Ezop Hayatı Kısaca (Biyografisi)

ÖZET
Yunanca Aisopos yani Ezop, M.Ö. VI. yy’da yaşadığı farz edilen eski bir Yunan masalcısı olarak bilinir. Yaşamıyla ilgili kesin bilgiler bulunmamaktadır. Trakya’da doğduğu, Samos adasında kölelik yaptığı, azat edildikten sonra sayısız yolculuk yaptığı söylenir. Delphoi’ye yolculuk yaptığı sıralarda öldürülmüştür. Yaşamıyla ilgili günümüzdeki Emirdağ yakınlarında bulunan Amorium kentinde doğduğu ve büyüdüğü de söylentiler arasındadır.

Eserleri: Rüzgar ile Güneş, İki İnatçı Keçi, Yengeç ile Yavrusu, Kurbağa ile Aslan, Tek Gözlü Alageyik, İyiliğe Karşı Kötülük, Aferin Sansar Sana, Ay Çeşmesi ve Kurbağa Doktor Olmuş, Ağlayan Domuz, Kurbağaların Sevinci, Uyuyan Aslan ile Kabaday, Aslanın Yöneticiliği başlıca eserleridir.

UZUN
Ezop Hakkında Uzun Bilgi
Rönesans’tan itibaren eski Yunan fabl yazarı Ezop’un yaşayıp yaşamadığı üzerine çeşitli tartışmalar yapılmış ve çok sayıda iddialar vardır. Bazı kaynaklar Trakyalı olduğunu, bazılarıysa Ezop’un Frigyalı olduğunu ileri sürer. Yaşamıyla ilgili bilgilere Heredotos ve Plutark-hos tarafından ulaşılır. Verilen bilgiler dahilinde Ezop, Samos adasında yaşamış, Iadmon isimli bir soyluya kölelik yapmış ve serbest bırakılması üzerine çok sayıda geziye katılmıştır. Delphoi’de ise öldürüldüğü söylenir. Ölümüyle ilgili mitolojik bir anlatıma göre, Delphoiler’in Tanrılardan yardım alarak başkaların yaşamlarını çaldıklarını, böylece uzun süreler yaşam sürdüklerini iddia etmesi üzerine kentte yaşayanlar tarafından hırsız olarak ilan edilmiş ve idamı gerçekleştirilmiştir.

Ezop Edebi Kişiliği
Ezop çok sayıda fabl yazmıştır. İnsan özelliklerini hayvanlara yükleyerek yeni bir evren anlatımında bulunmuştur. Fabllarında ele aldığı konular arasında egemenlik kavgaları, güçlü olanın güçsüzü ezdiği, birbirini çekememe, yardımlaşma, birbirini yok etme, bir başkasının arkasından oyun ve düzen hazırlama yer alır. Tüm bu konuları hayvanların dünyası içerisinde anlatılır. Yaptığı soyutlamalar aracılığıyla yaşanılan zamandaki insanların davranışları, ülkeyi yönetenleri ve yönetme şekli gibi oldukça geniş kapsamda eleştiriler yapmıştır.

Ezop fablları günümüze bakıldığında çocuklar için yazıldığı düşünülen masallar olarak değerlendirilse de, Antik çağda soyutlaştırmaların yüklendiği anlamlarla önemli bir yere sahip olmuştur. Karar verilmesi gereken tartışmalarda, düşüncenin anlatımında Ezop fabllarına başvurulurdu. Ayrıca Antik dönemde eğitim ve felsefe konularında yapılan tartışmalarda da çokça kullanılırdı. Ezop masallarındaki hayvanların davranışları insanlarla ilişkilendirilir ve kıssadan hisseler çıkarılarak verilmek istenen dersi özetlemede yararlanılırdı. Ezop masalları yaklaşık 250 adettir. Bunların tamamı insan davranışlarının yanlışlıklarını en iyi şekilde anlatmaktadır. Ezop fabllarıyla dönemini en iyi yansıtan ve döneminin tanığı olan masalcısıdır.

M.Ö. IV. yy’da Phaleroslu Demetrios, Ezop masallarının en eski derlemesini hazırlamıştır. Daha sonralarıysa Demetrios’un hazırladığı derleme M.S I.yy’da Phaedrus Latinceye, Babrios ise Yunancaya çevirmiştir. Ancak bu derlemeler günümüze kadar gelememiştir. Ezop’un fablları çağlar boyunca çok sayıda yayımlanmıştır. Fransız yazar Jean de la Fontaine 17. yy’da yeniden kaleme almış ve böylece tüm dünya tarafından tanınmıştır.


Devamını Oku

Falih Rıfkı Atay Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Falih Rıfkı Atay 1894 yılında doğmuştur. Gazetecilik ve milletvekilliği görevlerinde bulundu. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün gezilerine, toplantılarına katıldı. 1911 yılında ilk şiirleri Tecelli dergisinde, ilk denemeleri ise Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. 1913’te ise Tanin gazetesinin başyazarı olan Fatih Rıfkı Atay, 20 Mart 1971 yılında İstanbul’da öldü.

Eserleri:
Anı: Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, Çankaya, Batış Yılları, Atatürk’ün Hatıraları, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, Ateş ve Güneş, Zeytindağı, Atatürk Ne İdi?
Gezi: Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya, Deniz Aşırı, Yeni Rusya, Moskova-Roma, Bizim Akdeniz, Taymis Kıyılan, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim
Fıkra: Eski Saat, Niçin Kurtulmamak, Çile, İnanç, Kurtuluş, Pazar Konuşmaları
İnceleme: Başveren İnkılapçı, Atatürkçülük Nedir?, Türk Kanadı, Kanat Vuruşu, Londra Konferansı Mektupları
Monografi: Babamız Atatürk

UZUN
Falih Rıfkı Atay Hayatı Uzun
1894 yılında İstanbul’da doğam Falih Rıfkı Atay, İstanbul Üniversitesi Darülfünun Edebiyat Fakültesi mezunudur. 1913’te Tanin gazetesi başyazarlığına başladı. I. Dünya Savaşı’nda Suriye’de yedek subay olarak görev yaptı. 1918 yılında Akşam gazetesini birkaç arkadaşıyla beraber kurmuştur.  Ancak gazetenin Kurtuluş Savaşı’nı desteklediği gerekçesiyle Divan-ı Harp’te yargılandı ve tutuklandı. Serbest kalması ise 2. İnönü Savaşı’nın kazanılmasıyla olmuştur. 1922 yıllarından sonra meclise girdi. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde ve Ulus’ta köşe yazarlığı yaptı. Köşe yazarlığı süresince Cumhuriyet’e geçişin neden olduğu sorunlar hakkında yazmıştır. 1952’deyse Dünya gazetesini kurmuştur. 1971 yılına kadar Dünya gazetesinde başyazılar ve röportajlar yazmaya devam etmiştir.

Falih Rıfkı Atay Edebi Kişiliği
Milli Mücadele dönemi yazarlarından olan Falih Rıfkı Atay, Cumhuriyet döneminin en önemli edebiyatçılarındandır. Asker, gazeteci, yazar ve milletvekili olarak yaşamını sürdürmüştür. Akım olarak Türkçülüğü benimsemiştir. Gezi yazısı, anı, fıkra, monografi türlerinde eserleri vardır. Bunların yanı sıra pek çok tarih incelemesi de bulunur. Eserleriyle tarihe tanıklık etmiştir. Falih Rıfkı Atay’ın ele aldığı konular arasında Atatürk ve devrimleri, Batılılaşma, Kurtuluş Savaşı yılları, Cumhuriyet ve devrimler yer alır. Cumhuriyet döneminin en etkili gazetecilerinden biri olarak tanınır.


Falih Rıfkı Atay sade bir anlatımla eserlerini kaleme almıştır. Duru ve açık bir Türkçe kullanmıştır. Eserlerinde süssüz ve sanatsız anlatımı seçtiğinden tüm kitleye hitap eden bir edebiyatçıdır. Eserlerinde gezdiği dış ülkeler ile Türkiye’yi karşılaştırmıştır. Zamana göre yazmıştır. Meşrutiyet döneminde Ziya Gökalpçı olan Falih Rıfkı Atay Kurtuluş yıllarında Anadolucu, savaş sonrasındaysa Atatürkçü bir kimliğe bürünmüştür. Atatürk ve devrimleriyle ilgili çeşitli eserler vermiş ve ününü Atatürk konulu anılarıyla kazanmıştır. Türk dilinin gelişmesinde ve Türk gezi edebiyatının oluşumunda etkin rol oynamıştır. Nesir dilinde yazdığı eserlerle Türkçenin ifade gücünü geliştirmiş ve bugünkü halini almasını sağlamıştır. 


Devamını Oku

Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Faruk Nafiz Çamlıbel 18 Mayıs 1889 yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Darülfünun Tıp Fakültesi’nde eğitim görmeye başlamış ancak eğitimini yarım bırakmıştır. Kayseri, İstanbul ve Ankara gibi şehirlerin lise ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği yapmıştır. 1946-1960 yılları arasında Demokrat Parti İstanbul milletvekili olmuştur. 27 Mayıs 1960 yılından sonra Yassıada’da kısa bir süre tutuklu kaldıktan sonra 8 Kasım 1973 yılında yaşamını yitirdi.

Eserleri:
Şiir: Şarkın Sultanları, Dinle Neyden, Bir Ömür Böyle Geçti, Tatlı Sert, Zindan ve Sükûn, Han Duvarları, Çoban Çeşmesi başlıca şiirleridir.
Roman: Yıldız Yağmuru

UZUN
Faruk Nafiz Çamlıbel Hayatı Uzun
18 Mayıs 1898’de İstanbul’da doğan Faruk Nafiz Çamlıbel’in annesi Fatma Ruhiye Hanım, babası ise Orman Bakanlığı memuru olan Süleyman Nafiz Bey’dir. Bakırköy Rüştiyesi’nde ilköğretimini, Hadika-i Meşveret İdadisi’ndeyse ortaöğrenimini tamamlamıştır. Üniversite öğrenimini tamamlamak için tıp fakültesine giren Çamlıbel, dördüncü sınıfta bölümünü bırakmıştır. Çamlıbel daha sonra İleri gazetesinde yazı işleri görevini üstlenmiştir. 1922 yılında Ankara’ya gitmiş ve 1924 yılına kadar Kayseri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği görevinde bulunmuştur. Şark Vilayetleri Tetkik Cemiyeti üyesi olarak Sivas, Erzurum, Erzincan, Trabzon ve Gümüşhane’ye gitmiştir. 1922-1946 yılları arasındaysa Ankara ve İstanbul’da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliğine devam etmiştir. Çeşitli dergilerde yazılar yazan Faruk Nafiz Çamlıbel, Akıllı Ozan, Deli Ozan, Kalender gibi takma isimler kullanmıştır. Siyasete girmesi 1946 yılını bulmuş ve İstanbul milletvekili olmuştur. 27 Mayıs ihtilâline kadar ise milletvekili görevini sürdürmüştür. Daha sonraki yaşamını evinde Arnavutköy’de geçirdikten sonra Akdeniz gezisinde Samsun gemisinde kalp yetmezliği nedeniyle vefat etmiştir.

Faruk Nafiz Çamlıbel Edebi Kişiliği

Faruk Nafiz Çamlıbel ilk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazdı. Yahya Kemal ve Cenap Şahabettin’in etkisine kalarak eserlerine yön vermiştir. Şarkın Sultanları isimli şiiri Edebiyat-ı Umumiye dergisinde yayınlandıktan sonra, edebiyat dünyasında ün kazanmıştır. Şarkın Sultanları, Dinle Neyden, Gönülden Gönüle isimli kitaplarında aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleri topladı. Edebiyat yaşamının ilerleyen dönemlerinde aruz ölçüsünden uzaklaşmış ve hece ölçüsünü kullanmaya başlamıştır. Yabancı kelimeler ve kalıplar kullanmamış, Türkçenin yalınlaşmasını desteklemiştir. 
Hece ölçüsü olarak 7+7 kalıbını kullandı. Faruk Nafiz Çamlıbel Türk edebiyatında Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon ile birlikte Beş Hececiler’den biri olarak tanındı. Sanat adlı şiiriyle memleketçi şiir yazmış ve bu eser Çamlıbel’in ilk bilinçli bildirisi kabul edilmiştir. Batı etkileri ve batılılaşmaya kapalıdır. Türk halk şiirine önem vermiştir. Şairin ele aldığı konular aşk, tabiat, kahramanlık, hasret, ölüm ve ihtiras olmuştur. Özellikle 1918-1930 yılları arasında aşk temalı şiirleriyle önemli bir yere sahip olmuştur. Romantik ve realist konuları bir arada işlemesiyle duygu ve düşünceye aynı anda yer verdiği şiirleriyle tanınır. Yolcu ile Arabacı gibi şiirleri teşbihleriyle ünlü eserleridir. Bu şiirinde yolcu ruha, arabacı bedene benzetilmiştir.  Faruk Nafiz Çamlıbel şiirleriyle ön planda olsa da yurt ve ulus sevgisini anlatan, toplumsal gerçeklere yer verdiği oyunlar da yazmıştır. Ayrıca Cumhuriyetin 10.yıl kutlamalarında düzenlenen marş yarışmasını da kazanmıştır.


Devamını Oku

Fazıl Hüsnü Dağlarca Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Fazıl Hüsnü Dağlarca 1914 yılında İstanbul’da doğdu. Babası subay olduğundan ilk ve orta öğrenimini Türkiye’nin çeşitli yerlerinde tamamlayan Dağlarca, Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu mezunudur. Orduda görev yapmıştır. Asker olarak 15 yıllık hizmetinden sonra yüzbaşı rütbesindeyken ordudan kendi isteğiyle ayrılır. İstanbul’da Çalışma Bakanlığında İş Müfettişi olarak görev almış ve Aksaray’da kitap evi açmıştır. Türkçe isimli aylık dergi de çıkaran Dağlarca, 1970 yılında yayın evini kapattıktan sonra yalnızca şiirle ilgilenmeye başlamıştır. Dilin sadeleştirilmesiyle ilgili çaba göstermiş, şiirlerinde evrensel temaları işlemiştir. Türkiye ve uluslararası platformlarda da çeşitli ödüller kazanmıştır.  ABD’de bulunan Milletlerarası Şiir Forumu Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı en iyi Türk şairi seçmiştir.  Birçok dile çevrilen kitapları vardır. 1970 yılından sonra çocuk şiirlerine yönelmiştir. Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle 2008 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Daha, Çakırın Destanları, Kuş Ayak, Türk Olmak, Kınalı Kuzu Ağıtı, Yeryüzü Çocukları, Üç Şehitler Destanı başlıca eserleridir. 
Ödülleri: 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Şiir Yarışmasında Üçüncülük ödülünü kazanmıştır. 1958 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü almaya hak kazanmıştır.1973 yılında Arkın Çocuk Edebiyatı Üstün Onur Ödülü ve 2008 Yılında Kültür Sanat Hizmet Ödülü kazandıklarının başlıcalarıdır.

UZUN
Fazıl Hüsnü Dağlarca Hayatı Uzun
1914 senesinde İstanbul’da doğan Dağlarca, Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirir ve 15 yıllık asker olarak hizmet yapar. Trakya, Doğu ve Orta Anadolu’da bulundu. Yüzbaşı rütbesinde olan Dağlarca kendi isteği doğrultusunda ordudaki görevinden ayrıldı. Turizm Genel Müdürlüğü ve Basın Yayın Müdürlüğü’nde kısa görev aldıktan sonra Çalışma Bakanlığı’nda İş Müfettişi görevine başladı. 1960-1964 yılları arasında Türkçe ismini verdiği aylık dergi çıkardı. Yayıneviniyse 1970 yılında kapatarak, yaşamını şiire adadı. Yazmış olduğu Varlık, Yücel, Kültür Haftası, Yeditepe, Vatan, Türk Dili, Çağrı, Yön, Devrim gibi şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Bu şiirleriyle Yusuf Ziya Ortaç, Peyami Safa, Faruk Nafiz Çamlıbel’in dikkatini çekti. Uzun bir süre şiirle uğraşmasının ardından 95 yaşında 2008 yılında hayatını kaybetti.

Fazıl Hüsnü Dağlarca Edebi Kişiliği

Fazıl Hüsnü Dağlarca Necip Fazıl Kısakürek’ten etkilenerek yazdığı ilk şiirlerinden sonra Çocuk ve Allah isimli kitabıyla kendi şiir yazımına yönelmiştir. Şiirlerini yazdığı süre boyunca sürekli bir değişim ve gelişim yaşamıştır.  Özellik olarak şiirleri epik, dramatik, lirik, didaktik ve toplumsal gerçeklik taşımaktadır. Sade ve temiz bir dille eserlerini yazmıştır. Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirleriyle iki döneme ayrılarak ele alınır. İlk dönem hayal gücünü ön planda tuttuğu, kendine özgü şiir biçimiyle yazdığı sezgi dönemidir. İkinci dönemde evrensel temaları kullandığı, sade dili benimsediği akıl dönemidir.  Destanlara da önem vermiş ve Türk tarihinin destanlarına şiirlerinde yer vermiştir. Üç Şehitler Destanı en tanınan şiirlerinden biridir. 134 şiir kitabı çıkarmıştır.


Devamını Oku

Fuzuli Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Kesin olarak doğum tarihi bilinmese de, 1483’te Akkoyunlular devrinde, şimdiki Irak bölgesinde Kerbela veya Kerkük iline bağlı bir semtte doğduğu tahmin edilmektedir. Herkes tarafından Fuzuli olarak bilinen Mehmet Bin Süleyman, müftü bir babanın oğludur. Rahmetullah adındaki bir öğretmen tarafından eğitim görmüştür. Sonraki eğitimi hakkında net bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden anlaşıldığı üzere İslâmi bilimler ve dil alanında çok önemli bilgilere sahiptir. Bu alanların yanı sıra astronomi ve Türkçe Divanı alanlarında da uzmanlaşmıştır. Şiirleri, Arapça, Farsça ve Azerice dilindedir. Fiziksel zevklerden ziyade, tasavvufi bir aşık olarak nitelendirilmektedir. Özlem, ayrılık acısı gibi temaları şiirlerinde işlemiştir.

Türkçe Manzum Eserleri: Beng ü Bade, Kırk Hadis, Su Kasidesi, Leyla İle Mecnun, Şikâyetname, Risale-i Muammeyat
Farsça Manzum Eserleri: Divan, Heft Cam, Sehhat o Ma’ruz, Enis-ül Kalb
Arapça Eserleri: Matlau’l-itikad, Divan

UZUN
Fuzuli Hayatı Uzun
Fuzuli, gelmiş geçmiş en büyük Divan Edebiyatı şairlerinden birisidir. Irak’ın Kerbela kentinde doğduğu varsayılan Fuzuli, Bağdat’ta öğrenimini tamamladı. Safevi Türk İmparatorluğu’nın en parlak döneminde şairane ruhunu ortaya koymuştur. Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat’ı 1543 yılında fethettiği sırada, Fuzuli ona bir kaside yazıp sunmuştur. Ayrıca Damat İbrahim Paşa, Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi gibi devlet büyüklerine de çeşitli kasideler yazmıştır. Sultan Süleyman’a yazdığı kaside nedeniyle, Kanuni günde 9 akçe ile ödüllendirdi. Bu ödülü kabul etmemesi üzerine Nişancı Celâlzade Çelebi’ye yazdığı bir mektup, tüm Türk halkı tarafından Şikâyetname olarak ün kazandı.
Divan edebiyatı üzerinde büyük bir etkisi olan Fuzuli, şiirlerinde Azeri şivesini tercih etti. Kullandığı üslûp ile çok sevilen ve halk tarafından benimsenen bir şair olmasını sağladı. Temaları ve edası gereği, klasik divan şairlerince, günümüze kadar tüm eserleri dilden dile dolaştırılmıştır. Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere, üç çeşit divan türünü kullanmıştır.
Türk şiirlerinden Nevai ve Nesimi, İran şiirlerinden ise Hâfız çizgilerini çok başarılı bir şekilde kaleme almıştır. Fuzuli’den sonra gelen tüm şairler, onun etkisinde kalmış ve eserlerinin büyük bir çoğunluğunda Fuzuli’nin kalemi üzerinde çalışmalarına devam etmişlerdir. 1556 yılında Kerbela’da görülen salgın hastalığa yakalanır. Bu veba sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Fuzuli Edebi Kişiliği

Divan edebiyatının önde gelen şairlerinden birisi olan Fuzuli’ye göre şiir, insanı yüceltecek ilâhi bir hediyedir. Aşk, güzellik, ruh ve beden düşüncelerinin tümünü ‘’Sıhhat u Maraz’’ yazısında tasavvufi nitelikte aktarmayı başarmıştır. Tasavvuf felsefesi temeliyle hayat görüşünü ve dünya görüşünü, ‘’Leyla ile Mecnun’’ eserinde ortaya koymuştur. Istırabı, aşkı, dünyevi zevklerin boşluklarını ölüm düşüncesinin olağandışı lirizm ve sanat ifadeleriyle tecelli etmiştir. Her yönüyle aşk şairidir. Kasidelerinde ise söz sanatlarına yer vermiştir. İslam kültürünün vazgeçilmez unsurlarından birisi olmuştur.


Devamını Oku

Goethe Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Varlıklı bir aileden gelen Goethe, 28 Ağustos 1749’da Frankfurt’ta doğdu. Babasının aydınlanma düşüncesi ile kendi ideallerine göre yetiştirilen Goethe, çok küçük yaşlarda Latince, Fransızca ve Eski Yunanca dillerini öğrendi.
Roma’da 1786’da güzel sanatlar alanında araştırmalarına başlayan Goethe, Sicilya’da botaniğe ilgi duymaya başladı. Almaya’ya döndüğünde ise evlendi. 5 çocuk sahibi olan Goethe, yalnızca bir tanesini yaşatabildi. Schiller ile Jena kentinde tanıştı, yaklaşık 10 yıl süren arkadaşlığı neticesinde yazarlık alanında çalışmalarına başladı. 1805 yılında Schiller’in ölümü üzerine iyiden iyiye hayattan soğuyan Goethe, 22 Mart 1833’de Weimar kentinde hayata gözlerini yumdu.

Eserleri:
Dramaları: Sevgilinin Keyfi, Ein Fastnachtsspiel vom Pater Brey, Die Geschwister. Ein Schauspiel in Einem Akt, Der Triumph der Empfindsamkeit, Iphigenie Auf Tauris, Yurttaş General
Romanları ve Öyküleri: Wilhelm Meister’in Aktörlüğü, Rejisörlüğü ve Sahne Şairliği, Öyküler, Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları, Gönül Yakınlıkları, Genç Werther’in Acıları
Şiirleri: Prometheus, An den Mond, Hazine Avcısı, Dem Aufgehenden Vollmonde, Mailied


UZUN

Goethe’nin Hayatı (Uzun)
1775 yılında henüz gitmiş olduğu Weimar kasabasını kısa süre içerisinde dünyanın en önemli kültür kentlerinden birisi haline getirdi. Yaşamının 55 yılı boyunca Faust üzerinde çalışmalar yaptı. Ölümünden kısa bir süre önce sonlanan Faust, en önemli yapıtlarından birisi olarak nitelendirilmektedir.
Yaşı ilerledikçe tiyatroyla ve güzel sanatlarla tanışan Goethe, 1765 yılında hukuk eğitimi almaya başladı. Fakat hastalığından dolayı evine dönmek zoruna kaldı. Mistisizmle ve dinle ilgilenmesi ise bu süreçte başladı. Goethe, hastalığını atlattıktan sonra Strasbourg’ta hukuk eğitimini tamamladı ve 1775’te Dükü tarafından elçilik danışmanı olarak görevlendirildi. Ardından da ‘’Von’’ unvanına sahip oldu.

1774 yılında ilk romanı olan Genç Werther’in Acıları’nı yazan Goethe, gençliğin duygu ve düşüncelerini yansıtması anlamında, Alman Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından birisi haline geldi. Kısa ama öz olarak nitelendirilen şiirler yazdı. 1775’te Weimar Dükü olan Karl August’un talebi üzerine Weimar’a gitti. Burada ordunun askerlerinin giyeceği üniforma seçimine kadar birçok konuda görev aldı.

Goethe’nin Edebi Kişiliği
Edebiyat tarihinin en önemli, en değerli yazarlarından birisi sayılan Wolfgang Goethe, sadece edebiyat alanında değil, eğitim ve doğa bilimleri de dahil olmak üzere birçok konuda kendisini geliştirmiştir. Bir insana, bir nesneye bakıp geçmek yerine, onu çok daha iyi tanımayı ve anlamayı öğrenen ünlü yazar, başladığı tüm işlerini en iyi şekilde gerçekleştirdi. 1768 yılında hastalığından dolayı evine dönmek zorunda kalan Goethe, bu süre zarfında simya ve astroloji dallarında da kendisini büyük ölçüde geliştirdi.

Varlıklı ve aydın aileden gelen Goethe’nin zengin içerikli bir kütüphanesi vardı. Kız kardeşi Charlotte de Goethe gibi birçok konuda uzmanlaşmıştır. Küçük yaşlarda birçok dil öğrenen ünlü yazar, Fransız Edebiyatı’na büyük ilgi duyuyordu. Aynı zamanda Alman Edebiyat tarihinin de önde gelen isimlerinden birisi olmayı başarmıştır. 
Devamını Oku

Gogol Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
31 Mart 1809 tarihinde Ukrayna’nın Sereçintsi kentinde doğan Nikolay Vasiyeviç Gogol Yanavski, küçük toprak sahibi ailenin bir çocuğudur. Küçüklük döneminde Gogol için iki çeşit tutku belirmişti. Hikâyeler anlatmak ve tiyatro gösterilerine katılmak. Özellikle en çok istediği şey, Puşkin’in çevresinde bulunmaktı. Bu iki yazar arasında adeta bir uçurum olsa da, Gogol’u en iyi anlayacak kişi de o olacaktı. Gogol, 1831 ve 1832 yıllarında ‘’Köylü Gecelerini’’ yayınladı ve kitap büyük bir başarıya imza attı.
Yeni Çağ’ın Don Kişot’u olarak nitelendirilen Gogol, gerçekleri gördükçe kötümser tutkular içerisinde adeta kıvranıyordu. ‘’Ölü Canlar’’ adlı eserinden sonra, büyük ruh değişikliği gözlemlenen Gogol, kendisinden kaçmak için yabancı memleketlere gitti. Sonunda ise kriz geçirmeye başladı kendisini bu acılardan kurtarmak için öldürmelerini bile istedi. 20 Şubat 1852 tarihinde, son sözü ‘’bana bir merdiven verin’’i söyleyerek hayata gözlerini yumdu.

Eserleri: Ölü Canlar, Masallar, Portre, Fayton, Kumarcılar, Dava, Petersburg Hikâyeleri, Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun, Palto, Müfettiş, Eski Zaman Beyleri
Tiyatro Oyunları:Kumarcılar, Bir Evlenme

UZUN

Gogol Hayatı Uzun
1809 yılında, Ukrayna’da küçük toprak parçasına sahip bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 10 yaşındayken babası ölmüş ve hayatı zorluklarla geçmiştir. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Saint Petersburg’a gitmiştir. Amacı burada film oyuncusu olmaktır. Fakat hayatı onu yazarlığa itmiştir. İlk olarak Ukrayna hayatını anlatan kır ve folklorunu kaleme almıştır. Geçimini devam ettirebilmek için bir süre öğretmenlik yapmış ve ardından ruh hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Hayatının son yıllarında yazdığı bazı yazılar nedeniyle, arkadaşları onu yalnız bırakmıştır. Tüm bu sıkıntıların ardından Gogol, depresyona girmiş ve hiçbir şey yememiştir. 1842 yılında hayatını kaybetmiştir.

Gogol Edebi Kişiliği
Gerçekçi edebiyat alanında önemli bir Rus yazar olan Gogol, eserlerindeki üslubu ele alındığında Aleksanr Puşkin’in etkisinde olduğu gözlemlenmektedir. Puşkin’in etkisi öyle büyüktür ki, adeta onun varlığı ile kalemini güçlendirmiştir. İlk yıllarda kaleme aldığı öykülerde genel olarak Rus hayatı yerine, Ukrayna’da dünyaya geldiği köydeki Kazak kültürünü benimsemiştir. Yalnızca 1 yıllık öğretmenlik hayatı boyunca icra ettiği mesleği, Gogol üzerinde büyük etkiye neden olmuştur. Usta yazar Gogol, bu etkiyi Arabeski adlı yergi kitabında yer alan ‘’Bir Delinin Hatıra Defteri’’ adlı öyküsüyle dile getirmiştir. Öyküde kendine has üslubu ile öğretmen yaşamının doğurduğu sıkıcılığı ve sıradanlığı anlatmıştır.

Sonraki yıllarda kaleme aldığı eserlerinde ise genel anlam itibari ile yergi ile hareket etmiş ve realist bir yazar etkilerini göstermiştir. Rusya’nın bu süre içerisindeki durumunu, bürokrasisini ve soyluların hayat tarzlarını, sefalet içerisinde yaşam mücadelesi veren halkın durumunu dile getirmiştir. 43 yıllık hayatı boyunca gerek kendi halkında, gerekse tüm dünya halkına okunabilecek birçok değerli eser bırakmıştır. Kendisinden sonra hayata gelen birçok yazar da, Gogol’un eserlerinden etkilenmiştir.
Devamını Oku

Gülten Dayıoğlu Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
1935’te Kütahya’nın Emet ilçesinde dünyaya gelen Gülten Dayıoğlu, İstanbul’da lise eğitimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt olan Dayıoğlu, okulunu yarıda bırakıp, ilkokul öğretmenliğini bitirdi. 15 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1976’da istifa etti.
Yazarlık kabiliyetinin saptandığı ilkokul üçüncü sınıftan sonra, kendisini yazarlık bilinciyle geliştirmeye başladı. 15 yaşındayken, Afyon’da yerel bir gazetede ilk öyküsü yayınlandı. 2009 yılına kadar 73 adet kitap yazdı. Bu kitapların büyük bir çoğunluğu çocuk ve gençlik düzeyine göre hazırlanmış romanlar ve öykülerdir.  İlk eseri olan ‘’Bahçıvanın Oğlu’’ kitabı, çocuklar için yazmış olduğu bir eserdir. Evli ve yükseköğrenimlerini tamamlamış olan Gülten Dayıoğlu’nun iki oğlu ve iki torunu bulunmaktadır. Birçok kurum tarafından eserleri ödüllendirilmiştir.

Eserleri:
Çocuk Kitapları: Dört Kardeştiler, Suna’nın Serçeleri, Parpat Dağının Esrarı, Fadiş, Dünya Çocukların Olsa, Tuna’dan Uçan Kuş
Öyküleri: Geride Kalanlar, Geriye Döneler, Döl
Hikâyeleri: Kırmızı Bisikletin Binicisi, Kumluktaki Yavru Martı, Küskün Ayıcık, Deli Bey, Uçan Motor 

UZUN
Gülten Dayıoğlu Hayatı Uzun
1935 yılında Kütahya’da dünyaya gelen Gülten Dayıoğlu, ilkokul eğitimini ve ortaokul eğitimini Anadolu’nun farklı illerinde gerçekleştirmiştir. İstanbul’da liseyi bitiren Dayıoğlu, İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu. Fakat okunu yarıda bırakarak sınıf öğretmenliğine başladı. 15 yıl boyunca öğretmenlik mesleğinden istifa etti. İlkokul üçüncü sınıfta ilk denemesini yapan Dayıoğlu, 1963 yılında ilk kitabını yayınladı. Birçok gazetede ve dergide öyküleri yayınlanmaya başladı.
1965 yılından sonra eğitim ve öğretim sorunlarıyla ilgili tüm görüşleri Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri başta olmak üzere çeşitli gazetelerde yayınlanmıştır. 1971 yılına kadar çocuklar için, 26 adet çocuk kitabı yayınladı. ‘’Ece ile Yüce’’ isimleri kitapları, 7’den 70’e kadar herkes tarafından bilinen kitaptır. 
Öyküleri ve kitaplarının büyük bir çoğunluğu Rusça, Almanca, İngilizce gibi çeşitli dillere çevrildi. Gençliğe Yarın Umudu Veren 300 Kitap arasında yer alan Dünya Çocukların Olsa kitabı ile dünyaca tanındı. Klasik çocuk romanları alanında adından sıklıkla bahsettiren Gülten Dayıoğlu, yirmi ciltlik Ece ile Yüce çocuk dizisi ile hepimizin kalbini kazanmayı başarmıştır.

Gülten Dayıoğlu Edebi Kişiliği
Sürekli olarak edebi türde sosyal içerikli hikâyeler ve öyküler yazan Gülten Dayıoğlu, yazılarının kimilerini gazetelerde, kimilerini radyo programlarında ve çeşitli platformlarda yayınlatmayı başarmıştır. Doğum sancılarıyla başa çıkmaya çalışırken bile, tek başına birçok kitabı çocuklara armağan etmiştir. Tüm kitapları ile edebiyatçılardan, yayınevlerinden ve dünyaca ünlü kurumlardan övgü ile söz edilen Gülten Dayıoğlu, yakın tarih edebiyatımızın önde gelen isimlerinden birisi olmuştur.

Kesintisiz olarak yayın yapan birçok radyo programının yanı sıra Cumhuriyet gazetesinde, dönemin ileri gelen dergilerinde ve çeşitli platformlarda yayınlanan öyküleri, dilden dile dolaşmıştır. Günümüzde de ilkokul çağındaki birçok çocuk, Gülten Dayıoğlu’nun kitapları ile yetişmektedir. 
Devamını Oku

Hacı Bayram-ı Veli Hayatı Kısaca

ÖZET
1352’de Ankara’da dünyaya gelen Hacı Bayram-ı Veli, Türk mutasavvıf edebiyatının önde gelen isimlerindendir. 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu’da yetişen, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alacağını müjdeleyen değerli bir velidir. Gerçek ismi Nûman bin Ahmed olan Hacı Bayram-ı Veli, 15. yüzyılda Türk Birliği’nin tekrardan sağlanmasında en az askeri güç kadar etkili olmuş bir sûfidir.
Dinin emir ve yasaklarını insanlara aktaran, herkese doğru yolu gösteren, pek çok kimse tarafından bu süre zarfında ziyaret edilen Hacı Bayram-ı Veli, onlarca talebe yetiştirmiştir. 1429 senesinde Ankara’da vefat etti.

Eserleri:
Makalat, Şehr-i Mesmele, Velayet-name-i Hacı Bektaş-ı Veli, Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye, Kitabu’l Fevaid, Şathiyye

UZUN

Hacı Bayram-ı Veli’nin Hayatı Uzun
Bayramiye tarikatının kurucusu olan Hacı Bayram-ı Veli, Ankara’da 1352 yılında dünyaya geldi. Çok kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Medresede müderris olarak görev aldığı bilinmektedir. Oluşturduğu politik tedirginlikten dolayı Edirne’ye çağrılan Hacı Bayram-ı Veli, bir gönül adamı ve âlim olduğu anlaşılıcında, padişah tarafından hürmet edilen birisi olmuştur. Yunus Emre’nin yolu üzerine kendi deyiş gücünü de kullanarak insanlara doğru yolu gösterdi. Halkın yararı için hayatını adayan Hacı Bayram-ı Veli’nin, inanç, töre, erdem gibi konularda dersler verdiğine inanılır. Türbesi Ankara’da, kendi adını taşıyan Hacı Bayram-ı Veli Camii’ndedir.
Küçük yaşlarda ilim tahsiline başlayan ve din, fen ilimlerinde kendisini yetiştiren Hacı Bayram-ı Veli, Melike Hatun’un Ankara’da yaptırmış olduğu Medresede müderris olarak görev aldı. Talebe yetiştirme başarısındaki başarısı nedeniyle, herkes tarafından sevilen, hürmet edilen birisi olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han’ın babası Sultan İkinci Murat, Hacı Bayram-ı Veli’yi Edirne’ye davet etmesi ve ilim derecesini anlaması üzerine, fevkalâde bir hürmet görmüştür.
Ömrünün sonuna kadar İslamiyet’in yayılması için vazifelerini en iyi şekilde yerine getiren, Hacı Bayram-ı Veli, Aksaray’a geldiğinde, hocasının ona ‘’Hâlifem, vekîlim sensin’’ emri üzerine, büyük bir sorumluluk almış oldu. Hocasının defn ve cenaze işlemlerinden sonra Ankara’ya döndü. 

Hacı Bayram-ı Veli Edebi Kişiliği

Herşeyden önce tasavvufu ve bilimi birleştirmeyi amaçlayan, İslâmiyet’in yaygınlaşması için hayatını adayan bir sûfidir. İlk olarak medresede öğrenci yetiştirme amacıyla eğitim veren, ardından Tasavvuf felsefesi bakımından, kendisinden öncekilere göre büyük yenilikler getiren Hacı Bayram-ı Veli, zamanın padişahı olan Sultan İkinci Murat tarafından Edirne’ye davet edilir. Büyük bir âlim olduğunu düşünen Sultan İkinci Murat,  Hacı Bayram-ı Veli’ye büyük bir hürmet göstermiştir. Türk ve İslâm birliğinin sağlanması adına önemli bir isim olan Hacı Bayram-ı Veli, mutasavvıf yönden dünyayı terk etmek yerine, ona yönelmiş çevresindekileri de teşvik etmiştir. Devrine göre ileri görüşü simgeleyen zat, müritlerine toprağa bağlı yaşamayı önermiştir.
Devamını Oku

Hacı Bektaş-ı Veli Hayatı Kısaca

ÖZET
1281 yılında Horasan’ın Nişabur kentinde doğdu. Asıl adı Seyyid Muhammed Bin İbrahim Ata’dır. Eğitimini Fieyh Lokman-ı Perende’den almıştır. Lokman-ı Perende, aynı zamanda Ahmet Yesevi’nin talebesidir. Eğitimini tamamlayan Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’ya gelir ve çeşitli vilayetleri dolaşır. Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesine yerleşir. Halkı işra edici çalışmalarını burada sürdüren Hacı Bektaş-ı Veli birçok talebe yetiştirir. ‘’Ahilik Teşkilatı’’ aracılığı ile önemli hizmetlerde bulunarak, Osmanlı Devleti sultanlarından büyük bir hürmet görür. Osmanlıların kurulmasında büyük bir emeği olan Hacı Bektaş-ı Veli, Osmanlı Ordusu’nun ve yeniçerilerinin manevi piri olarak nitelendirilir. Makalât adlı Arapça eseri ile İslâm dininin emir ve yasaklarından söz eder. İslâm’a uymayan tüm davranışlara şiddetle karşı çıkan Hacı Bektaş-ı Veli, tasavvuf usulüne uygun olarak hayatını devam ettirmiştir. Bu davranışı nedeniyle ‘’Bektaşi’’ olarak tanınmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli 1338 yılında vefat etmiştir.

Eserleri: Favaid, Besmele Şehri, Hacı Bektaş’ın Nasihatleri, Şathiye, Malakât, Fevaid, Malakât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniye

UZUN
Hacı Bektaş-ı Veli Hayatı Uzun
Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerinden olan Lokman Perende’nin talebesi olan ve asıl adı Seyyid Muhammed Bin Ata olan Hacı Bektaş-ı Veli, 1209 yılında Horasan’ın Nişabur kentinde doğmuştur. Yeseviliğin halifesi olarak nitelendirilen Hacı Bektaş-ı Veli, tasavvuf düşüncesini insanlara yaymak için Anadolu’yu dolaşmıştır. Son olarak Sulucakarahöyük köyüne yerleşmiş ve burada birçok derviş yetiştirmiştir. Yeniçeri Ocağı’nda biçimlenen ‘’Bektaşilik’’ tarikatının kurucusu olan Hacı Bektaş-ı Veli, kurduğu tarikat ile Osmanlı Devleti’nde büyük bir emek sahibidir. Osmanlı padişahları tarafından hürmet edilmiş, tasavvuf inancı gereği yaşamını sürdürmüştür.
Yunus Emre’nin hocası olan Hacı Bektaş-ı Veli, tasavvuf, hoşgörü ve sevgi temalarını eserlerinde işlemiştir. Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet olarak nitelendirdiği tasavvuf yolları gereği, kırk makamı işleyen Makalat adlı Farsça eserini yazmıştır. Ahlaki ve dini kuralları, tasavvuf anlayışını, hoşgörüyü benimsemiştir. Ömrü boyunca, çevresindekilere ve halka doğru yolu göstermiştir. Hacı Bektaş-ı Veli 1271 yılında vefat etmiştir. Mezarı ise Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

Hacı Bektaş-ı Veli Edebi Kişiliği

Anadolu halkında dinî ve ahlaki anlamda yol göstermiştir. Hacı Bektaş-ı Veli, Türkçe dilinde nefes adında ilahiler yazmıştır. Tanınmasının bir diğer nedeni ile ilahileridir. Anadolu insanına, kendi kullandığı Türkçe dili ile seslenmiş, ayrıca tasavvuf terminolojisinde birçok Farsça kelimenin karşılığı olan Türkçe kelimeleri kullanmıştır. Bu ilahiler, genel olarak hece vezbi ve dörtlüklerle söylenmiştir. Bektaşilik dilde ve edebiyatta önemli bir çizgi haline gelmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli, tasavvufa inan tüm insanlara tasavvuf kurallarını anlatmıştır. Makalât, mensur ve manzum gibi eserlerinin Türkçe çevirileri bulunmaktadır. Tasavvuf ve dini temellere dayanan yapıtları ile yüzyıllar geçse de halkımızın büyük bir çoğunluğu tarafından okunmakta,  birçok kişi tarafından hayat felsefesi olarak nitelendirilmektedir.
Devamını Oku

Halit Ziya Uşaklıgil Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Halit Ziya Uşaklıgil 1866 senesinde İstanbul Eyüp’te doğmuştur. Öğrenimine ilk olarak mahalle mektebi ve askeri rüştiyesinde başladı. Babasının işlerinin kötü gitmesi nedeniyle annesiyle İzmir’e dedesinin yanına gitti. İzmir Rüştiyesi’nde öğrenimine devam etmeye başladı. Babası ise işleri yoluna koyduktan sonra İzmir’e geldi. Frenk Mahallesi’nde avukatın yanında çalışmaya başladıktan sonra yeni teklifleri de değerlendirmeye başladı. İzmir’de Rüşdiye öğretmenliği yaptı. Osmanlı bankasında da çalıştıktan sonra İstanbul’a Reji Genel Müdürlüğü’nde başkatip olarak görev aldı. İstanbul’daki görevi süresince Servetifünun’a da katıldı. Darülfünunda Batı Edebiyatı dersleri vermesinin ardından Mabeyn başkatibi oldu. 1909 yılında başkatiplik görevinden ayrılarak tüm zamanını edebiyata verdi. 23 Mayıs 1945 yılında İstanbul’da hayatı son buldu.

Eserleri:
Romanları: Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Aşk-ı Memnun, Bir Ölünün Defteri, Sefile
Hikâyeleri: Aşka Dair, Heyhat, Onu Beklerken, Hepsinde Acı, Kadın Pençesi, Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Bir Yazın Tarihi, İzmir Hikayeleri
Tiyatro: Fare, Kabus, Demirhane Müdürü, Füruzan
Hatıra: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikaye
Mensur Şiir: Mezardan Sesler ve Mensur Şiirler


UZUN
Halit Ziya Uşaklıgil Hayatı Uzun
1866 yılında İstanbul’da doğan Halit Ziya Uşaklıgil, Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Romanlarıyla ve Servetifünun edebiyatındaki yeriyle bilinir.  Varlıklı bir aileden gelmektedir. Mahalle mektebi ve Fatih Askeri Rüştiye’sinde eğitimine başlamış daha sonra İzmir’e gitmiştir. Mechitariste rahip okuluna da giden Uşaklıgil, Fransızcayı burada öğrenmiştir. Mechitariste okurken tercüme ve yazıcılığa isteği artmıştır. Okuldan ayrıldıktan sonra yakın bir dostuyla Nevruz gazetesini kurar. Aynı zamanda Fransızca öğretmenliği görevinde bulunmuş, yabancı bankalarda da memurluk yapmıştır. İstanbul’a yeniden dönüşü 1893 yılında İstanbul reji müdürlüğünün kendisine başkatiplik görevinde bulunmasını teklif etmesidir. Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikiyle Servetifünun edebiyatına katılan Halit Ziya Uşaklıgil, en ünlü romanlarını Servetifünun dergisinde yayımlamıştır. Dergi kapatılır ve 1908 yılına kadar Uşaklıgil yazım hayatına ara verir. Bu yıllarda Darülfünun’da Batı Edebiyatı Tarihi ile Hikmet-i Bedayi okutmasının yanı sıra İttihat ve Terakkiciliğe katıldı. 1909 yılındaysa mabeyn başkatipliğine Sultan Reşat Padişahlığı’nda getirildi. Bu görevi dört yıl sürdü. Cumhuriyet ilanından sonra Yeşilköy’de bulunan köşküne çekilerek uzun bir yazı dönemine başladı. 1937 yılında oğlu Halit Vedat’ı kaybetti ve kendisi de 27 Mart 1945 yılında vefat etmiştir.

Halit Ziya Uşaklıgil Edebi Kişiliği

İzmir’deki yaşamını İstanbul’a taşımasıyla birlikte Servetifünun’da çalışan Uşaklıgil, topluluğun edebiyat anlayışını benimsedi. Eserlerinde bireysel konulara yer vermiştir. Özellikle aşk konularını işleyen Halit Ziya, realist akımıyla yazmıştır.  Olay örgüsü, çevre anlatımları, konuyu ele alışı bakımından eserlerinde realizm akımına rastlanır. Mekan olarak eserlerinde İstanbul’a yer verdi. Dönem ve Servetifünun topluluğunda da nesirlerinde ağır ve süslü dil kullandı. 
Devamını Oku

Halit Fahri Ozansoy Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Halit Fahri Ozansoy 12 Temmuz 1891 yılında İstanbul’da doğdu. Şair, gazeteci ve yazardır. Babası ise tıp, tiyatro, tarih, şiir gibi çok sayıda eseri olan Mehmed Fahri Paşa’dır. Fransız Dili bölümünü 1916 yılında bitirmiş ve öğretmenliğe başlamıştır. Muğla’da başladığı ilk görevinden sonra Konya’ya tayin edilir ve Vefa Sultanisi’nde de görev yaptı. 1956 yılında emekli olmuştur. Emekliliğine kadar İstanbul’un çeşitli okullarında edebiyat öğretmenliğine devam etmiştir. Emekliye ayrıldıktan sonra Halit Fahri Ozansoy gazeteciliğe başlar. Tercüman gazetesinde Sanat ve Hatırat isimli haftalık gazetesinde yazılar yazmaya devam etti. 23 Şubat 1971 yılındaysa İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.

Eserleri:
Şiir Kitapları: Efsaneler, Paravan, Rüya, Hep Onun İçin, Balkonda Saatler, Zakkum, Cenk Duyguları, Sonsuz Gecelerin Ötesinde
Romanları: Âşıklar Yolunun Yolcuları ve Sulara Giden Köprü
Oyunları: İlk Şair, Hayalet, Nedim, Baykuş, İki Yanda, Bir Dolaptır Dönüyor, 10 Yılın Destanı, Sönen Kandiller
Anı Kitapları: Darülbedayi Devrinin Eski Günleri, Edebiyatçılar Geçiyor, Eski İstanbul Ramazanları

UZUN
Halit Fahri Ozansoy Hayatı Uzun
1891 yılında İstanbul’da doğdu. Mehmed Fahri Paşa babası, Zehra Hanım ise annesidir. Halit Fahri Ozansoy 8 yaşındayken annesi vefat etmiştir. Şemsü’l Mekatip Rehber-i Tahsil ile Sultanahmed’de bulunan Hususi Tefeyyüz Mektebi’nde ilköğrenim eğitimini alır. Mahalle mektebinde öğrenim hayatına başlamıştır. 1904 yılındaysa Bakırköy Rüştiyesi’nden sonra Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde yatılı olarak okumaya başlamıştır. Ancak hastalanmış ve öğrenimine ara vermiştir.  Bu süre içerisinde Filibe’de bulunan amcası Ali Hilmi Bey’in yayında bulunmuştur. Rahatsızlığından sonra Mekteb-i Sultani’ye girmiştir. Bakırköy Rüştiyesi’nden sonra Galatasaray Lisesi’ne başlayan Halit Fahri Ozansoy, hastalanır ve okulu yarım bırakmak zorunda kalır. Filibe’de olan amcasının yanına gider ve bir yıl ara verdiği Galatasaray Lisesi’ne yeniden döner. Darülfünun’da Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra Muğla lisesinde edebiyat dersleri vermeye başlar. Çeşitli illerde ve İstanbul’un farklı bölgelerinde öğretmenliğe kırk yıl dört ay boyunca devam etmiştir. 1956 yılındaysa emekli olmuştur. 80 yaşındayken yani 23 Şubat 1971 yılında vefat etti. Emekliliğinden ölümüne kadar edebiyatçı kimliğini sürdürmüştür.
Halit Fahri Ozansoy Edebi Kişiliği

Halit Fahri Ozansoy, değişken bir edebi kişiliğe sahipti. 1912-1917 yıllarında yazmış olduğu eserleri incelendiğinde Fecr-i Ati topluluğunun etkisinde eser verdiği görülür. 1917 yılı ile 1918 de ise hece veznine geçmiştir. 1919 yılındaysa Halit Fahri Ozansoy eserlerine tekrardan aruz vezniyle hazırlamıştır. Bunu şairin en iyi şekilde muhteva olduğu vezni kullanması gerektiğini düşündüğünden yaptığını söyler. 1919-1920 yıllarında ölüm korkusu, karşılıksız aşk ve doğayla iç içe âşıklar gibi konuları işlemiştir ve hece veznini kullanmıştır. 1930-1940’larda hececilerin arasına girmiştir. Ancak Ozansoy kesin bir vezinde eser vermemiştir. Şiirlerinin yanı sıra tiyatro, roman, hatırat gibi türlerde eserlerde vermiştir. Ancak yalnızca şair olarak anılmıştır. 
Devamını Oku

Halikarnas Balıkçısı Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Halikarnas Balıkçısı olarak anılan roman ve hikaye yazarının asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır. 1890 yılında doğdu. Babası yazar, tarihçi ve vezir Mehmet Şakir Paşa’dır. Annesi ise İsmet Hanım’dır. Halikarnas Balıkçısı’nın doğum yeri ve tarihi konusunda kesin bilgiler bulunmaz.  Bodrum’da yaşadığı yıllarda gazetecilik ve turist rehberliği yapmıştır. 1973 yılındaysa İzmir’de kemik kanseri hastalığından vefat etmiştir. Suat Kabaağaçlı ve İsmet Kabaağaçlı Noonan isimli iki çocuğu vardı.

Eserleri:
Romanları: Ötelerin Çocuğu, Aganta Burina Burinata, Turgut Reis, Uluç Reis, Deniz Gurbetçileri
Denemeleri-İncelemeleri-Mitolojileri: Anadolu Tanrıları, Hey Koca Yurt, Anadolu Efsaneleri, Düşün Yazıları, Hey Koca Yurt
Öyküleri: Yaşasın Deniz, Ege’nin Dibi, Gençlik Denizlerinde, Ege Kıyılarından,  Gülen Ada, Ege’den, Merhaba Akdeniz
Anı: Mavi Sürgün
Çocuk Kitapları: Yol Ver Deniz, Denizin Çağrısı

UZUN
Halikarnas Balıkçısı Hayatı Uzun
1890 yılında doğan Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan Cevat Şakir Kabaağaçlı,13 Ekim 1973 yılında İzmir’de ölmüştür. Aile geçmişi Osmanlı’ya dayanır. Amcası ise II. Abdülhamit’in sadrazamlarından olan Cevat Şakir Paşa’dır.  Cevat Şakir’in çocukluk dönemi Atina’da geçmiştir. Robert Koleji’ni 1904 yılında, İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Yeni Çağlar Tarihi Bölümü mezunudur. 1913 yılında İtalyan bir bayanla evlenir. Resim dersleri alan Cevat Şakir, evlendikten sonra İtalyanca ve Latince öğrenmiştir. Cevat Şakir 1914 yılında hapis cezasına çarptırılır ve 14 yıl hapis yatar. Bunun nedeni tabancasından çıkan kurşunla babası olan Mehmet Şakir Paşa’nın ölmesidir. Verem hastalığına yakalanması nedeniyle cezasının dolmasına 7 kıl kala affedilmiş ve tahliye edilmiştir. Cevat Şakir 1910 ve 1925 yılları arasında Resimli Ay ve İnci isimli dergilerde kapak resimleri, karikatürler, süslemeler çizmiş ve yazılar yazmıştır. Resimli Hafta isimli dergide Hüseyin Kenan takma adını kullanarak Hapishane İdama Mahkum Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler isimli öyküsünü yayımlatmıştır. Bunun üzerine 1925 yılında Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Cevat Şakir, 3 yıllık sürgüne çarptırılır. Cezasının son bir buçuk yılında cezası affedilir. Bunun üzerine İstanbul’a dönmez ve Bodrum’da kalmaya karar verir. Halikarnas Balıkçısı olarak takma ad kullanmasının nedeni Bodrum’un antik çağlardaki isminin Halikarnasos olmasıdır. İngiltere’de Oxford Üniversite’sinde üniversite eğitimini bitiren Cevat Şakir, ilk öykülerini 1920’li yıllardan itibaren yayınlamaya başlamıştır. İstanbul’da yaşadığı süre boyunca hapis cezaları çekti. Yürekten sevdiği Bodrum’da hayatının son zamanlarını geçirdi. Mezarı Bodrum’dadır.

Halikarnas Balıkçısı Edebi Kişiliği

Cevat Şakir Kabaağaçlı, Halikarnas Balıkçısı takma adıyla yazdığı deniz hikayeleriyle ilk olarak 1926 yılından sonra tanınmaya başlanmıştır. Eserlerinde Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi’ni konu aldı. Denize bağlı olaylara yer verdi. Balıkçıları, dalgıçları, denizi, gemileri, hayran olduğu denizi anlatan hikaye ve romanlar yazdı. 1971 yılında Devlet Kültür Armağan’ı Kültür Bakanlığı tarafından Halikarnas Balıkçısı’na verilmiştir. Mavi Yolculuk düşüncesini arkadaşlarıyla gerçekleştirmiştir. Çıktığı deniz yolculuklarında acil ihtiyaçlar dışında herhangi bir şeyi yanlarında götürmezlerdi. Eserlerinde de yazarın çıktığı deniz yolculuklarından da etkilenmeler mevcuttur. 
Devamını Oku

Halide Nusret Zorlutuna Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Şair, yazar ve öğretmen olan Halide Nusret Zorlutuna, 1901 yılında İstanbul’da doğmuştur.  Babası gazeteci Mehmet Selim’dir. Babası daha sonra Avnullah Kâzimî Bey ismini almıştır. Amcası ise ünlü gazetecilerden Süleyman Tevfik Özzorluğulu’dur. Halide Nusret Zorlutuna’nın babası Fedekeran-i Millet Cemiyeti isimli bir siyasi parti kurmuş ve muhalefet olduğundan sürgün edilmiştir. Bu nedenle Halide Nusret çocukluğunu Kerkük’te geçirmiş, Arap ve İran dillerinde özel dersler almıştır. Bir Devrin Romanı isimli anı kitabındaysa çocukluk yıllarını anlatmıştır. Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik yaptı. 1957 yılındaysa emekliye ayrıldı. 10 Haziran 1984 yılındaysa İstanbul’da vefat etmiştir.

Eserleri:
Şiirleri: Yayla Türküsü, Ellerim Bomboş, Geceden Taşan Dertler, Yurdumun Dört Bucağı, Sevmek, Git Bahar
Romanları: Gül’ün Babası Kim, Küller, Aşk ve Zafer, Sisli Geceler
Hikâyeleri: Aydınlık Kapı, Büyük Anne, Benim Küçük Dostlarım
Hatıraları: Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara, Bir Devrin Romanı

UZUN
Halide Nusret Zorlutuna Hayatı Uzun
İstanbul’da doğan Halide Nusret Zorlutuna, Erenköy Kız Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim almıştır. Ancak yarıda bırakmıştır. 1924 yılında öğretmenliğe başlamıştır. Öğretmenlik görevine 1957 yılında kendi isteğiyle son vermiş, emekliye ayrılmıştır. 1984 yılında da vefat etti. Halide Nusret Zorlutuna, General Aziz Vecihi Zorlutuna ile evliydi. Pınar Kür’ün teyzesi ve ünlü romancı olan Emine Işınsu’nun da annesidir.
I. Dünya Savaş’ının başladığı yıllarda İstanbul’a dönmüştür. Orta öğrenimdeyken babası vefat etmiştir. Ağlayan Kahkahalar isimli yazısı Talebe Defteri isimli derginin yapmış olduğu yarışmada birinci olmuştur. Bu yazısını babasının ölümü üzerine yazmıştır. Böylece Halide Nusret Zorlutuna edebiyat dünyasına girmiş oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim görmüş ancak ekonomik koşullar nedeniyle Darülmuallimat sınavını kazanarak öğretmen olmuştur. Öğretmenlik yaptığı yıllarda İngilizce öğrenir. 

Halide Nusret Zorlutuna Edebi Kişiliği

Halide Nusret Zorlutuna’nın ilk romanı Küller’dir. Bu romanını henüz 19 yaşındayken yazmıştır. Hilal, Hisar, Çınaraltı, Mecmua, Milli Mecmua, Türk Kadını gibi dergilerde ve Sabah, Haber, Zafer, Hürriyet, Yeni İstanbul, Kudret gibi gazetelerde de yazılar yayımlamıştır. Şiirlerini Kurtuluş Savaşı’ndan etkilenerek yazmıştır. Milli edebiyat akımından etkilenmiştir. Edebiyat dünyasında ünlenmesini Git Bahar isimli şiiri sağlamıştır. Şiirlerini hececi anlayışıyla yazmıştır. Ahengi önemsemiş ve şiirlerini sade bir dille yazmıştır. Konuları ise sosyal hayat, ferdi duygular, yaşamın dertleri ve acıları olmuştur. Romanları biyografik özellikte sayılabilir. Gerçek yaşamdan aldığı mekanlar ve olaylar vardır. Öğretmenlik yılları ve çocukluk yıllarını anlatan romanları vardır. Şiileri arasında aruzla ve serbest tarzda kaleme aldıkları da  vardır. Halide Nusret Zorlutuna’nın ilk şiirleri aşk konuludur. Daha sonrakiler ise yurt güzellikleri ve mistik tarzda olmuştur. Ümmül muharrirat yani yazarların annesi olarak 1983 yılında ilan edilmiştir. Git Bahar şiiri tanınmasını sağlamıştır. 
Devamını Oku

Halide Edip Adıvar Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Halide Edip Adıvar 1884 yılında doğmuştur. Halide Onbaşı olarak da bilinen Adıvar siyasetçi, akademisyen, Türk yazar ve öğretmendir. Atatürk ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile arasında siyasal görüş ayrılı oldu. Adnan Adıvar kocasıyla 1917 yılında evlenmiş ve Türkiye’den ayrılmıştır. 1939 yılına kadar Türkiye dışında yaşadı. Amerika ve Hindistan’a konferans vermesi için çağırılmıştır. Halide Edip Adıvar 1939 yılında İstanbul’a dönmüş ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı olmuştur. Demokrat Parti’den 1950 yılında bağımsız milletvekili seçilmiş ve 1954 yılında istifa etmiştir. 1964 yılındaysa vefat etmiştir.

Eserleri:
Romanları: Handan, Mev’ud Hüküm, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Sonsuz Panayır. Döner Ayna, Sinekli Bakkal, Yeni Turan, Kalp Ağrısı, Akile Hanım Sokağı, Hayat Parçaları, Çaresaz, Sevda Sokağı Komedyası başlıca romanlarıdır.
Hikâyeleri: İzmir’den Bursa’ya, Harap Mabetler, Kubbede Kalan Hoş Seda, Dağa Çıkan Kurt
Anıları: Mor Salkımlı Ev, Türkün Ateşle İmtihanı
Oyunları: Maske ve Ruh, Kenan Çobanları

UZUN
Halide Edip Adıvar Hayatı Uzun
Edebi kimliği kadar kahramanlığıyla da tanınan Halide Edip Adıvar, Türkiye’nin ilk kadın yazarlarından biridir. Akademisyen, siyasetçi, öğretmendir. Amerikan Kız Koleji’nde okumuştur. Rıza Tevfik’ten Fransız edebiyatı dersleri de alan Halide Edip Adıvar ilk evliliğini Salih Zeki ile yapmıştır. Eşinden matematik dersleri almıştır. 1901 yılında koleji bitirdikten sonra 1908 yılında gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başlamış ve gericilerin tepkisini almıştır. 31 Mart Ayaklanması nedeniyle Mısır’a kaçmak zorunda bırakılmıştır. 1909 yılında tekrar gelmiş ve öğretmenlik, müfettişlik görevlerinde bulunmuştur. Balkan Savaşı zamanında hastanelerde de çalışmıştır. 1920 yılında Anadolu’ya kaçan Halide Edip Adıvar Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. İzmir işgaliyle ilgili protesto mitinginde yapmış olduğu etkili konuşmasıyla iyi tanınır. Halide Edip Adıvar onbaşı ve ardından üst çavuş rütbesine layık görülmüştür. Aynı zamanda Halide Onbaşı olarak da biliniyor. Mustafa Kemal Atatürk ile Kurtuluş Savaşı’nda görev almıştır. Sivil olarak katılmasına rağmen, savaş anındaki mücadelesi ve çabasıyla rütbe almış ve kahraman olmuştur. Anadolu Ajansı’nın kurulmasında yardımcı olmuştur. Cesaretli, fikirleri, sanatı varlığıyla kendine güvenen ve her yerde adından söz ettiren bir kişiliğe sahip olmuştur. Annesini çok küçük yaştayken veremden kaybetmiştir. Öğrenimini özel dersler alarak tamamlamıştır. Robert Lisesi’ne gitmiş ancak padişah Hristiyan okulunda Müslüman bir öğrencinin olamayacağını emrini vermesiyle ayrılmıştır. 

Halide Edip Adıvar Edebi Kişiliği

Halide Edip Adıvar neredeyse her anlatı türünde eser vermiştir. Ateşten Gömlek, Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye isimli romanları en ünlüleridir. Cumhuriyet dönemi edebiyatçısıdır. Gerçekçi roman geleneğini benimsemiş ve öncülerinden biri olmuştur. Eserlerindeki konularda kadın meseleleri, milli mücadele ve yaşadığı toplumu her şeyiyle ele almıştır. Yapıtlarındaki olaylar ve kişiler birbirinin devamı niteliğini taşımıştır. Bu nedenle ırmak roman olarak nitelendirilir. Romanlarında sade dil kullanmıştır. 
Devamını Oku

Haldun Taner Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Haldun Taner, 16 Mart 1915’te İstanbul’da doğmuştur. Cumhuriyet döneminin en önemli edebiyatçılarından birisi olan Haldun Taner, tiyatro, öykü, kabere gibi edebi ürünler yazmıştır.Gürcü asıllı bir ailenin çocuğu olan Haldun Taner, İstanbul’da yaşamıştır. Osmanlı Meclis-i Mubasana üyesi olan babası Ahmet Selahaddin, henüz 5 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Annesiyle beraber, büyükbabasının yaşadığı konakta yaşamıştır. Şehit çocuklarına tanınan eğitim haklarından yararlanan Haldun Taner, ortaöğretimini Galatasaray Sultanisi’nde tamamlamıştır. Yalnızca tiyatro eserleri yazmamış, İstanbul Üniversitesi’nde Gazetecilik ve Edebiyat fakültesinde dersler vermiştir. Milli Gazetesi yazarlığı yapmış ve 7 Mayıs 1986 yılında vefat etmiştir.

Eserleri:
Tiyatro: Eşeğin Gölgesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Vatan Kurtaran Şaban, Haldun Taner Kabare, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Değirmen Dönerdi-Lütfen Dokunmayın, Ayışığında Şamata
Deneme: Berlin Mektupları, Önce İnsan, Hak Dostum Diye Başlayalım Söze, Koyma Akıl Oyma Akıl, Çok Güzelsin Gitme Dur
Hikâye: Kızıl Saçlı Amazon, Yalıda Sabah, Onikiye Bir Var, Şişhane'ye Kar Yağıyordu.

UZUN
Haldun Taner Hayatı Uzun
1915 yılında İstanbul’da doğan Haldun Taner, babasını 5 yaşında kaybetmesinin ardından Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak okudu. Mezuniyetinden sonra Almanya’da Heidelberg Üniversitesi’ne kayıt olmuştur. Siyasi bilgiler alanında eğitimini sürdürürken yakalandığı tüberkülozdan dolayı eğitimini yarım bırakmak zorunda kalmıştır. 1942 yılına kadar Sanatoryumda tedavi görmüştür. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde üniversite eğitimini bitirmiştir. ‘’Günün Adamı’’ adlı tiyatro oyunu, ilk tiyatrosudur. Epik tiyatro örneği olarak ‘’Keşanlı Ali Destanı’’ büyük ilgi görmüştür. Bu oyun, Almanya, İngiltere, Çekoslavakya gibi yerlerde de oynanmıştır. Devletin şehit çocuklarına tanıdığı imkânlardan yararlanarak eğitimini tamamlayan Haldun Taner, Üniversite eğitimi aldığı Heidelberg Üniversitesi’nde okuduğu süreçte tüberküloz hastalığına yakalandı ve okunu bırakmak zorunda kaldı. İstanbul’a dönerek, Erenköy Sanatoryumu’nda 4 yıl kadar tedavi gördü. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Yurda döndükten sonra tiyatroya ilgi duyan ve çeşitli oyunlar yazan Haldun Taner, dünyaya nam salan tiyatro oyunlarıyla ün saldı. Keşanlı Ali Destanı da ilgi gören tiyatro eserlerinden birisidir. 1986 yılında hayata veda etti.

Haldun Taner Edebi Kişiliği

Yazdığı tiyatro ve hikâyelerle adını duyuran Haldun Taner, yazı hayatına skeçlerle başlamıştır. Ulusal bir tiyatro sahneleri oluşturmak için büyük çalışmalara imza atan Haldun Taner, Metin Akpınar ve Zeki Alasya ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu kurmuştur. Mizah, yergin ve gözem gibi edebi ürünlerden gücünü alan Haldun Taner, öykülerinde ve oyunlarında, şehir insanı tema almıştır. Eski ve yeni yaşam biçimlerinin arasında kalan insanların hayatını da oyunlarına uyarlamıştır. Epik tiyatro örnekleri arasında, edebiyatımızın kurucuları arasında nitelendirilmektedir. Geleneksel Türk sanatları ve dünya sanatını birleştirmiştir. Açık ve içten yazdığı tiyatrolar, kendisinden sonraki edebiyatçılara da büyük örnek olmuştur.
Devamını Oku

Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Asıl adı Mustafa İzzet Baki olan Abdülbaki Gölpınarlı, 12 Ocak 1900 tarihinde Dünya’ya gelmiştir. Mevlevi tarikatının üyesi olan gazeteci Ahmet Agâh efendinin oğludur. 1927 senesinde Erkek Muallim Mektebinden, 1930 senesinde de İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur. Balıkesir, Kastamonu, Kayseri, Konya liselerinde ve İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği görevini yapmıştır. İstanbul Üniversitesi’nde yer alan Edebiyat Fakültesinde metinler şerhi okutmuştur. Ankara’da bulunan Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde İslam – Tasavvuf Tarihi okutmaktayken TCK’nın 141. Maddesine aykırı davrandığından ötürü 1945 senesinde tutuklanmıştır.

Eserleri
Araştırmaları: Yunus Emre Divanı (1943-1948), Fuzuli Divanı (1950), Nedim Divanı (1951), Mevlâna Celaleddin (1951), Mevlânadan Sonra Mevlevilik (1953), Hayyam ve Rubaileri (1953) Rumeli'de Yürükler, Tatarlar ve Evlad-ı Fatihan (1957), Menâkıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli (1963), Alevi Bektaşi Nefesleri (1963), Hafız Divanı (1968) ,100 Soruda Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar (1969), 100 Soruda Tasavvuf (1969), Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin (1966), Hurufilik Metinleri Kataloğu (1973), Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik (1979),Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri (1978), Kur'an-ı Kerîm ve Meali (1955), Nehc'ul belağa’dır.

UZUN
Abdülbaki Gölpınarlı Hayatı Uzun
Edebiyat konusunda birçok alanda uzman olan Abdülbaki Gölpınarlı tasavvuf, tarikatlar, divan edebiyatı ve İran Edebiyatı üzerine birçok araştırma yapmıştır ve bu alanlarda uzmanlığı bulunmaktadır. 25 Ağustos tarihinde İstanbul’da vefat eden ünlü edebiyatçı Üsküdar’da yer alan aile mezarlığına defnedilmiştir. Gelenbevi İdadisi son sınıfında eğitimini alırken babasını kaybetmesi üzerine öğrenimini yarım bırakarak Vezneciler’de kitapçılık, Çorum’un Alaca ilçesinde de ilkokul öğretmenliği yapmıştır.
1922 senesinde İstanbul’a dönerek sınavla İstanbul Erkek Mualliminin son sınıfına girmiştir ve devamında da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiştir. Abdülbaki Gölpınarlı doktorasını da verdikten sonra aynı fakültede Metinler Şehri okutmuştur.

Abdülbaki Gölpınarlı Edebi Hayatı
1931 senesinde yayımlamış olduğu Melamilik ve Melamiler yapıtıyla adını duyurmuştur. Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mecmuası, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası gibi yerlerin yanı sıra çeşitli dergiler ve gazeteler üzerinde de birçok bilimsel makale yayımlamıştır. İslam ve Türk Ansiklopedisi’nin çeşitli maddelerini de yazmıştır. Küçük yaşlarda benimsemiş olduğu Mevlevilik, tasavvuf ve tarikatlar konusunda yer alan özgün çalışmaları sayesinde bu alanın güvenilen ismi olmuştur.

Abdülbaki Gölpınarlı’nın 1945 senesinde yayımlamış olduğu Divan Edebiyatı Beyanındadır’da yer almakta olan edebiyat eleştirileri bir takım tartışmalara da sebebiyet vermiştir. Kitabın savı doğrultusunda yer alan fikirlere göre divan edebiyatı İran Edebiyatı’nın sadece kötü bir taklidi idi. Toplum sorunlarıyla ilgilenmemekle suçladığı divan edebiyatını aynı zamanda insanları tembellik ve uyuşukluğa itmekle suçlayarak, toplumu hayalciliğe ve kadere boyun eğmeye özendiriyordu. Bu tartışmaların sonrasında divan edebiyatına daha olumlu şekilde yaklaşmaya başlayan edebiyat üstadı 1948 senesinde Fuzuli Divanı ve 1951 senesinde Nedim Divanı gibi eserler yayımlamıştır. 
Devamını Oku

Abdülhak Hamit Tarhan Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Abdülhak Hamit Tarhan 5 Şubat 1851 tarihinde İstanbul’da Dünya’ya gelmiştir. Hamit Tarhan’ın babası, dedesi ve soyu ilmi alemde tanınmış ve isim yapmış isimlerdir. Dedesi olan Abdülhak Molla, ikinci Mahmud ile Abdülmecid Han’ın hekimlik görevini üstlenmişlerdir. Şiir ve tarih ile de uğraşmışlardır. Babası olan Hayrullah Efendi ise, tarihte yer alan oldukça önemli bir tarihçi ve diplomat idi.
İlk tahsiline Evliya Hoca, Bahaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi büyük ve özel bir yere sahip olan hocaların huzurlarında başlamıştır. Abdülhak Hamit’in tahsilinde özellikle Hoca Tahsin Efendi'nin rolü de oldukça önemlidir. Temel eğitimlerini aldıktan sonra mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüştiyesine kısa süre devam etmiştir. 1863 senesinin Ağustos ayından eğitim için abisi Nasuhi Bey ile Paris’e gitmiştir. Orada özel bir koleje başlayıp Fransızcasını iyice ilerlettikten 1.5 sene sonra İstanbul’a döndü ve burada Fransız Mektebine başladıktan sonra Fransızcasını iyice geliştirmek için Babıali’de tercüme odasına giriş yaptı. 14 yaşındayken Tahran Büyükelçiliğine tayini çıkan babası ile beraber İran’a gittikten sonra 1,5 sene Farsça dersleri aldı ve 1867’de babasının vefatı üstüne İstanbul’a dönüş yaptı.

Eserleri
Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigâr-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924).

Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898).
Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913).

UZUN
Abdülhak Hamit Tarhan Hayatı Uzun
İstanbul’ dönüş yaptıktan sonra önce Maliye mektubi sonrasında da sadaret kaleminde vazife yapmıştır. Vazife yaptığı bu yerlerde Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmut Ekrem ile tanışmıştır. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okumuştur. Abdülhak Hamit Tarhan maceralarını anlattığı Macera-yı Aşk adını verdiği ilk eserini yazmıştır ve bu meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebep olan Fatma Hanım ile evlenmiştir.
1867 yılında hariciye mesleğini seçerek Paris Sefareti ikinci kâtipliğine atanmıştır ve burada 2.5 sene vazife yapmıştır. Bu sayede Fransız Edebiyatını da yakından tanıma fırsatına ulaşmıştır. Paris dönüşünde bir süre açıkta kaldıktan sonra 1881 senesinde Poti, 1882’de Golos, 1983’te de Bombay konsolosluklarına tayın edilmiştir. Üç sene kaldığı Bombay’da eşi Fatma Hanım’ın rahatsızlığı üzerine İstanbul’a döndüler ve Fatma Hanım Beyrut’ta hayata gözlerini yumdu.

Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkâtipliğine atanmasına karşılık Zeynep adındaki manzum piyadesi yüzünden görevden alınmıştır. Londra’da eski görevine geri döndükten sonra burada Nelly Hanım ile evlenmiştir. Nelly hanımın rahatsızlığı üzerinde 1900 senesinde İstanbul’a dönüp 1906’ya kadar burada yaşadı. 1906’da Brüksel’e tayin edildikten sonra 1911 senesinde eşi öldü ve Abdülhak Hamit Tarhan’da Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Cumhuriyet ilanından sonra anavatana döndükten sonra 1928 senesinde milletvekili seçildi ve ölene kadar bu görevi sürdürdü. 12 Nisan 1937 tarihinde de İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. 
Devamını Oku

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Ahmet Hamdi Tanpınar yazma dili sayesinde Türk Edebiyatı’nın gelişmesini sağlayan bir şair ve roman yazarıdır. 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul’da Dünya’ya gelmiştir. Kadılık görevini yapan babası ile beraber Anadolu’nun çeşitli şehirlerini ve köylerini de dolaşmıştır. 
1921 senesinde Yahya Kemal’in öncülük edip arkadaşları ile beraber çıkarmış olduğu Dergâh adındaki dergide ilk şiirlerini yayımlamıştır. Erzurum, Konya liselerimde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra Ankara Lisesi, Gazi Terbiye Enstitüsü, Kadıköy Lisesi’nde de edebiyat öğretmenliği görevine devam etmiştir. 1942 senesinde politikaya atılmış ve Maraş milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 24 Ocak 1962 senesinde İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Eserleri
Roman: Huzur(1949), Saatleri Aydınlatma Enstitüsü(1962), Sahnenin Dışındakiler(1973), Mahur Beste(1975), Aydaki Kadın(1986)
Şiir: Şiirler(1961)
İnceleme:  XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1949, 1966, 1967)
Deneme: Beş Şehir(1946), Yahya Kemal(1962), Edebiyat Üzerine Makaleler(1969), Yaşadığım Gibi(1970)
Hikâye: Abdullah Efendinin Rüyaları(1943), Yaz Yağmuru(1955), Hikâyeler(Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümünden sonra derlenen bu kitap, iki kitapta yer alan hikâyelerin yanı sıra daha önce kitaplaşan hikâyeleri de içeriyor)

UZUN
Ahmet Hamdi Tanpınar Hayatı Uzun
13 yaşındayken annesini kaybeden Ahmet Hamdi babasının tayiniyle beraber Antalya’ya yerleşmiştir. Lise eğitimini Antalya’da tamamladıktan sonra 1919 senesinde İstanbul’a gelmiştir ve burada İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitim almıştır. Yahya Kemal Beyatlı’dan etkilenmiştir ve bu sayede geniş bir edebiyat çevresine sahip olmuştur. 1923 senesinde Şeyhi’nin Husrev-i Şirin mesnevisi üzerine bir tez hazırlamıştır ve okuduğu fakülteden başarı ile mezun olmuştur. 15 Kasım 1939 yılında Tanzimat Fermanı’nın 100. Yılı sebebiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde açılmış olan kürsünün başına Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak geçmiştir. Bundan 3 yıl sonra da 1942 senesinde Maraş milletvekili olarak politikaya atılmıştır. 1946 senesine kadar Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik öğretmenliği görevlerini de üstlenmiştir. Milletvekilliğinin süresi dolduktan sonra İstanbul Üniversitesi’ne geri dönüş yapmıştır.
1953 senesinde Hollanda, Fransa, Belçika, İtalya, İngiltere ve İspanya’yı kapsayan ülkelere 6 aylık bir ziyarette bulunmuştur. 1955 senesinde Filmoloji Kongresi üyesi olarak üç hafta için Paris’e gitmiştir. 1957 senesinde Münih’te düzenlenmiş olan 14. Müsteşrikler Kongresi’ne bir bildiri sunmuştur ve ardından da 1959 senesinde Fransa, İngiltere ve Portekiz’de bir süre yaşamıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebi Kişiliği
Yahya Kemal ve Mustafa Şekip gibi şairlerin etkisinde kaldığı dönemlerde düşünsel alanın içerisinde Bergsonculuk felsefesini, yazın alanının içerisinde ise saf edebiyat anlayışını benimseyerek yazılarını sürdürmüştür. Dergâh, Hayat, Milli Mecmua, Oluş ve Görüş gibi dergilerde şiirlerini yayımlamıştır. Olgunluk dönemine eriştiği zaman şiirlerinin içerisinde hayattı ve kendisinden parçalar da sunmaya başlamıştır.

Şiirleri ile beraber öyküleri ve romanları ile de dikkatleri üzerinde toplamayı başarmıştır. Doğu – batı çatışmasına yer verdiği denemeleri ile düşün alanındaki yazıları ile de etkili olmuştur. 
Devamını Oku

Ahmet Haşim Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
1884 senesinde Bağdat’ta Dünya’ya gelen Ahmet Haşim, Fecri Ati dağıldıktan sonra da edebi anlayışını değiştirmemiştir ve sanat hayatına bu şekilde devam etmiştir. Ahmet Haşim sembolizm akımının edebiyatımızdaki en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Cenap Şehabettin’in uygulamış olduğu müzik ve ahengin ön plana çıktığı sembolist şiir anlayışına semboller ve hayal unsurlarını da başarılı bir şekilde eklemiştir ve şiirlerine bunu başarı ile uygulamıştır.
Arabistan vilayetlerinde memuriyet yapan babasının düzensiz iş görevi dolayısıyla ilkokul tahsili oldukça karışık geçmiştir ancak burada yaşadığı tarihte Arapçayı da öğrenmiştir. Annesinin ölümünden sonra 12 yaşında İstanbul’a babasıyla beraber gelerek burada Galatasaray Lisesi’ne başlamıştır. 1. Dünya Savaşı sırasında askerlik yapmıştır ve bu sayede pek çok Anadolu vilayeti görmüştür. 1924'te Paris’e giden Ahmet Haşim hastalığı nedeniyle de 1932 senesinde Frankfurt’a gitmiştir. Burada başından geçenleri ve yaşamını “Frankfurt Seyahatnamesi” adlı kitabında anlatmıştır.

Eserleri
Şiir: Göl Saatleri(1921), Piyale(1926)
Gezi: Frankfurt Seyahatnamesi(1933)
Deneme Fıkra: Gurebahane-i Laklakan(1928), Bize Göre(1928)

UZUN
Ahmet Haşim Hayatı Uzun
Bilinen ilk manzumesi olan “Leyal-i Aşkım” 1901 senesinde “Mecmua-i Edebbiye” dergisinde yayımlanmıştır. Bu dönemlerde Muallim Naci, Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin gibi edebi alanda yer etmiş isimlerin tesiri altında kalmıştır. Son sınıfta okuduğu dönemlerde Fransız şiirlerini ve sembolistleri tanımıştır. 1905 – 1908 seneleri arasında yazmış olduğu daha sonra da Piyale kitabına aldığı “Şii’r-i Kamer” serisinde yer alan şiirlerin mısralarında bulunan hayal zenginliği, iç ahenkte yer alan kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ilgi çekmiştir ve büyük takdir toplamıştır.
O güne kadar alışılmış olan şiirlere benzemediğinden ötürü tepkiler alan Ahmet Haşim, gelen tepki ve eleştirileri “Piraye” kitabında cevaplamıştır. “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” başlığı adı altında vermiş olduğu bu cevaplar aynı zamanda da sanatçının kendi şiir görüşünün bir açıklaması olmuştur. Ahmet Haşim yazmış olduğu bu yazıda şiiri şu şekilde tanımlamıştır:” şiir bir hikâye değil, sessiz bir şarkıdır; şair de ne bir gerçek habercidir, ne güzel konuşan insan, ne de bir kanun koyucudur.”
1909 senesinde kurulmuş olan Fecr-i Ati’ye girmiştir ve Servet-i Fünun’da şiirleri yayımlanmıştır. 1921 senesinde yayımlanmış olan Göl Saatleri adlı şiiri sayesinde üne kavuşmuştur. Milli Edebiyat döneminde de eser vermeye devam etmiştir ve Yahya Kemal ile birlikte saf şiirin en büyük temsilcisi olmuştur.

Ahmet Haşim Edebi Kişiliği
Ahmet Haşim Fecr-i Ati dağılsa bile hiçbir edebi topluluğa katılmadan edebi hayatına bağımsız olarak devam etmiştir. İlk şiiri olan Hayal-i Aşkım’ı 1905 senesinde yayımlayan Ahmet Haşim sembolizmden etkilendiği için doğa manzaraları ve sembolistlerin genel olarak tercih ettiği “gurup, akşam, şafak, gece, yıldızlar, güller” gibi konuları yazılarında kullanmıştır. Edebiyatımızda akşam şairi olarak da bilinmektedir. Sanat için sanat anlayışını benimseyen şair toplumsal konulara çok fazla değinmemiştir. Çocukluk anıları, aşk ve tabiat şiirlerinde yer vermiş olduğu başlıca temalardır. 
Devamını Oku

Ahmet Mithat Efendi Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
1844 yılında İstanbul’un Tophane semtinde dünyaya gelmiştir. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekâr çamaşırı diken Nafise Hanımdır. Annesinin ilk evliliğinden bir ağabeyi (İbrahim) ve üç kardeşi vardır. (Halime, Şerife, İsmet) 6-7 yaşlarında babasını kaybetmiştir ve ailesi geçi zorluğuna düşmüştür. Ailesi ile babasının kaza müdür olarak görev yaptığı Vidin’e gitmiştir. Burada mahalle mektebinde öğrenim görmeye başlamıştır. Ertesi yıl İstanbul’a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi’nde devam etmiştir.  1861’de ağabeyi yeniden Vidin’e atanmıştır ve Ahmet Mithat Efendi ağabeyinin yanına giderek Niş Kasabasında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirmiştir.


Eserleri: 

Hasan Mellah yahud Sır İçinde Esrar(1874), Dünyaya İkinci Geliş yahur İstanbul’da Neler Olmuş(1875), Hüseyin Fellah(1875), Eflatun Bey ile Rakım Efendi(1875), Karı-Koca Masalı(1875), Paris’te bir Türk(1876), Çengi(1877,oyun), Süleyman Musuli(1877), Yeryüzünde Bir Melek(1879), Henüz On Yedi Yaşında(1881), Karnaval(1881), Amiral Bing(1881), Vah(1882), Vah!(1882), Acaib-i Âlem(1882), Dürdane Hanım(1882), Esrar-ı Cinayat(1884), Cellad(1884), Volter Yirmi Yaşında(1884), Hayret(1885), Çinli Han(1885), Çingene(1886), Demir Bey Yahud İnkışaf-ı Esrar(1887), Fenni Bir Roman Yahud Amerika Doktorları (1888), Haydut Montari(1888), Gürcü Kızı yahud İntikam (1888), Nedamet mi? Heyhat(1889)

UZUN
Ahmet Mithat Efendi Hayatı Uzun
Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk’a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk’ta bir devlet dairesine memur olarak atanmıştır. Memuriyet yıllarında Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerletmiştir. Bunu takdir eden Mithat Paşa ona kendi adını vermiştir. Böylelikle Ahmet isminin yanına Mithat ismi gelmiştir. Memuriyet dönemlerinde Tuna Gazetesi’nin yazı işlerine yardımcılık yapmıştır.
1866’da ağabeyinin yanına, Sofya’ya tercümanlık için gitmiştir. Sofya’da ailesinin isteğiyle evlendirilmiştir. Kısa süre sonra tekrar Rusçuk’a dönmüştür. 1868’de Tuna Gazetesi’ne yazar olarak göreve başlamıştır ve gazetenin başyazarı olmuştur.
Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği’ne tayin olmuştur. Kendisinin isteği üzerine Ahmet Mithat’ı da yanında götürerek Zevra gazetesinin başına geçirmiştir.  Gazete yönetmenliği yaparken sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırlamıştır. Kitabı, Maarif Nezareti’nin yarışmasında ödül kazanmıştır.
Ağabeyi öldükten sonra ailesinin geçimini üstlenmiştir. Çeşitli gazetelerde çalışmıştır. Namık Kemal ile tanışarak, Namık Kemal’in yayınlamaya başladığı İbret gazetesinin sürekli yazarları arasına girmiştir. Duvardan Bir Sevda adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlanmıştır. Bu yüzden Rodos’a sürülmüştür.
38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınlamış, çocuklara ders vermiştir. Medreseyi Süleymaniye İlkokulunu açmıştır. Çıkan af sonucu İstanbul’a geri dönmüştür.
Döndükten sonra gazetecilik, romancılık ve yayıncılığa devam etmiştir. İttihat Gazetesini çıkartmıştır. Osmanlı Sarayı desteğiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başlamıştır. Bu dönemde annesinin kız kardeşinin kızı olan, Fitnat Hanıma âşık olmuştur. Aralarındaki mektuplaşma kitap olmuştur.
Yazar, II. Meşrutiyet Döneminde yaş sebebiyle emekli olmuştur. Darülmuallimat’ta dersler vermiş, yazı hayatından çekilmiştir. Darüşşafaka’da gönüllü öğretmenlik yapmıştır. 28 Aralık 1912’de Darüşşafaka’da nöbetçi olduğu sırada, kalp durmasından hayatını kaybetmiştir. Fatih Camii Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Edebi Kişiliği

Ölümüne dek iki yüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının önemli kişiliklerindendir. En büyük arzusu kitap okuyan bit toplum yaratmaktır. Çoğunlukla hitap etmektir. Dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser vermiştir kırk beygir gücünde yazı makinesi” olarak tanınmıştır. Eserlerinde Avrupa’nın çalışkanlığını överken, Osmanlı Devletinin ahlaki değerlerini koruması gerektiğini vurgulamıştır. 
Devamını Oku

Ahmet Kutsi Tecer Hayatı

ÖZET
4 Eylül 1901 yılında Kudüs’te dünyaya gelmiştir.  Dört çocuklu ailenin en küçüğüdür. Babası, dünyaya geldiği sırada Kudüs Düyun-u Umumiyesi müdürü Abdurrahman Bey, annesi Hatice Hanımdır. Ailesi Eğin Apçağa köyündendir. Ahmet Kutsi’nin Kutsi adı Kudüste doğduğundan dolayı gelmiştir. Asıl adı Ahmet’tir. İlk Öğrenime Frères des écoles chrétiennes okulunda başlamıştır. Daha sonra babasının tayini nedeniyle Kırklareli’nde ilk ve orta öğretimi tamamlamıştır. Liseyi Kadıköy Sultanisi’nde ücretsiz yatılı okumuştur. Daha sonrasında 1992 yılında, iki yıllık Halkalı Ziraat Yüksek Okulu’nu bitirmiştir. Ardından Yüksek Öğretmen Okulu imtihanını kazanarak iki yıl Darülfünun ’un Felsefe Bölümünü bitirmiştir. Öğrencilik yıllarında şiirleri Dergâh Dergisi’nde yayınlanmıştır. 1925’de Yüksek Öğretmen Okulu’na ara verip, bursuyla biyoloji okumak için Fransa’ya gitmiştir. Paris’teki hayatını Paris Acıları adlı şiirinde yansırmıştır. 1928’de yurda dönerek, Halk Bilgisi Mecmuasında yazılar yayımlamıştır. 1929 yılında Darülfünundan mezun oldu.

Eserleri:
Şiir: Şiirler (1932), Tecer’in Bütün Şiirleri (2002)
İnceleme:  Köylü Temsilleri (1940)
Tiyatro Eserleri: Yazılan Bozulmaz(1946), Köşe başı(1964), Koçyiğit Köroğlu(1949, 1961), Bir Pazar Günü(1957), Satılık Ev(1961).

UZUN
Ahmet Kutsi Tecer Hayatı Uzun
Sivas Lisesine edebiyat öğretmeni olarak atanmıştır ve 4 yıl kalmıştır. Çalıştığı okulda Toplantı adıyla bir öğrenci dergisi çıkartmıştır. Arkadaşları Vehbi Cem ve Muzaffer Bey ile birlikte 5-7 Kasım 1931’de Halk Şairleri Bayramını gerçekleştirmiştir. Bu şenliklerde Âşık Veysel ile dost olmuşlardır ve Âşık Veysel’in tanınması için çalışmıştır. Halk Şairlerini Koruma Derneğini kurarak halk müziğinin tanınmasını ve radyoya girmesini sağlamak için çalışmıştır.
1934’te Milli Eğitim Bakanlığı’nda Yüksek Öğrenim şube müdürü olarak atanmış ve beş yıl bu görevde kalmıştır. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde kompozisyon ve Gazi Lisesi’nde felsefe dersleri vermiştir. Devlet Konservatuarı’nın kuruluşunu hazırlayanlar arasında yer almıştır.
1937’de öğretmen Mualla Hanım ile evlenmiş ve iki çocuğu olmuştur. Sonraki yıl Yüksek Öğrenim Genel Müdürü olarak atanmıştır. Bu sayede arkadaşı Muzaffer Sarısözen’i Ankara Devlet Konservatuarı Folklor Arşivi Şefliğine tayin etmiştir.

1942’de Talim Terbiye Kurulu üyeliğine atanmış, ardından da VI. Dönem Adana ve VII. Dönem Urfa milletvekili olarak TBMM’ de yer almıştır. Milletvekilliği sırasında Halk Evleri Şenliği düzenlemiştir.
1941-1945 yılları arasında Ülkü Mecmuasının, Halk Evlerinin yönetimini üstlenmiştir. Mecmuanın ideolojisinde fikir ve sanat hareketlerine yer vermek ve kitap tanıtımı yapmak vardır. Aynı zamanda Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan gibi âşıkları, yurt genelinde tanıtma çalışmaları vardır.

Tacer, 1947-1951 yılları arasında Paris Kültür Ataşesi ve Öğrenci Müfettişi olarak görevlendirilmiştir. Paris’te müzik eğitimi için bulunan harika çocuk İdil Biret ile ilgilenmiştir. 1948 yılında Ankara’da kurulan UNESCO Komitesi’nde görevlendirilmiştir. Toplulukta Türk kültürünün gelişmesine hizmet etmiştir. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli dersler vermeye devam etmiştir. Türk Dil Kurumu’nun üyesi olmuştur. İstanbul Eğitim Enstitü’nde öğretmen iken 1966 yılında emekli olmuştur. 23 Temmuz 1967’de hayata gözlerini yummuştur.
Devamını Oku

Ahmet Muhip Dıranas Kimdir Kısaca Hayatı ve Eserleri

ÖZET
Ahmet Muhip Dranas ünlü bir şair ve oyun yazarıdır. Daha çok oyunlarıyla tanınır. 1909 yılında Sinop’ta doğmuştur. Ankara Erkek Lisesi’nde Nafiz Çamlıbel ve Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi olmuştur. Şiir sevgisinin gelişmesine sebep olmuşlardır. Liseden sonra Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde çalışmıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde iki yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okumuştur. Bu bölümden mezun olmuştur ve çeşitli yerlerde görev almıştır. Anadolu Ajansı, Devlet Tiyatrosu ve İş Bankası’nda üst düzey görevlere getirilmiştir. Politikaya atılmış ve Zafer gazetesine yazmıştır. 21 Haziran 1980’de Ankara’da vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Sinop’un Salı Köyüne defnedilmiştir.

Eserleri
Şiirler(1974), Kırık Saz(1975), Yağma, Fahriye Abla, Rüzgâr, Kar, Olvido, Elif, Yoldan Geçenler, Gölgeler(1947), O Böyle İstemezdi(1948), Bitmez Tükenmez Can Sıkıntısı, Büyük Olsun Atlıkarınca, Apal(1940), Fransa’da Müstakil Resim (1937), Çalar Saat(çeviri)

UZUN
Ahmet Muhip Dıranas Hayatı Uzun
Sinop’un Salı köyünde dünyaya gelmiştir. Ankara Erkek Lisesi’ni bitirmiştir. Lisedeki edebiyat öğretmenleri, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Faruk Nafız Çamlıbel’dir.
Lise hayatında şiir sevgisinin gelişmesinde Ahmet Hamdi Tanpınar ve Faruk Nafiz Çamlıbel etkili olmuştur. Üniversiteden sonra, Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yapmıştır. Dolmabahçe Resim ve Heykel resim yardımcılığında bulunmuştur.
1939’da Ankara’ya dönmüştür ve CHP Genel Merkezi’nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları’nı yönetti. Ağrı’da askerliğini yaptıktan sonra, Ankara’da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı, daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi olmuştur. Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır. Politikaya atılarak Zafer Gazetesinde yazılar yazmıştır. Birkaç kez DP(Demokratik Parti) ‘den milletvekili adayı olmuş ama seçilememiştir.
İlk yayımlanan şiiri Bir Kadına şiiridir. Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua ’da çıkmıştır. Şiirleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Bunlar İş Bankası Kültü yayınları arasında “Şiirler” adıyla çıkmıştır.(1974)
21 Haziran 1980’de Ankara’da vefat etmiştir. Cenazesi Sinop’ta toprağa verilmiştir.

Edebi Kişiliği

Muhip, şiirde ahenge ve sese önem vermiştir. Hece şiirinin son kuşağı denebilecek şairler arasındadır. Çağcıl batı şiirine en yakın şiirler yazmıştır. Kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde etkili olmuştur. Hocası Tanpınar gibi az şiir yazmıştır ve şiirleri şiiri yazdıktan elli yıl geçtikten sonra kitaplaşmıştır. Fransız şiirlerinden etkilenmiştir. Aynı zamanda Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Haşim’den de etkilenmiştir. Böylelikle kendine özgü bir tarzda özgün bir şiir anlayışına ulaşmıştır. Hecele ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekte çağdaşlığı yakalamıştır. Yurdu insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk tabiat, ölüm, hatıra düşündürücü bir biçimde işlenmiştir. Şiirleri toplumsal değildir, bireysel konuları ele almıştır. Fahriye Abla, Türk edebiyatının en ünlü şiirlerindendir. Şiirlerinde özellikle Baudelaire’nin yanı sıra Verlaine ve Rimbaud’un etkisi görülmüştür. Lirik bir şiir tarzıyla tanınmıştır. 
Devamını Oku

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *