Göbek Davası (1968), Halktan Yana (1969), Rübailer (1972), Acılar Denizi (1973), Hüzün Şarkıları (1963), Sevenler Ölmez (1962), Her Gece Sen

Ümit Yaşar Oğuzcan Hayatı Uzun
Türk ünlü şairlerimizden olan Ümit Yaşar Oğuzcan 22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğmuştur. Yaşamı boyunca çeşitli türlerde birçok eser vermiştir. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra bir bankada çalışmaya başlamıştır. Adana, İstanbul, Ankara’ da çalışmıştır. Bu bankada halkla ilişkiler müdür yardımcısı olarak görev yapmıştır. İş hayatında 30 yılı doldurduktan sonra kendi isteği ile emekli olmuştur. İstanbul’da sanat galerisi kurarak buraya kendi ismini vermiştir. Hayatı boyunca birçok eser veren şair döneminin en çok bilinen şairleri arasındadır. Şairlik kariyerine 1940 yılında “Yedigün Şairleri” arasında yazarak başlamıştır. Şiirlerini Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve özlem, ayrılık, aşk gibi temalar doğrultusunda yazmıştır. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiir kitapları birçok dile çevrilerek şairin dünya çapında da ün kazanmasını sağlamıştır. Çok kısa sürede çok fazla şiir yazmıştır. 30 u aşkın şiiri bulunmaktadır. Şiirlerinin yanı sıra biyografik yazıları, düzyazı kitapları da bulunmaktadır. 1973 yılında oğlu Vedat Oğuzcan’ı kaybettikten sonra şiirlerinde ölüm ve acı temaları görülmektedir. Ümit Yaşar Oğuzcan 4 Kasım 1984 tarihinde 58 yaşında iken hayatını kaybetmiştir.

Ümit Yaşar Oğuzcan Edebi Kişiliği
Şiir yazın hayatına 1940 yılında Yedigün dergisinde başlamıştır. Yedigün şairleri ile birlikte şiir yazmaya başlamıştır. Daha sonrasında ise çeşitli dergilerde şiirler yazmış ve kitaplar çıkartarak kısa sürede ün kazanmıştır. İlk kitabı olan “İnsanoğlu” kitabını 1947 yılında yayımlamıştır. 1948 yılında ise “Deniz Musikisi” adlı eserini çıkarmıştır. 1954 yılında ise üçüncü kitabı olan “Dillere Destan” ı çıkarmıştır. 1955 yılında sonra taşlama, rubai ve dörtlük türünde eserler vermeye başlamıştır. Bir dönem yurtdışına da çıkarak burada yaşadığı anılarını “Avrupa Görmüş Adam” ismi altında Cumhuriyet gazetesinde yayımlamıştır.
Devamını Oku

Vasconcelos Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Tam adı Jose Mauro De Vasconcelosolan Brezilyalı ünlü yazar 26 Şubat 1920 yılında doğmuştur. Vasconcelos 1920 yılında Rio de Janeiro’da bulunan Bangu kasabasında doğmuştur. Irkı yarı Portekizli ve yarı Kızılderili’dir. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Vasconcelos iki ayrı kültürün de izlerini taşımaktadır. Ailesi çok fazla yoksul olduğu için onun öğrenimini devan ettirmesi için amcasının bulunduğu Natal kasabasına göndermişlerdir. Buradaki bir nehirde 9 yaşında yüzmeyi öğrenerek ileride bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kurmuştur. Natal’da liseyi bitirdikten sonra 2 yıl tıp öğrenimi görerek öğrenimini yarıda bırakmıştır. Buradan sonra yeni hayaller için Rio de Janeiro’ya gitmiştir. Burada ilk iş olarak boks antrenörlüğü yapmıştır. Tarım işçiliği, garsonluk ve balıkçılık gibi işlerde çalışmıştır. Hayatı boyunca birçok çeşitli işlerde çalışmıştır. Bu çalıştığı işlerde kazandığı deneyimler ona romanlarında ve hikâyelerinde ilham olmuştur. İyi bir romancı ve aynı zamanda iyi bir gözlemci olan yazar farklı koşullarda değişik insanlarla tanışmıştır.
===================================================================================================
UZUN
Eserleri
Kırmızı Papağan (1953), Japon Sarayı, Beyaz Toprak (1945), Delifişek (1963), Yaban Muzu (1942), Şeker Portakalı (1968), Hayatın O Güzel Şarkısı (1974), Çıplak Sokak

Vasconcelos Hayatı Uzun
Genellikle romanlarında roman karakterlerinin yaşamlarında karılaştıkları zor koşullar ve yoksulluk gibi konuları işlemiştir ve bunları tüm çıplaklığı ile ele almıştır. Romanlarında bunların dışında duygusallık ve iyimserlik de anlatmaktadır. Mesela “Şeker Portakalı” ve onun devamı olan “Güneşi Uyandıralım” ve Delifişek romanlarında duygusallık ve iyimserlik ön planda bulunmaktadır. Bazı romanlarında ise Brezilya’nın ormanlarında ya da step bölgesinde bulunan insanların, elmas avcısı yerlilerin hayatlarını ve ruh hallerini ele almıştır. Vasconcelos ’un yazdığı ilk eser olan “Yaban Muzu” 1942 yılında yayımlanmıştır. Ayrıca bunun dışında 1945 yılında yazdığı “Beyaz Toprak” adlı eseri de en çok beğenilen eserleri arasındadır. Kariyerinin doruğuna ise 1961 yılında çıkardığı “Kayığım Rosinha” adlı eseridir. Ancak ona dünya çapında ün kazandıran eser ise Zeze’nin maceralarını anlatan üçleme romanın ilk kitabı olan “Şeker Portakalı” adlı eseridir. Bu romanı 12 gün içinde yazdığını dile getirmiştir. Ancak bun karşın yazar bu romanı 20 yıldan fazla süre yüreğimde taşıdım diyerek bu esere verdiği değeri belirmiştir. Yazar 24 Temmuz 1984 yılında hayatını kaybetmiştir.

Vasconcelos Edebi Kişiliği
Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Rio De Janeiro’nun bir kasabasında dünyaya gelmiştir. Çocukken yüzme şampiyonu olmak istemiştir. Ancak ilk işi boks antrenörlüğü olmuştur. Bunun yanı sıra daha birçok çeşitli işlerde çalışmıştır. Yazarlık hayatı ise oldukça verimli geçmiştir. Eserlerinde genellikle Brezilya’nın kıyıda köşede kalan kısımlarında yaşayan insanların hayatlarını ele almıştır. Onların yaşamlarını ve ruh hallerini anlatmıştır. Bu eserlerini yazarken daha önce çalıştığı işler de ilham vermiştir. Hayatı boyunca birçok eser veren yazar dünya çapında asıl ismini “Şeker Portakalı” adlı eseri ile duyurmuştur. 
Devamını Oku

Vasfi Mahir Kocatürk Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Vasfi Mahir Kocatürk 1907 yılında Gümüşhane’de doğmuştur. Türk şair ve oyun yazarıdır. Bunun yanı sıra aynı zamanda öğretmen, edebiyat araştırmacısı ve politikacıdır. Vasfi Mahir Kocatürk Yedi Meşaleciler Hareketinin içinde yer almış bir yazardır. Halk şiirlerinin biçimsel özelliklerini de kullanarak epik, lirik şiir, hece ölçüsü ile şiirler yazmış şairdir. Hatta bir dönem de manzum oyunlar bile denemiştir. Ünlü bir sanatçı olan Vasfi Mahir Kocatürk bunun yanı sıra edebiyatla ilgili kitap yazması ve yaptığı araştırmalar ile tanınmıştır. Yaşamı boyunca Türkiye’nin değişik bölgelerinde edebiyat öğretmenliği, milli eğitim müfettişliği ve okul müdürlüğü yapmıştır. Sanatçı politika ile uğraşmış bir dönem Demokrat Parti Gümüşhane milletvekili olarak 9. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde yer almıştır. Ayrıca Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmen olarak görev almıştır. Bu görev üzerindeyken 1961 yılında Ankara’da yaşamını yitirmiştir.
====================================================================================================
UZUN
Eserleri
Şiir Kitapları: Bizim Türküler (1937), Hayat Şarkıları (1965), Tunç Sesleri (1935), Geçmiş Geceler (1936), Ergenekon (1941)
Manzum Oyunları: Sanatkâr (1965), Yaman (1933)
Araştırma – İnceleme Eserleri: Osmanlı Padişahları (1949), Yeni Türk Edebiyatı (1936), En Güzel Türk Manileri (1933), Fransız Edebiyatı (1934), Divan Şiir Antolojisi (1947), Namık Kemal (1955)

Vasfi Mahir Kocatürk Hayatı Uzun
1907 yılında Gümüşhane’de doğmuştur. Babası Arif Efendi’dir. Babasını I. Dünya Savaşı sırasında kaybetmiştir. Çocukluğu Gümüşhane’de geçmiştir. Fakat ailesinin İstanbul’a göç etmesi sonucunda ilköğrenimini İstanbul Koca Mustafa Paşa Numune Mektebi’nde tamamlamıştır. 1921 yılında ise Darüşşafaka’ya girerek burada lise öğrenimini tamamlamıştır. Yükseköğrenimini ise Mülkiye’de görmüştür. Buradan 1930 yılında mezun olduktan sonra öğretmenlik hayatına başlamıştır. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmıştır. Edirne, Ankara, Kastamonu, Malatya, Eskişehir gibi illerde liselerde öğretmenlik yapmıştır. 1944 yılında Haydarpaşa Lisesinde öğretmenlik yaparken İstanbul’a yerleşmiştir. Darüşşafaka’ da ise okul müdürlüğü görevi yapmıştır. 1948 yılında ise Milli Eğitim Bakanlığında müfettişlik yapmıştır. Bir sene sonrasında ise İzmir’e tayin olduktan sonra İzmir’e geçmiştir. 1950 yılında ise Gümüşhane milletvekili seçilmiştir. Ancak 1954 yılında seçimi kaybedince siyaset hayatını bırakmıştır. Siyaset hayatını bıraktıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’ nde öğretmenliyapmıştır. Türk edebiyat tarihi alanında çalışmalar yapmıştır. Türk Edebiyatı Tarihi isimli yapı üzerinde çalışırken 17 Temmuz 1961 tarihinde Ankara’da kal krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir.

Vasfi Mahir Kocatürk Edebi Kişiliği
Yedi Meşale şairleri arasında yer almıştır. Burada epik tarzda şiirler vermiş ve halk şiirinin biçim ve özelliklerinde yararlanmıştır. Hece ölçüsü ile yazdığı şiirleri ile ön plana çıkmıştır. Yazdığı epik şiirler sonucunda âşık tarzı şiire yönelmiştir. Ayrıca Yedi Meşale grubunda millet ve vatan sevgisini şiirlerinde işleyen tek sanatçı olma özelliği de göstermektedir. Şiirlerin yanı sıra edebiyat ile ilgili antoloji, kitap ve araştırma yazıları da yazmıştır. Ünlü sanatçı aynı zamanda hikâyeler ve çocuk hikâyeleri de yazmıştır. Vasfi Mahir Kocatürk hayatı boyunca birçok esere imza atmıştır. 
Devamını Oku

Vedat Nedim Tör Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Türk siyasetçilerden olan Vedat Nedim Tör 1897 yılında doğmuştur. Babası Ahmet Nedim Tör’dür. Amcası Edip Servet Tör ise ikinci ve sekizinci dönemler arasında CHP milletvekilliği yapmıştır. 1916 yılında Galatasaray Üniversitesini bitirdikten sonra yükseköğrenimi için Almanya’da bulunan Berlin Üniversitesine gitmiştir. Berlin Üniversitesini de başarı ile bitirdikten sonra mezun olmuştur. Doktorasını iktisat alanında yapmıştır. Türkiye’ye döndükten sonra ise çeşitli yerlerde yöneticilik yapmıştır. 1933 – 1937 yılları arasında Matbuat Umum Müdürlüğü, 1938 yılında Turizm Müdürlüğü, 1938 – 1943 yılları arasında Ankara Radyosu Müdürlüğü yapmıştır. Ankara Elektrik Şirketi’nde de yöneticilik yapmıştır. Yazdığı birçok yazı Cumhuriyet ve Vatan gazetesinde yayınlanmıştır. Bu gazetelerde çalışmıştır. 1920 li yılların en önemli komünistleri arasında gösterilmektedir. Şefik Hüsnü Deymer’ in yurtdışına kaçması sonucunda TİÇSF genel başkanlığı yapmıştır. 1927 yılında partiden ayrılarak yine aynı yıl partinin bütün gizli dosyalarını polise teslim etmiştir.
===================================================================================================
UZUN
Eserleri
Tiyatro Oyunları: Kör, Değişen Adam, İşsizler, Köksüzler, Sahte Kahramanlar, İmralı’nın İnsanları, Üç Kişi Arasında, Fevkalasriler, Hayvan Fikri Yedi
Anı: Yıllar Böyle Geçti, Milliyet Yayınları
Deneme: Dinimiz, Kemalizmin Dramı

Vedat Nedim Tör Hayatı Uzun
1927 yılında Şevket Süreyya, Burhan Asaf, İsmail Hüsrev ile birlikte aleyhinde şahitlik yapmıştır. Kendisi de bu davada yargılanmıştır. Bu davadan berat etmiştir. Bunun sonucunda ise Şefik Hüsnü Bey tarafından dönek olarak ilan edilmiştir. O yıllarda komünizm yolundan döndüklerini ilan ettikten sonra Ankara’daki hükümetin emrinde çalışmıştır.

Aralarında Şevket Süreyya Aydemir de bulunmaktadır. Vedat Nedim Tör 1932 yılında itibaren Kadro dergisinde yazmaya başlamıştır. 1934 yılında derginin kapanması sonrasında 1934 – 1938 yılları arasında bazı devlet kurumlarında çalışmaya başlamıştır. 1933 yılında devlet ile beraber “La Turquie Kemaliste” dergisini çıkarmıştır. Bu dergi bütün dünyaya Fransızca, İngilizce ve Almanca olarak dağıtılmıştır. Bu dergi Türkiye Cumhuriyetinin dünyaya tanıtımı konusunda önemli rol oynamıştır. İstanbul Radyosu 1943 yılında Vedat Nedim Tör yönetiminde deneme yayınına başlamıştır.

İstanbul Radyosu Beyoğlu Postanesi üzerinde kurulan geçici bir radyoda çalışmalarını sürdürmüştür. Bu radyo batı müziğinin yanı sıra Ankara Radyosundan telefon aracılığı ile gelen ajans haberlerini vermekteydi. Ayrıca bazı bankalarda kültür ve sanat işleri danışmanı olarak çalışmıştır.

Vedat Nedim Tör Edebi Kişiliği
Dönemin ünlü edebiyat dergisi olan Kadro dergisini Yakup Kadri ve Şevket Süreyya Aydemir ile birlikte kurarak burada yazılar yayımlamıştır. Çoğunlukla fıkra ve makale yazarlığı yapmıştır. Ancak bunun yanı sıra sahne oyunları ve roman yazarlığı ile de tanınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dergisi olan “La Turquie Kemaliste” dergisini devlet ile birlikte çıkarmıştır. Bu dergi Fransızca, İngilizce ve Almaca dillerinde dünyaya dağıtılmıştır ve bu sayede Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya tanıtmıştır. 1943 yılının Haziran ayında ise İstanbul radyosunda deneme yayınları yapmıştır. Bu radyo bir yandan batı müziği vermekte iken bir diğer yandan da Ankara’da telefon ile gelen haberleri sunmaktaydı. 
Devamını Oku

Victor Hugo Hayatı Eserleri Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
26 Şubat 1802 yılında Besançon’da dünyaya gelmiştir. En büyük ve dünyaca ünlü yazarlardandır. Gençlik yıllarında kral yanlısı bir görüşü olmuştur ama zamanla bu görüşü cumhuriyet yanlısı olarak değişmiştir. Babası Joseph Leopold Hudo’dur ve annesi Sophie Trébuchet’tir. Ailenin üçüncü oğludur. Annesinin Napolyon’a komplo kurduğu için idam edilen General Victor Lahorie ile bir ilişkisi olduğu söylenilmektedir. 22 Mayıs 1885 yılında zatürre sebebiyle hayata veda etmiştir.

Eserleri
Nuovelles Odes (1824, şiir), Les Voix interieures (1837, şiir), La Pape (1880, şiir), Dieu (1891, şiir), Les Chatiments (1853, şiir), La Pitie supreme (1879, şiir), Les Orientales (1829, şiir), Les Annees funestes (1889, şiir), Bug Jargal (1818, roman), L’Homme qui rit (1869, roman), Le Dernier Jour d’un condamne (1829, roman), Hernani (1830, oyun), Cromwell (1827, oyun), Amy Robsart (1828, oyun), Ruy Blas (1838, oyun).
==============================================================================================
UZUN
Victor Hugo Hayatı Uzun
Dünyaya geldiği dönemde, doğduğu ülkede siyasi karışıklıkların olduğu bir dönem olmuştur. O 2 yaşındayken, Napolyon İmparator olmuştur. Ailesi farklı din ve farklı politik görüşleri savunmuştur. O dönemde ailesi gibi düşünenler Fransa’da egemenlik mücadelesi içinde olmuşlardır. Babası İspanya’da bir savaşta yenilmiş üst rütbeli bir subaydır.

Babasının mesleği sebebiyle ailesi sık sık yaşadıkları yerleri değiştirmişlerdir. Bu, Hugo’nun çok fazla şey tecrübe etmesine sebebiyet vermiştir. Annesi bu seyahatlerde İtalya ve İspanya’ya kadar bulunmuştur. Yolculukların yoruculuğu ve kocasının dini inancının ters olmaya başlaması sebebiyle tartışmalarından dolayı 3 çocuğunu da alarak Paris’e yerleşmiştir. Bu dönemden itibaren Hugo’nun eğitimi üzerine yönelmiştir.

Annesinin yetiştirmesi sebebiyle Hugo, ilk eserlerini krala bağlı bir görüşle yazmıştır. Ama bunun sonrasında 1848 yılında Devrim sebebiyle Katolik Kralcı görüşe başkaldırmış ve cumhuriyetçiliği savunmuştur.

Çocukluk arkadaşı olan Adele’ye âşık olmuştur. Annesi evlenmelerini istememesine rağmen, o annesinden gizlice çocukluk arkadaşıyla nişanlanmıştır. Annesine olan düşkünlüğü ve saygısı sebebiyle, evlenmek için annesinin ölümünü beklemiştir. 1822 yılında evlenmiştir.

İlk çocuğu 1823 yılında dünyaya gelmiştir ama kısa bir süre yaşayabilmiştir. Sonraki çocukları 1924 yılında Leopoldine isimli bir kızdır. İlk kızlarıyla beraber toplamda 4 çocuk sahibi olmuştur.
Hugo en büyük kızını çok sevmiştir. Bu kızı evliliğinden kısa bir süre sonra 1843 yılında Seine Nehri’nde boğularak ölmüştür. Gemi alabora olmuştur ve eteğinin ağırlığı sebebiyle hayata veda etmiştir, kızının kocası ise onu kurtarmaya çalışırken ölmüştür. O dönemler Fransa’nın güneyine metresiyle birlikte seyahat eden Hugo, kızının ölümünü bir gazeteden öğrenmiştir. Çok derinden yaralanan Hugo, şiirlerine bu üzüntüsünü yansıtmıştır.

III. Napolyon’un 1851 yılında askeri darbesi yüzünden sürgün edilmiştir. Fransa’dan ayrılmasından sonra kısa bir süre Brüksel’de yaşamıştır. 1855 yılında Guernsey’e giderek 15 yıl yaşamıştır. 1859 yılında genel af çıkmasına rağmen sürgünde kalmayı tercih etmiştir. III. Napolyon iktidardan çekildikten sonra ülkesine dönmüştür. Paris kuşatmasından bir süre Guernsey’e tekrar taşınmış sonra Paris’e dönerek hayatının geri kalanını orada geçirmiştir.
22 Mayıs 1885 yılında hayata veda etmiştir.
Devamını Oku

Voltaire Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
21 Kasım 1694 yılında Paris’te dünyaya gelmiştir. Daha çok mahlası olan Voltaire adıyla bilinmektedir. İyi bir eğitim almıştır. Ama aldığı eğitimde sadece aptallık öğrendiğini söylemiştir. İnsan hakları üzerine olan yazılarıyla ünlenmiştir. Fransız Devrimine büyük katkıda bulunmuştur. Babasının hukuk eğitimi almasını istemesinden dolayı bir avukatın yanında asistan olarak çalışıyormuş gibi görünerek, edebiyatla ilgilenmiştir. Fransız Aydınlanma Hareketi’ne katkısı oldukça büyüktür. 30 Mayıs 1778 yılında hayata veda etmiştir.

Eserleri
Henriade(şiir), Pucelle(şiir), Ecossaise(oyun), Eriphile(oyun), Mahomet(oyun), Mérope(oyun), Nanine(oyun), Zaide(oyun), Oedipe, Zaire, Le Mondain, Lettres Philosophiques Sur Les Anglais, Zadig, Micromegas, Candide, D,ctonnaire Philosophique, Sept Descours en Vers Sur l’Homme, Epitre a l’Auteur du Livre des Trois Imposteurs.
Bunun yanı sıra her dalda pek çok eser vermiştir ve pek çok kısa şiiri bulunmaktadır.
===================================================================================================
UZUN
Voltaire Hayatı Uzun
Sanat eğitimi College Louis-le-Grand Okulu ile başlamıştır. Kendisi bu okulda sadece Latince ve bununla birlikte aptallık öğrendiğini düşünmüştür. Buradan mezun olduktan sonra kariyer hayatına edebiyat üzerine başlamıştır. Babası hukuk eğitimi almasını istediği için, bir avukatın yanında asistanlık yaptığını söylemiştir. Bu dönemlerde hicivsel şiirler yazmaya başlamıştır. Bir süre sonra babası bu durumu fark etmiştir ve Voltaire’yi hukuk eğitimi almaya göndermiştir. Bu dönemde de kendisi yazmayı bırakmamıştır. Eserlerinde kullandığı sivri dili ile kendini sevdirmeyi başarmıştır.
Orleans Dükü olan II. Philippe hakkında yazdığı bir yazı yüzünden, Bastille’de hapsedilmiştir. Hapishanede başyapıtlarından olan Oedipe’yi yazmıştır. Bu eseri sayesinde Fransız Aydınlanması’na dahil olmuştur.

Eserlerindeki sivri dili ona her zaman bela olmuştur. Genç asilzadelerden birisi hakkındaki yazısı yüzünden de, mahkemesiz sürgün edilmiştir. Bu sebeple İngiltere’ye sürgün olan Voltaire, İngiltere’de söz konusu olan düşünceleri, din ve monarşiden etkilenmiştir. Böylelikle ülkenin diğer yazarlarını da etkilemiştir. 3 yıl burada sürgün kaldıktan sonra Paris’e tekrar dönmüştür. Buraya geldikten sonra İngiliz Hükümeti’ni ele alan ve fikirlerini yansıttığı eserler vermiştir.

Bu eserlerinde İngiliz Hükümeti’ni övmesi sebebiyle büyük tepkiler almıştır ve Paris’ten uzaklaşmaya zorlanmıştır.
Bunun üzerine Chateau de Cirey’e taşınmıştır. Burada bir ilişkisi olmuştur. 15 yıldan uzun süren bu ilişkisi onun edebi gelişimine yardımcı olmuştur. Sevgilisinin ölümü üzerine Berlin’e gitmiştir. İlk zamanda yaşamı kolay olsa da son zamanlarda burada zorluklar yaşamaya başlamıştır. Sivri dili burada da başına dert açmaya başlamıştır. Sonunda Federick tarafından tutuklanmıştır. Paris’e doğru yola çıkmıştır ama şehre girmesi yasaklanmış olduğu için Cenevre’ye gitmiştir. İyi karşılanmasına rağmen Candide, ou l’optimisme adlı eseri yüzünden kenti terk etmesi istenmiştir. Bu eser onun en ünlü eseridir.
Son olarak Ferney’de bir malikâne sahibi olmuş ölene kadar burada yaşamıştır. 1778 yılında hayata veda etmiştir.

Edebi Kişiliği
Sivri dili ile meşhurdur. Dinsel ve siyasal kurumlara karşı eserler vermiştir. Bilimsel ve felsefi çalışmaları olmuştur. Kilise dogmaları ve Fransız hükümeti hakkında yazmıştır. 
Devamını Oku

Yahya Kemal Beyatlı Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Beyatlı, 2 Aralık 1884 yılında Üsküp’te doğmuştur. Ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım ile o dönem Üsküp Belediye Başkanı olan İbrahim Naci Bey’in oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Ahmet Agâh olan Beyatlı doğduğu şehirde eğitimine başlamıştır. Cumhuriyet Dönemi şairlerindendir. Divan edebiyatı ile modern şiir arasında köprü oluşturan eserler vermiştir. Dört Aruzcular’dan birisi olarak kabul edilir. Hayattayken hiç kitap yayımlamamıştır. Siyasi görevlerde de bulunmuştur. 1 Kasım 1958 yılında ölmüştür.

Eserleri
Kendi Gök Kubbemiz, Eğil Dağlar, Bitmemiş Şiirler, Siyasi Hikâyeler, Edebiyata Dair, Aziz İstanbul, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Mektuplar-Makaleler, Gemi Elli Yıldır Sensiz, Eren Köyünde Bahar, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım.
==================================================================================================
UZUN
Yahya Kemal Beyatlı
İlköğrenimini Üsküp’te okuduktan sonra ailesiyle birlikte Selanik’e taşınmışlardır. Annesini verem sebebiyle kaybetmiştir. Babası bunun üzerine ikinci evliliğini yapmıştır. Bu yüzden yanlarından ayrılıp Üsküp’e dönmüştür. Tek başına yapamamış ve sonrasında yine ailesinin yanına dönmüştür. Bu dönem Esrar mahlasıyla şiirler yazmıştır. Orta öğrenimi alması için İstanbul’a gönderilmiştir. Bu dönemde de Serveti Fünuncu olan dergilerde Agâh Kemal mahlasıyla şiirler yazmıştır. Okuduğu Fransızca eserler sayesinde Jön Türklere hayranlık duyarak, 1903 yılında padişah baskısı altında olan İstanbul’dan Paris’e kaçmıştır.

Paris’te pek çok Jön Türk ile tanışmıştır. Hiç dil bilmemesine rağmen kısa sürede Fransızca öğrenmiştir. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi Siyaset Bölümü’nde okumaya başlamıştır. O dönem tarih dersleri aldığı Albert Sorel’den etkilenmiştir.

Okul hayatı içindeyken derslerin yanı sıra, tiyatroyla da ilgilenmiştir. Fransız şairlerin kitaplarını okumuş ve tarih hakkında araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmaların sonunda 1071 yılı Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihi başlangıcı sayılması gerektiğini savunmuştur. Bu araştırmalar derslerine yoğunlaşmasına engel olmuştur ve dersleri aksamaya başlamıştır. Bu sebeple bölüm değiştirerek Edebiyat Fakültesi’ne geçmiştir ama mezun olamamıştır. Paris’te toplamda 9 sene geçirmiş ve kendini geliştirmiştir.

1913 yılında İstanbul’a geri dönmüş ve Darüşşafaka İdadisi’nde öğretmenlik görevine başlamıştır. 1916 yılında Ziya Gökalp’in önerisini dinleyerek Darülfünun’da Medeniyet Tarihi müderrisi olarak göreve başlamıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar o dönem öğrencisi olmuştur ve ömrü boyunca sürecek yakın bir dostlukları başlamıştır. Bunun dışında aynı dönem yazın hayatına da devam etmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde Türk Dilinin yanı sıra Türk Dili Tarihi hakkında da yazılar yazmaya başlamıştır. 1918 yılında şiirlerini ilk defa Yeni Mecmua Dergisi’nde yayımlamıştır ve bu sayede Türk edebiyatının baş aktörleri arasında anılmıştır.

Pek çok başarıya imza atmıştır ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında mecliste de bulunmuştur. 1 Kasım 1958 yılında İstanbul’da hayata veda etmiştir. Yaşamında hiçbir kitabının yayımlanmamasına rağmen ölümünden sonra eserlerinin derlenmesiyle pek çok kitap yayımlanmıştır. 1968 yılında ise heykeli Maçka Parkı’na dikilmiştir.

Edebi Kişiliği
Divan şiiriyle batı şiirini büyük bir başarıyla birbirine kaynaştırmıştır. Aruz ölçüsünü Türkçe’ye büyük başarıyla uygulamıştır. Beyaz Lisan anlayışını savunmuştur.
Devamını Oku

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Manisa’da tanınmış Karaosmanoğlu ailesine mensup, Abdülkadir Bey ile İkbal Hanım’ın çocuğu olarak 1889 yılında Mısır Kahire’de dünyaya gelmiştir. 1833 yılında Manisa işgali zamanında, babasının Kavalalı İbrahim Paşa’ya yakınlık göstermesi sonucunda Mısır’a yerleşmişlerdir. Ailenin ikinci çocuğudur. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine yurda dönmüştür. Türk toplumunun Tanzimat Dönemi’nden itibaren geçirdiği değişiklikleri anlatan yazar, diplomat, gazeteci ve şairdir. 13 Aralık 1974 yılında Ankara’da ölmüştür.

Eserleri
Nur Baba(roman, 1922), Kiralık Konak(roman, 1922), Ankara(roman, 1934), Panorama(roman, 1953), Hep O Şarkı(roman, 1956), Sodom ve Gomore(roman, 1928), Hüküm Gecesi(roman, 1927), Bir Serencam(öykü, 1914), Ceviz(öykü, 1925), Milli Savaş Hikâyeleri(öykü, 1947), Rahmet(öykü, 1914), Nirvana(oyun, 1909), Mağara(oyun, 1934), Veda(oyun, 1929), Sağanak(oyun, 1929).
==================================================================================================
UZUN
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Hayatı Uzun
İlköğrenimini Manisa’da tamamlamıştır. 1903 yılında ise İzmir İdadisi’nde eğitimine devam etmiştir. Şehabettin Süleyman ile uzun zaman sürecek olan arkadaşlığı bu dönemde başlamıştır. Edebiyata ilgisi çocukluk yıllarından itibaren her zaman olmuştur ve buradayken daha da ortaya çıkmıştır. Babası ölünce, buradaki eğitimine devam edememiştir. 1905 yılında annesiyle birlikte Mısır’a gitmiştir. Mısır’da Jön Türkler ile tanışmış ve burada kalmak istemiştir. Jön Türkler sayesinde siyasete ilgi duymuştur.

İskenderiye’de bir Fransız okulunun yanı sıra İsviçre Lisesi’nde eğitim görmüştür ve orta öğrenimini tamamlamıştır. Bu dönemde Fransızca öğrenmiştir ve ünlü batılı yazarları okuyarak etkilenmiştir. Türk adlı dergide bu eserlerden çeviriler yaparak yayımlamıştır.

1908 yılında ailesi ile birlikte yeniden İstanbul’a dönmüştür. Balkan Savaşı’na kadar da burada yaşamaya devam etmiştir. Bu arada Hukuk Okulu’na kaydolmuştur ama üçüncü sınıfa kadar okuyabilmiştir. 1909 yılında Şehabettin Süleyman sayesinde Fecr-i Ati topluluğuna dâhil olmuştur. Edebiyat yaşamına ise Servet-i Fünun Dergisi’nde yazdığı öyküler ile devam etmiştir.
Yahya Kemal ile Nev- Yunanilik ismini verdileri bir devrim yapmak istemişlerdir ama ilgi toplayamamışlardır. Doğu mitolojisine ilgi duymuştur ve bu ilgisi sayesinde Kısıklı Bektaşi tekkesine gitmiştir. Buradaki gözlemleri ona Nur Baba isimli eserini yazdırmıştır. Tepkilerden korkması ve İsviçre’ye gidecek olması sebebiyle kitabı yayımlamamıştır.

Ruh betimlemelerine yer veren eserler yayımlamıştır. Bunun yanı sıra kadın sorunları hakkında Peyam Gazetesi’ne makaleler yazmıştır. Bir süre Üsküdar İdadisi’nde edebiyat ve felsefe öğretmenliği görevinde yer almıştır. 1912 yılında tüberküloz hastalığına yakalanmıştır ve 1916 yılında İsviçre’ye tedavi amaçlı gitmiştir.

Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra turda dönmüştür. Savaş yıllarında olan olaylar eserlerine yansımıştır. Düşüncelerini değiştirerek toplum için sanat anlayışını benimsemeye başlamıştır. 13 Aralık 1974’de ölmüştür.

Edebi Kişiliği
Türk romanında ilk defa Karaosmanoğlu, toplumsal koşullara uygun bilinçli olarak gerçek bir kişilik kazandırma çabasına girmiştir. Edebiyatın Anadolu’ya açılmasındaki rolü büyüktür. İyimser ve devrimci olarak görünürken, umutlarını zamanla kaybetmiş ve devrimci yönünden vazgeçmiştir. 1955 yılından itibaren sadece anı kitapları yazmayı tercih etmiştir.
Devamını Oku

Yalvaç Ural Hayatı Eserleri Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
1945 yılında memur bir ailenin çocuğu olarak Konya’da dünyaya gelmiştir. Annesi ilkokul öğretmeni ve babası da Toprak Mahsulleri Ofisi’nde eksper müdürüdür. Değişik il ve ilçelerde öğrenimini sürdürmüştür. Daha çok çocuk edebiyatıyla ilgilenmiş ve eserler vermiştir. Milliyet Gazetesi yazarı ve Miço Dergisi Genel Yayın Yönetmeni’dir.

Eserleri
Bir Gök Dolusu Güvercin, Sincap, Korkulu Bir Gün, Tekir Noktalama İşaretlerini Öğreniyor, Kırmızı Kızlar Çatıları Gizler, La Fonten Orman Mahkemesinde, Alfabe Boyama, Müzik Satan Çocuklar, Anadolu Efsaneleri, Zıpır Bilmeceler, Yeni Zıpır Bilmeceler, Zıpır-Sal Bilmeceler, Zıpır-Matik Bilmeceler, Gözü Boynuz ile İzi Yalnız, Problemli Apartman Çocuğu, Zeka Oyunları, Sihirli Papuçlar, Mırname, Kulağımdaki Küçük Çan. Bunun yanı sıra çocuk edebiyatına pek çok eser kazandırmıştır.
=================================================================================================
UZUN
Yalvaç Ural Hayatı Uzun
Kabataş Lisesi’nde başladığı öğrenimini, Atatürk Erkek Lisesi’nde tamamlamıştır. Bu yıllarda müzik ve edebiyata olan ilgisini fark etmiştir. Lise öğrenimini bitirdikten sonra gazeteci olmayı tercih etmiştir. Bu sebeple Milliyet Gazetesi’nde editör olarak çalışmaya başlamıştır. Gazetecilik mesleğinde pek çok farklı yayınevi ve gazetede görev almıştır. 23 yıl içinde 25 çocuk dergisi yayımlamıştır. Bunun yanı sıra yurtdışında yayımlanan Türkçe çocuk dergilerine katkıları olmuştur. Gölcüğü Küçük Avcılar isimli öyküsü İngilizceye çevrilmiştir ve 1996 yılında Oxford University Press tarafından ortaöğretim çocukları için hazırlanmış olan Dört Küçük Öykücüsü isimli kitapta yayımlanmıştır.

Bununla birlikte Feridun Oral ile hazırladıkları Korkuluğun Kalbi adlı kitabın ilk baskısı Avusturya’da Almanca olarak basılmıştır ve bir yılda iki baskı yapmıştır. Bu kitap aynı zamanda Almanya’da 1995 yılının en çok satan kitapları arasına yerleşmiştir.
Sihirli Papuçlar ilk başta küçük bir kitap olarak basılmıştır. Sonrasında Nederlandse Omroep Stichting isimli Hollanda TV programı bu kitabı çok sevmiştir. Bu sebeple Yalvaç Ural’a 10 bölümlük bilgisayar animasyonlarıyla TV çizgi film dizisi yaptırmışlardır. Aynı eseri TRT tarafından da 27 bölümlük bir çizgi dizi olarak yayınlanmıştır. Animasyonları Denge Animasyon tarafından hazırlanmıştır.

TRT aracılığıyla Sihirli Papuçlar, İsveç, Daminarka, Norveç ve Finlandiya televizyonlarına satılıştır, Almanya’da korsan kaset olarak çıkartılmıştır. Bu eserinin yanı sıra diğer eserlerinin de bazılarının animasyon dizileri hazırlanmıştır.

1996 yılında Müzik Satan Çocukları adlı eseri Çingenece olarak basılmıştır ve bu sayede dünyada ilk Çingenece basılan kitap olarak kayıtlara geçmiştir. Aynı zamanda bu kitap Makedonya’da yardımcı ders kitabı olarak okutulmuştur. Yalvaç Ural’ın şiirleri Yunancaya da çevrilmiştir.
Ural, Sarı Trampet isimli bir çocuk dergisi yayımlamıştır ve bu isimli bir çocuk televizyon programı hazırlamıştır. Aynı zamanda Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde de bu ismi seçmiştir.

65 çocuk kitabı yayımlamış olan Ural, Yetişkinler içinde 4 kitap ve bir de şiir yayımlamıştır. Uluslararası üne kavuşmayı başaran eserleri sayesinde Hollanda’da 5. Uluslararası Çocuk Şiir Festivali’nde Armonikanın Şairi ve Dünya Çocuk şiirinin şampiyonu olarak nitelendirilmiştir.
Devamını Oku

Yaşar Kemal Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
6 Ekim 1923 yılında Osmaniye’de dünyaya gelmiştir. Babası çiftçi Sadık Efendi ve annesi Nigar Hanım’dır. Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Roman, öykü ve senaryo yazarı olarak Türk edebiyatının önde gelen isimlerindendir. İlk romanı olan İnce Memed yaklaşık 40 dile çevrilmiştir. Kitapları yurtdışında 140’dan fazla baskı yapmıştır. Türk yazarları arasında Nobel Edebiyat Ödülü’ne ilk aday gösterilen yazardır. 28 Şubat 2015 yılında organ yetmezliğinden dolayı ölmüştür. Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Eserleri
Sarı sıcak(öykü), İnce Memed(roman, 1955), Orta Direk(roman, 1960), Teneke(roman, 1955), Ölmez Otu(roman, 1968), Orta Direk(roman, 1960), Akçasazın Ağaları(roman, 1974), Al Gözüm Seyreyle Salih(roman, 1976), Hüyükteki Nar Ağacı(roman, 1982), Kale Kapısı(roman, 1985), Fırat suyu Kan Akıyor Baksana(roman, 1997), Çıplak Deniz Çıplak Ada(roman, 2012), Tek kanatlı Bir Kuş(roman, 2013), Ağıtlar(deneme, 1943).
======================================================================================================
UZUN
Yaşar Kemal Hayatı Uzun
Kürt kökenli bir aileden dünyaya gelmesi sebebiyle, evde Kürtçe köyde de Türkçe konuşmuştur. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle ailesi Adana’ya yerleşmek zorunda kalmışlardır. Yaşar Kemal, 5 yaşındayken camide babasının öldürülüşüne şahit olmuştur. İlkokulu Adana’ya bağlı Buhanlı Köyünde okumuştur. Ortaokula devam ettiği sürede çeşitli işlerde çalışmıştır. Bunlar arasında, pamuk üretme çiftliğinde ırgat kâtipliği, Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk, Zirai Mücadele ırgat başılık, Kadirli’nin bahçe köyünde öğretmen vekilliği, pamuk tarlası, batözlerde ırgatlık, traktör şoförlüğü, çelik tarlası kontrollüğü bulunmaktadır.

Sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle birlikte başlamıştır. Ortaokuldan sonra, folklor derlemelerine başlamıştır. 1940 yılında ağıtlarını içeren ilk kitabı Ağıtlar yayınlanmıştır. Askerlik yaptığı dönemde 1944 yılında ilk hikâyesi olan Pis Hikâye’yi yayınlamıştır. Asıl adı olan Kemal Sadık Göğçeli’yi çeşitli yayımlarda kullanmıştır ama Yaşar Kemal adını Cumhuriyet Gazetesi’ne girdiğinde kullanmaya başlamıştır.

1947 yılında İnce Memed’i yazmaya başlamıştır ama yarım bırakarak 1953 yılında bitirmiştir. Bu romanı yazmasının nedeninin eşkıya olan amcasının oğlunun dağda vurulması olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte çocukluğunun eşkıyalar arasında geçtiğini söylemiştir. Bunun yanı sıra ilk kez dünyada yayımlanan öyküsü Bebek isimli öyküsü önce Fransızca sonra İngilizce, Rusça, Romence ve diğer dillere çevrilmiştir.

Kendisi siyasette de yer almıştır. 17 yaşından ölümüne kadar sosyalist politika içinde yer almıştır. 1962 yılında Türkiye İşçi Partisine katılmıştır. Emekçi sınıfının yönetime gelmesini istemiştir ve TİP’de 8 yıl boyunca bulunmuştur. Bu partiden ayrılmıştır ve ayrılma sebebini partinin niteliğini kaybetmesi olduğunu söylemiştir.

Edebi Kişiliği
Cumhuriyet dönemi yazarlarından sosyal gerçekçi olanların başındadır. Doğa, köy gibi temaları işlemiştir. Diğer yazarlardaki köylüler genelde şehre göç ederken, kendisi köy insanının yanında yaşayan biri olarak köylü insanını nitelendirmiştir. Eserlerinde özellikle Toros köylüleri, Çukurova insanları yaşamlarını ele almıştır. Kahramanlarının çektiği sıkıntılar, yoksulluklar, ırgatlar ve ırgatlarla ağaların ilişkilerini yazmıştır. Zengin sözcük dağarcığıyla kısa cümleler kurmuş ve sade gösterişsiz bir dil tercih etmiştir.
Devamını Oku

Yaşar Nabi Nayır Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
25 Aralık 1908 yılında Üsküp’te doğmuştur. Varlık Yayınevi’ni kurmuştur. Yedi Meşale Topluluğu kurucularından olan edebiyatçılarımızdandır. Edebiyata en büyük katkısı Varlık Dergisi’dir. Takma adı Muzaffer Reşit’tir. Balkan Savaşı nedeniyle annesiyle birlikte İstanbul’a gidip geldiklerinden dolayı iki şehirde eğitimine devam etmiştir. En son İstanbul’a olarak kesin yerleşmiş ve burada mezun olmuştur.

Eserleri
Yedi Meşale(şiir, 1928), Onar Mısra(şiir, 1932), Kahramanlar(şiir, 1929), Adem ile Havva(roman, 1932), Bir Kadın Söylüyor(roman, 1931), Sevi Çıkmazı(öykü, 1935), Bu da Bir Hikayedir(öykü, 1935), İnkılap Çocukları(oyun, 1933), Mete(oyun, 1933), köyün Namusu(oyun, 1933), Beş Devir(oyun, 1933), Atatürkçülük Nedir(deneme, 1963), Yıllar Boyunca(deneme, 1959), Atatürk Yolu(deneme, 1966), Balkanlar ve Türklük(deneme, 1936), Çağımıza Ter Düşenler(deneme, 1975), Değişen Dünyamız(deneme, 1973), Moliere(biyografi, 1953), Nereye Gidiyoruz(deneme, 1948).
===============================================================================================
UZUN
Yaşar Nabi Nayır Hayatı Uzun
Öğrenimine Üsküp Mahalle Mektebi’nde başlamıştır. Balkan Savaşı sebebiyle annesi ile birlikte arada İstanbul’a gitmelerinden dolayı ilköğrenimi iki şehirde geçmiştir. 1924 yılında ailesi kesin olarak İstanbul’a taşınmıştır. Bu sebeple liseyi burada okumuştur ve Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuştur.

Mezun olduktan sonra bir süre Ziraat ve Merkez bankalarında çalışmıştır. 1934 yılından 1940 yılına kadar Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde çevirmen olarak çalışmıştır. Daha sonra da Türk Dil Kurumu’nda 1943 yılına kadar çalışmıştır. Aynı sene içinde bu işinden ayrılarak 1946 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda görev almıştır.

15 Temmuz 1933 yılında Ankara’da Varlık Dergisi’ni ilk olarak yayımlamıştır. 1946 yılında İstanbul’a nakletmiş ve kendisini tamamen yayıncılığa adamıştır. Varlık Yayınevi’ni kurmuştur ve 1000’den fazla kitap yayımlamıştır. Bunun yanı sıra 1966 yılından itibaren 3 yıl boyunca 29 sayı olarak Cep Dergisi’ni çıkartmıştır.

Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Türkiye Başkanlığı görevinde bulunmuştur. Kültür yaşamına katkılarından dolayı Kültür Bakanlığı tarafından 1979 yılında Büyük Ödül’e layık görülmüştür. 2 çocuk babasıdır ve ölümüne kadar PEN Yazarlar Derneği’ndeki Türk Başkanlığı görevine devam etmiştir. 15 Mart 1981 yılında, mide kanaması sebebiyle hayata veda etmiştir.
Öldükten sonra dergi yönetimini kızı devam ettirmiştir. Her yıl 15 Temmuz tarihinde, Varlık Dergisi kuruluş yıldönümünde, 30 yaşının altındaki şair ve yazarlara Yaşar Nabi anısına ödül verilmektedir.

Edebi Kişiliği
Edebiyat dünyasına şiirleriyle birlikte girmiştir. İlk şiirleri öğrencilik yıllarında Çocuk Dünyası isimli dergide yayımlanmıştır. 1926 yılında ise şiirleri Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanmıştır. 1928 yılında 6 arkadaşıyla birlikte Yedi Meşale isimli şiir kitabını çıkartmıştır ve bu da kısa süren Yedi Meşaleciler akımını oluşturmuştur. Zamanla şiirden tamamen uzaklaşmış ve öykü, roman, oyun, deneme gibi eserleri kaleme almıştır. Çeşitli çevirileri de bulunmaktadır. Asıl ününü ise yayıncılıkla yakalayabilmiştir. Eserlerinde genç şairleri yönlendirmiştir. Edebiyat ve sanatla ilgili düşüncelerini kaleme almıştır. Türkçenin yaygınlaşmasına yardımcı olamaya çalışmış ve büyük çaba sarf etmiştir. 
Devamını Oku

Eğitim ile İlgili Makale

HAYALDİ GERÇEK OLDU
Türkiye’nin hemen hemen bütün alanlarda büyük başarılar elde etmesinin yanında, eğitim sisteminin her geçen gün dibe vurması, oradan işe başlamayı gerektiren bir durum gibi görünüyor. Bir eğitim sisteminin kalitesi, oradan çıktı olarak çıkan bireylerin kalitesiyle ortaya çıkar.

      Eğer düşünebilen, analiz eden, kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler bu eğitim sisteminden çık(a)mıyorsa, sorunun büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkmış demektir. Deneme yanılmanın milyonlarca insan üzerinden yıllardır(son yüzyılı dikkatlice incelemek lazım) yapılması, ülkemizdeki kayıp kuşakların büyüklüğünü gösterir nitelikte.

     Bir zamanlar, üst düzey yetkililerin yaptığı açıklamalarda tek tip insan yetiştirme anlayışında olduklarını söylemeleri, eğitimdeki tasavvur çarpıklığını gösterir nitelikte… Yapısal olarak yaratılıştaki farklılıkları zenginlik olarak görüp, ülkenin geleceği için bunu fırsata dönüştürmek imkânına sahipken, bir fabrikadan tek tip çıkan ürün gibi mekteplerde de tek tip insan çıkarma, en basitinden mükemmel özellikleriyle donanmış insanı bir su borusu, bir musluk, bir elektrik kablosu, bir televizyon, bir araba lastiğinden farksız görmedir. Eğitim sisteminin kalitesi ancak, her bireyi kendi kabiliyet ve yetenekleri doğrultusunda yetiştirip, insanlığa hizmet edebilme noktasına getirebilmeyle ölçülür.

    Eğitim anlayışımızı değiştirmeden, sürekli yamama mantığıyla hareket etmemiz sonucu, ülkemizin büyük beyinlerini köreltip enerji ve potansiyelimizi yok yere heba ettik. Yıllarca bu eğitim sisteminden geçip hala dört işlemi yapamayacak binlerle ifade edilemeyen öğrencinin olması neyin göstergesidir. Üniversite sınavlarında sıfır çekenlerin sayısının bu kadar kabarık olması, üniversite mezunlarının birçoğunun atanamayıp kahve köşelerinde zaman öldürmesi acaba ne ile izah edilebilir? 

    Yıllarca bu eğitimi alan bireylerin içerisinden küçümsenmeyecek bir sayıda en büyük hırsızlık, dolandırıcılık, ihanet, yalan, cinayet gibi korkunç ahlaki yozlaşmalara uğramalarına masumca bakamayız. Yüzlere takılan zaman ve mekâna göre sürekli değişerek farklı renk, biçim ve şekillerdeki maskeleri olağanmış gibi göremeyiz.

    Kabataslak olarak olaya bakarsak ilk yapılması gereken şey, eğitim sistemimizi yeniden ele alarak köklü bir değişiklik ile kendi değerlerimize uygun, insanı merkeze alan, farklılıkları zenginlik olarak gören, geçmişinden (kadim tarihinden) beslenip zamanın ruhunu yakalamış bir yapıya dönüştürmek olmalıdır.   
   
                                                                                                     Ramazan ASLAN
Devamını Oku

Beddua Etmenin Zararları Konulu Deneme Yazısı

KÖTÜLÜK İSTEYEN KÖTÜLÜK BULUR

   Duanın zıddı olan beddua, kişinin sarf ettiği çirkin kelimelerin yankılanarak kendisine geri dönmesi gibidir. Şöyle ki; Hz. Muhammed (s.a.s.), beddua, edilen kişiye gider ancak kişi bedduaya layık değilse sahibine geri döner buyurmuşlardır. Yapılan iyiliklerin kişiye iyilik olarak döndüğü gibi, kötülükler de kötülük olarak döner.

      Allah’u Teâlâ (c.c) Kur’an’da her zaman sözün güzelini söyleyin buyurur. Sadece sevdiklerimize bizi mutlu edenlere değil, her şeye rağmen herkese sözün güzelini söylemek erdemdir. Yapacak hiç bir şeyi kalmamış zavallı insanların son çare gibi gördüğü sığınağıdır beddua… Aklını kullanabilen insan namlunun ucu kendine dönükken silahı ateşlemez. El açıp kendi aleyhine dua etmek akıl karı değil. Beddua başkalarının kötülüğünü istemektir. Oysa insan kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.  Ayrıca dilde kötü durduğu gibi kalbi de çirkinleştirir. İnsan kalbinde köklü bir nefret taşımıyorsa, başkasının belaya uğraması için yakaramaz. Bir insanın kötülüğünü isteyecek kadar içinde nefret taşımak, kişinin kalbini karartır ve mutsuz eder.

   Cabir (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kendinize beddua etmeyiniz. Çocuklarınıza beddua etmeyiniz. Mallarınıza da beddua etmeyiniz ki duaların kabul olunacağı bir saate rastlarsınız da bedduanız kabul olunmuş olur.” (Müslim)

     İnsanın kalbini ve dilini güzel sözle güzelleştirmesi, her şeyden önce kendi hayrı ve mutluluğu içindir. Zira hayır düşünen ve konuşan hayır, şer düşünen ve şer konuşan fesat kalpler şer bulur.
Devamını Oku

Umut Konulu Deneme Yazısı

UMUDA KOŞMAK

    Herkesin yaşantısında birçok noktalarda beklentisi söz konusudur. Kişinin hayatın her alanında, her konumunda başkaları tarafından kendisinden bir beklenti olduğu gibi, kendisinin de bir başka nokta ve noktalarda beklentisi olmayan yok gibidir.

     Bir anne- baba çocuğundan, çocuk ise anne- babasından bir beklenti içerisindedir. Bir çiftçi tarlasından, esnaf ise çiftçiden bir şeyler bekler. Öğretmen öğrencisinden, öğrenci öğretmeninden, bir patron işçisinden, işçi patronundan, ev sahibi kiracısından, kiracı ev sahibinden bir beklenti içerisindedir. Bu böylece uzayıp gider. Hangi alan ve noktalara bakarsak bakalım, bunun böyle olduğunu görürüz.

     Bunun dışında olaya biraz daha yukarıdan bakabilir yelpazeyi genişletebilirsek, iş biraz daha da farklılaşır. Âlemlerin sahibi olan, insanı yoktan var edip tüm güzellik ve nimetlere gark eden, her şeyi onun hizmetine kısmaksızın bolca veren Yüce Allah’ında (c.c) kulundan, kulunda Yüce Allah’tan (c.c) bir beklentisi olduğu görülür.

     Bir gün Allah Resulü (s.a.s), Muaz b. Cebel’e hitaben; “ Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. Peki, bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misiniz?”
Muaz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” deyince, Hz. Peygamber (s.a.s): “ Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir”der.  (Buhari, Müslim)

   Hayatın her alanında beklenti içerisinde olanlara karşı olabildiğince hassasiyet gösterildiği halde, neden Allah’ın (c.c) kullarından beklediği kulluk ve itaatte bu kadar kayıtsız kalınabiliyor? Umursamazlık, tembellik, rehavet ve atalet ruhları niçin bu kadar sarıp, sarmalamış acaba? Yoksa Allah’a ihtiyaç mı hissetmiyoruz?

                                                                                                         Ramazan ASLAN 
Devamını Oku

Bencillik Konulu Deneme Yazısı

GÖRÜNENİ GÖRMEMEK

   Dünya dikkatli bir şekilde gözlemlendiğinde, insanı alıp götüren göz alıcı güzellikler, muhteşem bir düzen dikkatlerden kaçmıyor. İnsanı şaşırtan ve çözülemeyen sırlar ile daha da bir çekici hale gelen dünya hayatı, bağrındaki tüm güzellikleriyle insana hizmette kusur etmiyor. Tüm nebatat ve cemadat insana boyun eğmiş, fedakârlıklarıyla insanı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklemektedir.

     Kendi neslinin geleceğini (tohumlarını) barındırdığı meyvelerini çekinmeden, en güzel bir biçimde sunan bitkiler, yavrularının besin kaynağını büyük bir onur ve fedakârlıkla sunan hayvanlar, koynundakini çekinmeden incelikle sunan yeryüzü, insanı okşarcasına sevgiyle yağmurunu, karını, dolusunu, rüzgârını sunan gökyüzü karşısında insan, şaşkınlık ve hayranlığını alamıyor. Büyük bir saygı ve teşekkür gerektiren bu fedakârlık karşısında insan, maalesef büyük bir kin, nefret ve bencillik ile doğaya karşı kötülükte sınır tanımıyor.

Kendi nefsi heva ve heveslerini tatmin etmek için, insanın emrine verilen ve sınırları Yüce Allah (c.c) tarafından çizilen sınırları işgal etmekten çekinmiyor. Doğaya karşı bencilce bir savaş ilanıyla yakıp, yıkmayı büyüklük olarak görmekten onur duyuyor. Gözlerini kan bürümüşçesine canlılara hayat hakkı tanımayıp yerle bir ediyor. Nesilleri tükenen hayvanların sayıları büyük bir yekûn tutmuş, koca ormanlardan eser kalmamıştır. Kimyasal deneyler ve parfümerileriyle ozon tabakasında onarılmaz delikler açılmış, mevsimler yer değiştirmiş, atmosfer büyük bir kirlenmeye maruz kalmıştır. Toprağın bağrından kaynayan tertemiz sular içilemez bir hale gelmiş, toprak tüm verimliliğini yitirmiş, meyve ve sebzeler ticari kaygıların kurbanı olarak genleri bozulmuştur.       

   Yeryüzü insanın kendi elleriyle yaptıklarından ve bencilce tutumlarından dolayı yaşanamaz bir hale gelmiştir. Çoğalan depremler, sel baskınları, asit yağmurları, yangınlar, ismi bile konulamayan hastalıklar insanın bencilce davranışlarından dolayı önü alınamaz bir boyuta ulaşmıştır. Ekinler ve nesiller büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Arzın imarı ve neslin ıslahına acilen ihtiyaç vardır. Gelecek nesillere güzel bir gelecek bırakmak ancak bencillik ve nefretten uzaklaşarak, arzın sahibi olan Allah (c.c) ile ve Allah’ın yaratarak insanın emrine ve faydasına verdiği doğayla barışık bir yaşamdan geçer.
Devamını Oku

Babalar Gününün Anlam ve Önemi Hakkında Yazı

SIĞINAK

   Babalar Günü dünya çapında kutlanan özel günlerden biridir. Tarihi ise bir Amerikan İç Savaşına dayanır. Amerikan İç Savaşı'nda gazi düşmüş bir adamın kızı olan Sonora Smart Dodd adalet duygusu iyice yerleşmiş biri olacak ki anneler gününün kutlandığı gibi babalar gününün de var olmasını ve kutlanmasını istemekte olan bir kızdı.  Dodd'un böyle ince bir isteğinin arkası elbette boş değildi çünkü gazi ve altı çocuk babası olan Dodd'un babası Dodd ve kardeşlerini yalnız başına büyütmüş ve onlara aynı zamanda bir anne de olmuştu. Dodd'un babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın Babalar Günü olarak kutlanmasını diledi fakat çalışmaların aksamasından ötürü bu kutlamalar haziran ayının üçüncü pazar gününe kalmıştır. İlk kutlama haziranın 19'unda Washington'un Spokane şehrinde gerçekleştirilmiştir.

    Bir baba insanın hayatı boyunca en çok borçlu olduğu ve borcunu ödemesi pek de mümkün olmayan bir kişidir. Çünkü karşılıksız yaparlar babalar iyiliklerini bu yüzden değerlidir sevgileri. İnsan her korkusundan sakınıp babasına sığınmak ister yanı en güvenli kıyılarına yani sığınağına. İnsan yanında bulununca sevinç duyduğu ve sırtını ona yaslayabileceği kişiler ile gönülden muhabbet kurabilir, babalar insanın hayatında  bunu ilk önce tattıranlardır yani ona sığınan evladını dünyaya karşı koyarmış gibi korur bu yüzden çok güvenli hisseder kişi kendini babasının yanında. İnsanın çalacak hiçbir kapısı kalmasa bile, onu kabullenecek hiçbir insan kalmasa bile babasına gidebileceğini onu ancak tekrar babası koruyabileceğini bildiğinden babasına sevgisi çok farklıdır kişinin. Yani babası onun doğumundan itibaren kusurlarını örttüğünden insan da babasının bazen azarlamasını bazen bağırmasını görmezden gelir.


     Bu sebeplerden ötürüdür ki kişi Babalar Günü'nü tam tarihiyle kutlayamasa bile babasına ne kadar ihtiyacı olduğunu ve onun ne kadar özel olduğunu babasına hissettirmelidir.
Devamını Oku

Alçak Gönüllü Olma Hakkında Yazı

ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK

   İnsanlara dikkat edin. Bazıları her türlü bilgili, kültürlü, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen her konuya müdahale etmez, konuşurken ukalalık etmez oturaklı ve insan yanında mutlu olur işte bunlar alçak gönüllü insan tipine örnektir.

   Bir de ne konuştuğunu bilmeyen, her konuda bilgisi olduğunu zanneden insanlar vardır ki asıl uzak durulması gereken insanlar bu kibirli insan tipidir.
Doğada bizim için örnekler vardır. Bir başak tanesi ne kadar olgunsa o kadar boynu eğiktir. Ama meyve vermeyen, gölgesinden dinlenilmeyen kavak ağacı ne kadar da kibirli durur. Elbette ki bu bir temsildir. Yoksa kavak ağacının da faydaları saymakla bitmez. İnsan da ne kadar alçakgönüllü olursa o kadar değerli olur. İnsanları affeden, başkasını hor görmeden onu hoş gören insan adım adım alçak gönüllü olur. İnsanlar çok zengin olabilir ve hatta yüksek makamlara da sahip olabilir. Ama bunlar hiçbir zaman bizi başkasına karşı kibirli ve mağrur yapmamalı. Aksine engin hoş görü sahibi olmalıyız. Alçak gönüllü insan kendisini her konuda ön plana atmaz. Çünkü ona göre insanlara yardım ettiği kadar, onları mutlu ettiği kadar mutlu olur. Sadece kendisini mutlu edip diğer insanları yok saymaz. Tarihte olduğu gibi günümüzde de bencil, kendini düşünen sadece kendi menfaatlerini ön plana alan insanlar ancak zalim insanlardır. Nerede alçak gönüllü bir insan görürseniz biliniz ki işte ancak onun yanında mutlu ve huzurlu olabilirsiniz.


     Toplum bazen alçak gönüllü insanlara gerektiği kadar kıymet vermeye bilir. Bu durum güneşi balçıkla sıvamak gibidir. Gerçeği hiçbir zaman değiştirmez. Gerçek ise her ne olursak olalım insan olduğumuzu unutmadan alçak gönüllü olalım. Saygılarımla. Haydar Şahin
Devamını Oku

Alışkanlıkların İnsan Üzerindeki Etkisi Deneme

ALIŞKANLIK
    Ne kadar çok alışkanlıklarımız oluştu şu modern hayatta? Bazı alışkanlıklarımız iyi iken ne yazık ki bazı alışkanlıklarımız ise oldukça kötü ve hayatı olumsuz derecede etkilemektedir.

     Mesela beslenme alışkanlığımız. Oysa beslenme temel bir ihtiyaçtır. Ama şimdilerde aç olmadan sürekli tokluk halini yaşamamız bunu bir alışkanlık haline getirdi. Önceleri düzenli bir beslenme alışanlığı vardı. Evde herkes gelmeden yemeğe başlanılmaz ve geç gelen yemek bulamazdı. Akşam yemekleri adeta bir bayram gibiydi. Anne, baba, kardeşler konuşur ve dertleşirlerdi. Ama zamanla bu güzel alışkanlık yerini herkesin istediği zamanda istediğini yediği bir alışkanlığa dönüştü ve artık aileden kimse kimseyi görmeden kahvaltı yapmakta, akşam yemeklerinde kiminin geç gelmesi kiminin erken gelmesi akşam yemeklerini de ortadan kaldırmıştır. Mesela komşuluk ve paylaşım vardı. Bir tas çorba mutlaka komşuya giderdi ne kadar çabuk büyüdük böyle. Şimdilerde bir internet, oyun, dijital alışkanlıklarımız var. Aynı aileden kimse kimseyle sohbet etmezken herkesin facebook üzerinden binlerce arkadaşı var. Zamanla alışkanlıklarımız da değişiyor. Giyme alışkanlıklarımız,yeme alışkanlıklarımız,okuma,gezme,merak etme,eğlenme…. Bütün bunlar çağımızla beraber hızla değişim geçirmekte ve ne sonucunu düşünen var ne de bunlar üzerinde kafa yoran kimseler kaldı eskilerden. Bazen bu değişim içinde asıl sorulması gereken soruları sormaktan geç kalıyoruz. Önümüze konulan hayatı yaşamak için çok çalışmak ve sürekli uğraşmak gerekiyor. Oysa insanın dünyada var olma davası ne içindi? Şimdi kendimize dost olarak seçtiğimiz bilgisayar alışkanlığımız var. Artık google bizi nereye götürürse ve bizlere neyi uygun görürse alışkanlıklarımız oraya doğru gitmektedir.


            Sizce de artık bazı alışkanlıklarımızı değiştirmenin zamanı gelmedi mi? Çünkü alışkanlıklarımız bizi yavaş yavaş esir almakta ve yarın çok geç olabilir. Saygılarımla… Haydar ŞAHİN
Devamını Oku

Gerçek Sevgi Allah Sevgisi Deneme Yazısı

ALLAH SEVGİSİ
   Allah sevgisi insanın  Allah’ı tanıdıkça artacağı ve tanıdığı kadar olan bir sevgidir. Yani merhametiyle kuşatan, insanı yoktan var edip yeryüzünün halifesi kılan, insanı bir damla sudan yaratıp onu yeryüzünde yalnız bırakmayan bir Allah sevginin kaynağıdır, sevginin ta kendisidir.

   İnsanların zalimlikleri ve açgözlülüğünden dolayı yeryüzünden çıkan her türlü kargaşanın temelinde Allah sevgisinin olmayışındandır. Düşünün bir anne ne kadar merhametlidir evlatlarına. Nasıl da onları soğuktan, sıcaktan, açlıktan ve susuzluktan korur. Bu sevgi yeri ve göğü insanın emrine veren Allah’ın sevgisinin yansıması bile değildir. Şimdi yeryüzünü güneş aydınlatmaktadır. Biz güneşi inkâr edip güneşin yansımalarını güneşmiş gibi algılarsak Güneş’in hakkını yemiş oluruz. Yüreğinde Allah sevgisi olan insanlar yalnızca insanlara merhamet etmez bütün canlılara şefkatli ve sevecen davranır.Allah’ın sevgisini yüreğinde taşıyan insan asla insanların arasında ayrım yapmaz ve bütün insanları Allah için sever. Allah sevgisi yeryüzündeki canlılara karşı davranışlarımızla ilişkilidir. Eğer Allah’ı seviyorsak onun yarattıklarına da merhametli davranmak zorundayız. Ne demiş Yunus Emre: “Yaratılanı sev; yaratandan ötürü.” Oysa insanlar çoğu kez sevgi dili yerine nefret dilini kullanırlar. Nefret zamanla öfkeye, öfke de zamanla kavgaya götürür insanı. Öfke yakıp yıkandır. Sevgi ise yapıp inşa edendir. Komşunuzun yanından geçerken selam verin, arkadaşınıza merhaba deyin, sizden hoşlanmadığınızı düşündüğünüz bir arkadaşınızın hal ve hatırını sorun. Bakın nasıl da zamanla sizlere karşı sevgi oluşur. 

   Sevgi paylaşıldıkça çoğalan bir duygudur. İnsan sadece kendisini sevmekle Allah sevgisine ulaşamaz. Allah sevgisi gören gözler, işiten kulaklar,hisseden kalpler için her yerdedir.

Haydar ŞAHİN
Devamını Oku

Gerçek Arkadaşlık Hakkında Söyleşi

ARKADAŞLIK ÜZERİNE

       İnsan herkesin yanında rahat edemez. Ama bir arkadaşın yanında rahat edebilir. Şimdi diyeceksiniz ki, rahat etmek çok mu önemli? Anlatayım. Evet, önemli çünkü insanın anlatamadığı şeyleri var. Ya da anlatmak istediği şeyler, sevinçler, kederler, üzüntülerin herkesle paylaşılamayacağını  çok iyi bilir. İşte burada arkadaş ve arkadaşlık devreye girmektedir. 

    Senin heyecanını yüreğinde hissedecek, sırrını başkasına anlatmayacak ve insanın kendisinin yanında emniyette hissedeceği, dost. Çoğu kez zordur arkadaş sahibi olmak. Çünkü insan nefsini her şeye tek başına yeter zanneder. Oysa gerçek daha faklıdır. İnsanın arkadaşı kendisinin kimliğidir. Onun hayalleri, sevinçleri ve kederleri ortaktır.. Şimdi zannedilmesin ki bu kadar yakınlık zararlı değil mi diye. Hayır. Aksine insanın aynaya nasıl ihtiyacı varsa aynı şekilde bir arkadaşa da ihtiyacı vardır. Hele hele yalnızlığa doğru giden bir çağda arkadaş olmak, arkadaş kalmak oldukça zor görünmektedir.
Hakiki arkadaş senin yanında olamazsa dahi senin mutluluğunla sevinir, senin acını yüreğinde hisseder. Seni sıkmaz.insan, arkadaşı için mücadele etmelidir.onun her zaman yanında olduğunu hissettirmelidir. Bunları yaparken de onunda bir gün kendisine yardım edeceği için değil,öyle olması gerektiği için yapmalıdır. En ufak bir hatasından dolayı onu hemen silmemeli, onu anlamalı ve sıkıntısını geçirene kadar sabretmeli.          
Fedakârlık etmeli insan arkadaşı için. Çünkü en iyi yatırım insana yapılan yatırımdır. Arkadaş çok iyi seçilmeli ve seçildikten sonra da sahiplenmelidir.


     Bir selam, tatlı bir dil etrafımızda bizimle arkadaş olmak için onlarca insanı beraberinde getirir. İnsan kazanmak zor ama kaybetmek kolaydır. 

Haydar ŞAHİN
Devamını Oku

Beni Hor Görme Kardeşim

BENİ AŞAĞILAMA, KABUL ET

        Bir çocuk aşağılanırsa, kendine güvensiz ve saldırgan olur. Sadece çocuk değil bütün canlılar... Mesela bir çiçeği ele alınız. Ve her gün o çiçeğin çok çirkin olduğunu falan söyleyin bir zaman sonra çiçeği kendi ellerinizle soldurursunuz.  Aşağılama türlü şekillerde olur. Bir insanın makamı ya da makamsızlığından dolayı aşağılarsınız, ya da insanın renginden dolayı, ya da güzellik ve çirkinliğin insandan insan değişmesine rağmen bazı insanların güzellik ve çirkinlikten dolayı bir başkasını aşağılaması, zenginin fakiri, çalışkanın tembeli, varsılın yoksulu, büyüğün küçüğü…

        Uzatabiliriz listeyi ama kimsenin işine yaramaz. İşimize yarayacak olanın ise her varlığın Allah’ın bir yarattığı varlık bilip saygı göstermek. Çünkü işin özünde ne zenci olan daha üstündür, ne de beyaz olan, ne Türk Kürt’ten üstündür ne de Kürt Türk’ten, ne Laz, ne Arap ya da diğerleri.
       İnsanların birbirini aşağılaması hastalıktır. İlk ağılayan ve kendini beğenen şeytandır. Âdem’in yaratılmış olduğu malzemeyi beğenmedi ve aşağıladı. O topraktan, ben ise ateştenim dedi. Ateş topraktan üstündür dedi. Oysa Allah’ın kimin üstün kılacağından habersizdi. Yeryüzü nimetlerine sahip oldukça diğer kavimleri, diğer kabileleri beğenmez oldu insanlar. Oysa yeryüzü genişti ve her insan rahatlıkla yaşayabilirdi. Neyimize yetmiyordu ki.

            Başka şekilde aşağılama ise bir insanı küçük görüp onun üzerinde kendini büyütme hastalığıdır. İnsanların zayıf yönlerini bulup onları aşağılayarak kendi konumunu yüceltmeye çalışmak. Aşağılamanın zıttı ise yüceltmektir. Karşıdaki varlığı yücelten kendisi de yücelir. Onu aşağılayan kendisi de aşağılanır.

            Bazen farkında olmadan burun kıvırdığımız insanlar gibi olmayacağımızı kim garanti edebilir?
Devamını Oku

Aşk Üzerine Deneme Örneği

AŞK

       Günümüzde en fazla yıpratılan, sömürülen, kelimelerin başında yer almaktadır. Diyeceksiniz ki ne suçu bir kelimenin?
Elbette ki, üç harften oluşan bir kelimenin hiçbir suçu yok. Suçlu arayacaksak kelimelere verdiğimiz anlamlara ve bu anlamların çağrıştırdığı manalara bakmalıyız.

      Ne yazık ki temelde Allah’ın insanın yüreğine koyduğu adına ister aşk, sevgi, sevda, ülfet ne dersek diyelim bir hız ve haz çağında çok çabuk tüketilmekte ve çok çabuk yıpranmaktadır. İnsanların yüreğinde aşk duysunun olması onu karşı cinse karşı şefkatli, merhametli yapar. İnsanın sevdiği için yapamayacağı şey yoktur. Ama sevda gönüllere girmemiş sadece popüler bir şekilde çarçabuk tüketilen bir duygu olursa işte o zaman anlamsızlaşır.   
Âşık her şeyden önce kendi maşukunu tanır. Bu sadece ilahi aşkta değil insani aşkta da böyledir. Ama özellikle iletişim araçlarının ve popüler dünyanın bizlere sunduğu aşk anlayışı ise ne yazık ki fıtrata yani insanın özüne uymamaktadır. Televizyon dizilerinde, filmlerde anlatılan aşk ile gerçek sevda tamamen farklı şeylerdir. Bir Leyla ile Mecnun, bir Kerem ile Aslı, bir Ferhat ile Şirin bulmak zorlaşmaktadır. Uzun soluklu aşkların yaşanması uzun mücadeleler sonucunda olur. İnsan sevdiğine ulaşmak için sabretmeli ve onu üzecek bir davranıştan uzak durmalıdır.


     Çabuk ulaşılan çabuk da kaybedilir. Aşk için yazılan şiirler, türküler, destanlar, hikâyeler insan için çok temel bir duyguyu dile getirmektedir. İnsanın bu duyguyu yaşaması da öyle zorla değil sabırla ve erdemlice olmalıdır. Âşık insan sevdiğinin yanında terler, kelimeler boğazına düğümlenir. Ama eğer aşkı sevdaya çevirebilirse o zaman uzun soluklu bir yolculuk başlar. Yoksa anlık hoşlanmayı aşk olarak alıp sevdayı bir tüketim malzemesi olarak görmek ne aşktır ne de sevdadır.

Haydar ŞAHİN
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *