Yılmaz Karakoyunlu Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
Yılmaz Karakoyunlu 26 Nisan 1936 yılında İstanbul’da doğmuş fakat ailevi sebeplerden ötürü lise öğrenimini Diyarbakır’da tamamlamıştır. Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nden 1955 yılında mezun olup 1959 senesinde Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir. MBA derecesini Georgia Üniversitesi’nden alırken aynı zamanda Michigan Üniversitesi’nden “Effective Management” sertifikası aldı ve doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı.  Müfettişlik ve belirli firma ve devlet dairelerinde genel müdürlük yaptıktan sonra milletvekili olarak meclise girdi. Devlet ekonomisinde ve ANAP’ta önemli görevler üstlendi. Salkım Hanımı Taneleri, Mor Kaftanlı Selanik, Güz Sancısı en önemli eserleri arasındadır. Zirveden Sonra oyunu ile ödül kazanmış olan Yılmaz Karakoyunlu 2014 seçimlerinde CHP Urla Belediye Meclis üyesi olarak seçilmiştir.
UZUN
Hayatı Uzun
26 Nisan 1936’da İstanbul’da doğup Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra MBA derecesi ve Effective Management sertifikasına sahip olan ve yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayan Yılmaz Karakoyunlu bir süre müfettişlik görevini devam ettirdikten sonra istifa edip özel sektöre atılmış ve birçok kurumda genel müdürlük yapmıştır. 1995 yılında Anavatan Partisi İstanbul Milletvekili olarak meclise girmiş sonraki seçimlerde ise 1999 yılında Anavatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı olarak parlamentoda görev almıştır. Ecevit’in yakın adamlarından biri olan Yılmaz Karakoyunlu, Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak bir dönem görev yapmıştır. Evli ve iki çocuk sahibi olan Yılmaz Karakoyunlu siyasi kariyeri kadar edebi kişiliği ile de bilinir. 1989 Yunus Nadi Roman ödülünü kazanmasını sağlayan Salkım Hanımın Taneleri isimli romanı çok beğenilmiştir. 1991 Türk Yazarlar Birliği tarafından Roman Ödülü Birinciliği’ne layık görülen Güz Sancısı romanı ise en bilindik romanıdır. Nokta Dergisi Yılmaz Karakoyunlu’yu 2000 yılında “Edebiyat Alanında Doruktakiler” ödülüne layık gördü ve sanatçı 2012 yılında Doğan Kitap aracılığı ile yayınladığı Mor Kaftanlı Selanik romanında Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesini konu edindi. Salkım Hanımın Taneleri isimli romanı filme çekildikten sonra Antalya Film Festivali’nde 1998 yılında altı dalda ödül aldı. Zuhal Olcay, Hülya Avşar, Kamran Usleur filmde oynadıkları rolleri ile büyük övgü topladı ve hayatlarında dönüm noktası oldu. Güz Sancısı adlı romanı 2008 yılında beyazperdeye aktarıldı ve yine filmdeki başrol Beren Saat büyük yankı uyandırdı.

Edebi Kişiliği
Yılmaz Karakoyunlu Türk müzik ve dizi sektöründe büyük yere sahiptir. Birçok dizi kendisinin senaryo danışmanlığı sayesinde televizyona aktarılmıştır. Hatırla Sevgili, Elveda Rumeli, Karayılan, Her Şeye Rağmen gibi çok sevilen dizilerde senaryo danışmanı olarak görev aldı. Şuanda yayında olan Kösem Sultan dizisinde de senaryo danışmanı olarak diziyi televizyona hazırladı. Kızıl Kısrak, Karantinalı Despine, Beyaz Mahşer ve Abdülhamit’i anlatan Hakan isimli senaryoları ise çekime hazırlanmaktadır. 200’den fazla müziği ve şarkısı TRT Repertuvarındadır ve sanatçı 2014 CHP Urla Belediye Meclis üyesi olarak seçilmiştir.
Devamını Oku

Yılmaz Odabaşı Kimdir Hayatı Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca
Yılmaz Odabaşı 1962 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Diyarbakır, Ankara ve Gaziantep illerinde ilköğretimini tamamladıktan sonra Diyarbakır’a dönüp Diyarbakır Lisesi’nden mezun oldu. Diyarbakır’da katıldığı öğrenci eylemlerinde aktif rol üstlendi ve 78 yılından sonra 70ler kuşağının en kilit isimlerinden oldu. İzmir Hukuk Fakültesi’nde okurken 12 Eylül Darbesi oldu ve Yılmaz Karakoyunlu tutuklanıp askeri cezaevine konuldu. Bir yıl hapis yattıktan sonra çalışmalarına devam etti ve  1984 senesinde ilk şiir kitabını yayınladı fakat kitap toplatıldı ve yazar tutuklandı. Resim çizmeyi ve fotoğraf çekmeyi seven sanatçı hayatı boyunca çeşitli gazete ve dergilerde yazdı, köşe yazarlığı yaptı. Tüm şiirlerini 2015 senesinde “Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur” isimli bir kitapta topladı.

UZUN
Hayatı Uzun
1962 yılı Diyarbakır doğumlu olan yazar ailevi sebeplerden ötürü Ankara ve Gaziantep’e gitti ve ilköğretimini orada gerçekleştirdi. Daha sonra Diyarbakır Lisesi’nden mezun oldu ve Diyarbakır öğrenci eylemlerine katılarak 78 yılında Diyarbakır’da önemli bir isim oldu. İzmir Hukuk Fakültesi’nde okuduğu sıralarda 12 Eylül Darbesi ile birlikte tutuklandı ve Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra 1984 yılında şiirlerini bir kitapta topladı fakat kitap yasaklardan ötürü toplandı ve yazar kısa süre tutuklu kaldı. Akajans, Ulusal Basın Ajansı (UBA) gibi ajanslarda Diyarbakır temsilciliği yaptıktan sonra Ortadoğu Haber Ajansı’nda 1992 yılına kadar haber müdürlüğü yaptı. Resim çizmeyi ve fotoğrafçılığı seven Yılmaz Odabaşı, Turkish Daily News gazetesinin güneydoğu temsilciliğini üstlendi. Çok sevilen şiirleri şarkılara çevrildi ve iki kez Altın Koza Film Öyküsü Ödülü, birer kez Petrol-İş Sendikası Şiir Yarışması ikinciliği ve Cahit Sıtkı Tarancı şiir ödülünü kazandı. Aydınlık, Siyah Beyaz Gazatesi, Cumhuriyet Gazatesi, Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yaptıktan sonra şiir üzerine yoğunlaştı. Sık sık kitapları ve şiirleri nedeniyle hapis yatan Yılmaz Odabaşı 2000 yılında da bir kitabı nedeniyle 1.5 yıl hapis yattı. 2000 yılından sonra ödüllere katılmadı için ödül almadı. Ahmet Kaya ile çalışan Yılmaz Odabaşı’nın 200’den fazla şiiri Ahmet Kaya, Edip Akbayram, Grup Yorum, İlker Akkaya, Ferhat Tunç, Metin Yılmaz, Sevcan Orhan, Suavi, Hayko Cepkin ve Cevdet Bağca gibi önemli sanatçılarca  yorumlandı. Birçok dile çevrilen şiirleri birçok ülkede yayınlandı. En son 2015 yılında seçkin şiirleri İran’da yayınlandı. İlk romanını 2004 yılında “Şarkısı Beyaz” ismi ile yayınladıktan sonra 2005 yılında “Sakla Yamalarını Kalbim” isimli bir kitabında şiirlerini topladı. On iki yıl aradan sonra “Bana Yasak Sözler Söyle” isimli yeni bir şiir kitabı çıkarttı. 2015 yılında tüm şiirlerini 1.cildi “Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur” 2.cildi “Feride” olan iki ciltlik bir seride topladı.

Edebi Kişiliği
Yazdıkları sebebiyle sık sık tutuklanan yazar, edebi aşkından vazgeçmemiş her defasında yeniden şiirler yazmıştır. Biten kitapları için yeni baskı yaptırmayan yazar 2015 yılında edebiyat dünyamıza önemli eserler vermiştir.
Devamını Oku

Yunus Nadi Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
Önemli bir yazar ve siyasetçi olan Yunus Nadi Osmanlı Döneminde 1879 yılında Muğla’da dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini Fethiye’de tamamlamasının ardından Ahmet Mithat Efendi’nin sürgün edildiği zamanlarda kurduğu ve Yunus Nadi’nin zamanında çok önemli ve saygın bir okul olan Süleymaniye Medresesi’nde eğitim gördü. Süleymaniye Medresesi sayesinde Arapça, Fransızca ve Farsça öğrendi ve öğrenimi için İstanbul’a giderek Galatasaray Sultanisi’ne başladı. Öğrenciliği sırasında gazeteciliğe merak saldı ve aynı dönemde Malumat adlı bir gazetede yazılar kaleme alarak gazeteciliğe ilk adımını attı. Yeni Gün ve Cumhuriyet gazetelerini çıkararak ömür boyu gazeteci olarak çalışan Yunus Nadi aynı zamanda önemli bir siyaset adamıydı. 28 Haziran 1945 yılında İsviçre’de vefat etmiş, adına her yıl ödüller verilmiştir.

UZUN
Hayatı Uzun
Abalızade Halil Efendi’nin oğlu olarak Fethiye’de 1879 yılında dünyaya gelen Yunus Nadi, öğrenimini devam ettirmek için geldiği İstanbul’da gazeteciliğe merak saldı ve Malumat gazetesinde ilk gazetecilik deneyimini yaşadı. 1901 yılında gizli bir cemiyetle görüldüğü için Midilli kalesine sürgüne gönderildi fakat kısa süre sonra isteği üzerine Fethiye’ye gönderildi. Burada Nazime Hanım ile izdivaç kurarak Nadir, Doğan, Nilüfer, Leyla adlarında dört çocuk sahibi oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olduğundan dolayı II.Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a döndü ve İkdam, Tesvir-i Efkar isimli gazetelerde çalışmaya başladı. Enver Paşa’nın Çanakkale Savaşı sırasında getirdiği yasağa uymayarak Efkar-ı Tasvir gazetesinde Mustafa Kemal’in resmini yayınladı. Bu resim İstanbul’da yayınlanan ilk Mustafa Kemal resmi idi. 1.Dünya Savaşı sonrasında Tesvir-i Efkar’dan anlaşmazlık sebebi ile ayrılıp Yeni Gün adında bir gazete kurdu ve Anadolu harekatının haklı olduğunu ve desteklediğini açıkça bu gazetede yazdı. Osmanlı Mebusan Meclisi İzmir Mebusu olan Yunus Nadi’nin gazetesi İstanbul’un işgali üzerine İngilizler tarafından kapatıldı, Yunus Nadi Anadolu’ya kaçtı. Anadolu’da Halide Edip Adıvar ile tanışarak Anadolu Ajansı’nın temellerini attı. Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilliği yapan Yunus Nadi Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin kaybedilmesinin ardından ortaya çıkan kargaşada Mustafa Kemal’i desteklemiş ve başkomutan olarak seçilebilmesi için konuşmalar yapmış, gazetesinde yazılar yazmıştır. Her yazısını “Düşman yıkılmadılır, yıkılacaktır” sözü ile bitiren Yunus Nadi’ye Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılmasının ardından halkın cevabı, gazetenin önüde toplanıp “Düşman yıkıldı” olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul’a dönüp hilafet yanlısı basın organlarına karşı Cumhuriyet Gazetesi’ni kuran Yunus Nadi’nin ilk işi gazetede Mustafa Kemal ile röportaj yapmak olmuştur. II.Dünya Savaşı sırasında Alman yanlısı yazılar yazdığı öne sürülerek faşizm ile suçlanan Yunus Nadi 1943 seçimlerinde aday gösterilmediği için meclise girememiştir. Hastalığının ilerlemesi nedeniyle gittiği İsviçre’de vefat eden Yunus Nadi, Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilmiştir.

Edebi Kişiliği
Önemli bir gazeteci olan Yunus Nadi, Osmanlı döneminde gazetelerde yazı yazarken Türkiye döneminde de önemli gazetelerde Atatürk’ün devrimlerini destekleyen yazılar kaleme almış önemli bir gazetecidir. 
Devamını Oku

Yusuf Akçura Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
Moskova’nın doğusunda yer alan Simbir’de 2 Aralık 1876 tarihinde doğan Yusuf Akçura’nın ailesi Kazan’a göç eden Kırımlı bir aile idi. Babası Hasan Bey bir fabrikatördü fakat Yusuf Akçura henüz iki yaşındayken babasını kaybetti. Beş yıl kadar sonra annesi ile beraber henüz yedi yaşındayken İstanbul’a taşındılar ve annesi Osman Bey adında biri ile evlendi. Osman Bey, Yusuf Akçura’yı asker olması için yüreklendirdi. Askeri lisede okuyan Yusuf Akçura, Harp Okulunda iken Türkçülük fikri ile tanıştı. 1897 yılında yani 21 yaşındayken ilk makalesini kaleme aldı. Sürgün edildikten sonra Milli Mücadele yıllarında İstanbul’a döndü ve burada Selma Hanım ile evlenerek milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçiş yaptı. 1923 yılında İstanbul mebusu olarak meclise girdi. Lozan Antlaşması sonrası İstanbul’u İtilaf devletlerinden devralmak üzere TMBB tarafından görevlendirildi. 1931 yılında Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu’nu kurması için görevlendirildi. Kars milletvekili olarak TMBB’de bulunurken kalp krizi geçirip hayatını kaybetti. Cenazesi Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.

UZUN
Hayatı Uzun
Türkçülük akımının önde gelen isimlerinden ve Türk Tarih Kurumu’nun kurucularından olan Yusuf Akçura, Kırım Türkü bir ailenin çocuğu olarak 2 Aralık 1876 tarihinde Moskova’da doğdu.  Çuha fabrikası sahibi fabrikatör Hasan Bey’in Yusuf Akçura henüz iki yaşındayken vefat etmesinin üzerine yedi yaşlarındayken annesi ile birlike İstanbul’a göç etti. Burada Osman Bey ile evlenen annesi ile birlikte kaldı. Osman Bey, Yusuf Akçura’nın eğitimi ile ilgilenip onu asker olması için teşvik etti. Bu teşvikler sonucu Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun olan Yusuf Akçura, Harp Okulu’na girdi. Harbiyeliyken tanıştığı Tercüman Gazatesi, onun Türkçü fikirlerini kabarttı. 1897 yılında ilk makalesi olan “Şehabettin Hazret” i Malumat Dergisi’nde yayınladı. Amacı Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini tanıştırmaktı. Fakat Türkçü hareketlere katıldığı gerekçesiyle mübbet olarak Fizan’a sürgün edildi. Trablusgarp’a geldiklerinde Fizan’a gönderecek para bulamayan askerler tarafından buraya hapsedildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti baskıları ile kısa süre sonra sokakta serbestçe dolaşma izni aldı ve Trablusgarp’ta birkaç resmi görev yürüttü. Aynı yıl içinde sürgün arkadaşı Ahmet Ferit Bey ile Fransa’nın Paris şehrine kaçtı. Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’na giriş yaptı. Burada Türkçü fikirlerini güçlendirdi ve “Osmanlı Kurumlarının Tarihi Üzerine Deneme” tezi ile üçüncü seçildi, mezun oldu. Kazan’a dönüp orada Şuray-ı Ümmet ve Meşveret gazetelerinde isimsiz olarak yazılar yayınladı. Üç Tarzı Siyaset adındaki dizi makalesinde Osmanlı’nın gelişimi için ortaya atılan üç akımdan en güçlü ve gerçekçisinin Türkçülük olduğunu savundu. Bu denemeleri Mısır’da da yayınlandı. İstanbul’a dönerek burada Türk Derneği’nin kurucularından biri oldu. 1919 yılında İstanbul’a döndüğünde fikirleri yüzünden İngilizler tarafından tutuklandı. Çıktığında Ahmet Ferit Bey’in baldızı Selma Hanım ile evlenerek Anadolu’ya geçti. Daha sonra 1923 yılında İstanbul’dan mebus seçilerek Meclis’te görevini icra etti. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından İstanbul’u TMBB adına İtilaf Devletleri’nden devraldı. Türk Tarih Kurumu’nu Atatürk’ün de yardımıyla açtı fakat 1935 yılında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.
Devamını Oku

Yusuf Atılgan Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
27 Haziran 1921 Manisa doğumlu Yusuf Atılgan Türk asıllı roman ve öykü yazarıdır. 1936 yılında mezun olduğu Manisa Ortaokulu’nun ardından Balıkesir Lisesi’nden mezun olur. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi’ne başlar fakat maddi zorluklardan ikinci yılında askeriyeye geçer. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyan Yusuf Atılgan, dönemin önemli isimlerden ders alır. Okuldan mezun olduktan sonra bir askeri lisede öğretmen olarak işe başlar fakat Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından siyasi eylemler yaptığı gerekçesiyle hapse atılır. Kısa süre sonra hapisten çıkar fakat öğretmenlik yapması da yasaklanır. Bir süre çiftçilik yaptıktan sonra İstanbul’a dönüp danışmanlık, çevirmenlik yaparak hayatını geçirmiş Canistan isimli romanını bitirimeden vefat etmiştir. Anayurt Oteli ve Aylak Adam kitaplarında psikolojik yalnızlaşmayı en iyi şekilde ele almıştır.
============================================================================================
UZUN
Ayrıntılı Hayatı
Asıl adı Yusuf Ziya Atılgan’dır fakat Ziya ismini kullanmaz. Yunanistan göçmeni bir ailenin oğlu olarak 1921 yılında Manisa’da dünyaya gelmiştir. İlkokuldaki ilk yıllarını yaşadıkları köyde okuduktan sonra Manisa Ortaokulu’nda okuyup Balıkesir’e geçer ve orada liseyi bitirir. Tıp okumasını isteyen ailesinin baskılarına rağmen Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü seçerek İstanbul’a gider. Babası kendisinin isteğine karşı geldiği gerekçesiyle ona ilk zamanlar para göndermez. Bu Yusuf Atılgan’ı oldukça zorlar ve geçim sıkıntısı çekmemek için askeriyeye geçen Yusuf Atılgan üniversiteye askeri üniforma ile gelmek zorunda kalır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Ali Nihat Tarlan ve Reşit Rahmedi  Arat gibi Türk edebiyatının en önemli isimlerinin öğretmenlik yaptığı İstanbul Ünversitesi’nde okur ve bu isimlerden dersler alır. Bir öğretmen olarak okuldan mezun olan Yusuf Atılgan’ın ilk görev yeri bir askeri lise olur. Burada öğretmenlik mesleğini icra ederken Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanır ve on ay hapis yatar. Aynı zamanda öğretmenlik mesleğinin de elinden alınmış olması Yusuf Atılgan’ı bitirir. Memleketine dönüp çiftçilik yapar fakat bir yıldan fazla dayanamaz ve İstanbul’a döner. İstanbul’a döndüğü dönem çevirmenlik, danışmanlık gibi meslekler yapar. Aynı zamanda annesinin isteği üzerine memleketteyken Sabahat Hanım ile yaptığı evlilik iyi sonuçlanmamış ve boşanmıştır. 1958 yılında ustalaşmış bir şekilde Yusuf Nadi Ödülleri’ne katılır, katıldığı romanı ise Aylak Adam’dır. Fakir Baykurt Yılanların Öcü romanı ile birincilik kazanırken Yusuf Atılgan ikinci olur. Aylak Adam’ı kitaplaştırdıktan sonra büyük yankı uyandırır. Kitaptaki B.’yi kendine yakın bulan bir bayan Yusuf Atılgan ile 14 yıl boyunca mektuplaşır ve bu mektuplaşmanın sonunda evlenirler. 1989 yılında birçok hastalığa yakalanan Yusuf Atılgan kalp krizi geçirerek hayata veda eder.

Edebi Kişiliği
En önemli silahı gözlem olan Yusuf Atılgan, özellikle Aylak Adam romanında bu gözlem yeteneğini kelimelere dökmüş ve büyük bir ilgi görmüştür. Mektuplaştığı ve sonunda evlendiği bayan ile yaşadığı üç yıllık ayrılık sürecinde Anayurt Oteli’ni kaleme almış, romanın baş karakterini kendisi ile özdeşleştirerek arka planda ayrılık sebebiyle yaşadığı acıları usta bir şekilde vermiştir. Edebiyatımızın en önemli iki psikolojik romanın sahibi olan Yusuf Atılgan, psikolojik yalnızlığı en iyi kaleme alan yazarlarımızdandır.


Devamını Oku

Yusuf Çotuksöken Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
1965 yılında Pendik Lisesi’nden mezun olmasının ardından İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü ve 1970 yılında mezun oldu. Öğretmenlik hayatına Darüşşafaka Lisesi’nde 1971 yılında başladı ve altı yıl boyunca bu lisede öğretim görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra Saint Joseph Lisesi’nde 1977 ile 1981 yılları arasında edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’nda Türkçe okutmanlığı olarak görev yapmasının ardından emekliye ayrıldı fakat daha sonra Beykent Üniversitesi’nde çalıştı. Şuanda Maltepe Üniversitesi’nde görev yapan Yusuf Çotuksöken Türk Dili Öğretim Görevlisi’dir. Türkçe ve Türkçe’nin doğru kullanımı konusunda canla başla çalışan Yusuf Çotuksöken, Ziya Gökalp’in eserlerini günümüz Türkçesine  çevirerek yayımladı. Birçok ansiklopedinin yayınlanmasında emeği geçti. Milliyet, Gösteri, Çağdaş Eleştiri, Günümüzde Kitaplar gibi dergilerde inceleme yazıları yazdı. Kaleme aldığı Nasrettin Hoca Fıkraları ile 1996 yılında Truva Kültür Sanat Derneği tarafından Halkbilim Ödülü ile ödüllendirildi.


Edebi Kişiliği
Türkçe ve Türkçe’nin doğru kullanımı konusunda çalışalar yapan ve Sergüzeşt, Semipaşazade Sezai, Ziya Gökalp’in Türk Töresi,Türk Uygarlığı Tarihi gibi eserlerini günümüz Türkçesine çevirerek yayımlanmasını sağlamış Yusuf Çotuksöken’in Türkçe ile ilk imtihanı galiba soyadı nedeniyle olmuştur. Soyadı’nın Çotuksöken olmasına rağmen çoğu sefer Çötüksöken olarak telaffuz edilmesine hatta ilk kitabının basımında Çötüksöken olarak yazılmasına kızan Çotuksöken, Maltepe’deki derslerinde de adını anlatırken tahtaya bir çotuk çizmiş ve bunu kolaylıkla sökebilirim diyerek ithafta bulunmuştur. Son eseri olan Bir Tebessüm Edelim Canlara isimli Bektaşi fıkraları ve incelemelerden oluşan kitabını 2004 yılında basıma sunmuş daha sonraları gençleri Türk edebiyatının derin dünyasına kazandırmak için Maltepe Üniversitesi’ndeki çalışmalarına yoğunluk vermiştir. Maltepe Üniversitesi’nde Türk Dil ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olan Yusuf Çotuksöken bir dönem Türk Dil Kurumu’nda çalışmış fakat 80 darbesinin ardından Kenan Evren tarafından 1983 yılında Türk Dil Kurumu’ndan atılmıştır. Bunun üzerine Dil Derneği kuran Yusuf Çotuksöken, Türkçe’nin doğru kullanımı hakkında bilgiler veren kitaplar çıkartmaya başlamıştır. Üniversite öğrencileri için çıkarttığı kitaplar ile öğretici kimliğini pekiştiren Yusuf Çotuksöken Dil Derneği tarafından Beşir Göğüs anısına verilen “Beşir Göğüs Türk Dili ve Eğitimini Geliştirme Ödülü” ile şereflendirilmiştir. Atatürk Antolojisi isimli kitabı çok satanlar listesinde yer almış, Atasözlerimiz ve Deyimlerimiz adında sözlükler hazırlamıştır. 
Devamını Oku

Yusuf Hayaloğlu Kimdir Hayatı

HAYATI
Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya’nın kardeşi olan Yusuf Hayaloğlu 1953 yılında Tunceli’de doğdu. Fakir bir ailenin çocuğu olması sebebiyle parasız yatılılık ve bursluluk sınavlarına katıldı ve ikinci olarak derece yaptı. Bunun üzerine Haydarpaşa Lisesi’nde yatılı olarak okudu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi almaya başladı fakat çok sürmeden eğitimini dondurmak zorunda kaldı ve evlendi. Cağaloğlu matbaalarında grafik tasarım işleri yapan Hayaloğlu evlendikten sonra üç çocuk sahibi oldu. Askerliğini Bornova ve Konya’da yaptıktan sonra İstanbul’a döndü fakat üniversiteye başlamadı. 

Yılmaz Güney ile tanıştı ve hayatında yeni bir dönem başladı. Güney Filmcilik’te işe başlayıp senaryo, afiş, poster ve kartpostal yapımlarında yardımcı oldu. Güney dergisinde çalışmaya devam ettiği sırada 12 Eylül darbesi oldu ve tutuklandı. Çıktığında Cağaloğlu’na döndü ve burada küçük bir dükkan açıp grafik, basım işleri ile uğraştı. Kız kardeşi Gülten, Ahmet Kaya ile evlendiğinde kendisinin de hayatı bambaşka bir hâl aldı. Ahmet Kaya, Yusuf Hayaloğlu’nun karaladığı satırları görmesi ile Hayaloğlu’na üretim ortaklığı teklif etmesi bir oldu. Beraber “Adı Bahtiyar”, “Hani Benim Gençliğim”, “Başım Belada” gibi gelmiş geçmiş en sevilen şarkılardan olan bir çok esere imza attı. Ayrıca bu dönemde İbrahim Tatlıses, Fatih Kısaparmak, Müslüm Gürses gibi büyük sanatçılara “Dağlarda Kar Olsaydım”, “Nankör Kedi”, “Sen Ağlama Yar” gibi şarkılar yaparak onlarla çalışma fırsatı buldu. 

1999 yılında yazdığı Giderim şarkısı, Ahmet Kaya ile birlikte en çok konuşulan isim olmalarının yolunu açtı. Ahmet Kaya Türkiye’den ayrıldıktan sonra Yusuf Hayaloğlu kendisine Ah Ulan Rıza ismindeki ilk albümünü çıkardı ve hemen ardından Gözleri İntihar Mavisi isimli bir şiir kitabını baskıya verdi. Kitap 48.baskıya giderek Yusuf Hayaloğlu’na rekor kazandırdı. İkinci albümü Bir Acayip Adam ile birlikte artık ülke çapında tanınmış bir sanatçı oldu. Flash TV, Radyo Barış, Kral TV, Su TV gibi kanal ve radyolarda programlar hazırlayıp sunmaya başladı. Annesinin, kız kardeşinin ve Ahmet Kaya’nın ard arda gelen ölümü ile birlikte büyük sarsıntı geçirdi. Akciğer Kanseri’ne yakalanmasının ardından 2009 yılında 56 yaşındayken sabaha karşı çoklu organ yetmezliği sebebiyle Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde vefat etti.

Edebi Kişiliği
Yazdığı hemen hemen her şiiri bestelenen Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri efsaneye dönüştü. Özellikle Ahmet Kaya ile birlikte yaptığı çalışmalardaki şiirleri halen dinlenen ve çok sevilen şiirlerdir. Yurt içinde ve yurt dışında konserler vererek şiirlerini halka ulaştıran şair adamı Yusuf Hayaloğlu’nun yaşadığı fakir ve ezici hayat şiirlerindeki sitemkar havaya sebebiyet vermiştir. Vefatının ardından ailesi tarafından hazırlanıp yayıma sürülen Dur… Ağlama Gözlerim isimli şiir kitabı diğer eserleri gibi çok ilgi görmüştür. 
Devamını Oku

Yusuf Kamil Paşa Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
1808 yılında  doğmuş, 1876’da vefat etmiştir. Sultan Abülaziz Han devrindeki sadrazamlarındandır. Osmanlı devletinde 5 Ocak 1863 yılında görev alıp 1 Haziran 1863’e kadar dört yirmi yedi gün sadrazamlık görevinde bulunmuştur.
Türk edebiyatının ilk çeviri romanı olarak bilinen Fenelon’un Telemaque adlı eserini çevirmesi sebebi ile Türk edebiyatı tarihinde kendisinden söz edilenler arasında yer alır.
Gençliğinde Mısır’ın Valisi Mehmet Ali Paşa’nın emrinden görev yapmış ve paşanın 4 kızından biri olan Zeynep Hanım ile evlenmiştir.Zeynep hanım ile beraber yaptırdıkları hayır eserleri ile çok kez anılmış ve anılmaya devam etmektedirler.Bugün Zeynep Kamil Hastanesi adıyla İstanbul Üsküdar’da hizmet vermeye devam eden hastane , vakfettikleri eserler arasında en bilinenleridir.
Sultan Abdulaziz’in 30 Mayıs 1876 ‘ da Darbe ile tahttan indirilerek öldürülmesine çok üzülen Kamil Paşa aynı sene İstanbul’da vefat etmiştir. İstanbul’da yaptırdığı hastanede türbesine defnedildi.



UZUN
1808 yılında Arapkir’de doğan, 1876’da İstanbul’da vefat eden Yusuf Kamil Paşa Osmanlı devlet adamıdır.32.ci Osmanlı Padişahı 111.ci İslam Halifesi Abdülaziz saltanatında 4 yıl 1 ay kadar sadrazamlık görevinde bulunmuştur.
Akkoyunlu hanedanın Gökbeyi sülalesine mensuptur, küçük yaşta babası vefat ettiği için amcası Vezir Gümrükçü Osman Paşa tarafından yetiştirilmiştir. Osmanlı Paşa ile birlikte İstanbul’a gelip burada uzun bir süre eğitim görmüştür.1829 yılında tahsilini tamamlamıştır daha sonra Divan-ı Hümayu kaleminde dört yıl çalışmıştır.
1833 yılında Mısır’a gitti. Anlatılan bir rivayete göre Mısır’a gidiş sebebi , gördüğü bir rüyadan sonra talihinin kendisini orada karşılayacağına inanmasıdır  ve öylede oldu Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın hizmetinde bulunan Yusuf Kamil Paşa Kavalalı Mehmet Ali Paşanın dört kızından biri olan Zeynep Sultan ile evlendi.Bu evlilik uzun bir süre Mısır sarayının tepkisini çekti.
1845’te kayınbabası Mehmet Ali Paşa onu bir görevle İstanbul’a gönderdi. İkinci Mahmut’un kızı Adile Sultan ile Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa’nın düğününde Mısır valisinin tebriklerini ve hediyelerini Osmanlı padişahı olan Sultan Abdulmecit’e sundu. Padişah Yusuf Kamil Bey’e bu cömertliği ve çalışmalarından ötürü mir-i miranlık ünvanı verdi.
1849 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ölümü üzerine yerine geçen Abbas Halim Paşa tarafından Sudan’a göreve tayin edildi fakat bu görevi kabul etmeyen Yusuf Kamil Paşa yoğun baskılar altında kaldı ve en sonunda kabul etmeyişinden dolayı Asvan’a sürgüne gönderildi. Hapis hayatı yaşayan Yusuf Kamil Paşa  Zeynep Hanım’dan boşanmaya ve Mısır’daki mallarından vazgeçilmesi için baskılar yapıldı ve en sonunda bu zulme dayanamayıp üçüncü ayın sonunda sadrazam Mustafa Reşit Paşa’ya bir dilekçe gönderdi.31. Osmanlı Padişahı olan Abdulmecit’in fermanı ile hapisten çıkıp yoğun uğraşlar ile eşi Zeynep hanım ile İstanbul’da buluşabildi.Bu buluşmada Sultan Abdülaziz’in ve Reşit Paşanın rolü büyüktür.
1869’da Mithat Paşanın yerine Şura’yı Devlet başkanlığına getirilmiştir.3 kez bu görev de başkanlık vazifesine üstlendi.Derin bir hastalığa yakalanan Yusuf Kamil Paşa 1875 yılında vazifesini bırakmak zorunda kaldı.
Sultan Abdülaziz’in 30 Mayıs 1876’da uğradığı darbe de ölmesine çok üzülen Yusuf Kamil Paşa aynı sene İstanbul’da vefat etmiştir.Türbesi İstanbul’da yaptırdığı hastane bahçesindedir..


Devamını Oku

Zati Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca

Tanınmış bir Divan Edebiyatı şairi olan Zati 1471 yılında  doğmuştur ve 1546 yılında vefat etmiştir. Ziya paşa tarafından Türk şiirine temel koymuş şairler arasındadır. II.Beyazıt zamanında istanbul'a gelmiş caize adı verilen ihsanlardan faydalanmak için padişaha şiirler söylemiştir. Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim zamanında da Devlet adamlarına kasideler sunarak yaşamını devam ettirirdi. Çınar altında bir dükkanı olduğu ve burada misk, tesbih, misvak, Kuran-ı Kerim sattığı muska yazdığı ve fal baktığı erkek ve kadınlara ücret karşılığı gazel ve mektuplar yazdığı bilinir. Yüksek sayıda şiir yazmış olduğundan dolayı değişik eserlerin değişik estetik standartlarda olması sonucu ortaya çıkmıştır.

UZUN
1471 yılında Balıkesir'de doğmuştur. 16. Divan şairlerindendir. Eğitim döneminin pek verimli olmadığı ve geçimini sağlamak için ayakkabıcılık yaptığı, sonrasında Çınaraltındaki dükkanını açarak asıl sanatı olan şiirleri ve gazellerini yazıp sunmaya başladığı bilinmektedir. O dönemin genç şairlerine hocalık yapıp ders vermiş olup seksenli yaşlara kadar yaşamıştır. Babasının da çizmecilik işi ile geçimini sağlamakta olduğu bilinir ve kendi söylediğine göre asıl adı İvaz'dır. Bursa, Manisa, İznik ve Edirne’de de sanatını sergileyen Zati 1500’lü yıllarda İstanbul'a gelmiştir.
İstanbul’da şiir yazmak için bilgi toplamakta olup bunun yanı sıra Müneccimzade'den remil diğer adıyla falcılık kaidelerini öğrenmekle meşgul olmuştur. Hadım Ali Paşa'nın Himayesine girerek Vezirlerin sohbetlerine katılmaya başlayan Zati Vezirlere ve Padişahlara Kasideler sunarak geçimini sağladı ve aldığı ihsanlarla güzel ve düzenli bir hayat sürmeye başladı. Şeyh Vefa Teknesi'ne intisap ederek kulağının işitmesine kendisine verilen mansıbı kaybetmesine, devlet memuriyetine geçememesine sebebiyet vermiştir.
II.Beyazıd'ın saltanat yıllarının sonlarında ve Yavuz Sultan Selim'in saltanatının başlamasıyla kendisini koruyanların vefatı veya azillerinden dolayı bu süreçte himayesiz kalarak zayıf ve fakir düşmüştür. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yeniden itibar sahibi olsa da bu süreçten sonra hiç bir zaman II.Beyazıt zamanındaki itibarı kadar güçlü olamamıştır. Beyazıt Cami’sinin avlusundaki remilci dükkanında o dönemin gençlerine ders vermek için toplanma yeri olarak ta  kullanmıştır. Şairler şiirlerini yazdıktan sonra Zatiye getirerek onunda onayını almış olurlardı. Sonrasında remilci dükkanını Sarıgüzel'de oturduğu evinin karşısına taşımıştır ve o dönemde de çok yokluk çekmiş olup vefatı da burada gerçekleşmiştir hatta cenazesi şair arkadaşları ve yetiştirdiği şairler aralarında para toplanılarak biriktirdikleri paralarla Edirne dışarısındaki mezarlıkta defnedilmiştir. Zati çevresinde sevilen sohbeti hoş görülen ve karşısındakine cevabı sürekli hazır olan bir insandı. Nükteli şiirler yazmaktan hoşlanır yazdığı şiirlerinde orijinal olmak ve hayallerini ön planda tutardı. Orijinal olma çabası ile halk içinde bilinen kelimeleri kullanmaya genellikle dikkat eder ve bu sebeple halk arasında zaman zaman eserlerini anlamak zorlaşırdı ve aruza çok önem verir tam anlamıyla aruzu kullanırdı. Eserlerinin para kazanmak için yazılması sebebi ile edebi anlamları aynı olmazdı ancak buna rağmen devrinin üstad şairlerinden bilinir böyle karşılanırdı.
Devamını Oku

Zekeriya Sertel Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
Selanik'e bağlı Usturumca'da 1980 yılında doğmuştur.1914 de Sabiya Hanım ile evlenip 1919'da ABD'ye gidip Colombia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1924’de Resimli Ay Dergisi’ni yayınladıktan sonra dergide Nazım Hikmet'in başlattığı Putları Yıkıyoruz yazılarından dolayı tepki aldıktan sonra İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak 3 yıl hapse mahkum edildi. 2.Dünya Savaşı esnasında etkin bir gazeteci haline gelerek, yayınladığı yazılar dolayısı ile aldığı tepkiler yüzünden eşiyle birlikte ülkeyi terketti.
Paris ve Bakü'de yaşadıktan sonra eşinin ölümü dolayısıyla kalıcı olarak Paris'te yaşamaya karar verdi fakat 1977'de İstanbul'a dönerek Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde yazılar yazan Mehmet Zekeriya SERTEL 1980 yılında vefat etmiştir.

UZUN
Hayatı Uzun
Varlıklı bir ailenin çocuğu olup tam adı Mehmet Zekeriya SERTEL'dir. İlköğrenimini Usturumca'da ortaöğrenimini ise Selanik’ten sonra Edirne’de tamamlayıp Selanik'te hukuk mektebine devam etmiştir.
Mesleğine Selanik'te başlayan Sertel ilk olarak İttihak ve Terakki’nin yayın organı olan Rumeli’de yazmaya başlamıştır. Selanik'in işgal edilmesinden sonra İstanbul’a gelerek Tasvir-i Efkar gazetesinde çalışmaya başladıktan sonra İstanbul’da okumakta olduğu Hukuk Mektebi'nden mezun olup Paris'te Sarbonne'ye giderek sosyoloji öğrenimine başladıktan sonra 1.Dünya Savaşı sebebi ile İstanbul’a dönmüştür. 1914 de kendi gazetesi olan Turan’ın yayınlanmaya başlamasıyla birlikte Sabiha Hanım ile evlenerek 1919 yılında ABD’ye gidip Colombia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden mezun olmuştur.
1924 yılında Resimli Ay Dergisi’ni yayınlayarak Sadri Ertem, Suat Derviş, Sabahattin Ali gibi tanınmış kişiler ile birlikte dergisinde yazılar yazıyordu. Dergisindeki yazılar sebebi ile gelen tepkiler sonrasında İstiklal Mahkemesinde yargılandı 3 yıl mahkumiyetinden sonra 1932 yılında Fait Sabri Duran ile beraber Hayat Ansiklopedisi’ni yayınladı. 1936 yılında İş Bankası tarafından çıkarılan Tan Gazetesi’ni Ahmet Emin YALMAN ile beraber satın almıştır.
ABD de yayınlanmakta olan bu gazete ile birlikte yılda 100 kitap eserini örnek alarak Tan Celp Dizisi’ni de yayınlamıştır. Ahmet Emin YALMAN ile birlikte yeni biçimde tekrar yayınlamaya başladılar. Yayınladığı yazılar yüzünden bir kaç kere daha tutuklandı. 1940 yıllarında Tan Gazetesi’nde yazması bir süreliğine engellendi. 1942 yılında ırkçılığa karşı yazdığı yazılar sebebi ile yargılandı. 1943 yılında Basın Genel Müdürlüğü’nden gelen resmi yazılı bir belge ile Tan Gezetesi’nde 1 yıl süre ile yazı paylaşması yasaklandı. 1945 yılında görüşler dergisini çıkarttıktan sonra 4 Aralık 1945 yılında kışkırtma sebebi ile Tan Matbaası yakıldı ve Zekeriya Sertel eşi ile tekrar tutuklandı. Giderek artan siyasi baskılar üzerine eşi ile beraber ülkeyi terkeden Zekeriya SERTEL Paris’e yerleştikten sonra Bakü’de yaşamaya başladı.
1952 yılında eşi ile birlikte Budapeşte’ye gelerek Budapeşte radyosunda çalışmaya başladılar .1953 yılında Budapeşte radyosu Türk Seksiyonu Şefi oldu daha sonra TKP Budapeşte sorumlusu oldu. Eşinin vefatı üzere tekrar Paris’te yaşamaya başladı.
1977 yılı mart aylarında İstanbul’a döndükten sonra Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde paylaşımlarına devam etmiş ve gazete, dergi harici 1968 yılında Mavi Gözlü Dev, Hatırladıklarım 1977 yılında Nazım Hikmet'in Son Yılları eserlerini yayınladı. Zekeriya SERTEL 1980 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Devamını Oku

Zeki Ömer Defne Kimdir Hayatı ve Edebi Kişiliği

ÖZET
Hayatı Kısaca
1903 yılında Çankırı’da doğan Zeki Ömer DEFNE'nin Babası hattat ve aynı zaman Dahulusi mahlasıyla şiirler yazan bir şairdi. Annesi kendini geliştirmiş, kültürlü bir hanımefendi idi. Çankırı Ertuğrul İbtidaisi ve İdadisi’nde okudu.
1920’de Ankara Muallim Mektebi’ni birincilikle bitirdikten sonra Korgun ve Çankırı İdadisi’nde ilkokul öğretmenliği, müdür yardımcılığı ve müdür vekilliği yapmış olup lise öğretmenliği sınavlarında başarılı olan Zeki Ömer kastamonu Lisesi’nde ve Kabataş Lisesi’nde derslere girdi. 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nden mezun olduktan sonra Galatasaray Lisesi, Şişli Terakki Lisesi’nde Alman Lisesi ve Yıldız Harp Akademisinde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1969’da emekli olan Zeki Ömer DEFNE 1992 yılında İstanbul'da vefat etmiştir.

UZUN
Zeki Ömer DEFNE Cumhuriyet devri şairlerindendir. 1903 yılında Çankırı’da doğmuştur. İlk ve ortaokulu Çankırı’da bitiren Zeki Ömer daha sonra Ankara orta muallim mektebine kaydolmuştur. 1920 yılında Ankara'da okuduğu Muallim Mektebi’ni bitirdikten sonra bir süre ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Zeki Ömer DEFNE ilk şiirini Halk Oyunları dergisinde yayımlamıştır. Yeterlilik imtihanını veren Zeki Ömer Kastamonu Lisesi’nde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra müdür yardımcısı olarak çalışmıştır. İstanbul Kabataş Lisesi’nde çalışmakta olan Zeki Ömer bununla birlikte 1939 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir. Kabataş Lisesinde ve Alman Lisesinde edebiyat öğretmenliğine devam eden Zeki Ömer 1950-1969 yılları arasında Galatasaray Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.
1969 yılında emekliye ayrıldı ancak 1970 yıllarında şiirleri Varlık Dergisi’nde yayımlandı. Yazdığı Yurt Güzellemeleri şiirlerinde Erzurum, Eğin, Ilgaz, Isparta, Bursa, İstanbul, Konya illerinin çeşitli özelliklerini tanıttı. Güçlü bir anlatıma ve duyarlılığa sahip olan Zeki Ömer DEFNE'nin şiirleri ancak 1970 yıllarından itibaren kitap haline getirilmeye başlandı. 2 Aralık 1992 yılında İstanbul’da vefat eden Zeki Ömer DEFNE'nin cenazesi Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir. 1923 senesinden itibaren şiir denemeleriyle ilgilenen Zeki Ömer DEFNE’nin Mûsikî adlı ilk şiiri Çankırı’da Halk Yolu Gazetesi’nde yayımlamıştır. Çınaraltı, Sanat ve Edebiyat, Hareket, Ün, Şadırvanistanbul, Edebiyat Dünyası ve Çağrı dergilerinde yayımlanan şiirlerini ise hece vezniyle yazmıştır. tabiat, Vatan, millet ve aşk temalarını işlediği şiirlerinde, halk şiiri geleneğinden ve destanlardan faydalanarak yerli motiflerle süslü yurt güzellemeleri eserini yazdı. 1980 yılından sonra Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanan şiirlerinde ise daha çok serbest mısralara yer veren Zeki Ömer bir takım misallerle günlük olayları anlatmıştır. Şiirlerini; Denizden Çalınmış Ülke, Sessiz Nehir, Kardelenler adlı kitaplarında toplamıştır. Denizden Çalınmış Ülke adlı eseri ise 1971’de Millî Eğitim Bakanlığı yayınları arasında neşredildi.
EDEBİ KİŞİLİĞİ :
İlk şiirlerinde halk şairlerinin havasını hissettiren Zeki Ömer DEFNE sonraki şiirlinde yeni şiir anlayışına uygun eserler yayımlamıştır. Öğretmenlik duygu ve duyarlılığını eserlerinde paylaşmış olup şiirlerinde lirizm ön planda görülmüştür. Halk şiir geleneği ile gelişen dünyayı benimseyen bir şair olarak değerlendirilmektedir. Öğrencileri için şiirler yazmış olup ve bu şiirleri ile günümüzde hala anılan şairlerden birisidir.
Devamını Oku

Zeruya Şalev Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca
1959'da İsrail'de  Kinneret Kibutzunda doğmuş olup Kitab-ı Mukkades incelemeleri üzerine yüksek öğrenim görmüştür. Halen Kudüs'te yaşamakta olup Keshet Yayınevi'nde editörlük yapmaktadır. İlk romanı "Dancing Standing Still" 1993'te yayınlamış olup ikinci romanı Aşk Hayatımdır son romanı ise Husband and Wife 2000 yılında yayınlanmıştır. Bu romanıyla İsrail Yayıncılar Birliği'nin Golden Book Ödülü ile Başbakanlık Ödülü'nü almıştır. Kitapları İngiltere, ABD, Yunanistan, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, İspanya, Norveç, Portekiz, Çin, Polonya ve Kore'de yayınlanmaktadır.

DETAYLI HAYATI:
1959’da İsrail’in Celile bölgesindeki Taberiye Gölü kıyısında bulunan Kinneret Kibutzu’nda doğan Zeruya Şalev, Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Kutsal Kitap incelemeleri üzerine öğrenim görmüştür. Kitapları çok satanlar arasına giren Zeruya ŞALEV'in yayımdan sonra kitapları 22’yi aşkın dile çevrildi. Aşk Hayatım, Kadın ve Kocası, Paramparça Aşklar, Hayatlar adlı kitapları Türkçede de yayımlandı. 1997’de Yayıncılar Birliği tarafından verilen Altın Kitap Ödülü’nü, 2001’de Almanya’da Corine Uluslararası Kitap Ödülü’nü, 2012’de Alman Die Welt gazetesi tarafından verilen Welt Edebiyat Ödülü’nü kazanan Zeruyu ŞALEV halen Kudüs’te yaşamaktadır. Yazarlığın yanı sıra kitap editörü olarak çalışmaktadır.
Devamını Oku

Ziya Gökalp Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET

Hayatı Kısaca

23 Mart 1876 tarihinde doğmuştur , 25 Ekim 1924 tarihinde vefat etmiştir.Ziya Gökalp Osmanlı’nın en kötü zamanlarında Türkler’i birleştirmeyi hedefleyerek , Türkçülük ve Milliyetçilik yani Turancılık konularındaki fikirlerini , edebiyatıyla  kitlelere yaymaya  çalışarak tanınan yazar ve şairdir.
Eğitimine memleketi Diyarbakır’da başladı.1886’da Rüştiye-i Askeriyye’ye girdi , son sınıftayken babasını kaybetti.18 Yaşında intihara kalkıştı , ekonomik sebeplerden dolayı eğitimine ara vermek zorunda kaldı.Özgürlük düşüncesini sürekli savundu ve bu fikre düşman olanlara pek çok şiir yazdı.
1896’da kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul’a giden Gökalp Baytar Mektebi’ner nakilini yaptırdı.Burada bir çok kişi ile tanıştı ve görüştü.İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı.1898’de tutuklandı.
2 yıl sürgün hayatı yedi. Kurtuluş Savaşına destek verdi 1923’te Atatürk tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde Diyarbakır mebusu olarak seçildi.Ankara’ya  yerleşen Ziya Gökalp , kültürel ve düşünsel olarak çalışmalarına hiç ama hiç ara vermedi.1924’te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul’da 25 Ekim 1924 günü hayatını kaybetti.Fatih’teki 2.Mahmud Türbesi haziresine defnedildi.

Eserleri

-Altın Destan, -Altın Işık (1927), -Doğru Yol (1923)[17], -Felsefe Dersleri (2006), Çizgi Kitabevi, Konya, -Hars ve Medeniyet, -Kızıl Elma (1914), -Kuğular, -Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra), -Limni ve Malta Mektupları, -Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra), -Türk Töresi (1923), -Türkçülüğün Esasları (1923) : Eserin ilk baskısı Osmanlı alfabesiyle yayınlanmıştır[18]., -Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (1929), -Üç Cereyan, -Yeni Hayat (1930)

UZUN
Hayatı Uzun
23 Mart 1876’da Diyarbakır Çermikte’te dünyaya gelmiştir, asıl ismi Mehmet Ziya’dır. Ziya GÖKALP’in babası yerel gazetede çalışan bir gazeteciydi. Kendisi memleketi Diyarbakır’da eğitim görmüştür. Babası aslen Suriye Türkmeni olan evrak Memuru Mehmet Tevfik Efendi’dir , annesi Pirinçzade ailesinden Zeliha Hanımdır. Gökalp babası tarafından Türk ırkına sahip olduğundan emin olduğunu fakat bunun bir önemi olmadığını söylemiştir.1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye girmiş, özgürlük düşüncesini ilk bu okulda  görmüştür. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetmiştir. 1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den İslam ilimleri ile ilgili dersler almaya başlamıştır. 

İstanbul’da öğrenimine devam etmek istediyse de bu imkanı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da Sivil Lise ikinci sınıfına kaydolmuştur. Öğrenciliğinin son yılında “Padişahım Çok Yaşa” demesi gerekirken “Milletim çok yaşa” demesi üzerine hakkında soruşturma açılmış fakat zaten beş yıldan yedi yıla çıkarılan eğitim süresi sebebiyle kendi isteğiyle liseden ayrılmıştır. İstanbul’da eğitim görememesi, ailesinin baskıları ve evlen baskıları üzerine henüz 18 yaşında iken intihar etti. Kafasından çıkarılan kurşun ile hayatta kalmayı başaran Ziya, kendisini okumaya verdi. Kardeşi sayesinde İstanbul’da ücretsiz bir mektebe yazıldı. Burada Jön Türkler’in fikirlerinden etkilendi, İttihat ve Terakki üyesi oldu fakat 1898’de yasak yayınları okuduğu gerekçesiyle tutuklandı. Bir yıllık mahkumiyetten sonra Diyarbakır’a sürülmüş, burada ölen amcasının vasiyeti üzerine amca kızı Vecihe ile evlenmiş, evliliğinden 3 kız 1 erkek çocuk sahibi olmuştur.

 İbrahim Paşa’nın başlarında bulunduğu Hamidiye Alayları bir takım yolsuzluklar yapınca halkı bilinçlendirip Telgrafhaneyi işgal etti. Devletin ricası ile İbrahim Paşa bir süre etkisiz kaldı fakat daha sonra aynı yolsuzlukları yapınca halk tekrardan telgrafhaneyi işgal etti ve İbrahim Paşa bölgeden uzaklaştırıldı. İttihat ve Terakki cemiyetinin peşinden İstanbul’a geldi ve burada Türkçülük düşüncelerini pekiştirdi. Türkçü Derneği’nin kuruculuğunu üstlendi. 1914’te Kızıl Elma, 1918’de Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak isimli eserlerini yayınladı. I.Dünya Savaşı sonrası Ermeni Soykırımı iddiasıyla tutuklandı. Malta adalarına sürgüne gönderildi, orada ailesiyle olan mektuplaşmaları daha sonra Limni ve Malta Mektupları adı altında kitaplaştırıldı. Sürgünden sonra Diyarbakır’a döndü ve Küçük Mecmua adında gazete çıkarıp Kurtuluş Savaş’ını destekleyen yazılar yayınladı. 1923’te Türkçülüğün Esasları isimli kitabını yayınladı ve Atatürk tarafından TMBB Diyarbakır milletvekili seçildi. 1924 yılında tatil için gittiği İstanbul’da hayatını kaybetti. Türkçülük akımının babası olarak anılan Ziya Gökalp, Türkçülük’ü savunmaktan hayatı boyunca vazgeçmemiş ve Ermeni Soykırımını kesin bir dille reddetmiştir.
Devamını Oku

Ziya Paşa Kimdir Kısaca Hayatı

ÖZET
Hayatı Kısaca

Ziya paşa 1829 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Baba adı  Ferideddin , ana adı Itır olan Ziya paşanın aslen adı Abdülhamid Ziyaeddin’dir. Eğitimine Kandilli’de başlayan ve zeki bir öğrenci olan Ziya Paşa kısa sürede Arapça ve Farsçayı öğrendi.Klasik edebiyat üzerinde üst düzey eğitim aldı. İki dili kısa sürede öğrendikten sonra bir lisan daha eklemek istedi ve bu lisan seçimi Fransızcadan yana oldu. Öğretim hocaları tarafından sürekli takdir edilen Ziya Paşa kısa sürede Encüme-i Şuara topluluğuna katıldı. Osmanlı’da bir çok edebi eseri olan Ziya Paşa 1880 yılında valilik görevinde bulunduğu Adana’da siroz hastalığından vefat ediyor.

UZUN
Hayatı Uzun
1829 yılında İstanbul’un Kandilli ilçesinde dünyaya gelen Ziya Paşa’nın babası Galata Gümrüğü Katibi Ferideddin Efendi, annesi Itır Hanım’dır. Gıyaseddin dedesinin isteği ile Abdülhamid Ziyaeddin ismini almıştır. Eğitim hayatını üst düzeyde bitirmiştir  daha 15 yaşında iken Aşık Ömer ,Aşık Kerem , Aşık Garip gibi halk eserlerini okumuştur .Şiir ile ilgisi okul çağlarında başlamıştır.   3 dil lisanı vardır.Eğitimdeki seviyesini fark eden Mustafa Reşit Paşa kendisinin aracılığı ile 1855’te Ziya Paşayı Osmanlı Sarayında Mabeyn Katipliği’ne getirdi.Bu vesileylede Arapça ve Farsça’dan sonra Fransızca’yıda öğrenmiş oldu.
19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun en önemli ve en çok eser veren Tanzimat çağı yazarlarından biridir. Önemli isimler olan Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte ‘’Batılalaşma’’ kavramını ilk defa ortaya atan Osmanlı aydınlarındandır.

32.Osmanlı padişahı 111. İslam halifesi olan Sultan Abdülaziz döneminde Avrupa’ya kaçarak Genç Osmanlılar gruba dahil olup gazetelerde yazılar yazarak dönemin hükümeti ile savaş başlatmıştır. Daha sonra Zaptiye Müsteşarlığı yapmış ve 1861 yılında Kıbrıs’ta mutasarrıflığa başlamıştır.En son Atina’da büyükelçilik görevine getirilen Ziya Paşa Sultan Abdülaziz’in kendisini İstanbul’a çağırması ile geri dönmüştür.Sultan Abdülaziz tarafından Bosna’nın denetiminde görevlendirildi fakat İstanbul’a dönmesinden kısa bir zaman sonra Bab-ı Ali , Ziya Paşa’yı Amas Musarrıflığı görevi ile İstanbul’dan uzaklaştırdı.
1865 yılında Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne üye oldu. Sultan Abdulhamit yönetimine muhalefet ve karşıt geldiğinden tekrar Kıbrıs Mutasarrıflığı’na atandı.Fakat aynı vakitler de Erzurum Vali Muavinli’ne atanan Namık Kemal ile beraber Avrupa’ya kaçtı. İngiltere’de birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın grubu olan ‘’HÜRRİYET‘’ gazetesini yayın hayatına geçirdiler. Namık KEMAL’in ayrılışından sonra yayın organın başına geçti.

1870 yılında Cenevre’ye gitti daha sonra Ali Paşa’nın ölümünü öğrendi ve tekrardan İstanbul’a geri dönüş yaptı.1872 ve 1876 tarihleri arasında Şura-yı Devlet ve Maarif Müsteşarlığı yaptı. Osmanlının 34.Padişahı Abdulhamit’in isteği üzerine Kanun-i Esasi’nin yapımında oluşturulan grupta yer aldı.1876 yılında 1.Meşrutşyet’in ilanı ile önce Suriye Valiliği’ne daha sonrada Adana Valiliği’ne atandı.Adana valiliği görevi esnasında zor zamanlar geçiren Ziya Paşa siroz hastalığına yakalandı , 17 Mayıs 1880 tarihinde Adana’daki görevini sürdürürken Siroz hastalığından vefat etti..
Devamını Oku

Abbas Sayar Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Hayatı Kısaca

Nail Abbas Sayar, 21 Mart 1923 yılında Yozgat’ta doğmuştur. Türk köy edebiyat alanında yeri büyük ve önemlidir. 1941 yılında Yozgat Lisesi’ni bitirmiştir ve 1945 yılında evlenip, İstanbul’a taşınmıştır. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde bir dönem okumuştur ve Türkoloji eğitimi görmüştür. Uzunca süre İstanbul ve Yozgat şehirleri arasında gidip gelmiştir. Bir süre politikayla ilgilenmiştir. 4 Ağustos 1999 yılında yatağında uyurken fenalaşmıştır ve 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yatırılmıştır. On iki gün sonra 12 Ağustos 1999 tarihinde aynı hastanede hayata gözlerini yummuştur. Mezarı Yozgat’ta bulunmaktadır.

Eserleri
Can Şenliği, Noktalar, Çelo, Anında Yumak yumak, El Eli Yur, El De Yüzü, Şiirleri, Yılkı Atı, Yorganımı Sıkı Sar, Yozgat Var Yozgatlı Yok.


UZUN
Abbas Sayar Hayatı Uzun
Yozgat’ta doğan ünlü romancı ve şair Sayar, eğitimini yarıda bırakarak Yozgat’a döndükten sonra, burada bir süre çiftçilikle uğramıştır. Bundan bir süre sonra İstanbul’a dönerek matbaa kurmuştur ve daha sonrasında yine Yozgat’a dönerek iki şehir arasında gelip gitmekle vakit geçirmiştir. En son 1953 yılında Yozgat’a döndüğünde İstanbul’daki matbaasında 15 günde bir çıkan gazetesini Yozgat’ta yayımlamıştır. Bu sayede şehirdeki ilk yerel gazeteyi çıkartmıştır. Bozlak isimli bu gazete sayesinde ünlenmeye başlamıştır. Yozgat’ta bulunan Bozok ve İleri gazetelerinde bazı yazları yayımlanmıştır. Bu dönemlerde kısa bir süre de olsa politikayla ilgilenmiştir. Yozgat Demokrat Partisi’nin müteşebbis heyeti kurucularında yer almıştır. Bununla birlikte kısa sürede politikaya ilgisini de kaybetmiştir.
11 Temmuz 1989 yılında ikinci evliliğini yapmıştır. İkinci eşi ise, Ayvalık Lisesi Edebiyat Öğretmeni olan, Hanife Ender Sayardır. İkinci evliliğinden sonra Balıkesir’in Ayvalık İlçesi’ne yerleşmişlerdir. Bu dönem edebiyatının yanı sıra resim sanatına da merak salmıştır. 90’lı yıllarda çeşitli şehirlerde, Ankara, Antalya, Ayvalık ve İzmir gibi, sergileri olmuştur. 4 Ağustos 1999 yılında rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldıktan sonra, 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bu tarihten 12 gün sonra hayata gözlerini yummuştur. Ölüm sebebi beyin kanaması olarak bilinmektedir.
Abbas Sayar’ın oğlu, Yozgat’ta askeri gazinonun bulunmuş olduğu sokağa babasının adını vermiştir.

Edebi Kişiliği
Sayar, yazın hayatına ilk olarak şiirle başlamıştır ve 6 kitap yayımlamasına sebep olacak kadar çok ilgilenmiştir. Fakat bu kitaplar çok fazla bilinmemektedir ve bu şiirler dar çevrenin içerisinde kalmıştır. Bununla birlikte yayımlanan şiirleri 92 yılında derlenerek, Boşluğa Takılan Ses adıyla kitaba dökülmüştür ve bu sayede tanınması mümkün olmuştur. 50’li yıllarda roman türünde eserler vermiştir. İlk olarak Yılkı Atı adlı romanını yayınladıktan sonra, iki yıl arayla roman yazmaya devam etmiştir. İlk kitabı 10, 15 sene sonra yayımlanarak, çok sevilmiş ve bir dönem dört bölümlük dizi olarak seyircisiyle buluşmuştur.
Abbas Sayar köy edebiyatı ismi olarak anılmaktadır. Eserlerinde genellikle Orta Anadolu’yu ele almıştır. Türk Köylüsünün nasıl yaşadığını öğretme amacı gütmüş ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini belirtmiştir.
Devamını Oku

Abdülhak Adnan Adıvar Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Hayatı Kısaca
1882 yılında Kadı Ahmet Bahai Efendi ile Sabiha Hanım’ın oğlu olarak Gelibolu’da dünyaya gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk bilim tarihçisi olarak bilinmektedir. Okul hayatını İstanbul’da geçirmiştir. İlk olarak, Numune-i Terakki Mektebi’nde, lise öğrenimini Mülki İdadinde tamamlamıştır. Sonrasında tıp öğrenimine 1899 yılında İstanbul’da başlamıştır. 1905 yılında Terbiye Mektebi’ni bitirmiştir. Donrasında Berlin Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi’nde asistanlık yapmıştır. 1 Temmuz 1955 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri
Osmanlı Türklerinde İlim (araştırma, 1943), Denemeler: Bilimin Sarp Yolunda Cüretkâr Adımlar, Tarih Boyunca İlim ve Din (1944, araştırma), Les Siciences Chez Le Turcs Ottomans, Paris (araştırma,1939), Bilgi Cumhuriyet Haberleri (eleştiri, 1945), Dur Düşün(eleştiri,1950), Hakikat Peşinde Emeklemeler (eleştiri,1954), Faust’q Dair Bir Tahlil Tecrübesi (eleştiri, 1939), Bertrand Russel’den Felsefe Makaleleri (eleştiri, 1935).


UZUN
Abdülhak Adnan Adıvar Hayatı Uzun
Berlin Üniversitesi’nde asistanlık yaptıktan sonra, II. Meşrutiyet ilanıyla birlikte yurda geri dönmüştür. 1910 yılında Tıbbiye Mektebi’nde müderris muavini olmuştur. 1911 yılında Trablusgarp Savaşı’na katılmıştır. 2 yıl boyunca Tıp Fakültesi’nde müdürlük yapmıştır. I. Dünya savaşı sıralarında Sıhhiye Umum Müdürü olarak görev yapmıştır. Savaş sonunda Tıp Fakültesi’ndeki görevine dönmüştür.
1917 yılında Halide Edip ile evlenmiştir. Halide Hanım ile nikâhı, Halide Hanım’ın babasına verdiği vekâletle birlikte Bursa’da kıyılmıştır. Bu evlilikten hiç çocukları olmamıştır.

Mondros Mütarekesi imzalanmasının ardından, düşman işgallerine karşı kurulan ilk gizli örgütlerden olan Karakol Cemiyeti’nin kurucularından olmuştur. Milliyetçiliği savunan Milli Türk Fırkasının da kurucuları arasındadır. 1919 yılında Osmanlı Mebusan Meclisi seçiminde, İstanbul mebusu olmuştur.
Meclisi Mebusan kapatıldığı sıralarda, haklarında idam çıkan altı kişi arasında, Mustafa Kemal ile Adnan Bey ve Halide Hanım’da bulunmaktadır. Bunun üzerine 19 Mart 1920 yılında atla birlikte İstanbul’u eşi ile birlikte terk etmiştir. Mücadele için 2 Nisan 1920 yılında Ankara’ya gitmişlerdir. Böylece, 23 Nisan 1920 yılında TBMM açılışında bulunmuş oldular. İlk dönem Büyük Millet Meclisi’nde oluşan hükümette Sıhhiye ve İçtimai Muavenet Vekili olmuştur. 1921 yılında görevinden ayrılmıştır. O dönem savaş yıllarında, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kurucularındandır. Türk ordusu zaferiyle, Hamid Bey’in yerine TBMM İstanbul temsilcisi olmuştur.

Adıvar, görüş farklılıkları olması nedeniyle halk Fırkasından ayrılmıştır ve ikinci grup milletvekillerinin arasına girmiştir.  Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına katılmıştır ve kapatılmasıyla bağımsız milletvekili olarak devam etmiştir. Bir süre sonra milletvekilliğinden çekilmiş ve hayatına İngiltere ve Fransa’da devam etmiştir.
Paris’te sekiz yıl boyunca Türkçe dersler vermiştir. Burada yaşadığı yıllarda tercümeler yapmıştır. 1939’da yurda tekrar dönmüştür. Yurda dönünce, Maarif Vekâleti tarafından İslam Ansiklopedisi yazı kurul başkanı olarak atanmıştır.

Bilim tarihimiz açısından çok fazla önemli eser vermiştir ve önemli bir yere sahip olmuştur. 1946 yılında VII. Dönem seçimlerde bağımsız milletvekili olarak meclise dönmüştür. 1947 yılında doğu Araştırmaları Derneği’ni kurmuş ve başkanı seçilmiştir. 1950 yılında meclisten tekrar ayrılmış ve bilim alanındaki çalışmalarına devam etmiştir. 1 Temmuz 1955 yılında hayatını kaybetmiştir.
Devamını Oku

Abdülhak Şinasi Hisar Kimdir Kısaca Hayatı Eserleri ve Edebi Kişiliği

ÖZET

Hayatı Kısaca

Hisar, 1888 yılında İstanbul’da hayata gelmiştir. Fıkra ve romanlarıyla üne kavuşmuştur. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı yazarlarındandır. Babası bir dergi yöneticisi olan Mahmut Celalettin Bey’dir. Önce Galatasaray Lisesi’ni, ardından Paris Siyasal Bilimler Okulu’nu bitirmiştir. Buradan mezun olduğunda, yurt dışı kaynaklı şirketlerde görev almıştır. Bir süre Dış İşleri Bakanlığı müşaviri olarak görev yapmıştır. Evinde kalp krizi sebebiyle hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri

Boğaziçi Mehtapları (anı, 1942), Geçmiş Zaman Köşkleri (anı, 1956), Boğaziçi Yalıları (anı, 1954), Çamlıca’daki Eniştemiz (roman, 1944), Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği (roman, 1952), Fahim Bey ve Biz (roman, 1941), Geçmiş Zaman Fıkraları (fıkra, 1958), Aşk İmiş Her Ne Var Alemde (antoloji, 1955), Yahya Kemal’e Veda (biyografi, 1959), Ahmet Haşim: Şiir ve Hayatı (biyografi, 1963), İstanbul ve Pierre Loti (biyografi, 1958)


UZUN

Abdülhak Şinasi Hisar Hayatı Uzun

1883’te İstanbul’da doğmuştur. İlk edebiyat dergilerinden olan, Hazine-i Evrak’ın yayıncısı ve yazarı babasıdır. İsmini babası en sevdiği iki şaire ait olduğu için koymuştur. Varlıklı bir aileden gelen Hisar, İstanbul’da konaklarda büyümüştür. Dadılarından Fransızca öğrenmiş ve Tevfik Fikret’ten Türkçe dersleri almıştır. 1905 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuştur. Hemen sonrasında 3 yıl boyunca Paris’te Siyasal Bilgiler Yüksekokulu’nda öğrenim görmüştür. Burada Jön Türk Harekâtına katılmıştır. II. Meşrutiyet ilanıyla İstanbul’a geri dönmüştür.

İstanbul’a döndükten sonra, 1909 yılında bir Fransız şirketinde çalışmaya başlamıştır. 1924 yılında ise, Reji idaresinde çalışmaya başlamıştır. Balkan Birliği Cemiyeti’nde bir dönem genel sekreter olmuştur. Hemen ardından Dış İşleri Bakanlığı’nda işe aşlamıştır ama yoğun tempo sebebiyle işi bırakmak zorunda kalmıştır. 1945 yılında ABD’ye girmiş ve Uluslar Arası Barış Kongresi’ne katılmıştır.

Buradan döndükten sonra İstanbul’da kalmaya devam etmiştir. İstanbul’da yöneticilikle ilgilenmiştir ve yöneticilik yaptığı dönemlerde eserleri yayımlanmaya başlamıştır. İlk olarak 1921 yılında Dergâh Dergisi’ne yazdığı eleştirilerle adını duyurmuştur. Bu eleştiriler “Kitaplar ve Muharrirler” başlığı altında toplanmıştır.

Bunun yanı sıra İleri, Yarın ve Medeniyet gibi dergilerde eleştiri ve şiirleri yayımlanmıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Türk Yurdu, Ağaç, Varlık, Ülkü gibi dergiler ve Milliyet, Dünya gibi gazetelerde yazıları yayımlanmıştır. Başarılı bir iş hayatı sergilemiştir. Hisar, 1963 yılında İstanbul’daki evinde kalp krizi geçirerek hayata veda etmiştir.

Edebi Kişiliği

Romanlarında kendi gibi gününü gün eden ve varlıklı yaşayan insanların hayatını işlemiş diğer insanların yaşamını basit ve aşağı bulmuştur. Fransız edebiyatçılardan etkilendiği görülmüştür. Anlattığı kahramanlar genellikle dengesiz ve garip insanlardır. İçine kapanık, hayalleriyle avunan kişileri kurgulamıştır. Olaylardan çok kahramanların duygularına ve fikirlerine önem vermiştir. Dili şiirsel ve kendine özgüdür. Bunun dışında sanat için sanat mantığından ötürü, dili fazla süslü ve sayfalarca süslü yazılan sözcüklerle doludur. Kahramanların ve olayların varış yerini kendi belirlemiştir ve bu sebeple çağdaş edebiyatta yer alamamıştır.
Devamını Oku

Abidin Dino Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET

Hayatı Kısaca

Abidin Dino 23 Mart 1913 yılında dünyaya gelmiştir. Rasih Bey ile Saffet Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İstanbul’da Robert Koleji’nde eğitim almıştır ve eğitim gördüğü sırada sanata olan ilgisinden dolayı öğrenimini yarım bırakmıştır. Film yönetmenliği, yazarlık, karikatüristlik ve ressamlık yapmış ve futbol ile ilgilenmiştir. Kalecilikte üne sahip olan Sabri Dino’nun amcasıdır. Sürgün olarak Türkiye’ de yaşamını devam ettirmiş ve 1952 yılında Paris’ yerleşmiştir. 7 Aralık 1993 yılında Paris’te hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri

Uzun Yürüyüş (1956), Ağıt Yörükler (1940), Acının Resimleri (1968), Yörük Kadın Portresi (1940), Savaşın Vahşeti Goya’dan Esintiler (1955), Acının Resimleri Otoportre, Balık Pazarı (1930), Zıpkınlaşmış Adam (1970), Ingres’e Saygı (1980), Otoportre (1973), Eller (1989), Çiçekleme (1990), Deniz Küstü (1979), El ve İğne Deliği (1980), Antibes (1961), Çiçek (1970), Partizanlar (1944), May 68 (1968), Untitled (1971), Villejuif (1993), Karpuzlu Nature morte, Portre (1970), Pumpkin (1955), El (1950), Theatre poster - Legendes a Venir (1972)


UZUN
Abidin Dino Uzun Hayatı
SSCB’li yönetmen Sergay Yutkeviç 1933 yılında film çekimleri sırasında Abidin Dino’nun resimlerini görmüştür. Mustafa Kemal ATATÜRK, Yutkeviç’ten Dino’yu Leningrad’a davet etmesini rica etmiştir. Dino Leningrad’da sinema eğitimi almıştır. Aynı zamanda Yutkeviç’in çalışmalarına katılmıştır ve onun yönettiği Madenciler filminde çalışmıştır. Dino 3 yıl kaldıktan sonra İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle oradan ayrılmıştır. Paris’ e gitmiş ve burada Pablo Picasso, Eisentein, Gertrude Stein, Tristan Tzara ve Andre Malraux ile tanışmış ve yakınlık kurmuştur.

1939 yılında İstanbul’a dönmüştür. Yoksul insanlara ve balıkçılara ilgisi vardı. Kendi gibi düşünen sanatçılar ile beraber 1941 yılında Yeniler Topluluğu’nu kurmuştur. Yeniler Topluluğu, Liman Grubu diye anılırdı. Liman çevresindeki balıkçıların resimlerinden oluşan sergi açmıştır ve büyük ilgi görmüştür. Bu dönemlerde siyasetle ilgilenmiş ve uğraşmıştır. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, Dino’yu Adana’ya sürgüne göndermiştir. 1943 yılında Güzin Dikel ile evlenmiştir. Adana’da iken pamuk işçilerini resimlerinde işlemiştir. “Kel” adlı bir oyun yazmış ve “Türk Sözü” adında gazeteyi yönetmiştir.

İstanbul’ a tekrar dönen Dino “İkinci Dünya Savaşı” adlı diziyi yapmıştır. Sonra Paris’e kalıcı dönüş yapmıştır. New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanı ile Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onur Başkanı olarak görevlerde bulunmuştur. Eşi Güzin Dino da, Doğu Dilleri Enstitüsü’nde bir süre boyunca öğretim üyeliği yapmıştır.
Abidin Dino 7 Aralık 1993’te hayata gözlerini Paris’te yummuştur.

Edebi Kişiliği
Yeniler Grubu ile D Grubu olarak bilinen Türkiye resim gruplarının öncülerindendir.
1933 yılında D Grubu’nu ressam arkadaşlarıyla yenilik peşinde olduğundan kurmuştur. D Grubu’nda oluşturdukları eserleriyle pek çok sergi açmışlardır.
“Yarın” adlı gazetede ilk çizimleri, “Artist” adlı dergide ilk yazıları yayımlandı. Bunun haricinde Nazım Hikmet’in iki farklı eserine kapak deseni çizmiştir. Bu yüzden kendini de küçük yaşta “ressam” olarak kabul ettirmiştir.

Devamını Oku

Adalet Ağaoğlu Kimdir Hayatı ve Eserleri Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca

Ankara’nın Nallıhan İlçesi’nde 13 Ekim 1929 yılında doğmuştur. Yazarlığında roman ve öykülerle ün salmıştır. 20. Yüzyıl edebiyatında en önemli romancılardan sayılmaktadır. Babası, kumaş tüccarı olan Hafız Mustafa Sümer’dir. Dört çocuklu ailenin ikinci ve tek kız çocuğudur. Dr. Cazip Sümer, oyun yazarı olan Güner Sümer ve işadamı olan Ayhan Sümer’dir. Edebiyata ilgisi şiirlerle başlamıştır. Bunun yanı sıra oyun yazarlığı yapmıştır.

Eserleri

Yüksek Gerilim (öykü, 1974), Hadi Gidelim (öykü, 1982), Sessizliğin İlk Sesi (öykü, 1978), Hayatı Savunma Biçimleri (öykü, 1997), Karşılaşmalar(deneme, 1993), Geçerken (deneme,1986), Başka Karşılaşmalar (deneme, 1996), Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar (deneme,2002), Ölmeye Yatmak (roman, 1973), Fikrimin İnce Gülü (roman, 1976), Hayır…(roman, 1987), Ruh Üşümesi (roman,1991), Dert Dinleme Uzmanı (roman, 2014), Romantik Bir Viyana Yazı (roman, 1993), Çağımızın Tellalı (tiyatro oyunu, 2011), Evcilik Oyunu (roman, 1964).


UZUN
Adalet Ağaoğlu Hayatı Uzun

Nallıhan’da dünyaya gelen Ağaoğlu, ilköğrenimini yine burada okuduktan sonra ailesiyle birlikte Ankara’ya taşınmıştır. Ortaöğrenimine Ankara Kız Lisesi’nde devam etmiştir. 1950’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Fransız dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir.
Lise yıllarındayken, edebiyata ilgisini fark etmiştir ve kısa süre sonra oyun yazarlığına adım atmıştır. 1946 yılında, tiyatro eleştirileri yayımlanmıştır.

1951 ve 1970 yılları arasında TRT radyosunda görev almıştır. Burada çalıştığı dönem “Aşk Şarkısı” adlı oyunu yazmıştır. Yine aynı yerde çalışırken, Kartal Tibet, Çetin Köroğlu, Bur Sabuncu ve Üner İlsever isimli arkadaşlarıyla birlikte, Meydan Sahnesi’ni kurmuşlar ve Meydan Sahne Dergisi’ni kurmuşlardır.

1953 yılında tiyatro bilgisini artırmak için Paris’e gitmiştir. Bu yıllardan itibaren yazdığı oyunlar sahnelenmeye başlamıştır. 1954 yılında Halim Ağaoğlu ile evlenmiştir. Üst üste yazdığı oyunlarla ise sevilen ve tanınan bir oyun yazarı olmuştur.

Oyun yazarlığının ardından roman yazmaya başlamıştır. İlk romanı olan Ölmeye Yatmak ise 1973 yılında yayımlanmıştır. Bu romanıyla birlikte, bütün eserleri tartışma konusu olmaya başlamıştır. Bir Düğün Gecesi Romanı üç büyük ve önemli roman ödüllerine layık görülmüştür fakat Aldous Huxley’den çalıntı olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır.

Bunun üzerine 1991 yılında Ağaoğlu, oyun yazarlığına geri dönmüştür. Halen İstanbul’da yaşan yazar, yazmaya devam etmektedir.
1996 yılında ciddi bir trafik kazası geçirmiştir ve iki yıl boyunca hastanede yatmak zorunda kalmıştır.

Edebi Kişiliği

Radyo oyun yazarlığı, roman ve öykü yazarlığıyla tanınan Ağaoğlu’nun, yazdığı çoğu eser, ödüle layık görülmüştür. Eserlerinde toplumun, insanın iç dünyasına nasıl yansıdığı hakkında düşünce üreterek incelemiştir. Değişimlere ayak uydurmaya çalışmış, kendine özgü biçimler geliştirmiş ve arayıcı davranmıştır. Toplumun çalkantılı dönem ve bu dönemlerin birey üzerindeki etkilerinden bahsetmiştir. Biçimsel olarak da çok başarıl bir yazardır. Ayrıntıları değerlendiren bir tavrı, geriye dönüşü ve iç monolog kullanımı gibi değişik biçimler kullanmış ve bu yönü dikkat çekmeyi başarmıştır.
Devamını Oku

Ahmet Altan Kimdir Hayatı ve Eserleri Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca

1952 yılında Ankara’da doğmuştur. Yazar ve gazeteci olan Altan, Taraf gazetesinin eski genel yayın yönetmenidir. Günümüzde Haberdar Gazetesi’nde yazmaktadır. Uzun yıllar köşe yazarlığı yapmıştır. Eski milletvekili olan Çetin Altan’ın oğludur. İstanbul Üniversitesi’nde yazar olan Mehmet Altan’ın ağabeyi ve iki çocuk babasıdır. 1968 yılında Günnur Altan ile evlenmiştir. Çocuklarının adı Kemen ve Sanemdir.

Eserleri

Yalnızlığın Özel Tarihi (roman, 1991), Tehlikeli Masallar (roman,1996), Kılıç Yarası Gibi (roman, 1998), Son Oyun (roman, 2013), Ölmek Kolaydır Sevmekten (roman, 2015), Sudaki İz (roman, 1985), Dört Mevsim Sonbahar (roman, 1982), İsyan Günlerinde Aşk (roman, 2001), En Uzun Gece (roman, 2005), Aldatmak (roman, 2002), Bir Hayat Bir Hayata Değer (roman, 2015), Gece Yarısı Şarkıları (deneme) , İçimizde Bir Yer (deneme), Karanlıkta Sabah Kuşları (deneme), Kristal Denizaltı (deneme), Ve Kırar Göğsüne Bastırırken (deneme).


UZUN
Ahmet Altan Hayatı Uzun

Hürriyet, Milliyet, Yeni Yüzyıl ve Güneş gibi gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır. Milliyet’te çalıştığı dönemlerde, Kürtlerin çoğunluk olduğu kurgusal bir Kürdiye ülkesinden söz etmesi sebebiyle gazeteden kovulmuştur. 2007 yılında Taraf Gazetesini kurmuştur ve Alev Er ile genel yayın yönetmenliğini üstlenmişlerdir.

Daha sonra Er, istifa etmiş gazetenin tek genel yayın yönetmeni olarak devam etmiştir. Aynı zamanda gazetede köşe yazıları yazmıştır (Kum Saati Köşesi). 2008 yılında Ermeni kırımının kurbanlarına bir köşe yazısı yazmıştır ve bu sebeple Türklüğe hakaret ile suçlanmıştır. 2009 yılında Leipzig Bankası Medya Vakfı tarafından verilen, en önemli basın ödüllerinden sayılan Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü Taraf Gazetesi’ne layık görülmüştür. Bunun yanı sıra Altan, 2011 yılında üçüncüsü düzenlenmiş olan, Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın verdiği Hrant Dink Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.

Altan, 2012 yılında Yasemin Çongar ile Taraf Gazetesi’nden istifa etmiştir ve bunun üzerine 2015’de roman yazmıştır. Hemen ardından 7 Ekim 2015 yılında gazeteciliğe geri dönmüştür. Haberdarda yazmaya başlamış ve halen yazmaya devam etmektedir.
Tv programcılığı deneyimi de bulunan Altan, 90’lı yıllarda Neşe Düzel ile birlikte Star TV Kırmızı Koltuk programının hazırlanması ve sunulmasıyla ilgilenmiştir.

Altan pek çok kez davalık olmuştur. Bunlardan ilki 1995 yılında Tarih Gazetesi’nde yayınlanan Atakürt aslı köşe yazısı sebebiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanıp 1 yıl 8 ay hapse atılmasıyla başlamıştır. Bu sebeple gazetedeki işinden de kovulmuştur.
2012 yılında ise Roboski katliamı konusuyla ilgili Devlet Yardakçılığı ve Ahlak başlığıyla Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etme sebebiyle 1 yıl 2 ay hapis cezası almıştır. Bu cezayı 7 bin lira adli para cezasına çevirmiş ve hapis yatmamıştır.

2015 yılında, Samanyolu Haber kanalına katılmış ve katıldığı programdaki konuşmalarından dolayı Altan’a Cumhurbaşkanı’na, hükümete, kamu görevlilerine hakaret dolayısıyla aynı zamanda halkın düşmanlığına sebebiyet vermesi sebebiyle soruşturma açılmıştır.
Devamını Oku

Ahmet Arif Kimdir Hayatı Eserleri ve Edebi Kişiliği Kısaca

ÖZET

Hayatı Kısaca

21 Nisan 1927 tarihinde Diyarbakır’a bağlı Hançepek semtinde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ahmet Önal olan yazar, lise yıllarına kadar eğitimine Diyarbakır’da devam etmiştir. Daha Sonrasında, Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe Bölümü’nde okumuş ve öğrenciyken tutuklanmıştır. 1940 ve 1955 yılları arasında şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanmıştır. Cezası sona erdiğinde Ankara’ya yerleşmiştir. Gazetecilikten emekli olmuştur. 2 Nisan 1991 yılında hayata veda etmiştir.

Eserleri

Hasretinden Prangalar Eskittim (şiir kitabı), Yurdum Benim Şahdamarım (şiir kitabı), Merhaba (şiir), Karanfil Sokağı (şiir), Suskun (şiir), Leylim Leylim (şiir), Otuz Üç Kurşun (şiir), İçerde (şiir), Sen Hep Şerefinle Yaşarsın Baba (şiir), Anadolu (şiir), Akşam Erken İner Mahpushaneye (şiir), Sevdan Beni (şiir), Yalnız Değiliz (şiir), Vay Kurban (şiir), Uy Havar (şiir).

UZUN
Bestelenen Şiirleri

Akşam Erken İner Mahpushaneye (Cem Karaca), Ay Karanlık (Ahmet Kaya), Hasretinden Prangalar Eskittim (Ahmet Kaya, Suavi), Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Asiloş Bebe (Grup Yorum, Cem Karaca), Otuz Üç Kurşun ( Cem Karaca, Grup Baran, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Onur Akın), Sevdan Beni (Cem Karaca, Fikret Kızılok), Suskun (Fikret Kızılok, Ahmet Kaya, Edip Akbayram), Unutamadığım (Cem Karaca, Grup Baran), Vay Kurban (Grup Yorum, Grup Baran), Uy Havar (Ahmet Kaya).

Ahmet Arif Hayatı Uzun

Öğrenciyken, Türk Ceza Yasası 114. Maddesine aykırı davranma suçundan tutuklanmıştır. 1952 yılında ise gizli örgüt kurma sebebiyle, tekrar tutuklanmıştır. Toplamda 2 yıl boyunca hüküm yemiştir. Cezası bittiğinde Ankara’ya yerleşmiştir. Burada bir sene kopya teknisyeni olarak çalışmış ve Ankara’daki gazete, dergilerde teknik işlerle ilgilenmiştir.

İlk şiiri Millet dergisi tarafından yayımlanmıştır. 1948 ile 1954 yılları arasında yayımlanan şiirleriyle birlikte sanatını ortaya koymuş ve tanınmıştır. İlk ve tek kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim yayınlanınca çok tepki aldı ve ses getirmiştir. Kitap toplamda 12 yıl içinde 18 baskı yapmıştır. Orhan Veli’nin etkisinin bulundu bir dönemde yazmaya başlamış ve Nazım Hikmet tarzında yazmış, örnek seçmiştir.

Ahmet Oktay Karanfil ve Pranga adlı 1990 yılında Ahmet Arif şiirleri üzerine bir çalışma yapmıştır. Ahmet Arif şiirleri üzerine yapılmış olan en detaylı çalışma olarak bilinmektedir. Bunun yanı sıra Muzaffer İlhan Erdost Üç Şair adlı kitabında Arif’in şiirlerini yer yer yorumlamış ver çözümlemiştir.
Şiirlerinde Nazım Hikmet şiirselliğini kullanmıştır. 2 Haziran 1991 yılında Ankara’da hayata gözlerini yummuştur.

Edebi Kişiliği

Şiirleri genellikle türkü kaynaklı görünmektedir. Halk kaynaklarını türkülerin ötesinde aramıştır. Şiirlerinde ritmin önemi ve etkisi görünmektedir. Ama ritim ve sesten önce şiirleri, söze dayanmaktadır. Şiirleri büyük bir lirizm kaynağıdır. Şiirdeki insan malzemesini kullanarak, didaktizm tehlikesini aşmayı başarmıştır. İmge konusunda günümüz şairlerine yol gösterici olmuştur. Şiirleri iz bırakıcı olmuştur ve pek çoğu beste haline getirilmiştir.
Devamını Oku

Ahmet Hikmet Müftüoğlu Kimdir Hayatı ve Eserleri Kısaca

ÖZET
Hayatı Kısaca

3 Haziran 1870 yılında İstanbul’da hayata gözlerini açmıştır. Babası şair olan Yahya Sezai Efendi’dir. Ailesi o döneme ait ulema sınıfındandır. Babasını küçük yaşta kaybetmiştir ve ağabeyi tarafından büyütülmüştür. İlk eğitimini Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde almıştır daha sonrasında, Galatasaray Sultanisi’ne devam etmiştir. Öğrenim hayatında Tevfik Fikret ile tanışmıştır. Bu dönem edebiyatla ilgilenmeye başlamıştır ve ilk eserini lisedeyken yazmıştır (Leyla Yahut Bir Mecnun’un İntikamı). Öğretmenlik yapmıştır. Çeviri eserleri mevcuttur. 1927 yılında İstanbul’da karaciğer kanseri sebebiyle hayata veda etmiştir ve Maçka Mezarlığına defnedilmiştir.

Eserleri
Çağlayanlar, Gönül Hanım, Haristan ve Gülistan, Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı, Bir Tesadüf, Beliren Simalar, Bir Safha-i Kalb, Bir Damla Kan, Alparslan, Silinmiş Çehreler, Patates, Tuvalet Yahud Letafet-i Aza (tercüme) , Bir Riyazinin Muaşakası Yahud Kamil (tercüme).


UZUN

Ahmet Hikmet Müftüoğlu Hayatı Uzun

Edebiyata olan merakı lise yıllarında başlamıştır. İlk eserini bu yıllarda verdikten sonra, 1888 yılında eğitimini tamamlamıştır. Bundan sonra Hariciye Nezareti’nde çalışmıştır. Burada çalıştığı aynı zamanda Galatasaray Sultanisi’nde öğretmenlik de yapmıştır.

Bir dönem İstanbul’dan uzaklaşmıştır. Yunanistan ve Kafkasya’da bulunmuştur. Buralarda bulunma sebepleri ise, şehbenliklere vekalet etmek amacındadır. 1896 yılında İstanbul’a geri dönmüştür ve aynı işine devam etmiştir.

Edebiyata ilgisini çevirilerle sürdürmüştür. Patates ve Tuvalet Yahut Letafet-i Aza adlı iki eseri Fransızcadan Türkçe ’ye kazandırmıştır. 1896 yılında Servet-i Fünun topluluğuna katılmıştır. Bu dönemde dergilerde yayınlanan eserlerini iki ayrı başlıkta toplamıştır (Haristan ve Gülistan).

1898 ile 1908 yılları arasında Galatasaray Sultanisi’nde dersler vererek öğretmenlik yapmıştır. Diğer görevine de devam eden Müftüoğlu, Ahmet Haşim’in öğretmenliğini de yapmıştır.
II. Meşrutiyet ilanı döneminde görevinden bir süre uzaklaşmıştır. Bu dönemde Ticaret ve Ziraat Nezareti’nde işe girmiştir fakat kısa sürede bu işi bırakarak Hariciye Nezareti’ne dönmüştür. Öğretmenliği ise çalıştığı yere Tevfik Fikret müdür olduğunda sonlanmıştır. Galatasaray Sultanisi’nde öğretmenliği bırakmasının ardından, Darülfunun’da Fransız edebiyatı ve Alman edebiyatı öğretmenlikleri yapmıştır. Bu dönemdeki eserleri diğer dönemdeki eserlerine göre oldukça farklılık göstermiştir. Özellikle dil konusunda büyük değişimler görülmektedir.

Bu zamandan itibaren Türkçülük hareketini özümsemiştir. Bu yüzden 1908 yılında Dürk Derneği’ni, 1911 yılında ise Türk Yurdu Derneği’ni kurmuştur. Bu dönemde verdiği eserleri, daha sade bir dille yazılmış ve karmaşıklıktan uzaktır ve bu eserleri Çağlayanlar kitabında bir araya toplamıştır.
1927 yılında karaciğer kanseri olmuş ve hayata gözlerini yummuştur.

Edebi Kişiliği
Serveti Fünun döneminde yayınladığı eserlerinde oldukça karmaşık ve süslü bir dil kullanmıştır ve eserleri anlaşılmaz konumdadır. Sonrasında Türkçülük ve Yeni Lisan akımına dahil olarak dilini büyük ölçüde sadeleştirmiştir. Bu zamandan itibaren dili en iyi şekilde kullanmıştır.  II. Meşrutiyet sonrası, o zamanın gereğinin dışına çıkamayarak Milli Edebiyat akımına uymuştur. Milli duyguları güçlü yazarlarımızdandır. 
Devamını Oku

Alev Alatlı Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Hayatı Kısaca

1944 yılında İzmir’de dünyaya gelmiştir. Babasının Tokyo’da askeri ataşe yapması sebebiyle, liseyi Tokyo’da okumuştur. ODTÜ’den Ekonomi lisans mezunudur. Yüksek lisansını ise Ekonometri üzerine burs ile Vanderbilt University’de yapmıştır. Bunun yanı sıra felsefe çalışmaları yapmış ve doktorasını New Hampshire’de Dartmouth College’da yapmıştır.

Eserleri

İşkenceci (romani 1986), Kadere Karşı Koy A.Ş (roman, 1995), Yaseminler Tüter Mi Hala? (roman, 1985), Viva La Muerte (Yaşasın Ölüm, roman, 1992), O.K. Musti Türkiye Tamamdır (roman, 1994), Nuke Türkiye (roman, 1993), Valla Kurda Yedirdin Beni (roman, 1993), Beyaz Türkler Küstüler (roman, 2013), Kâbus, Rüya, Aydınlanma Değil Merhamet, Ey Uhnem! Eyy Uhnem, Eylül (deneme, 1998), Yorumsuz (deneme), Hayır Diyebilmeli İnsan (deneme, 2005), Aydın Despotizmi (deneme, 1986).


UZUN
Alev Alatlı Hayatı Uzun

İlkokula Ankara’da başlamıştır fakat babasının mesleği sebebiyle değişik şehirlerde tamamlamıştır. Ortaokuldan sonra babası Tokyo’ya ateşemiliter olarak göreve gönderilmiştir. Bu sebeple eğitimine lise boyunca orada devam etmiştir. Üniversiteyi Türkiye’de ODTÜ’de okumuş sonra yüksek lisansı için Amerika’ya gitmiştir.

Doktorasını felsefe üzerine vermiştir. Bu dönemde ilahiyat ve düşünce tarihine önem vermiştir ve Türkiye’ye dönerek bunun üzerine çalışmalar yapmıştır. O sıralarda İstanbul Üniversitesi’nde görev almıştır. University Of California’nın yürüttüğü projenin İstanbul ayağını temsil etmiştir.

Cumhuriyet Gazetesi’nin ek dergisi olan Bizim English isimli dergisini çıkartmıştır. YAZKO’da yazarlar kooperatifinde çalışmıştır. Sonrasında isteği üzerine evinde yazmaya başlamıştır.

Sonrasında romanlarını yazmaya ve yayımlamaya başlayan yazar ilk romanı olan Yaseminler Hala Tüter Mi? Adlı romanıyla, hayatın içinden kopup gelen bir hikâyeyi barındırmaktadır. Sonraki kitabı İşkenceci ’de ise şiddeti detaylıca işlemiştir. Bunun üzerine seri kitaplar çıkartmaya başlayan yazar psikoloji üzerine eserler vermeye odaklanmıştır.

Seri kitaplarında, Türk ruhunun cenklerinden bahsetmiştir. Sosyalizm, sosyal demokrasi, ülkücülük, İslamiyet ve kürtçülük cenklerini işlemiştir.
Son kitabı iki ciltlik Schödingen’in Kedisi’dir. 2035 yılının ütopyasına sahiptir. Türkiye’ye dair bilim kurgu değil ama bilimi temel alan kurgusu diyerek tanımlamıştır. Din, ekonomi, aile, eğitim ve bilim gibi sosyal ve toplumsal konuları işlemiştir.

Alatlı, çok dile sahip bir yazardır ve bunu romanlarında yansıtmıştır. Cümlelerin yapı özelliği İngilizce cümlelere benzemektedir.

Edebi Kişiliği

Eserlerine her dilden kelimeye yer vermiştir. Zaman zaman duygusal ve şairane bir dil kullanmıştır. Romanlarında her dilden farklı kelime kullanması, anlaşılması güç bir dil kullanmış olduğunu göstermektedir ve okuyucuyu içine çekip alması gereken yerlerde pek başarılı olduğu söylenememektedir. Bunun yanı sıra devrik cümlelere de çok fazla yer vermiştir. Bunun sebebi küçük yaşlarından beri yabancı dillerde içli dışlı olmasından kaynaklanmaktadır. Kitaplarında genellikle toplumsal sorunlara yer vermiştir. Roman türü olarak klasik bir kalıba girdiği söylenememiştir. Bunun yanı sıra psikolojik temalarında romanlarında işlemiştir. Bilinmeyen ve bilimsel gereceklere dayanan psikolojik sorunları ele almıştır. 
Devamını Oku

Asaf Halet Çelebi Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Hayatı Kısaca

27 Aralık 1907 tarihinde İstanbul’un Cihangir semtinde dünyaya gelmiştir. Türk şair olan Çelebi’nin asıl adı Mehmet Ali Asaf’tır. Dâhiliye Nezareti Şifre Kalemi Müdürü olan babası Mehmet Sait Halet Bey’dir. Soyadı kanunundan itibaren, Mevlana’ya duyduğu sevgi sebebiyle Çelebi soyadını almıştır. Galatasaray Lisesi’nde 8 yıl eğitim görmüştür. Kısa süre Fransa’da kalmıştır. Zabıt kâtipliği, milletvekilliği ve kütüphane memurluğu olarak görevlerde bulunmuştur. 15 Ekim 1958 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri

Lamelif (şiir, 1945), Molla Cami (şiir, 1940), He (şiir, 1942), Bütün Şiirleri (1998), Om Mani Padme Hum (şiir, 1953), Seçme Rubailer (şiir, 1945), Eşrefoğlu Divanı (şiir, 1945), Naima (monografi, 1953), Ömer Hayyam (şiir, 1954), Mevlana ve Mevlevilik (1957), Harikulade Masal (şiir, tercüme), Divan Şiirinde İstanbul (şiir, 1953), Konuşulan Fransızca (araştırma, 1940), Mevlana’nın Rubaileri (araştırma, 1939).


UZUN
Asaf Halet Çelebi Hayatı Uzun

Galatasaray Lisesi’nde 8 yıl eğitim görmüştür ve dini açıdan edebiyatla yakından ilgilenmiştir. Babası da her zaman edebiyatla ilgilenen bir adamdır ve Çelebi’ye Fransızca ve Farsça öğretmiştir. Bunun yanı sıra, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede ve Rauf Yekta bey de kendisine müzik dersleri vermiştir. Fransa’ya gitmiş ve kısa süre orada kalmıştır. Döndükten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’nde eğitimine devam etmiştir. Adliye Meslek Mektebi’nden mezun olmuştur.

Eğitimini bitirdikten sonra, Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi’nde zabıt kâtipliği yapmıştır. Osmanlı Bankası ve Devlet deniz Yolları İşletmesi’nde bir süre çalışmıştır. 1945’de dayısının kızı olan Nermin Çelebiler ile evlenmiştir. Evliliğinin sonucunda bir erkek çocuğu olmuştur. Oğlunun ismi Ömer Halet’tir. Varlıklı bir aileden gelmiştir ve yaşamına İstanbul Beylerbeyi’nde köşkünde devam etmiştir.
1946 yılı seçimlerinde, İstanbul’dan bağımsız milletvekili olarak adaylığını koymuştur ama seçimi kazanamamıştır. Uzun süre boyunca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi kütüphanesinde kütüphane memurluğu yapmıştır.

1938 ile 1941 yılları arasında çeşitli gazetelerde şiirleri yayımlanmıştır. Bu şiirlerinin temalarını masalsı ve tekerleme havasında tutmuştur. Soyut şiirin o dönemki tek temsilcisi olmuştur. Bu sebeple edebiyat çevresince oldukça dikkat çekip üne kavuşmuştur.
1940 yılından itibaren İslam tasavvufu kültüründen aldığı yeni biçimlerle şiirler yazmıştır. Bütün insanlık tarihinden ve her kültürden bilgilendirme sağlayan şiirleri kaleme almıştır. Bu dönemlerde yine haftalık çıkan Gün Gazetesinde yazılar yazmış ve eski dönemleri sert bir dille eleştirmiştir. Bir dönem sonra Hint edebiyatına yönelmiştir. 15 Ekim 1958 yılında İstanbul’da hayata veda etmiştir.

Edebi Kişiliği
Ses, anlam ve düşünce anlamında kültürler arası nitelikte şiirler yazmıştır. Türk şiirinde, modern gelenekçiliğin temsilcisi haline gelmiştir. İlk zamanlar şiirlerinde dinlerden ve toplumsal olaylardan ziyade kültürlerden ve farklılıklarından bahsetmiştir. Şiirin soyutluğunun soyut dünya yarattığına inanmıştır. Kendisinden sonrakileri, soyut şiir anlamında etkilemiştir. Türk edebiyatının yanında Hint ve Fars edebiyatları üzerine çalışmıştır ve bu çalışmalarını çeşitli gazete dergilerde yayımlamıştır.
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *